Skip navigation.

efendisiz

her zaman kravatın olabilir ama hiç yuların olmasın, her zaman bir patronun olabilir ama hiç efendin olmasın.

Posts tagged with "hemfikir olduğum yazılar"

AKREP BURCU SÖYLEMLERİ - by eksi sozluk susers

,

AKREP BURCU SÖYLEMLERİ

• - analiz yapmamız lazım.
- evet sessiz bir insanım, ben sana niye çok konuşuyorsun diyor muyum?
- simule edemediğim şeyden korkarım.
- cinsellik hayatin vazgecilmez bir parcasidır.
- küresel bir felaket bile olsa, ben en son ölen olmalıyım.
- hata yaparsan bunu ödetirim.
- karar vermem için bana birkaç gün ver.
- intikam göbek adımdır. intikam almam için neden yaratma.
- sana en iyisini alacağım.
- siyah giymeyi seviyorum.
- kendimi saklamıyorum, sadece açılmam kolay olmuyor.
- seni tahmin edemeyeceğin kadar çok seviyorum.
- düzenli yaşarım, kırk yılda bir istisnalar olabilir.
- zevk de acı da en büyüğünden olmalı.
- kimseye güvenmem. kendime bile.
- nefreti severim, en azından sahtesi olmaz.
- kıskanç olmam sonradan değil doğuştan.
- genelde sabırlıyım. ama sabrımı zorlayarak beni yoramazsın.
- hiddetimden kork.
- sırtımı yere getirmeye çalışma, zararlı çıkarız.
- bana ne istediğini söyle, ayrıntılarla ben uğraşırım.
- tepkisizliğim soğukluktan değil, gizlenme çabasından.
- sevdiklerimi sonsuza kadar korurum.
- iyi ve kötü hiçbir şeyi unutmam.
- ya hep ya hiç.
- paranoyak olmam takip edilmediğim anlamına gelmez.
- van der waals bağları benim sözlüğümde yazmaz.
- kurallarım saçma gözükebilir, ama hepsinin bir nedeni vardır.
- ateşin ortasında kaldığımda kendimi zehirlerim.
- sen kovamazsın ben istifa ederim.
- tutku ve azim ile yapmadığın işe beni bulaştırma.
- kaybedeceğim yarışlara katılmam.

(bkz: boş bkz doldururken baygınlık geçirmek)
(sleepy99, 01.02.2005 10:58 ~ 12:15)
#6788732
!?

• -en iyisini yapmıycaksam hiç yapmam..
-evet..pire için yorgan yakarım..
-gene ben haklıyım..
-ben demiştim..
-bana 20 sene önce bi laf etmişti..o zamandan beri görüşmem..iyi biriydi..ama ben akrebim..
(ellen ripley, 01.02.2005 11:41 ~ 31.05.2005 11:01)
#6788940
!?

• -tamam al ama evde giyersin. sevişirken.
(felina, 18.05.2005 14:30)
#7530749
!?

• -her zaman daha fazlasını iste.
(angelic fruitcake, 07.06.2005 21:24)
#7655456
!?

• "ya istiklal ya ölüm..."
(punkertifo, 07.06.2005 21:26 ~ 29.12.2007 20:22)
#7655470
!?

• - aldattığın an benim için bitmiştir .eğer bitirmek istiyorsan beni aldat.
(alesto, 05.07.2005 20:36)
#7810914
!?

• akrep burcunun söylemlerinin sex ten ibaret oldugunu düsünmek düşündürücüdür. çünkü sanılanın aksine akrep insanı romantiktir, sex sadece araçtur. bu yuzden sadece gercekten sevebilecegi insandan zevk alır, onu bulmak icin de ömür boyu savasabilir. ama bu savaşta başkalarıyla birlikteliği olursa da buna ancak -araya reklam almak- denebilir.
ayrıca,
(bkz: butun genellemeler yanlistir)
(bkz: burc muhabbetinden tiksinmek)
(yellow, 12.07.2005 22:41 ~ 22:42)
#7837884
!?

• -ya siyahtır ya beyaz..
-gri bakmak mı olaylara? imkansız..
- ortasını bulmak mı? saçma..
-ya dibe vururum ya da zirveye çıkarım..
- tutkusuz aşk mı? imkansız..
-güvensiz dostluk mu? uzak olsun benden..
-bir kere kırılan güven mi? asla geri gelmez.
- güvensiz ilişki mi? asla olamaz.

• - onun akrep olduğuna inanamıyorum..
(all2, 12.10.2005 01:37)
#8353695
!?

• tadamam,doymalıyım..
(ellen ripley, 28.10.2005 18:15)
#8444726
!?


• -hayatımda 2 sayısına yer yok. asla ikinci olamam ama çok pis kinciyim.
(nini, 03.02.2006 17:26)
#9065829
!?

• - bilen bilir
(chakalll, 14.06.2008 14:40 ~ 14:41)
#13447579
!?


• -beni sev
-incitme
-arkamdan vurma
-yapamayacağın sözü verme (çünkü heveslenirim ve hevesimin boşa gitmesinden hiç hoşlanmam)
-tersi durumunda nefretimin tadına bakarsın
-nooldu gücüne mi gitti? yapıp yapıp siktirolup gitmeyi planlıyodun heralde, seni çok pis alıştırmışlar cicim.
-hee tersi olur misal, sen bunları istersin ama ben seni arkandan vururum
-hiç merak etme. o zaman ben zaten senin yüzüne bakamam, affetsen bile beni, sınırlarından geçemem.
(soultans, 14.06.2008 17:01)
#13448362
!?

• -ya hep ya hiç.

