anarşizm notları
Sunday, 7. September 2008, 09:49:43
"Aslında, şu ya da bu şekilde, toplumsal iyileşmeyi amaçlayan herhangi bir öneri dışsal isteklerin güçlerinin ve bireyler üzerindeki zor kullanımının artması ya da azalması olarak ifade edilebilir. Eğer artıyorlarsa şeytanidirler, eğer azalıyorlarsa anarşisttirler"- Joseph a. labadie
"Devlet en iyi şekliyle bile kötü bir organizasyon olduğundan mümkün olduğu kadar en az devlete sahip olmalıyız"- William godwin
"Kapitalist toplum o kadar kötü örgütlenmiştir ki, çeşitli üyeleri acı çekmektedirler: aynen nasıl ki bedeninizin bir yerinde ağrınız varsa, tüm bedeniniz ağrır ve hasta olursunuz... Benzer şekilde bir örgütün ya da bir birliğin tek bir üyesi bile ayrımcılıktan, baskı altında tutulmaktan veya göz ardı edilmekten muaf olmaz. Bunu yapmak, ağrıyan dişinizi göz ardı etmek demektir: sonunda da tamamı ile hasta olursunuz"- alexander Berkan
Kadının gelişimi, bağımsızlığı özgürlüğü kendisinden gelmelidir. İlk olarak kendisini bir seks objesi değil, bir kişilik olarak ortaya koymalıdır. İkincisi, hayatını basit, fakat zengin ve derin kılarak; kendi bedeni üzerinde başkalarının iddia ettiği tüm haklara karşı koymalı, istemediği sürece çocuk yapmamalı, tanrının, devletin, kocasının, ailesinin bir kulu olmaya karşı çıkmalıdır. Bu da hayatın tüm karmaşıklığını ve özünü anlamaya çalışarak, yani kendini toplumun fikirlerinden ve yargılarından özgürleştirerek olur. -emma goldman
Büyük bir sınıfın mevcudu arasında yer alan ama sürekli susturulan dışlanan öğrencisidir anarşizm;
demokrat öğrenci başkanlığı devraldı: sınıfta eşitlik oldu ama başkan ve onunla beraber seçilen yardımcıları verdikleri sözleri unuttular onları seçenlere sırtlarını döndüler
liberal öğrenci başkan oldu: sınıftaki kimi öğrencilerin refah seviyesinin arttığı görüldü, ama o kadar az kişi bu durumdan nasiplendi ki zenginler ile sınıfın geri kalanının arasında geniş bir gelir uçurumu oluştu. Zenginler kantinlerden istedikleri gibi alışveriş yapabilirken en afili ders ekipmanlarına sahipken diğer öğrenciler çok daha kotu koşullarla hayatlarını idame ettirdiler
fundementalist öğrenci başkan oldu: hızlı bir şekilde dini kurallar hayata geçirildi (herhangi bir din kastediliyor burada) cennet vaat edildi ama eğitim olanakları daraltıldı çok kati ve ağır yasaklar getirildi. Kadınların sınıf içindeki rolleri ikinci plana itildi
sosyal demokrat öğrenciye geldi bu defa sıra: ilk baslarda sınıfın geneli için sosyal hakları geliştirdi ama sınıfın elit tabakası bunda hoşnut olmadı ve sınıfa olan kısıtlı ve acınası derece düşük olan desteğini an be an azalttı veya sürekli bunu azaltmakla tehdit etti sosyal demokrat öğrenci yıldı, parası ve gücü olanların safini tutmaya başladı desteğini aldığı insanları görmezden gelmeye başladı verdiği tüm sosyal hakları teker almaya başladı
komünist öğrenci devrim yaptı gümbür gümbür iktidara yürüdü: bir sure için herkes eşit oldu bilim, sağlık, sanat, geçim düzeyi gibi konularda gözle görülür ilerlemeler sağlandı sınıfı sıfırdan yükseklere taşıdı ama kendi görüsünün birazcık dışındakilere bile hayat hakki tanımadı onları susturdu, cezalandırdı, hatta sınıftan attı
tüm bu öğrenciler hakli yâda haksiz defalarca kere diğer sınıflara karsı hara ilan ettiler kendilerinden ve öteki sınıflardan şayisiz öğrenci heba oldu. Sınıf içinde bu öğrenciler defalarca olacak şekilde basa geldiler.
