Bir Aslan Tuntaş Vardı
Friday, September 23, 2011 5:17:07 PM

Aslan TUNTAŞ, 20 Ağustos 1962 yılında Söke’de doğdu. Bir kas hastalığı nedeniyle hiç yürüyemedi. Bu şartlar altında Sadullah Kuşada İlkoku’ndan mezun oldu. Rahatsızlığı yüzünden daha fazla okuyamadı. Ancak Tuntaş, kendi kendisini yetiştirebilen ender kişilerden biridir. Gündelik hayatını çok okuyarak sürdürdü. Okumak ve şiir yazmak, onun kısa hayatının en çarpıcı bir özetidir. 23 Mart 1995 tarihinde ölen “Beşparmak Şairi” Aslan Tuntaş’tan, geriye kendi el yazısıyla düzenlediği yayıma hazır bir çok defter kalmıştır. Oyhan Hasan BILDIRKİ’nin deyimiyle; “Şiire sevdalı, kara sevdalı” olan Aslan Tuntaş’ın tek eseri, 1991 yılında yayınlanan ZAMANDAN GEÇERKEN adlı şiir kitabıdır.
______________________________________________
BİR ASLAN TUNTAŞ VARDI
______________________________________________
“Bir Aslan Tuntaş vardı, şiire sevdalı, şiirin sonsuz ufuklarında kanat çırpan. Doğaya vurgundu, sevgilere kapılarını açmış, kendi küçük, sınırlı dünyasının şiirini yazıyordu. Genç bir soluktu, söndü.
Onu, ilk defa, “Deliririm” adlı şiiriyle tanımıştım. Sevincini, kuş olup uçma dileğini, gerçekleşmeyen düşlerini anlatıyordu:
Doğayı kucaklarım baharla
Sevinirim
Kuş olup uçarım
Gözlerimde sen varsın
Gerçekleşse düşlerim
Örneğin başbaşayız
Sevişiyoruz
Deliririm (1)
O, sonsuz yalnızlıkların ıstırabını çekiyor, boşluklara dost diye sığınıyor, dönüşü olmayan bir yola girdiğini biliyor, ille de yapayalnız göklerde bir kuş olup, uçmayı istiyordu. Temiz, samimi duygularını, mısralarının arasına serpiştiriyordu:
Usanç duyuyorum istemekten
Eskiden, yeniden dilenmekten
Her defa ümit sırtını çevirmiş
Benliğimi böcekler su diye içmiş
Şimdi geri istiyorum kendimi
Dağlar siz de konuşun ağlatmayın beni (2)
Dağlar sonunda konuştu mu, ne? Aslan’ı, vaktinden önce, aramızdan aldı. ”Gökkuşağı”nı bekleyen, beyaz bulutlardan vefa uman, masmavi gökyüzünü, güneşi, yağmuru, ağaçların yeşilliklerini seven şair, ardı sıra, bir sürü hasretler bıraktı, gitti. Aslan’ın şiirlerinde, yaşama sevincinin parıltılarına rastlarsınız. Hayatın zorlukları, özel durumuna rağmen, arada bir “usanç” duysa bile, onu yıldırmıyordu. Çünkü o, gönlünü, nakış nakış işleyen hazlara, ufuklarda dolaşan gri, beyaz bulutlara kaptırmıştı.
Aşklar içimde, sevgiler çağlıyor
Yemyeşil ışıklar yakıyor bahar
Bende ne acı, tatlı hikâyeler var
Dinleyin!.. (3)
Fakat bu ses, bize fırsat vermeden sustu. “Uçuşan kanatlı zamanla yarışan” şair, acı-tatlı hikâyelerini tam sıralamaya başlamış, devamını anlatacakken, ölüme yenik düştü.
Gece!
Gece!
Göğün sesinde
Gözleri kör olmuş
Kim bilir hangi sihirli destanı yazacak
Uçuşan kanatlı zaman? (4)
Aslan’ın düşlerinde, yüreğine habersizce giren korkular vardı. Bu korkular, ümitsizliğe düşmesine yetiyordu.
