Aşk'ı Ölümsüzleştiren Adam
Friday, September 23, 2011 7:11:34 PM
“Aşk meclisi için ben nasıl ah eylemeyeyim? Ben de bu sesten başka ne kazanç var?”
1. Ruhsârına ayb etme nigâh ettiğimi
Gözyaşı döküp nâle vü âh ettiğimi
Ey padişeh-i hüsn terahhum çağıdır
Affeyle ki bilmişem günah ettiğimi
2. Şikâyet-nâme’den:
“Ağlayan zavallı, toprak olmuş Fuzuli arz eder. Yalnızlık makamında oturup, kanaat köşesinde bulunuyorken, başıma yükselmek sevdası düştü. Ki, bu zevk ehillerinin tamahı idi. İyi bir ad kazanma ve makamımın yükselmesini arzuladım. Padişahın lütfuna erişerek kıymetimin yükselmesini istedim. Kıskançların ayakları altında çiğnenip kırılacağımı bilemedim. Allah’tan el çekerek, başka kapılara sığınanlar, bozguna uğrarlar ve bütün umutları kedere, üzüntüye döner.”
3. Beyitler:
“Sürdü Mecnun nevbetin şimdi benem rüsvâ-yı aşk
Doğru derler her zaman bir âşıkın devranıdır”
“Ne yanar kimse bana âteş-i dilden özge
Ne açar kimse kapım bâd-ı sabâdan gayrı”
“Işk derdinden olur âşık mizâcı müstakim
Âşıkın derdine derman etseler bimâr olur”
Divan şiirimizin iki büyük şairinden hem ilki, hem de sonuncusu olan Fuzulî, “rubaî”sinin yanında, ele aldığımız “beyit”lerinde bakalım neyi, nasıl, ne amaçla söylemiş? İkide bir dil değiştirme sevdamızın ayıbını, belki de “kendimizi kendimize tercüme etmekte” buluruz.
1. “Yanağına baktıkça gözyaşı döküp, inlediğim ve ah çektiğim için beni ayıplama. Ey güzellik padişahı olan sevgilim, şimdi acıma çağıdır. Ben, böyle davranmakla günah işlediğimi biliyorum. Beni bağışla.”
3. “Mecnun nöbetini (devrini) tamamladı. Şimdi aşk elinden değersiz görülen, (adı çıkan) benim. Fakat doğru demişler: Her zaman, bir aşıkın devridir.”
“Gönül ateşinden başka bana yanan yok. Sabah rüzgârından başka da kimse kapımı açmıyor.”
“Aşıkın ruhu, aşk derdi ile rahata erer. Aşıkın derdine çare bulsalar, aşık (bu çareden) hasta olur.”
Her devirde görülen işine ilgisiz ve başkalarının hakkını “iç eden” memurlarca, rüşvet değildir diye selâmı bile alınmayan bu büyük şairimizi, daha çok “aşk ve yalnızlık” şairi olarak tanıyoruz. Hakkında fazla bilgimiz yok. Gerçek adı, Mehmet’tir. Şiirlerinde; “fazlalık, gereksiz, boşboğaz, erdemli” anlamlarına da gelen “Fuzulî” mahlasını kullanır. Bağdat, Hille ve Kerbelâ’da yaşadığı söylenir. Türbesi, Saddam’ın hışmına uğramıştır. Beşerî aşktan, İlâhî aşka yükselmiştir. Bütün dünya edebiyatlarındaki en güzel “Leyla ve Mecnun” mesnevisi onundur. Türkçe, Farsça, Arapça “divan”ları vardır. Bunların dışında daha birçok eserin sahibi olan Fuzulî, 16. yüzyılın biricik “şiir padişahı”dır. Söylerken, düşündürmeyi de çok seven şairin “sarsıcı tespitleri” vardır:
“Aşk imiş her ne var âlemde
İlim bir kıyl ü kâl imiş ancak”
Öyle ya, ilim bir dedikodudan ibaret olmasaydı, bugün bütün insanlığın hizmetinde olmaz mıydı?
Oyhan Hasan Bıldırki
ALEVDEN DOSTLUKLAR, s.192 vd