En son sahneye anarşist öğrenci cıktı: başkanlığı reddettiğini, savaşları, silahlanmayı mülkiyeti reddettiğini, otonom yasamayı istediğini sınıfı bu şekilde kendi kendini yok edecegini, mutlak bir sona götüreceğini söyledi. Sınıfın kapısını kırıp bahçede özgürce oyun oynamalarını önerdi. Başa geçmiş olan diğer öğrenciler onu hırpaladı, asagiladi, şiddet düşkünü olarak damgaladı ve sınıftan attı.
Evet, anarşizm dünyada lafını bitirmesine izin verilmeyen tek ideolojidir. Her ideoloji tarafından ortak bir şekilde düşman ilan edilen el birliği ile susturulan üzerine yaftalar yapıştırılan ideolojidir. Ama gün olacak o da lafını söyleyebilecektir, bu sınıfın soğuk duvarlarının çevrelediği hapishaneden daha iyisini hak ettigimize ikna edecek ve bahçede top oynamaya çıkacaktır.
"insanın özgürleşmesi" Nil yolunu tıkayan, insanların üzerinde tahakküm kurarak onların yaşam alanlarını belirlemeye soyunan her türden kuramın kökünün kurutulması gerektiğini savunan toplum ve siyaset felsefesi öğretisi
Öncelikle (bkz: Ömer Naci soykan)
anarşizm
1. anarşizm: anarşizm, yunanca komutansız, yöneticisiz, efendisiz anlamlarına gelen anarkhos’tan, anarşist toplumun ideali olan anarşiyse otoritenin yokluğu anlamına gelen anarkhe kelimesinden türetilmiştir. Anarşizm yöneticisiz, iktidarsız bir toplumun ütopyasıdır. Yönetimsizlik ilkesine dayanır. (1)
2. anarşizm neden bir ütopyadır? Yönetimsizlik ilkesi ideal bir durumu işaret eder. İdeal bir durumsa ne bütünüyle tasarlanabilir, ne de bütünüyle gerçekleştirilebilir. İdeal olana yalnızca yaklaşılabilir. İdeal bir toplum tasarısı olan anarşizm bu nedenle bir ütopyadır. Adım kendisine yaklaşılan bir toplum ütopyasıdır. İnsanlığın önünde sonsuz bir ödev olarak duran bir ütopya. İnsanın insanlaşması, özgürleşmesi sonsuz bir süreç olduğundan anarşist topluma da ancak yaklaşılabilir. (2)
3. anarşizm nasıl bir ütopyadır? İnsanların birbirleri üstünde baskıyla egemenlik kurmaya çalışmadığı, birbirlerini ezmediği, sömürmediği bir dünya ütopyasıdır. Hiçbir alanda yaptırımın, zorlamanın olmadığı bir yaşama biçimidir düşlenen. İnsanın her alanda yabancılaşmasını kırdığı, kendisiyle, kendi dışındaki bireylerle, doğayla tanışık, barışık olduğu toplumsal yapının ütopyası. Kimliklerin kişiliği örselemediği, tersine varsıllaştırdığı, yaşamın birlikte üretildiği bir dünyanın düşü. Kimsenin öbürünü yargılamadığı, barış içinde kendi kendisini yargılayan, kendi yaşamını ele geçiren özgür insanı barındırabilecek bir ütopyadır. (3)
4. anarşizm neden trajiktir? Anarşizm her türlü iktidara, iktidarın neden olduğu haksızlığa karşı çıkar. Bu nedenle iktidar karşısında kazanılan geçici her zaferden sonra iktidar olmamak için kendini ortadan kaldıracaktır. Böylece anarşizm kendini yakıp yıkacak, sonra küllerinden yeniden doğacaktır. Ömer Naci yok oluş-diriliş sürekliliğini anarşizmin biricik gerçekliği, haklılığı olarak görür. İnsanın zorlanmadığı bir yaşamın, insanın insanlığından yana olmanın, özgür bir dünyanın düşünü kurmaktır anarşizm Ömer Naci’ye göre. Yolun sonunda olmayı değil, yolda olmayı gösterir bu durum da. Anarşizm ütopyası yolda olana ışık olabilir yalnızca. (4)
