İlk Gazelcilerimizden Ahmedî
Friday, September 23, 2011 8:49:30 AM
Arada bir, şiir ufuklarında gezintiye çıkmakta fayda var. Gün gelecek eski Türk şiiri örnekleriyle, klasik şiirimizden şaheserlerle yola devam edeceğiz. Sonra sonra, günümüz şiirine de uzanacağız. Amacım, heybemdeki bilgilerle, benim dışımdakilere yardımcı olmaktır.
Ahmedî, 14. yüzyılın önde gelen divan şairlerindendir. Asıl adı Taceddin İbrahim’dir. Kütahya’da doğmuştur. Öğrenim için Mısır’a da giden şair, Kahire’de; doğu ve Yunan mitolojilerini incelemiştir. Horasanlı Hoca Dehhâni’nin başlattığı propan (din dışı) şiiri, tek başına temsil eder. Bursa’da da bulunmuş, Amasya’da ölmüştür. Germiyanoğlu Süleyman Şah, Yıldırım ve Timur’la dost olmuştur. Edebî incelik ve güzellik anlayışında İran şiirinin etkisinde kalsa da, Türk motiflerine sımsıkı bağlıdır. Çağının sosyal gelişmelerine şiirlerinde geniş ölçüde yer vermiştir. Mesnevilerinde bilim ve kültür konularını işlemiştir. Söz sanatlarıyla süslediği şiirleriyle, bu yolda yarattığı ahenkle, daha sonra şairlerin tamına etki götürmüştür.
“Divan, İskendernâme, Cemşid u Hurşid, Tevârih-i Mülûk-ı Âl-i Osman, Tervihu’l-Ervâh” bilinen eserleri arasında yer almaktadır. Farsça eserleri de vardır.
GAZEL
Sabâ Mesih-dem olub bahârdan bu gece
Hıtâ’ya benzedi gülşen nigârdan bu gece
Sabuh içmedi gündüz çemende gül-ruhsar
Bu nerkisün gözü nedür humârdan bu gece
Müzeyyen oldu reyâhin bezendi bâğ-ı çemen
Meğer ki bâğa haber geldi yârdan bu gece
Ne dil-nevâz göründü vü hem de cân-efruz
Murâda erdi gönül rüzgârdan bu gece
Aruzun “Mefâilün feilâtün mefâilün feilün” kalıbıyla yazılan bu gazelde, görüldüğü gibi içinde şairinin mahlasının da yer alması gereken “makta” (bitiriş) beyti yok. Bu, 14. yüzyıl şiirinde görülen bir özelliktir. Gazelde “bahâr, nigâr, humâr, yâr, rüzgâr” sözleri arasında zengin kafiye var, “-dan bu gece”ler rediftir. (aa, ba, ca, ça) şeklindeki klâsik gazel kafiyelenişini burada da görmekteyiz.
Şimdi günümüz diliyle şiire yaklaşalım:
“Sabah yeli, bahardan aldığı etkiyle olmalı, bu gece Hz. İsa’nın ölüleri dirilten nefesine döndü. Gül bahçesine gelen sevgili, gelişiyle gezindiği bahçeyi Hıtâ ülkesine çevirdi. Gül yüzlü, ne sabah, ne gündüz ağzına içki (de) komadı. Fakat bu nergisin gözü, neden mahmur bu gece? Reyhanlar süslendi, bahçe çimenlerle bezendi. Meğer sevgili, bahçeye geleceğinin haberini vermiş bu gece. Gönül, rüzgârın himmetiyle dileğine ulaştı bu gece. Lâkin o iç aydınlatan ve gönül okşayan henüz görünmedi.”
Bu gazelinde Ahmedî, ilkbahar ve sabah yelinin diriltici özelliğini anlatıyor. Gül yüzlü sevgilinin gözlerini, nerkise benzetiyor. Çiçeklerin açılmasını, “resim gibi güzel” sevgilinin bahçeye gelişine bağlıyor ve bütün bunları da bilmezden geliyor. “Rüzgâr”da, hem sabah yeli, esinti ve hem de yaşanılan zaman olmak üzere iki mânâ var. Dilinde Osmanlıca tamlamalar görülüyor. “Mesih, gül-ruh-sar, bâğ-ı çemen, Hıtâ” gibi mazmun (kalıp söz)lardan hareketle, tabiat varlıkları, insan ve “mit”ler, efsaneler arasında ilişkiler kuruyor.
Sözün özü, “divan şiiri” zor, fakat güzel değil mi?
Oyhan Hasan Bıldırki - ALEVDEN DOSTLUKLAR, s.196 vd)