-valla bu olmazsa hiç olmasin.

-beni sevmiyor mu peki ben de onu sevmiyorum.

-benim için fark etmez. ben kendi basimin çaresine bakabilirim.

-ondan hoslanmiyorum, hiç hoslanmadim. hiç de hoslanmayacagim.
(bree, 14.06.2008 17:43)

we believe in live by it | it is time to ride.

, , , ...





We believe in going our own way, no matter which way the rest of the world is going.
We believe in bucking the system that's built to smash individuals as bugs on a windshield.
Some of us believe in the man upstairs. All of us believe in sticking it to the man down here.

We believe in the sky, and we don't believe in the sunroof.
We believe in freedom.
We believe in dust, tumbleweeds, buffalo, mountain ranges and riding off into the sunset.
We believe in saddle bags and we believe that cowboys had it right.
We believe in refusing to knuckle under to anyone.
We believe in wearing black, because it doesn't show any dirt or weakness.
We believe the world is going soft, and we're not going along with it.
We believe in motor cycle rallies that last a week.
We believe in road side attractions, gas station, hot dogs, and finding out what's over the next hill.
We believe in rumbling engines, pistons the size of garbage cans, fuel tanks designed in 1936, freight-train size headlights, chrome and custom paint.
We believe in flames and skulls.
We believe life is what you make it, and we make it one hell of a ride.
We believe the machine you sit on can tell the world exactly where you stand.
We don’t care what everyone else believes.


Biz kendi yolumuzda gitmeye inanırız;
dünyanın geri kalanı ne yöne giderse gitsin.


Bireyleri, cama çarpan sinekler gibi ezmek için
yaratılmış sistemde arıza çıkarmaya inanırız.


Bazılarımız yukardakine inanır,
hepimiz aşağıda yaşayanlara sıkı sıkı bağlanmaya...


Biz gökyüzüne inanırız, Sunroof'a değil...
Biz özgürlüğe inanırız.


Biz toza inanırız, yabani bitkilere, bufalora,
dağ gezilerine ve gündoğumunu arkamıza alıp sürmeye.

Biz, eyer üstüne takılan çantalara inanırız
ve bunu sadece kovboyların anladığına.

Biz hiç kimsenin önünde boyun eğmemeye inanırız.

Biz siyah giymeye inanırız,
çünkü ne kir gösterir ne de zayıflık.

Biz dünyanın gün be gün yumuşadığına inanırız
ve onunla beraber yumuşacağımıza.

Biz bir hafta süren motosiklet yolculuklarına inanırız.

Biz yol maceralarına, benzin istasyonlarına,
sossisli sandviçlere inanırız
ve her tepenin arkasında ne olduğunu keşfetmeye.

Biz gürüldeyen motorlara inanırız,
çöp kutusu büyüklüğündeki pistonlara,

1936'da tasarlanmış benzin depolarına,
tren lambası kadar farlara, kroma ve özel boyalara.

Biz aleve ve kurukafaya inanırız.

Biz her insanın hayatını kendi eliyle şekillendirdiğine inanırız
ve hayatı inanılmaz bir sürüşe çevirdiğimize.


Biz selesine oturduğumuz makinenin
tüm dünyaya kim olduğumuzu gösterdiğine inanırız.


Biz başkalarının neye inandığı ile ilgilenmeyiz.

Amin : ))

Zeitgeist The Movie, Final Edition | Turkish Subtitles

, , , ...




Bir film izledim hayatım değişti diyebilirim. Az çok tahmin ettiği "öyle düşündüğüm"; mantığımın ortasında çekilmiş bir film. Az çok bu tür şeylerin farkında olan biri olarak tüylerimin diken diken olmasına neden olduysa; bu film sosyal bilinç adına kesinlikle izlenmeli.
Farkında olmak isteyenlerin; daha da farkında olmalarını sağlayacak bir yapıt. State-ul Art.

Filmde ne mi var? Öncelik dünya tarihindeki bir çok olayın gerçek yüzü var.
Dinlerin doğuşu- Hristiyanlık
1920 Büyük Buhran'ının gerçek nedenleri.
Bankacılık sistemi ve merkez bankalarının varoluş nedenleri.
11 Eylül olayının gerçek nedenleri.
1. Dünya Savaşı / 2. Dünya Savaşı / Vietnam / Pearl Harbour
Pentagon'a saldırının gerçek yüzü.
Daha neler neler.

efendisiz


filmle ilgili ekşi sözlükten bir yorum.

hayata bakışınızı, inançlarınızı, dininizi, işinizi, bankadaki paranızı, savaşları, güneydoğuda yıllardır yaşanan olayları,tüm dünyayı, hayatı, herşeyi, bambaşka bir bakış açısıyla görmenizi sağlayan, aslında tek yaptığı şey zaten varolanı ortaya koymak olan bir belgesel. bu filmde görülenlere komplo teorisi denemez, çünkü yüzlerce kaynaktan toplanan, gerçek bilgiler üstüste getirilmiş, pekçok düşünürün, bilim adamının, siyasetçinin yorumları alınmış ve bir kolaj yapılmış. sahte olan, iddia olan hiçbirşey yok! acı olan da bu zaten.