5. anarşizm neden düzene karşı çıkar? Varılan toplumsal düzenlerin tamamı bozuktur. Bu bozuk düzenler insanların mutluluğuna hizmet edemezler. Hiçbir düzen adaleti, eşitliği, özgürlüğü sağlayamayacağından, her düzen insanı insanlığından çıkaracaktır. Bu nedenle anarşist ütopya, bütün ayrıntıları önceden belirlenmiş bir düzen biçiminde önerilmez. Çünkü düzenin olduğu her yerde düzenleyen-düzenlenen, yöneten-yönetilen çelişkisiyle buna bağlı olarak ezen-ezilen, sömüren-sömürülen zıtlıkları kaçınılmazdır. Bu nedenle ilk elde düzen hedef alınmalıdır. (5)
6. “düzen” kavramıyla örtülmek istenen sömürü, baskı, adaletsizliktir. Bireyler, bireysel farklılıkları unutturularak tekzipleştirilmeye çalışılır. Düzen kavramıyla örtülenin, yapılmaya çalışılan tektipleşmenin farkına vararak düzen örtüsünün yırtılması gerekir. Düzen örtüsü ancak bireylerin saydamlaştığı bir durumda yırtılabilir. Bu durum kaos olarak nitelendirilir. Ancak kaos mutlak düzensizlik anlamına gelmez. kaosla insanların birbirinin kurdu olduğu yabanıl bir ortamdan da söz etmezler. İnsanların bir arada bulunuşu baskıyla kurulmuş bir düzenle değil, kendiliğinden bir düzenle sağlanabilir. İnsanların, toplumsal kurumların saydamlaştığı bir durumu işaret eder bu da. (6)
7. anarşistler hangi önermeler üzerinde ortaklaşmalılar? Ömer Naci’ye göre, anarşistler iki önerme üstünde ortaklaşmalılar. İnsan özgürlüğüyle insan doğasını savunmak. Özgürlük, bütün değerlerden daha üstün tutulan değerdir. Yaşama hakkından sonra gelen bütün değerler özgürlüğün altına koyulabilir. Özgürlüğün altına koyulan her değer de özgürlük adına feda edilebilmelidir. Çünkü insanın en önemli arayışı özgürlük arayışıdır. Hiç kimse, özgür olmamayı istemez. İnsan, ancak bütün insanların özgür olduğu bir dünyada özgür olabilir. İnsan doğasıysa iyidir. Tıpkı parçası olduğu doğa gibi üretken, yaratıcıdır. İnsanın bu yanı köreltilmektedir. İnsanın yaratıcı, üretken doğası kendiliğinden düzenle olanaklıdır. (7)
8. kendiliğinden düzenin dayanağı nedir? Kendiliğinden düzenin temelinde insan doğası vardır. Ömer Naci’ye göre insan doğası iyidir, insan özünde masumdur. İnsan doğasında kötülüğü, şiddeti, suçu barındırmaz. Suç işleme eğilimi insanın dışındaki etmenler nedeniyle oluşur. Her türlü mülkiyet, iktidar biçimleri nedeniyle. Suçu, suçluyu yaratan devlettir. Kendi meşruluğunu sağlamak amacıyla insanı gizli suçlu ilan eder devlet. Suç toplumsal bir görüngeyken suçlu olan bireydir. Ömer Naci’ye göre toplumsal olan kişinin üstüne yıkılmıştır. Devletin ortadan kalkışıyla suçlu kılma işlevi de, dolayısıyla suç da ortadan kalkacaktır. (8) birlikte yaşayan insanların ille de suç işlemeyeceklerini şu örnekle açıklar. İnsanların birbirlerini tanıdıkları küçük yerleşim birimlerinde, küçük gruplarda suç denebilecek eylemlere rastlanmaz. Anlaşmazlıklar oluşursa da sorunu kendi aralarında çözebilirler. (9)
