Skip navigation.

efendisiz

her zaman kravatın olabilir ama hiç yuların olmasın, her zaman bir patronun olabilir ama hiç efendin olmasın.

Posts tagged with "ters köşe"

anarşizm notları

,

"Bizim istediğimiz anarşist devrim yalnızca tek bir sınıfın çıkarı ve özgürlüğe kavuşması içindir. Bu sınıf ekonomik, politik ve moral bakımdan tutsak edilmiş tüm insanların sınıfıdır. Anarşizm, insanın insan tarafından sömürüsünün ve tahakküm altına alınmasının ortadan kaldırılması, yani özel mülkiyet ve hükümetin ortadan kaldırılmasıdır; anarşizm, sefaletin, hurafelerin ve nefretin yok edilmesidir."-errico malatesta

"Aslında, şu ya da bu şekilde, toplumsal iyileşmeyi amaçlayan herhangi bir öneri dışsal isteklerin güçlerinin ve bireyler üzerindeki zor kullanımının artması ya da azalması olarak ifade edilebilir. Eğer artıyorlarsa şeytanidirler, eğer azalıyorlarsa anarşisttirler"- Joseph a. labadie


"Devlet en iyi şekliyle bile kötü bir organizasyon olduğundan mümkün olduğu kadar en az devlete sahip olmalıyız"- William godwin

"Kapitalist toplum o kadar kötü örgütlenmiştir ki, çeşitli üyeleri acı çekmektedirler: aynen nasıl ki bedeninizin bir yerinde ağrınız varsa, tüm bedeniniz ağrır ve hasta olursunuz... Benzer şekilde bir örgütün ya da bir birliğin tek bir üyesi bile ayrımcılıktan, baskı altında tutulmaktan veya göz ardı edilmekten muaf olmaz. Bunu yapmak, ağrıyan dişinizi göz ardı etmek demektir: sonunda da tamamı ile hasta olursunuz"- alexander Berkan

Kadının gelişimi, bağımsızlığı özgürlüğü kendisinden gelmelidir. İlk olarak kendisini bir seks objesi değil, bir kişilik olarak ortaya koymalıdır. İkincisi, hayatını basit, fakat zengin ve derin kılarak; kendi bedeni üzerinde başkalarının iddia ettiği tüm haklara karşı koymalı, istemediği sürece çocuk yapmamalı, tanrının, devletin, kocasının, ailesinin bir kulu olmaya karşı çıkmalıdır. Bu da hayatın tüm karmaşıklığını ve özünü anlamaya çalışarak, yani kendini toplumun fikirlerinden ve yargılarından özgürleştirerek olur. -emma goldman


Büyük bir sınıfın mevcudu arasında yer alan ama sürekli susturulan dışlanan öğrencisidir anarşizm;

demokrat öğrenci başkanlığı devraldı: sınıfta eşitlik oldu ama başkan ve onunla beraber seçilen yardımcıları verdikleri sözleri unuttular onları seçenlere sırtlarını döndüler

liberal öğrenci başkan oldu: sınıftaki kimi öğrencilerin refah seviyesinin arttığı görüldü, ama o kadar az kişi bu durumdan nasiplendi ki zenginler ile sınıfın geri kalanının arasında geniş bir gelir uçurumu oluştu. Zenginler kantinlerden istedikleri gibi alışveriş yapabilirken en afili ders ekipmanlarına sahipken diğer öğrenciler çok daha kotu koşullarla hayatlarını idame ettirdiler

fundementalist öğrenci başkan oldu: hızlı bir şekilde dini kurallar hayata geçirildi (herhangi bir din kastediliyor burada) cennet vaat edildi ama eğitim olanakları daraltıldı çok kati ve ağır yasaklar getirildi. Kadınların sınıf içindeki rolleri ikinci plana itildi

sosyal demokrat öğrenciye geldi bu defa sıra: ilk baslarda sınıfın geneli için sosyal hakları geliştirdi ama sınıfın elit tabakası bunda hoşnut olmadı ve sınıfa olan kısıtlı ve acınası derece düşük olan desteğini an be an azalttı veya sürekli bunu azaltmakla tehdit etti sosyal demokrat öğrenci yıldı, parası ve gücü olanların safini tutmaya başladı desteğini aldığı insanları görmezden gelmeye başladı verdiği tüm sosyal hakları teker almaya başladı