neden bu filmi hiçkimse konuşmuyor, basında yer almıyor, madem o kadar iyi neden hakkında hiçbirşey duymadık sorularının cevabı da vardır filmde. filmde de söylendiği gibi, din ve toplum önderleri komplo teorisi diyip geçer, ciddiye almazlar bu anlatılanları. ondandır ki bu filmin hiçbir basın organında büyük puntolarla bahsi geçmez, gazeteciler bu film hakkında siyasi ve dini liderlere soru sormaz, bu sıradan bir film olarak kalır, unutulması sağlanır. hakkında doğrudüzgün site bulmanın bile zor olduğu bu belgesel, hala kapatılmamışken http://www.zeitgeistmovie.com/dloads.htm adresinden indirilip divxplanet''den de mükemmel çevirisiyle altyazısı indirilmeli, acilen seyredilmeli ve dağıtabildiğimiz herkese dağıtılmalıdır.

filmin sonunda bazı filozofların motive edici sözleri yer alıyor, böylesine karanlık bir tablo ortaya konduktan ve "neden hala bu dünyada yaşıyorum" dedirttikten sonra insanın mükemmelliği, kendi zekasıyla nasıl herşeyi keşfedip, onu sınırlamaya çalışan tüm güçlerin üstesinden gelebileceği çok güzel ifade ediliyor, "ben değerliyim" dedirterek de bitiyor.

gerçekten izlenmeli ve izletilmeli denilebilecek belki de tek film.

===========================================

(Yorum yazisi eksisozluk sitesinden alintidir... http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=12887179)

http://blip.tv/file/928610
http://zeitgeistmovie.com/


Yönetmen: Peter Joseph
Senaryo: Peter Joseph
Tür: Belgesel
Süre: 118'
imdb: http://www.imdb.com/title/tt1166827/
Konu: Din nedir? Hristiaynlığın kökenleri nelerdir? 11 Eylül olaylarındaki gerçekler nedir?
Amerikan Merkez Bankası aslında nedir? Savaşların nedeni nedir? Para, Güç, İktidar nedir?
Dünyayı yönetenler kimlerdir? Gelecekte bizi neler bekliyor?

http://rapidshare.com/files/110770684/Zeitgeist.Final.Edition.DVDRip.XviD_-_www.xvidfilm.com_-_ed1903.part1.rar
http://rapidshare.com/files/110799889/Zeitgeist.Final.Edition.DVDRip.XviD_-_www.xvidfilm.com_-_ed1903.part2.rar
http://rapidshare.com/files/110812434/Zeitgeist.Final.Edition.DVDRip.XviD_-_www.xvidfilm.com_-_ed1903.part3.rar
http://rapidshare.com/files/110896109/Zeitgeist.Final.Edition.DVDRip.XviD_-_www.xvidfilm.com_-_ed1903.part4.rar
http://rapidshare.com/files/110911332/Zeitgeist.Final.Edition.DVDRip.XviD_-_www.xvidfilm.com_-_ed1903.part5.rar
http://rapidshare.com/files/110920610/Zeitgeist.Final.Edition.DVDRip.XviD_-_www.xvidfilm.com_-_ed1903.part6.rar
http://rapidshare.com/files/110928698/Zeitgeist.Final.Edition.DVDRip.XviD_-_www.xvidfilm.com_-_ed1903.part7.rar
http://rapidshare.com/files/110930930/Zeitgeist.Final.Edition.DVDRip.XviD_-_www.xvidfilm.com_-_ed1903.part8.rar

Alt yazı : Zeitgeist The Movie.Turkish subtitles.rar


Not: Türkçe altyazısı klasörün içinde mevcuttur
Şifre: www.xvidfilm.com

İyi Seyirler:

linkler : http://www.xvidfilm.com/index.php?topic=5479.0
xvidfilm.com'dan alıntıdır.

belgeseli izledikten sonra : http://www.ntvmsnbc.com/news/447748.asp
linkindeki haberi tekrar okumanızı tavsiye ederim : )



-dünyanın haline bak? neden böyle bu dünya yahu anlatsana
-uzun hikaye.

uzun hikaye kalıbının en nefis kullanımı budur sanırım. kestirip atmak ve biliyormuş gibi yapmak. zaten biliyoruz da bazı şeyleri. seziyoruz az çok. bir boktanlık, sağlam bir keşmekeş. dünyanın foseptiği kanalizasyonu da yok. yutuyoruz çoğunu çünkü. yuttukça da sindiriyoruz yada kusuyoruz.

15-16 yaşlarındayken üniversite sınavı telaşı daha yeni başlayadursun, test kitabı almak için uğradığım bir kitapçıda dinsel yayınların ağırlıkta olduğu raflardan birinde koccaman bir kitap gözüme ilişti. ''harun yahya - masonik dünya düzeni-. tüm kitaplar orada ilmihal, tefsir, hikaye ve test kitaplarıydı. ancak bu kitap haşmetiyle olsun, pasparlak cildi olsun resmen kendini gösteriyordu. merak edip biraz incelediğimde tüm dünya tarihinde yaşamış insanlardan, binlerce yıl öncesinden başlayıp günümüze dek gelindiğini görüyordum. hemen herkesten bahsediyodu. ne kadar bilim adamı, politikacı, teorisyen varsa bildiğim bilmediğim hepsinin ne kadar rezil, üç kağıtçı adamlar olduklarından bahsediyordu. yanımdaki parayla bir adet güven-der geometri kitabıyla birlikte bu dev kitabı da satın aldım. işte o gün başladı benim için herşey.