9. kendiliğinden düzen yolunda hangi adımlar atılmalı? İnsan doğasının iyi oluşu baskı olmadan da birlikte yaşayabilmemize olanak sağlar, ama tek başına doğamızın iyi olması birlikte yaşayabilmemiz için yeterli değildir. İnsan doğadan kopmuştur çünkü. Doğadan kopuşla insanın hem doğaya hem kendisine yabancılaştığı sürecin başladığını da söyleyebiliriz. Doğadan kopamasaydı insanlaşamayacaktı, kopuşu zorunluydu. Doğadan kopmasıyla, doğaya karşı mücadele etmesiyle, doğayı parçalayarak bilmeye çalışmasıyla birlikte insan da parçalanmaya, kirlenmeye başladı. Doğaya karşı yarattığı her şeyle kültürü oluşturdu insan. Kültürün insanların yaşam tarzını oluşturduğunu, insanın hem doğal hem kültürel bir varlık olduğunu da söyleyebiliriz. Kültürü yaratan insan, aynı zamanda taşıyıcılığını da yapar kültürün. Böylelikle kültür hem insanlaşmamızı sağlar hem insanlıktan uzaklaşmamıza neden olur. İnsanlaşmamızı sağlaması nedeniyle kültürü yok sayamayız. İnsanlıktan uzaklaşmamıza neden olduğu için kültürle mücadele etmemiz gerekir. Kültürün yok sayılması anlamına gelmemelidir bu mücadele. Kültürle ancak karşı bir kültür yaratarak mücadele edebiliriz. (10)
10. nasıl bir kültür? Kültür, yaşadığımız toplumsal ortamdan bağımsız olmadığı için olumsuz yönlerinden temizlenmelidir. Doğaya bakışımızın, insana bakışımızın değişmesini gerektirir bu da. Hem doğaya hem insana bütünlüklü bakmamızı... Bütünlüğü sağlamak amacıyla da insanın kendini yeniden keşfedebilmesi, kendini tanıması, bilmesi, doğasındaki yetileri ortaya çıkarabilmesi, kültür unsurlarına başvurması gerekir. Felsefeye, bilime, sanata... Bütünlüğünü yeniden kurabilmesi için, tinsel kirlenmeden kurtulabilmesi için başkaca bir yolu da yoktur. (11)
11. kültüre karşı kültür mücadelesi nasıl olmalıdır? Kültür, toplumsal var oluşun düzenlendiği biçimli yapıdır. Kendini en açık olarak dille gösterir. Bu nedenle dilin biçimlenişi, cümlenin olağan düzeni bozulmalıdır. Çünkü varılan dilin içinde kalarak üretilen söylemlerle iktidar devrilemez.(12) bütün dillerdeki söylemler erkek egemendir, iktidarın dayatmalarıdır. Söyleme karşı çıkmak anlamı tersine çevirerek, varılan söyleme göndermeler yaparak sağlanamaz. Başkaldırı dile karşı dille yapılmalıdır. Bunun yolu da dilin var olan yapısını bozmaktan geçer. (13)
12. sanatın, bilimin, felsefenin sonu geldi demektense sanata sanatla, bilime bilimle, felsefeye felsefeyle yanıt vermek gerekir. Modern sanatla karşımıza çıkan eserlerde ölçüt olmadığı için modern sanatla mücadele edilmeli. Bu mücadele var olan tüm ölçütlerle olduğu kadar ölçütsüzlükle de olmalıdır. Ölçütsüzlük, sanatı sıfırlamak, hiçleştirmek, sanatın sonunu getirmektir. Bunlara karşı çıkan sanatçılar kendi kurallarını, ölçütlerini kendileri koymalı, koydukları kurallara, ölçütlere uymalıdır. Bunu yaparken de kendilerini hiçbir putla, otoriteye sınırlamamalılar. (14)
13. bilim bir kenara atılamaz, çünkü bilmeyi istemek insanın doğasında vardır. Çevresini bilmek, tanımak, dünyada kendine bir yer bulmak ister insan. Bu nedenle bilime değil, bilim despotizmine karşı çıkılmalı. Bilimin insan yaşamını bozan, doğaya yabancılaşmasına, kendisine yabancılaşmasına neden olan yönleri temizlenmelidir. Çünkü bilim değil, bilim politikalarını uygulayan otoriteler düşmandır. Bilimde kullanılan çözümleyici bakış doğayı bilmek için parçalamayı gerektirir. Doğaüstünde egemenlik kurma söylemiyle yola çıkan çözümleyici bakışla aslında insanüstünde egemenlik kurulmaya çalışılmaktadır. Çünkü insan doğanın bir parçasıdır. Doğadan ayrı düşünülemez. Bu nedenle bilim de doğaya bütünlüklü bakmalı, doğayı gördüğü gibi gözlemlemeli, doğanın da canlı olduğunu göz ardı etmemelidir. (15)