komünist öğrenci devrim yaptı gümbür gümbür iktidara yürüdü: bir sure için herkes eşit oldu bilim, sağlık, sanat, geçim düzeyi gibi konularda gözle görülür ilerlemeler sağlandı sınıfı sıfırdan yükseklere taşıdı ama kendi görüsünün birazcık dışındakilere bile hayat hakki tanımadı onları susturdu, cezalandırdı, hatta sınıftan attı

tüm bu öğrenciler hakli yâda haksiz defalarca kere diğer sınıflara karsı hara ilan ettiler kendilerinden ve öteki sınıflardan şayisiz öğrenci heba oldu. Sınıf içinde bu öğrenciler defalarca olacak şekilde basa geldiler.

En son sahneye anarşist öğrenci cıktı: başkanlığı reddettiğini, savaşları, silahlanmayı mülkiyeti reddettiğini, otonom yasamayı istediğini sınıfı bu şekilde kendi kendini yok edecegini, mutlak bir sona götüreceğini söyledi. Sınıfın kapısını kırıp bahçede özgürce oyun oynamalarını önerdi. Başa geçmiş olan diğer öğrenciler onu hırpaladı, asagiladi, şiddet düşkünü olarak damgaladı ve sınıftan attı.

Evet, anarşizm dünyada lafını bitirmesine izin verilmeyen tek ideolojidir. Her ideoloji tarafından ortak bir şekilde düşman ilan edilen el birliği ile susturulan üzerine yaftalar yapıştırılan ideolojidir. Ama gün olacak o da lafını söyleyebilecektir, bu sınıfın soğuk duvarlarının çevrelediği hapishaneden daha iyisini hak ettigimize ikna edecek ve bahçede top oynamaya çıkacaktır.


"insanın özgürleşmesi" Nil yolunu tıkayan, insanların üzerinde tahakküm kurarak onların yaşam alanlarını belirlemeye soyunan her türden kuramın kökünün kurutulması gerektiğini savunan toplum ve siyaset felsefesi öğretisi


Öncelikle (bkz: Ömer Naci soykan)

anarşizm
1. anarşizm: anarşizm, yunanca komutansız, yöneticisiz, efendisiz anlamlarına gelen anarkhos’tan, anarşist toplumun ideali olan anarşiyse otoritenin yokluğu anlamına gelen anarkhe kelimesinden türetilmiştir. Anarşizm yöneticisiz, iktidarsız bir toplumun ütopyasıdır. Yönetimsizlik ilkesine dayanır. (1)

2. anarşizm neden bir ütopyadır? Yönetimsizlik ilkesi ideal bir durumu işaret eder. İdeal bir durumsa ne bütünüyle tasarlanabilir, ne de bütünüyle gerçekleştirilebilir. İdeal olana yalnızca yaklaşılabilir. İdeal bir toplum tasarısı olan anarşizm bu nedenle bir ütopyadır. Adım kendisine yaklaşılan bir toplum ütopyasıdır. İnsanlığın önünde sonsuz bir ödev olarak duran bir ütopya. İnsanın insanlaşması, özgürleşmesi sonsuz bir süreç olduğundan anarşist topluma da ancak yaklaşılabilir. (2)

3. anarşizm nasıl bir ütopyadır? İnsanların birbirleri üstünde baskıyla egemenlik kurmaya çalışmadığı, birbirlerini ezmediği, sömürmediği bir dünya ütopyasıdır. Hiçbir alanda yaptırımın, zorlamanın olmadığı bir yaşama biçimidir düşlenen. İnsanın her alanda yabancılaşmasını kırdığı, kendisiyle, kendi dışındaki bireylerle, doğayla tanışık, barışık olduğu toplumsal yapının ütopyası. Kimliklerin kişiliği örselemediği, tersine varsıllaştırdığı, yaşamın birlikte üretildiği bir dünyanın düşü. Kimsenin öbürünü yargılamadığı, barış içinde kendi kendisini yargılayan, kendi yaşamını ele geçiren özgür insanı barındırabilecek bir ütopyadır. (3)