ergen dönemlerin karmaşık duyguları içinde, dünyada olup biten bir çok şeyden habersiz olduğumun hiç farkında olmadan her şeyi bilmeyi isteyerek o binlerce sayfalık kitabı bir haftada okudum. okuduklarım beni gerçekten dumura uğratmıştı. kitaba kalsa, herşey yalandı. newton'un yasaları, amerikanın kuruluşu, engizisyon, birinci düny savaşı, büyük buhran. hepsi tek bir şey için yapılmıştı; yahudilerin tapınağı yeniden kurabilmeleri için. her okuduğuna inanan bir insan olmamak adına düştüğüm dehşetle yeni yeni pörtlemeye başlayan interneti kullanarak deli danalar gibi araştırma yapmaya başladım. kitabın yazarı başta olmak üzere, kitapta anlatılan her insanın neler yaptığına dair bir sürü şey okudum. kitabın yazarının kim olduğunu öğrenince rahatladım. ''bu adammış demek..iyi bari...''

sonra zaman geçti. ortalıkta o zamanlar ne komplo teorileriyle ilgili kitaplar vardı, ne tapınak şövalyeleri ile ilgili her hangi bir yayın ne de masonlarla ilgili kaynak. bunlar sanki tamamen es geçilmiş şeyler gibi kimsenin ilgisini çekmediği gibi, kimse tarafından da bahsedilmeyen şeylerdi. mason dendiğüi vakit sadece dindarların '' rezzill keppaazeee'' dediklerini duydum. masonlar kakaydı. onlar siyonistti. trilateral komisyon, bilderbergler bilmem ne bir sürü dalavere çevirip dünyayı yöneten görünmeyen adamlardı. dünyayı yönetmek nasıl bir şeydi o zamanlar bir fikrim yoktu. ama artık var. ancak bu sadece masonlukla açıklanabilecek bir şey değil elbette.

sonra bir gün, üniversiteye yeni başladığım zamanlarda kitapçılarda birdenbire pörtleyen tapınak şövalyeleri, masonlar, novus ordo seclorum, bir doların üzerindeki işaretler konulu kitaplar rafları süslemeye başladı. sanki biri düymeye basmış da - bir ben basamadım o düğmeye amına koyayım- bu kitaplar ardı ardına çıkmaya başlamıştı. çoğu saçma sapan olan bu kitapların içeriği, benim yıllar evvel okuduğum o harun yahya ''eseriyle'' büyük benzerlikler taşıyordu. çoğu en az o zaman okuduğum kitap kadar saçma ve anlamsızdı. ama bas bas bağırıyordu bu kitaplar; siz salaksınız. bir boktan haberiniz yok. mal gibi yaşıyorsunuz. bu kitapların sonuç itibariyle söylemeye çalıştığı buydu; uyanın!

saolsun aytunç altındal, aydoğan vatandaş, texe mars gibi şahane komplo teorisyenlerinin timaş yayıncılıktan olsun bilumum bir sürü yayınevinden çıkan kitaplarını okuduktan sonra tam manasıyla yazılanların aslında bu kadar basit olmayacağını düşünüyordum. örneğin koskoca hitler bir yahudiydi ve avrupadaki tüm yahudileri ''büyük plana göre '' kudüse geri yollamak için hepsini öldürüyordu. hepsi kaçsın diye. hatta hitler uzaylılarla anlaşma bile yapmıştı bu kitaplara göre. deprem bombaları üretilebiliyordu. (bkz: haarp). büyük tapınak yapılabilsin diyeydi her şey. yine aynı hikaye. ulan ne tapınakmış yahu! bir mesih gelecek diye ortalıkta öldürülecek adam bırakmamışlardı resmen. tüm dünya savaşları, para akışları, rockefellar ailesi, rotschild ailesi bunlar rezil ailelerdi. ulan ne malaksınız yahu diyerek noktayı koyuyordum. tüm bunlar saçmalıktı. fazlası olamazdı. tek dayanakları birilerinin söyledikleri, kendi fikirleri olan bu kitapların yazarları adeta kuyruğu yanmış kediler gibiydiler. hep aynı şeyden bahsediyorlardı o dindarlıklarıyla! tek dünya devleti kurulacak! yahudiler herkesi öldürecek! hepimiz mahfolacaz! büyük planın bir parçasıyız aman yarabbi.

tüm bunlar geçip gitmedi. seneler boyunca komplo teorileri türemeye devam etti. sonradan farkettim ki aralarında gerçek olabilecek kadar tutarlı olanlara da diğer saçma teoriler zarar veriyordu. bir olay, akla mantığa hiç sığmıyorsa anında birisi o fikre ''komple teorisi'' deyiverince olay bitiyordu. skeptik olmak manyaklık sayılıyordu resmen. bir düşünceye ''acaba'' dediğiniz anda o düşünceye inanmanıza indirgeniyordu durum. salak muamelesi görüyordunuz. sonra...sonra malumunuz 11 eylül.

11 eylül sonrası bu kitapların sayısı daha da arttı. bush'un ne kadar pushed olduğundan bahseden kitaplar açık ara öndeydi elbette. o zamanlar okuduğum en tutarlı adam noam chomsky idi. sonrasında baudrillard, deleuze, zizek, hatta foucault-sarkaçsız olan- okudukça anlatılanların aslında o komplo teorilerinde anlatılanlara çok benzediğini fark ettim. tek fark, ''özenle'' şekillendirilmiş düşüncelerle yazılmış olmalarıydı.

artık komplo teorileri milyonlarca. bu teorilere tek tek bakacak olsak gebeririz. ancak önümüzde bir belgesel var. zeitgeist isimli bu belgesel de, kendisine komplo teorisi diyeceklere rağmen,- ki bunu göze almış görünüyor- seneler boyunca şekillendirilmiş bir yapım. aslında çok basitçe kendisini carl gustav jung'un teorileriyle şekillendirdiği belli olan, dinlerden, politikadan saçma sapan gözümüze sokulan binlerce şeyden kendini arındırmış birileri tarafından yapıldığı çok belli. filmin üç bölümü var ve aslında bu üç bölüm üç şeyden bahsediyor. bu kavramlar insanların körleşmesine insanlık tarihi boyunca yardımcı olmuşlar. filmin sonunda bahsedilenlerin dinlerle nalakası var diyenler için şunu söyleyelim, eğer dinler olmasaydı, bugün insanlığı bu denli toplu histeriye sokabilecek ve korkutabilecek en en sağlam kavram olmazdı. alakası bu. ignorence is bliisssss evet evett.