14. felsefenin temelinde her şeyin kökeninde var olan nedir sorusu yatar. O güne kadar verilen yanıtlarla yetinmeyen felsefe, dünya görüşünün doğrultusunda soruya yeni yanıtlar arar. Bu nedenle felsefe var olan düzenlerle bağdaşmaz. Var olanın ardındakini görmeye, gördüğünü çözümlemeye çalışır. Felsefenin çıkış noktası sorgulamadır. Düzenle uzlaşan felsefeyeyse felsefe değil, ideoloji demek daha uygundur. Felsefe, felsefe otoritelerinin elinden kurtarılarak yeniden yaşama sokulmalıdır. Her insanın bir dünya görüşü olduğundan her insan felsefe yapabilir. Görüşlerini temellendirmek, sistemleştirmek amacıyla da felsefeye başvurmak zorunludur. (16)
15. teknik mi teknoloji mi? insanlar kültürü oluştururken önce tekniği, sonra da teknolojiyi oluşturdular. Böylece tinsel kirlenmeye fiziksel kirlenme, çevre kirliliği de eklendi. Teknik de teknoloji de iktidar üretir. Ürettikleri iktidar arasında yalnızca niceliksel fark vardır. Bir insanı kırbaçlamakla üstüne bomba atmak arasındaki fark gibidir. Teknik, doğal nesnelerle güçleri kullandığından, nesneleri yapısal olarak değiştirmediğinden kirlenmeye yol açmaz. Ama teknoloji nesneleri yapısal olarak değiştirdiğinden doğaya zarar verir. Bu nedenle Ömer Naci tekniği teknolojiye yeğler. (17) ürettikleri iktidar açısından tekniğe de teknolojiye de karşı çıkmak gerekir. İnsanlara teknolojinin sunduğu yararlar kadar zararlar da gösterilerek teknolojiye daha eleştirel bakılması sağlanmalıdır. İnsanlığın kurtuluşu için teknolojinin de havaya uçurulması gerekir. Ama açlıkla, kötü yaşam koşullarıyla yüz yüze olan milyonlarca insanın var oluşu teknolojiye karşı çıkmanın önündeki en büyük engeldir. Yalnızca gerçek ihtiyaç nesneleri üretilir, fetişleşmiş metalar ortadan kalkarsa, teknoloji de belli ölçüde, en azından belli alanlarda sınırlandırılmış olur. Nesnelerin yapısını bozmayacak teknolojilerin geliştirilmesiyle doğaya verilen zarar azaltılabilir, doğa kendisine verilen zararla başa çıkabilir. (18) Ömer Naci’ye göre, teknoloji diktatoryasına karşı durmak gerekir. Çünkü teknoloji, teknoloji ürünü araçlar insanla doğa, insanla insan arasına barikatlar kurduğu için bunlara neden olmayacak teknolojiler geliştirilmelidir.(19)
16. devlet: insanın araçlar kullanmasıyla, kullandığı araçları geliştirmesiyle birlikte artı değer ortaya çıkar. Arı değerin güvenceye alınması için de devlet... Topluluk içinde doğal özgürlük durumundaki yaşam da böylece bozulur. Devletle birlikte başlayan tarih, insanın üstüne kurulan egemenliklerin tarihidir. İlk devletler köleci devletlerdir. Bu aşamada insan doğal meta durumundadır. Alınıp satılırken hiçbir söz hakkı yoktur. İkinci aşama feodal devlet aşamasıdır. İnsan işlediği toprakla birlikte alınıp satılır. Köleci aşamayla karşılaştırıldığında üstündeki iktidar bir parça azalmıştır. Kapitalist devletteyse, beden yerine onun bir ürünü olan emek alınıp satılır. Tarihsel süreç özgürleşme sürecini, anarşist ütopyanın olabilirliğini gösterir. Emeğin alınıp satılmadığı, devletsiz bir topluma gidişi. (20)
