Oyhanata'dan Kafdağı'nın Ardına Yolculuk
Monday, September 26, 2011 6:45:48 AM
Özgün hikâyeleri, sevecen şiirleri ile tanıdığımız Oyhan Hasan Bıldırki bu kez karşımıza bir “Masal Dedesi” olarak çıktı. Kendisi vaktiyle “masal analarından dinlediklerini kültür dili ile ancak halk anlatımının akıcılığı içinde bizlere sundu. “Üç Elmadan Biri Sana” isimli masal kitabında yer alan 25 masalın her biri bir diğerinden güzel.
Masal deyince çoğumuz burun kıvırır geçeriz. Sanki okuduğumuz her yazı, duyduğumuz her söz gerçeğin ta kendisi imiş gibi masalı küçümseriz. Bir romanın, hikâyenin konusu ve kişileri her ne kadar gerçekten alınmış ve gerçeğe yaklaştırılmış ise de o romancının hayal gücünde şekillenmiştir. Demem o ki gerçeğin ta kendisi değildir. Başarılı bir roman ya da hikâyede her okuyan az çok kendini veya yakınlarından birini bulabilir. Bu hâl onun gerçek olduğunu yansıtmaz. Ancak gerçek olaylardan yararlanmış ya da esinlenmiş demektir.
Masaldaki olay ve kişilere baktığımızda onu kurgulayan, canlandıran “masal analarfnın ustası olan başka bir masal anası veya dedesidir. O kulaktan kulağa aktarıla aktarıla her anlatıcının ustalığı çerçevesinde katkıları ile gelişmiş; hoş olmayan, kulak tırmalayan ya da törelere aykırı düşen kısımlar törpülenerek, süzüle süzüle özel ve güzel olma niteliğini kazanmıştır. Eskilerin deyimi ile “maşer-i vicdan” dedikleri “toplumun iyiyi kötüden, güzel olanı çirkinden, doğruyu yanlıştan ayırt edebilme gücü” böylece masallara yansımıştır. Atalarımızın neyi beğendiklerini, neyi hoş görmediklerini masallara bakarak anlayabiliriz.
Evet masal, masaldır; olaylar ve kişiler gerçek dışıdır. O gerçek dışılıklar, öyle düşünce yüklüdür ki onlarda herkeskendinden bir-iki değil belki beşlerle, onlarla sayılabilecek yanlar bulabilir. “Masallar, kötüyü yermenin, kulağı büküleceğe iyi örnek göstermenin en kestirme yollarının başında gelir. Hele bizim masallarımızda sabrın, başkaları uğruna ölümü göze alabilmenin en güzel . örneklerini bulursunuz. Zora düşmek tamam, ama daima zor durumda kalmak, bizim masallarımızda sonuç değil, kurtuluşa açılan birer köprüdür.”
Masalların başındaki tekerlemeler bizi gerçek mekândan alıp soyut fakat algılarımızın ve hayallerimizin son sınırına ulaşan bir uzamda dolaştırır. Böylece bizim zihnî yoğunlaşımızı sağlar ve denetim altına alır. Geçtiğimiz yıllarda yüz binlerce baskısı yapılan çocuk edebiyatı ile ilgili bir yabancı kitap da aynı şeyi yapmıyor muydu? Büyü sayesinde çocuklarımızı gerçek mekândan alıp saymaca bir uzamda dolaştırmıyor muydu? Bıldırki’nin “önsöz”ünde verdiği örnekteki “Pinokyo” ne kadar gerçekçi? Evet, “Pinokyo”ya taş çıkartacak bir “Parmak Çocuk” masalımız var bizim. Hem de Anadolu’nun her ayrı bölgesine has ayrı çeşitlemeleri “varyant” ile boy göstermektedir.
Çocukluğumuzda Eflatun Cem Güney’in masallarının bağımlısı olmuştuk. Her masalı defalarca dinlememize, okumamıza rağmen bıkmadan usanmadan hep aynı ilk zevkle tekrarlardık. Ben şahsen Halk edebiyatı sevgisini, zevkini ondan tatmışımdır.
Şimdi, Bıldırki’nin “Üç Elmadan Biri Sana” adını verdiği “Söke Masalları”nı o günleri anımsayarak okudum. Her masalda çocukluğumu yaşadım. Hep olmayan diyarlara, geçmemiş ve geçmeyecek zamanlara gittim. Evet, Oyhan Dede beni evvel zamanda kendi deyimi ile “zaman ötesi”ne, develerin tellallık, pirelerin berberlik ettiği olasız bir zamana ve Kaf Dağı adında olasız bir dağın ardına götürdü. Çok güzel anlar yaşadım. Zihnim dinlendi, gönlüm şenlendi.
Masallardan çıkardığımız dersler mi? Onları da siz bulun… Herkes kendine, kendi yaşına ve dişine göre çok ders bulacaktır.
Bakalım siz de “masallarımızın uygarlık alanında yapılan bütün ilerlemelerin temel taşları olduğunu” görebilecek misiniz?
“Gökten düşen üç elma”dan birini masalın ilk sahibi, ikincisini anlatıcısı kaparken üçüncüsüne siz sahip olmak istemez misiniz? Öyleyse buyurun Oyhan Hasan Bıldırki’nin derleyip kaleme aldığı “Üç Elmadan Biri Sana” adını verdiği “Söke Masallarında buluşmak üzere…
Yaşar Çağbayır
Sarızeybek Dergisi, Yıl: 8 Sayı: 49 Mart - Nisan 2011