birinci bölüm din hakkında. dinsizlerce çokça bahsedilen ancak tam manasıyla kısacık özetlenemeyen bir çok şey bu bölümde özetleştirilmiş. tek cümleye indirgersek belgesel bize şunu diyor; bugüne dek dinsel tüm kavramlar, aslında mitolojiden, mitlerden ve daha önceki dinlerden şekillendirilmiştir. bunu da göze sokka sokka yapıyor. horus'un aslında birebir olarak hz isa'ya benzediğini bir değil iki değil onlarca benzerlikle gösteriyor. üstelik horus tek de değil. mitra, dionysos gibi mitolojik ve dinsel karakterlerin de aynı özelliklere sahip oldukları görülüyor. üstelik de bunu havaya asılı biçimde bırakmadan, hristiyanlığa ait olan ana felsefeyi astrolojik ve pagan temellerle açıklıyor. hristiyanlığın pagan temeller üzerinden inşa edildiğini bilmeyen de yok sanırım. bu kısım insana gerçekten sıkıcı gelebilir. ayrıca filmde, müslümanlıktan ''hiç'' bahsedilmiyor. musevilikten ise yine hristiyanlık kökenlerine dayanarak bahsediliyor. tüm dinler saçmadır diyor lakin bunu sadece amerikan halkına söylüyormuş gibi bir hitap var. madem tüm dünyanın uyanışı için bu yapım, öyleyse diğer iki büyük dinin eleştirisi nerede diye sorabiliriz. ancak evrensel olan tanrıyı kullanarak para toplanması, insanlarık uyutulması. hristiyan olan biri için bu filmi izlemek cidden büyyük bir öfke nedeni olabilir.

ikinci bölüm ise 11 eylül ağırlıklı. ulen dinleden 11 eylüle nerden geçtik diyorsunuz ama asıl bağlantıyı üçüncü bölümde göreceksiniz. çünkü üçüncü bölümde 11 eylül benzeri tarihte yaşanmış bir çok olaydan bahsedilirken, 11 eylül'ün ne kadar koftiden bir planla gerçekleştirildiğine, insanlara korku vermek için resmen tezgahlandığını görebilirsiniz. pentagona giren uçağın tek bir yolcusunun bulunmayışı, tüm kanıtların ortadan kaldırılması, ikiz kulelerdeki yıkılışın ve demir konstrüksiyonun uçak girse bile 2000 derece ısıyla ancak eriyebileceğini görebilirsiniz. bunlar daha evvel anlatılmış olabilir. ancak ben 11 eylül ile ilgili hiç bir yapımda tüm ayrıntıların bu kadar derli toplu olarak sunulduğunu ve tek tek incelendiğini görmedim. resmen 11 eylül bir tezgahtır diyebilirsiniz rahatlıkla gördüklerinizden sonra ki bana kalırsa da öyle görünüyor. yani amerika, aynen pearl harbour'da yaptığı gibi yine kendi insanlarını öldürerek ''intikam'' için milliyetçilik naraları atabilme hakkını elde ediyor. bu hakla da yaptıkları malum.

ancak asıl bomba üçüncü bölümde. dinin ve politikanın hazırladığı körleştirmenin sonuçları gösteriliyor. asıl amacın benim o yıllar evvel okuduğum ve sonunda '' ne lan bu'' diyerek bir kenara attığım - ki iyi ki de atmışım insan maymundan gelir mi yauu- harun yahya kitabından farksız bir sonuca ulaşıyor; tek dünya devleti kurmak. bunca senedir salak saçma bulduğum ve insanlara resmen salak muamelesi yaptığım bu düşünce çat diye önüme konulduğu zaman yine de şüphelerim var. çünkü şüphe etmezseniz, yok olursunuz. onca geyik, onca saçmalık, onca berbat kitabın ardından yine aynı yere geliyorum ancak bu kez bu fikri ortaya koyanlar derslerine çok iyi çalışmışlar. nerdeyse söylemlerinde tek bir eksik bile yok. belgeseli sunan adamın sesi son derece emin ve sakin. sanki öbür dünyadan anlatıyor tüm bu olan biteni. nihai sonucu söylüyor sanki insana.

ve tüm bunları en fazla neye dayandırıyor biliyor musunuz? söylene söylene sıradanlaştırılan binlerce şeye. televizyon izlemenin, televizyondaki saçmalıkların insanın hayatını nasıl kıstırdığını söylüyor mesela. the network filminden alınan o hitap sahnesinde konuşan kişinin tek bir sözüne ''yok artık '' diyebilecek var mı? tüm insanlık, resmen bir medya ağıyla sarıp sarmalanıp sadece ''gösterilenlere'' inanmıyor mu gerçekten de? insanlar asla başlarına gelen korkunç olaylardan dolayı hükümetleri suçlamıyor. ancak ya gerçekten hükümetler iğrençse? -ki öyleler-. tek umursadıkları gerçekten de sadece yönetmek ve güce sahip olmaksa? (bkz: niccolo machiavelli).