17. kapitalizm: kapitalizm, ekonomik sistem olarak üretim-tüketim-üretim ekseninde gelişir. Tüketimi için üretim nasıl gerekliyse, üretim için de tüketim gereklidir. Pazar sınırlı olduğundan üretim, üretilenlerin tüketilmesiyle olanaklıdır. Teknolojik gelişmelere paralel olarak üretim hem kolaylaşmış hem de bollaşmıştır. Kapitalizmin geldiği bugünkü aşamada gereksinim duyulan nesnelerden çok fetiş nesneler kaplamıştır pazarı. Yoğun reklâm kampanyalarıyla insanlar gereksinim duymadıkları metalara yöneltilmiş, o metayı satın alarak toplumsal statü elde ettiğini sanmaya başlamıştır. İnsanlar bilinçlendiğinde, gerçekten gereksindikleri metalar dışındaki metalara yönelmediklerinde, fetişleşen metaların ortadan kaldırılması zor olmaz. Meta değiş tokuşunu aracı olarak ortaya çıkan para, ticaretle üretimin gelişmesiyle birlikte araç olmaktan çıkarak amaçlaştı. Böylece para da fetişleşerek sanallaşmıştır. Para, borsa aracılığıyla kapitalistten bağımsız bir duruma gelmiştir. Sanallaşan paranın iktidarı da eninde sonunda sanallaşacaktır. (21)
18. eğitim: bu aşamaya gelebilmek için insanın bilinçlenmesi, tinsel kirlenmeyle fiziksel kirlenmeden arınması gerekir. Çünkü kirlenme, hem insanın hem kültürün hastalığına işaret eder Ömer Naci’ye göre. İnsanın yeniden bütünlüğünü sağlayabilmek için sağlıklı bir kültür oluşturmamız gerekir. Bu noktada nasıl bir eğitim sorusu gündeme gelir. Ömer Naci’ye göre, kendini yargılayabilen, yaşamına söz geçirebilen, özgüveni olan insanların yetiştirilmesini amaçlamalıdır eğitim. Bunun yolu da yaşamın doğal akışından kopuk olmayan bir eğitimden geçer. Eğitimle yabancılaşmanın kırılması, kültürün olumsuz özelliklerinden insanın arındırılması amaçlanmalıdır. Bilgi yeniden yaşamın hizmetine sokulmalıdır. Kapitalizmin gereksediği dikey olarak örgütlenmiş, tek bir işte uzmanlaşarak yaratıcılığı yok edilmiş bireyler yerine, gizilgüç olarak her insanda bulunan yaratıcılığı geliştiren, insanın varlık bütünlüğünü sağlayan bireylerin yetiştirilmesini amaçlayan bir eğitim gerekir. (22)
19. burada sözü edilen eğitimle amaçlanan zihinsel devrimdir. Ama zihinsel devrim de ortaya çıkabileceği yaşam koşullarına gereksinme duyar. Kapitalist sistemde bu koşulların olmadığını söyleyebiliriz. Bu durumda ne yapılması gerekir? Zihinsel devrimi sağlayacak ateş hırsızlarının yardımı gereksenir. Filozofların, sanatçıların, bilim insanlarının, her meslekten aydınların... (23)
20. devrimle amaçlanan toplumsal örgütlenme nasıl olmalıdır? Yardımlaşma temeline dayanan, erkin küçük gruplar arasında bölünerek yok edildiği bir örgütlenme. Yukarıdan aşağıya değil, aşağıdan yukarıya doğru yapılacak örgütlenme bütünüyle gönüllülüğe dayanır. Dikey değil yatay ilişkiler geliştirilir. Ömer Naci soydan’a göre, örgütlenmeye bütünüyle karşı çıkmak yerine örgütlenmenin insan yaşamı üstündeki baskısını önlemek gerekir. (24) çünkü anarşizmin her alandaki biricik ölçütü insandır. Amaçlanan doğasına yabancılaşmamış insana ulaşmaktır. (25)
dipnotlar
1. Ömer Naci soykan, özgürlük ve sürekli barış yolunda anarşizm, insancıl dergisi
2. soykan, a.g.a.
3. soykan, a.g.a.
4. soykan, anarşizmin trajikliği
5. soykan, özgürlük ve sürekli barış yolunda anarşizm, a.g.a.