4. anarşizm neden trajiktir? Anarşizm her türlü iktidara, iktidarın neden olduğu haksızlığa karşı çıkar. Bu nedenle iktidar karşısında kazanılan geçici her zaferden sonra iktidar olmamak için kendini ortadan kaldıracaktır. Böylece anarşizm kendini yakıp yıkacak, sonra küllerinden yeniden doğacaktır. Ömer Naci yok oluş-diriliş sürekliliğini anarşizmin biricik gerçekliği, haklılığı olarak görür. İnsanın zorlanmadığı bir yaşamın, insanın insanlığından yana olmanın, özgür bir dünyanın düşünü kurmaktır anarşizm Ömer Naci’ye göre. Yolun sonunda olmayı değil, yolda olmayı gösterir bu durum da. Anarşizm ütopyası yolda olana ışık olabilir yalnızca. (4)

5. anarşizm neden düzene karşı çıkar? Varılan toplumsal düzenlerin tamamı bozuktur. Bu bozuk düzenler insanların mutluluğuna hizmet edemezler. Hiçbir düzen adaleti, eşitliği, özgürlüğü sağlayamayacağından, her düzen insanı insanlığından çıkaracaktır. Bu nedenle anarşist ütopya, bütün ayrıntıları önceden belirlenmiş bir düzen biçiminde önerilmez. Çünkü düzenin olduğu her yerde düzenleyen-düzenlenen, yöneten-yönetilen çelişkisiyle buna bağlı olarak ezen-ezilen, sömüren-sömürülen zıtlıkları kaçınılmazdır. Bu nedenle ilk elde düzen hedef alınmalıdır. (5)

6. “düzen” kavramıyla örtülmek istenen sömürü, baskı, adaletsizliktir. Bireyler, bireysel farklılıkları unutturularak tekzipleştirilmeye çalışılır. Düzen kavramıyla örtülenin, yapılmaya çalışılan tektipleşmenin farkına vararak düzen örtüsünün yırtılması gerekir. Düzen örtüsü ancak bireylerin saydamlaştığı bir durumda yırtılabilir. Bu durum kaos olarak nitelendirilir. Ancak kaos mutlak düzensizlik anlamına gelmez. kaosla insanların birbirinin kurdu olduğu yabanıl bir ortamdan da söz etmezler. İnsanların bir arada bulunuşu baskıyla kurulmuş bir düzenle değil, kendiliğinden bir düzenle sağlanabilir. İnsanların, toplumsal kurumların saydamlaştığı bir durumu işaret eder bu da. (6)

7. anarşistler hangi önermeler üzerinde ortaklaşmalılar? Ömer Naci’ye göre, anarşistler iki önerme üstünde ortaklaşmalılar. İnsan özgürlüğüyle insan doğasını savunmak. Özgürlük, bütün değerlerden daha üstün tutulan değerdir. Yaşama hakkından sonra gelen bütün değerler özgürlüğün altına koyulabilir. Özgürlüğün altına koyulan her değer de özgürlük adına feda edilebilmelidir. Çünkü insanın en önemli arayışı özgürlük arayışıdır. Hiç kimse, özgür olmamayı istemez. İnsan, ancak bütün insanların özgür olduğu bir dünyada özgür olabilir. İnsan doğasıysa iyidir. Tıpkı parçası olduğu doğa gibi üretken, yaratıcıdır. İnsanın bu yanı köreltilmektedir. İnsanın yaratıcı, üretken doğası kendiliğinden düzenle olanaklıdır. (7)

