ederlezi-serâzad

ederlezi

ederlezi

  • Age: 3
  • Country: Turkey
  • Member since: Jul 2009

About me

uslanmak uzlaşmaktır..
haymatlos, yani ki vatansız, bir vatanı olduğu halde vatansız; dünya vatandaşı; ölseler, bir mezar taşları olmayacak.
(saftık çocukken, nötrdük..lüzumsuz insan portreleri çizmezdik..dış dünyanın pisliklerinden yalıtılmıştık; tadına varıyorduk alabildiğine, henüz hormonlanmamış domatesin, acı biberin, hayatın, yoksulluğun, mahrumluğun hüzünlü lezzetinin, kendimizce dünyadan ayrık sayılabilecek bir yerde, ayrık dünyamızda..
sonra kutuplandık onaltılarımızda, uykulara hazır; uzun uzadıya ve aramıza ayrılıklar girdi..sonra uyandık, en kötü sonbaharımıza..
sonra, modernizm her yana, her yere bulaştı..hikâyemiz bir yerlere akıp giderken direndik, dayanamadık daha fazla, kollarına bırakıverdik kendimizi, bize ait olmayan bir hayatın.. daha önce hiç tanışmadığımız bu acaip yabancıyla karşılaşınca fena çuvalladık, hayattan düştük, çalındık bir şekilde, her birimiz birer birer.
sonra, bizler için özenle hazırladığı labirentlerine konulduk, acımasız..karşısında, bütün bildiklerimiz, edindiğimiz tecrübeler, modernistlerin okyanuslar(!)gibi derinlikleri(!) ile kıyaslandığında, orta boy bir poşete sığacak kadardı..eski ucuz taşbaskı romanların tıpkıbasım nüshaları gibiydik..bekledik durduk sihirli değneği ve dünya hâlâ yerindeydi..oysa uysallığı, uyumu fena protesto etmiştik, baştan..başının okşanmasını istemeyen, yoğun “aferin” beklentilerine kapalı, göreni memnun edecek figürler çizmeden, uyumu kapı üzerindeki kilit ve anahtara bırakarak, modern hayatın sunduğu nimet ve menülerin üzerine bevlederek ve hiç üstümüze sıçratmadan..çok önemsediğimiz, canımız gibi koruduğumuz kitapları, gizli bölmelere, raflara, sandığa, nar gibi kızarmış sobalara göndererek.)
..
(sonra çıktın ininden, işte dünya tutuştu!.gerisi teferruat ve rötuştu..kütüphaneler, okuma salonları birer genelevdi artık..fakülte amfileri, kafeler, parklar, sergiler, sanat evleri, tiyatrolar, şehir hayatından henüz bezmemiş modern insanın umumi mastürbasyon mahalleri, modern helâlarıydı..bir sifonluk saltanata sahipti bütün üretimleri..hâlbuki, süt dişlerimizi kulübemsi ahşap teneke arası gecekondularda, kartal yuvalarında bırakmıştık..sırtlarımızdaki çuvallarda da, birkaç kitap, kalem, kağıt yanında, iki bardak çay ve bir paket Maltepe sigara parası edecek, boş kola kutusu, pet şişe ve hurda kağıttan başka bir şey de yoktu..acıktığımızda ekmek bulabilirdik çöplüklerden..su içmeye ve su dökmeye ayarlı resmî cami avlularına aboneydik; su içimi, su dökümü..ara sıra okunmuş şeker bile bulurduk, birilerinin yedilerinde, kırklarında elliikilerinde..
doymuş birileriydik her halde ki kimseler bize açlığı öğretmeye kalkmamıştı..dosta da ihtiyacımız yoktu anlaşılan; bunu hep yalnız oluşumuzdan biliyorduk.
dedim ya, mağrurların elinde oyuncak olan şehirlerin bir türlü dengeli beslenemeyen inadına pembe yanaklı gülümseyen çocuklarıydık, diyetisyenleri hayrete düşüren, kalori hesapçılarını aptala çeviren..en çok da koruyucu hekimli uzmanları şaşardı hâlimize, mikroplarla kardeş yaşar giderken.
önce büyümüş sonra çocuk olmuştuk biz, hilkatin ve hakikatin değil, malumatın hilafına..uyusun da büyüsün ninni edilmedik ama, sevgiler de yakalamadık değil hani, ölesiye doyulmaz..

bir şamar gibi eğreti dururduk şehrin iki yüzlü yüzünde, gökdelenlerin arasında ki onlar Babil kuleleri, İrem Bağları, Asma Bahçeleri de değildi..tepelerine inerdi helikopterler, tropikal yapay orman minyatür şelâle, büyük havuz; yerden yüzseksen metre yüksekte sahte cennet; yere basmadan aylarca sürebilecek..
yani ki salıncaklar yapamadık, metropolün nefes bacaları parklara, ağaçlara..ama bu arada o devasa ve muhkem binaları beşik gibi sallayan hüzün depremlerinin üssü gönlümüzdü..)