6. soykan, a.g.a.
7. soykan, anarşizmin felsefesi özgürlüktür, efendisizler dergisi, sayı 5.
8. ömer naci soykan, bir anarşistin seyir defteri, kargaşa yayınları, istanbul, 1998.
9. soykan, özgürlük ve sürekli barış yolunda anarşizm, a.g.e.
10. soykan, a.g.e.
11. soykan, a.g.e.
12. soykan, toplumsal varoluş ve anarşist, felsefe dünyası
13. soykan, bir anarşistin seyir defteri, a.g.e.
14. soykan, a.g.e.
15. soykan, anarşizmin felsefesi özgürlüktür, a.g.e.
16. soykan, özgürlük ve sürekli barış yolunda anarşizm, a.g.e.
17. soykan, a.g.e.
18. anarşi ve felsefe, ömer Naci soydan’la Ahmet inam söyleşisi, efendisizler dergisi.
19. soykan, bir anarşistin seyir defteri, a.g.e.
20. soykan, özgürlük ve sürekli barış yolunda anarşizm, a.g.e.
21. soykan, a.g.e.
22. soykan, a.g.e.
23. soykan, a.g.e.
24. soykan, anarşizmin felsefesi özgürlüktür, a.g.e.
25. soykan, bir anarşistin seyir defteri, a.g.e.
not: bana gelen bir mail olduğu için link veremedim
Türkiye’de olunası en mantıklı şeydir. Nedenlerini sayalım;(görülmüş, duyulmuş, anlatılmış olaylar)
adam hastaneye gidiyor; en üst düzeyde bulaştırıcı verem hastası. Acil hastaneye yatması gerektiği söyleniyor. Doktora gidiliyor, saygıdeğer doktorumuz hastayı odasına bile kabul etmiyor. Neden? Çünkü adam verem mikrobu taşıyor. Ama sen doktor değil misin, bu mesleği insanlara yardım edebilmek için seçmedin mi, zorla mı doktor yaptılar seni, yıllar boyu hastayı odana bile kabul etmemek için mi okudun? Başhekime çıkılıyor, başhekim hastanede hiç boş yatak kalmadığını söylüyor. Ama bu adamın acil hastaneye yatması gerekiyor, sen bunu eve yollarsan; bulaştırıcı olduğu için, evinde karısına ve çocuklarına verem mikrobu bulaşması çok büyük bir olasılık. Çaresizce düşünülüyor... Bir milletvekili tanıdık vardı, o aranıyor. Sonrası tahmin ettiğiniz gibi... Hastanede hiç boş yatak olmadığını söyleyen başhekim; hastaya oda seçmesini söylüyor. ee burada hiç boş yatak yoktu, nasıl olur bu?
Sağlık kuruluşları maalesef bu şekilde işliyor. Paranız ve gücünüz varsa bu memlekette, kral siz oluyorsunuz. Ama yoksa? Bulaştırıcı verem mikrobuyla halkın arasına karışıp, insanlara mikrop saçmaya başlıyorsunuz.
Kadın çalışıyor. Asgari ücret alıyor. Devlet vergisini her ay sektirmeden kesiyor. Maaştan kesilen vergiyle de vergi yükümlülüğü bitmiyor. O vergisi, bu vergisi, say say bitmiyor. Aldığı üç kuruş maaş, bütün bunlarla bir hayli eksiliyor. Peki, şimdi akla bir soru geliyor. ''tamam, abi ben bu kadar vergi veriyorum, sen bu paraları benden çatır çatır alıyorsun, sen bana ne veriyorsun? Hastaneye gidiyorum; köpek gibi muamele görüyorum, çöp vergisi veriyorum; mahalleyi bok götürüyor, ben Etiler’de oturan insanla, eş değerde çöp vergisi veriyorum, o zaman neden benim sokağımdan her gün çöp kamyonu geçmiyor, neden sokağımı temizleyen araçlardan geçmiyor? Cevabını bekliyorum... Oldu? Derin sessizlik...