filmde bahsedilen amero, kuzey amerika birliği gibi kavramlar gerçekten şaşırtıcı. ancak bu kavramlarla ilgili nerdeyse nette bile çok fazla veri bulunmuyor. araştırmak için gerçekten uğraşmak gerek. üstelik de nicholas rockefellar'ın aaron david'e söylediği adamın canını fena halde sıkan sözleri ise hiç de mantık dışı değil. insanlara çip takılması hiç de yabancı değil aslında. yine klasik şeylerle ve komplo teorisyenlerinin yıllardır sata sata bombok ettikleri lafları bu kez farklı şekilde söyleyeceğim. nerdeyse hepimizin birer cep telefonu yok mu? artık nerdeyse tüm alış verişlerimizi, emeğimizi depoladığımız banka hesaplarımızı tek bir karta sıkıştırmıyor muyuz? nerdeyse herkesin evinde bir televizyon yok mu? şu yazıyı okuyabilen çoğunluğun nerdeyse tüm özel hayatı nette gezinmiyor mu? kişisel bilgileri hükümetin elinde değil mi? bunlara hayır diyebilir misiniz? bugün sizi birisi ''gerçekten'' bulmak istese ve sizi oturduğu yerden mahfetmek istese bunu yapamaz mı? bütün bu sorulara yanıtınız evetse neden insanların çip takılmasına sıcak bakabileceğini düşünmüyorsunuz? insanlar toplu histeriyle bugün bizkaçkişiyiz gibi bir oluşuma milyonlarca üye bulabiliyorsa, kaç kişi sizce bu çiplere hayatını sıkıştırmayı düşünür? toplumun gerçekten ne kadarı tüm bunlara kuşkuyla bakar? ben söyleyeyim; çok az. aynen de bu söyleniyor zaten. ''insanlar bütün bunları kendileri isteyecek''.

hayatlarımızı kıstıran, kapalı kapalar içinde bize yaşatan, bizleri doğadan uzaklaştıran binlerce şey var. üstelik de bunları bile isteye yapıyoruz. eğlenmek için tv seyrediyor, yine eğlenmek için dizilere filmlere onca parayı veriyor, tüketmenin mükemmeliğini yaşarsan ''boksun kapitalizm'' derken bir yandan da ''battı balık yan gider '' diyebiliyoruz rahatça. sizce de bir şeyler bombok değil mi? hayat gerçekten bombok değil mi? tüm bütün bunların üzerine bir de ''sevgi'' den bahis açsak mesela tam şu anda, hepiniz yüzünüzü ekşittiniz değil mi? çünkü sevgi bile ayaklar altında. iki paralık. her şey gibi. kendimizi birer et parçası olarak görmenin korkunçluğunu hissedip, hayatımızın giderek amaçsızlaştırıldığını gördükten sonra bile tüm bütün bu manzaraya bakamayacak kadar körüz. insanlık, elinde olan fırsatı kaçırıyor. her ''körsünüz'' yada ''aptalsınız'' diyene sadece şiddetle yanıt veriyor. oysa ki karşınızdaki belki de gerçekten egonuza çizik atmaya çalışmadan sadece sizi uyarmaya çalışıyor. aynen bu yapım gibi..

bu yapımın benim için ayrı bir yeri daha var. çünkü bu yapım deliler gibi sevdiğim bir adamın konuşmasıyla bitiyor. bill hicks. hemen öncesinde de lost dizisinde bir karakter olarak gördüğümüz ''gerçek'' richard alpert'ın sözleri yer alıyor. carl sagan'a da buradan selamlarımı gönderiyorum artık hangi galaksideyse. tüm bu adamların söyledikleriyle bitiyor bu yapım. bu bile, bence bu iki saatlik serüveni izlemeniz için bir neden. sürekli saçmalık olarak örneklerini gördüğümüz o yaşlı gözlerle ve içi bomboş mesajlarıyla insana duyarsızlığını bir anlığına anımsatmaktan başka bir şey yapmayan yapımlardan değil. çok eksiği var. hatta az bile söylemiş söyleyeceklerini. ama bu kadarı bile bir çok insana yeter bence.

klişeyse klişe abicim, bence de izleyin, izletin. bu gece hep küçük açacakmışsınız gibi izleyin!
(madeath, 17.05.2008 02:01)

akrep burcu erkegi

, ,

bir kadının hayatın da hem olması hemde olmaması gereken erkektir.olay şöyle gelişir:
artık tek düze birbirine benzeyen bir sürü insandan bunalmışsınızdır.canınız bir değişiklik ister.(canınız çıksada istemeseniz:))sonra bi bakarsınız hayatınıza bodoslama dalan onca kalabalığın içinde yan yan yürüyen biri geliiir yavaş yavaş sokuluuur,önce biraz bir zehir enjekte eder kafanız bi dünya tabi o sırada.akıllıdır,kültürlüdür,nerdeyse her konuya vakıftır,ağırbaşlıdır,nerde nasıl davranılması gerektiğini bilir,sizi çözer,sizi anlar.yani her açıdan tatminkardır."tanrım işte şimdiye kadar aradığım o."diye ayaklarınız yerden kesilirkene bu hastalık içinize işlemiştir,farkında olmadan bağlanmış gitmişsinizdir.amaaa sizden başka sayısız kadında yakalanmıştır aynı hastalığa.zira halka mal olmuştur kendisi onla olamazsınız.sonra "bana ne ben oynamıyorum"der çeker gidersiniz bu kez onsuz da olamazsınız.böyle iki arada bi dere de bi hayat yaşarsınız mutlu da olamazsınız.o'nu kapsayacak bir evrensel küme bulamadığınız sürecede karşınıza çıkan her alt kümede aklınıza gelecektir.