8. kendiliğinden düzenin dayanağı nedir? Kendiliğinden düzenin temelinde insan doğası vardır. Ömer Naci’ye göre insan doğası iyidir, insan özünde masumdur. İnsan doğasında kötülüğü, şiddeti, suçu barındırmaz. Suç işleme eğilimi insanın dışındaki etmenler nedeniyle oluşur. Her türlü mülkiyet, iktidar biçimleri nedeniyle. Suçu, suçluyu yaratan devlettir. Kendi meşruluğunu sağlamak amacıyla insanı gizli suçlu ilan eder devlet. Suç toplumsal bir görüngeyken suçlu olan bireydir. Ömer Naci’ye göre toplumsal olan kişinin üstüne yıkılmıştır. Devletin ortadan kalkışıyla suçlu kılma işlevi de, dolayısıyla suç da ortadan kalkacaktır. (8) birlikte yaşayan insanların ille de suç işlemeyeceklerini şu örnekle açıklar. İnsanların birbirlerini tanıdıkları küçük yerleşim birimlerinde, küçük gruplarda suç denebilecek eylemlere rastlanmaz. Anlaşmazlıklar oluşursa da sorunu kendi aralarında çözebilirler. (9)

9. kendiliğinden düzen yolunda hangi adımlar atılmalı? İnsan doğasının iyi oluşu baskı olmadan da birlikte yaşayabilmemize olanak sağlar, ama tek başına doğamızın iyi olması birlikte yaşayabilmemiz için yeterli değildir. İnsan doğadan kopmuştur çünkü. Doğadan kopuşla insanın hem doğaya hem kendisine yabancılaştığı sürecin başladığını da söyleyebiliriz. Doğadan kopamasaydı insanlaşamayacaktı, kopuşu zorunluydu. Doğadan kopmasıyla, doğaya karşı mücadele etmesiyle, doğayı parçalayarak bilmeye çalışmasıyla birlikte insan da parçalanmaya, kirlenmeye başladı. Doğaya karşı yarattığı her şeyle kültürü oluşturdu insan. Kültürün insanların yaşam tarzını oluşturduğunu, insanın hem doğal hem kültürel bir varlık olduğunu da söyleyebiliriz. Kültürü yaratan insan, aynı zamanda taşıyıcılığını da yapar kültürün. Böylelikle kültür hem insanlaşmamızı sağlar hem insanlıktan uzaklaşmamıza neden olur. İnsanlaşmamızı sağlaması nedeniyle kültürü yok sayamayız. İnsanlıktan uzaklaşmamıza neden olduğu için kültürle mücadele etmemiz gerekir. Kültürün yok sayılması anlamına gelmemelidir bu mücadele. Kültürle ancak karşı bir kültür yaratarak mücadele edebiliriz. (10)

10. nasıl bir kültür? Kültür, yaşadığımız toplumsal ortamdan bağımsız olmadığı için olumsuz yönlerinden temizlenmelidir. Doğaya bakışımızın, insana bakışımızın değişmesini gerektirir bu da. Hem doğaya hem insana bütünlüklü bakmamızı... Bütünlüğü sağlamak amacıyla da insanın kendini yeniden keşfedebilmesi, kendini tanıması, bilmesi, doğasındaki yetileri ortaya çıkarabilmesi, kültür unsurlarına başvurması gerekir. Felsefeye, bilime, sanata... Bütünlüğünü yeniden kurabilmesi için, tinsel kirlenmeden kurtulabilmesi için başkaca bir yolu da yoktur. (11)

11. kültüre karşı kültür mücadelesi nasıl olmalıdır? Kültür, toplumsal var oluşun düzenlendiği biçimli yapıdır. Kendini en açık olarak dille gösterir. Bu nedenle dilin biçimlenişi, cümlenin olağan düzeni bozulmalıdır. Çünkü varılan dilin içinde kalarak üretilen söylemlerle iktidar devrilemez.(12) bütün dillerdeki söylemler erkek egemendir, iktidarın dayatmalarıdır. Söyleme karşı çıkmak anlamı tersine çevirerek, varılan söyleme göndermeler yaparak sağlanamaz. Başkaldırı dile karşı dille yapılmalıdır. Bunun yolu da dilin var olan yapısını bozmaktan geçer. (13)

12. sanatın, bilimin, felsefenin sonu geldi demektense sanata sanatla, bilime bilimle, felsefeye felsefeyle yanıt vermek gerekir. Modern sanatla karşımıza çıkan eserlerde ölçüt olmadığı için modern sanatla mücadele edilmeli. Bu mücadele var olan tüm ölçütlerle olduğu kadar ölçütsüzlükle de olmalıdır. Ölçütsüzlük, sanatı sıfırlamak, hiçleştirmek, sanatın sonunu getirmektir. Bunlara karşı çıkan sanatçılar kendi kurallarını, ölçütlerini kendileri koymalı, koydukları kurallara, ölçütlere uymalıdır. Bunu yaparken de kendilerini hiçbir putla, otoriteye sınırlamamalılar. (14)