Gelelim asgari ücrete. Sen bu ücreti her yıl belirliyorsun. Aynı zamanda her yıl açlık sınırını ve yoksulluk sınırını da belirliyorsun. Peki, belirlediğin bu yoksulluk sınırı ile asgari ücretin neden örtüşmüyor? Asgari ücreti nete vurduğunuzda gerçekten de trajik oluyor. Başbakan diyor ki; üç çocuk doğurun. Tablo şu; asgari ücrette her çocuk başına, maaşa 4–5 ytl gibi bir rakam ekleniyor. Bir çocuğun aylık getirisi 4-5ytl aralığında mıdır? Pardon yanlış geldim galiba, Türkiye’ye gidecektim ben Afrika’ya gelmişim...
Genç kız işe giriyor. Asgari ücretle çalışacak, sigortası yapılıyor, yemek ücreti veriliyor, yol ücreti henüz yok. Çok ünlü bir firmada satış danışmanı olacak. Bir Jean 450ytl e satıp, asgari ücret alacak. Çalışma saatlerini gözden geçirelim... Ortalama her satış danışmanı haftada 2 gün fule çalışır. Bu ne demektir? Sabah 10, akşam 10. hafta içi bir gün izin gününü kullanacak. Diğer günlerin ikisinde; sabah 10'da gelip akşam 6'da çıkış yapacak, son iki günde de öğlen 2'de işe başlayıp akşam 10'da bitirecek. Toplam kaç saat oldu? Söyleyelim hemen. 56 saat... Peki, yasa ne diyor? Haftada 45 saat çalışma süresi var bir işçinin, ekstra zamanlar mesaiye girer. Bundan kaç kişinin haberi var? Haberi olup ta bu yasaya uymayan kaç şirket var? Şimdi bu hesapladığımız çalışma saatleri sadece görüşmede söylenen saatlerdir. Mağazada çalışmaya başlayan genç kız, işe girer girmez haftada 3 gün fulle karşılaşmıştır. İşe başladığının 3. günü işten ayrılmak istediğini söyleyip istifasını imzalamıştır. Daha sonra arayan mağaza müdürü kızı ikna edip işe geri çağırmıştır. İşte bu geçici bir durum bla bla bla... Daha sonra firmanın başka bir şubesine geçen kız, 1 ay kadar çalışmış ve son noktayı haftada 5 gün fullü görünce koymuştur. Haftada 5 gün full demek ne demektir yahu? Nerde kaldı, yasadaki çalışma saatleri, kimse denetlemiyor mu bu firmaları? Sen haftada 5 gün fullü veriyorsun, mesai ücretinden hiç söz etmiyorsun, işçi değil köle çalıştırıyorsun sanki... bi de zannedersin mahalle kotçusu... Koskoca İtalyan firması. Genç vergisini verdi, ama onun çalıştığı firmayı denetleyecek bir görevliyle karşılaştı mı? Hayır!
Şimdi bir de İstanbul’da yaşayan insanlara özel vergi çıkıyor. İstanbulluya özel... Benzin alımlarında litre başına 1,5, motorin türlerine de 1 kuruş. Neden? Çünkü İstanbul 2010 Avrupa kültür başkenti kapsamında yapılacak harcamalara kaynak sağlamak gerek. Bunu da zengin İstanbulludan alsak hiç fena olmaz, diyen devlet yasayı kabul etmekte hiç gecikmemiştir. ee senin kısa bir ömre sahip olan laleleri İstanbul’un dört bir etrafına ekerken aklın nerdeydi? Ona yatırmağın parayla 2010 için hazırlansan olmaz mıydı? Hem de laleler yurt dışından getirildi*.
Türkiye’de sayılamayacak kadar çok usulsüz iş dönerken, yurdum insanları bütün bunlara rağmen vergilerini öderken, ödediği vergiler karşısında hiç bir hizmet alamazken bu düzene karşı çıkmamak elde midir? Ben eşitlikten yanayım diyen insanın, eşitlikten bi haber ülkede susup oturması makbul müdür? Geçmişte bu olaylara karşı çıkan insanların asıldığı bir ülkede anarşist olmamak mümkün müdür? Bankaları hortumlayan, insanların üç kuruş parasını dolandıran insanlar ellerini kollarını geze dolaşırken, zavallı halkın vergi ödemesi mantıklı mıdır? Evet soruyorum... Bu ülke bana anarşist olmamam için ne öneriyor?
kaynak: ekşi sözlük/anarşizm