niyeyse hakkında çok olumsuz şeyler beklenirken, inanılmaz tatlı çıkıp üstüne "akrep burcu sonlara doğru kötüleşir" (bkz: 22 kasım) geyiğini yıkabilen erkekleri barındırabilen gruptur. efendim bu caaanım şahsiyet(ler) değme şairlere taş çıkartacak kadar güzel sözler sarfedebilir, kalbinizi o sözlerle pırpır uçurabilir, bünyenizi sıcak karamel kıvamına getirip üstüne çok şahane yemek yapabilme yetileriyle "tanrım işte buuuuu!!!" diyerekten çığlıklar atmanıza sebep verebilir.. (dikkat, sevicem diye çok ısırmayınız, canları yanabiliyor...)

en güzel aşık olan, en deli deli bakan, en fena çarpan burç erkeği...
***

inatçıdır fakat canı istemiyorsa asla inatçı olduğunu kabul etmez. iyi niyetlidir. sevdiği zaman tam sever. sevdiğinin gözünün içine bakar. asla ihanet etmez. aşırı zekidir. ancak zekasını işine gelen şeylerde kullanır. altta kalmayı beceremez. karşısındakinin söylediği lafın üstüne söyleyeceği bişeyler mutlaka vardır. girdiği ortamlarda özellikle arkadaş çevresi içinde mutlaka dikkat çeker. bilmediği şey yoktur. her konuda yorum yapabilme kapasitesine sahiptir. akrep burcu kadiniyla ideal bir çift oluşturabilir. çünkü bu çiftin ilişkisi asla monoton olmaz; olamaz. kim ne derse desin esas akrep burcu erkeği böyledir işte. sever, sevilir...


(bkz: şeytan tüyü)

(bkz: tespit insanı)

zevk almaya duskunluk / ilgi alanlarina olan baglilik / iyi bir arkadas olabilme / megalomanlik gibi acilardan bakildiginda bir an boga burcu erkegi ile karsilastirilabilecek zira aralarindaki fark, azim ve hirs arasindaki fark kadar buyuk olan erkek modeli. arkadaslik iliskilerinde sevecen, tatli ve icten olmakla birlikte, bir yandan da her an yan cizebileceklermis gibi yaniltici bir izlenim birakirlar. sert mizaclidirlar. mantikli, dikkatli, detayci ve israrcidirlar. tavsiyelere acik ve hatta onlara apacik ihtiyac duyar gibi bir tavir sergileseler de, 8/10 kendi bildigini okurlar. karmasik davranis ve dusuncelerine ragmen genelde cok duzenli bir cizgide giderler. akrep burcu erkegi bir arkadasinizi bundan 30 sene sonra yine ayni soylemlerini savunurken bulabilirsiniz.. detaylarda kararsiz ve maymun istahli olabilirler ama genelde ne istediklerini ve neye ihtiyac duyduklarini bilir, onlarin pesini de kolay kolay birakmazlar. caliskandirlar, ornek alinacak bir disiplin anlayisi ve yargi mekanizmalari vardir. -bu yuzden cok basarili ve sevilen birer baba/ yonetici / is adami / patron olabilirler-

düzenli bir hayatları vardır..
yoksa da olmasına çalı$ırlar.

not: bu bir alıntıdır

motosiklet

, , ,

üstüne bir kere çıkıp da 2 tur attıysan kanına zehir gibi karışan bir nane. insan hemen bir adet edinmek istiyor rüyalarına falan giriyor. at avrat silah daki atın mekanik versiyonu hastasıyız.

birçok babanın korkusu oğlunun motosiklete binmesidir.ölümden ve başka her türlü tehlikeli durumun çocuklarının başına gelmesinden korkarlar.

benim senin başına gelmesinden en çok korktuğum şey ise hayatın zevklerini almadan yaşayan bir eğreltiotu olmandır.

eğer yapmak istediğin şey orada duruyorsa ve aranızda bir tehlike dikilmişse, senin yapman gereken o tehlikeyi bertaraf edip, istediğin şeye ulaşmaktır. işte bunu yapamazsan hayatın ancak bir eğreltiotununki kadar heyecanlı olabilir.

motosiklete bin oğlum, ama dikkat et, motosiklet tehlikelidir.

o tehlikenin üzerine aptal gibi gitme. unutma sun tzu der ki; "kötü komutanlar önce savaşa girer, sonra nasıl kazanacağını düşünürler; iyi komutanlar önce nasıl kazanacağını bulmadan savaşa girmezler".

önce viraja girip de sonra nasıl çıkacağını düşünen aptallardan olma.

tehlikeleri en küçüğüne kadar bertaraf et. hep tam koruma kullan, bakımsız motorla yola çıkma, alkollü ya da yorgun binme, kafan bozukken taksi tut, bilmediğin yolda risk alma, diğer araç sürücülerinden köşe bucak kaç.

tehlikeleri nasıl dibine kadar bertaraf edeceğini bilemiyorsan sakın motosiklete binme, çünkü o zaman bu işi beceremezsin demektir.

motosiklete bin oğlum, çünkü motosiklet aşktır. sadece kızlardan bahsetmiyorum, motosiklet macerası yaşam aşkıyla doludur.

güneşi batıracağın yeri bilmek, üzerinde yaşadığın toprakları karışı karışına gezmek, her yaş ve meslekten insanla yolunu paylaşmak ve bindiğin makinenin üzerinde sanki çığlık atarmış gibi kopup gitmek, hayatı dibine kadar yaşamak, ancak bu araçla mümkündür.