Böyle zamanlarında, bütün güzellikler anlamını kaybediyordu. Aslında Aslan, bir bakıma kendisini değil, hepimizi anlatıyordu. Onun bu korkularını, hayatımızın belli dönemlerinde, hangimiz yaşamadık?
Çarpıyor düşlerime,
Kader denizinin dalgaları
Aklım çalkalanıyor, güzellikler anlam taşımıyor
Korku yüreğime girdi habersizce
Canımda kör bir yolcu var
Çarpıyor oraya buraya bedenim
Sarsılıyor
Yumak olmuş bu gece yıldızlar
Yanıp sönüyorlar
Çarpıyor ümitsizliğime o ışıklar. (5)
“Candaki kör yolcu” benzetmesi, dikkati çekici değil mi? Özlemlerin hüznünü, sıcak, dost mısralarında yakalıyoruz.
Sükut
Geceme gerekiyor
Olacak olmadı
Kerbelâ ortalık
Hayatın özünü kaçırdım elimden
Açıklanacak, açıklanacak bir şey yok
Çıkamadım içerden!.. (6)
Aslan, kısa, öz, çarpıcı bir şiirin örneklerini verirken, bu yolda ustalaşırken, aniden, hiç haber vermeden, aramızdan ayrıldı. Beşparmak, kim ne dersi desin, nasıl düşünürse düşünsün, bana göre, gerçek bir yıldızını kaybetti. Düşünceler içinde yoğrulmaktan doğrulmak isteyen, mutluluk diyarlarının sürgünü Aslan Tuntaş’ı, rahmetle anarken, sanki vasiyetiymiş gibi geride bıraktığı “Çizgiler” şiirine dikkatinizi çekmek istiyorum:
Çarpık çizgileri birleştirin
Efkarı umumiye sevinsin
Üçgeni kalp yapın
Süsleyin, püsleyin
Sevgilime göndereyim
Çizgiler birleşsin
Kalbim sevinsin. (7)
Bir Aslan Tuntaş vardı, şiire sevdalı, kara sevdalı. Şiirin sonsuz ufuklarında kanada kalkan, bütün sevgilere kapılarını açmış. O, şimdi yok artık. Sustu.
Ruhu şad olsun!” (8)
Oyhan Hasan Bıldırki
(1) TUNTAŞ Aslan, BEŞPARMAK Aylık Kültür ve Sanat Dergisi - Aralık 1989 Sayı: 4 s. 9
(2)TUNTAŞ Aslan, BEŞPARMAK Aylık Kültür ve Sanat Dergisi - Ocak 1990 Sayı: 5 s. 12
(3) TUNTAŞ Aslan, BEŞPARMAK Aylık Kültür ve Sanat Dergisi - Nisan 1990 Sayı: 8 s. 25
(4) TUNTAŞ Aslan, BEŞPARMAK Aylık Kültür ve Sanat Dergisi - Haziran 1990 Sayı: 10 s. 17
(5) TUNTAŞ Aslan, BEŞPARMAK Aylık Kültür ve Sanat Dergisi - Temmuz 1990 Sayı: 11 s. 6
(6) TUNTAŞ Aslan, BEŞPARMAK Aylık Kültür ve Sanat Dergisi - Ekim 1990 Sayı: 14 s. 5
(7) TUNTAŞ Aslan, BEŞPARMAK Aylık Kültür ve Sanat Dergisi - Ağustos 1990 Sayı: 12 s. 10
(8) BILDIRKİ Oyhan Hasan, BEŞPARMAK Aylık Kültür ve Sanat Dergisi - Mayıs/Haziran 1995 Sayı: 67 s. 4-5
* Günbaş Ahmet, Aslan TUNTAŞ / Erken Ölümlü Şairler Antolojisi, S. 137 vd.