motosiklet macerasının içinde yaşam aşkı olmayan insanların tek yaptığı ise teknik detayları birbirlerine anlatarak kocaman, yararlı ama sıkıcı bir ansiklopediyi yaşayıp gitmektir.

aşkın ucunu bırakma, heyecanlı ve renkli ol, sıkıcı olma. sıkıcı olacaksan arabaya binip, hafta sonları futbol, akşamları ana haber seyrederek yaşayabilirsin, motosiklete ihtiyacın yok.

günü yakalamayı bil oğlum, motosiklet senin yaşama enstrümanındır.

kızlardan bahsetmiyorum dediysem, o kadar da demedim tabi. hani bazen pembe bir vespa üzerinde pembe kaskla kuğu gibi giden pembe pantolonlu bir kız görürsün ya? git yanaş, merhaba de ona. seni terslerse, kıza efendi gibi bir selam çakıp gazla bana gel, ensene bir tane patlatayım, sonra bira içmeye gideriz. hayatı böyle yaşayacaksın işte, öküz gibi, ödlek gibi değil. hem efendiliğini bozmayacaksın, hem de çılgınlığını koruyacaksın.

ha hoşlandığın bir kız mı buldun? at motorunun arkasına, datça'ya götür onu, knidos'un sularıyla yıka. can yücel'in en sevdiğin şiirlerini okurken batan güneşi izlet ona, domuzbükü'nde yıldızları ört üstüne uyusun. sonra bu macera için bana teşekkür edeceksin.

motosiklete bin oğlum, çünkü motosiklet isyandır.

insanlık tarihi popüler kültürler ve onlara tepkiyle gelişen kültlerle doludur. rock tarihi, 68 kuşağı, avrupa bohemleri, beatnick'ler hep aynı heyecanla tutuştular. bugün bu ateş bir miktar sönmüş görünse de sen buna aldanma. insanoğlunun doğasında isyan vardır ve motosiklet bunun dışa vuruluş şekillerinin en güzellerinden biridir. motosiklet bir ulaşım aracı değildir, bir isyan aracıdır, bunu kafandan çıkarma.

hayatın rutinlerine dikkat et oğlum. efendi ol ama içindeki serseriyi korumayı bil, akşam eve gelince takım elbiseni çıkarıp deri montunu giy.

her zaman kravatın olabilir ama hiç yuların olmasın , her zaman bir patronun olabilir ama hiç efendin olmasın. eğer seni zincirliyorlarsa o patronu, arkadaşı ya da sevgiliyi dehleyip, kravatı çöz, kol saatini fırlatıp at, gemileri yakmayı bil.

hayatımda tanımaktan keyif aldığım insanların neredeyse hepsi, günü geldiğinde hayatında radikal değişiklikler yaparken gözünü kırpmamış insanlardır.

ve bu insanların neredeyse hepsi motorcudur.

motosiklete bin oğlum, çünkü motosiklet dostluktur.

bir motosiklet grubuna mutlaka gir. o motosiklet grubunun içerisindeki bir kavgaya ise asla girme. unutma ki insanın olduğu yerde sevgi de vardır, kavga da vardır. toplumdan soyut yaşama, yolu paylaş. ama kimliğini de kaybetme, yolunu şaşırma. toplumun içinde dur, ama tek başına ayakta dur, sonuçta yol yalnız senin yolundur unutma.

herkesle konuştuğun gibi, her tip motora da bin, tutucu olma. "chopper gitmiyor, dönmüyor" diyenleri takma, altındaki v motorun ritmiyle dans etmeden isyanın ruhunu anlayamazsın. sıkı bir enduroyla off-road yapmadan doğaya fazla kavuşamazsın. ibrende bir kez olsun 200'leri görmeden de adrenalin seni ilk defa içki içmiş 15 yaşındaki kız gibi sarhoş eder durur. herkesi dinle ama hiç kimseye kulak asma. motosiklet türlerinin her biri farklı amaçlarla üretilmiştir, birini seçeceksen seç, ama hepsiyle barışık ol, hiçbirinin fanatiği olma.

motosiklete bin oğlum, çünkü ben hep motosiklete bindim.

ve şu hayatımda yaptığım en iyi şeylerden biri bu. tek bir dakikasından bile pişman değilim ve iyi kötü her maceramın kıymetini bildim.

hayatta öğrendiğim birçok şeyi bu iki tekerlekli cansız makineden öğrendim.

motosikletle yaşa oğlum ve aradan yıllar geçerse ve ben motosiklete binemeyecek durumda olursam, gel bana maceralarını anlat, nereleri keşfettiğini, kimlerle hırlaştığını, kimlerle dost olduğunu, hangi şarabı kiminle içip, hangi güneşi nerede batırdığını.

eğer ben ölmüşsem de çok önemseme. motor üzerinde ölmüşsem neden pişman olmadığımı anlayacak tek kişi sen olacaksın. eğer ölmemişsem şu pembeli kıza sor bakalım ablası var mı?

sana bırakacağım en büyük miras, işte bu hayat rehberi, motosikletli hayatın ta kendisidir.

motosiklete bin oğlum, çünkü motosiklet hayatın ta kendisidir.

bu bir alıntıdır...

özgün adı: lettera a un bambino mai nato
yazar: oriana fallaci
menşei: italya
türkçe'ye çeviren: pınar kür
yayınlayan: çağdaş dünya yazarlari
tescili: 975-510-743-6
December 2009
M T W T F S S
November 2009January 2010
1 2 3 4 5 6
7 8 9 10 11 12 13
14 15 16 17 18 19 20
21 22 23 24 25 26 27
28 29 30 31