13. bilim bir kenara atılamaz, çünkü bilmeyi istemek insanın doğasında vardır. Çevresini bilmek, tanımak, dünyada kendine bir yer bulmak ister insan. Bu nedenle bilime değil, bilim despotizmine karşı çıkılmalı. Bilimin insan yaşamını bozan, doğaya yabancılaşmasına, kendisine yabancılaşmasına neden olan yönleri temizlenmelidir. Çünkü bilim değil, bilim politikalarını uygulayan otoriteler düşmandır. Bilimde kullanılan çözümleyici bakış doğayı bilmek için parçalamayı gerektirir. Doğaüstünde egemenlik kurma söylemiyle yola çıkan çözümleyici bakışla aslında insanüstünde egemenlik kurulmaya çalışılmaktadır. Çünkü insan doğanın bir parçasıdır. Doğadan ayrı düşünülemez. Bu nedenle bilim de doğaya bütünlüklü bakmalı, doğayı gördüğü gibi gözlemlemeli, doğanın da canlı olduğunu göz ardı etmemelidir. (15)

14. felsefenin temelinde her şeyin kökeninde var olan nedir sorusu yatar. O güne kadar verilen yanıtlarla yetinmeyen felsefe, dünya görüşünün doğrultusunda soruya yeni yanıtlar arar. Bu nedenle felsefe var olan düzenlerle bağdaşmaz. Var olanın ardındakini görmeye, gördüğünü çözümlemeye çalışır. Felsefenin çıkış noktası sorgulamadır. Düzenle uzlaşan felsefeyeyse felsefe değil, ideoloji demek daha uygundur. Felsefe, felsefe otoritelerinin elinden kurtarılarak yeniden yaşama sokulmalıdır. Her insanın bir dünya görüşü olduğundan her insan felsefe yapabilir. Görüşlerini temellendirmek, sistemleştirmek amacıyla da felsefeye başvurmak zorunludur. (16)

15. teknik mi teknoloji mi? insanlar kültürü oluştururken önce tekniği, sonra da teknolojiyi oluşturdular. Böylece tinsel kirlenmeye fiziksel kirlenme, çevre kirliliği de eklendi. Teknik de teknoloji de iktidar üretir. Ürettikleri iktidar arasında yalnızca niceliksel fark vardır. Bir insanı kırbaçlamakla üstüne bomba atmak arasındaki fark gibidir. Teknik, doğal nesnelerle güçleri kullandığından, nesneleri yapısal olarak değiştirmediğinden kirlenmeye yol açmaz. Ama teknoloji nesneleri yapısal olarak değiştirdiğinden doğaya zarar verir. Bu nedenle Ömer Naci tekniği teknolojiye yeğler. (17) ürettikleri iktidar açısından tekniğe de teknolojiye de karşı çıkmak gerekir. İnsanlara teknolojinin sunduğu yararlar kadar zararlar da gösterilerek teknolojiye daha eleştirel bakılması sağlanmalıdır. İnsanlığın kurtuluşu için teknolojinin de havaya uçurulması gerekir. Ama açlıkla, kötü yaşam koşullarıyla yüz yüze olan milyonlarca insanın var oluşu teknolojiye karşı çıkmanın önündeki en büyük engeldir. Yalnızca gerçek ihtiyaç nesneleri üretilir, fetişleşmiş metalar ortadan kalkarsa, teknoloji de belli ölçüde, en azından belli alanlarda sınırlandırılmış olur. Nesnelerin yapısını bozmayacak teknolojilerin geliştirilmesiyle doğaya verilen zarar azaltılabilir, doğa kendisine verilen zararla başa çıkabilir. (18) Ömer Naci’ye göre, teknoloji diktatoryasına karşı durmak gerekir. Çünkü teknoloji, teknoloji ürünü araçlar insanla doğa, insanla insan arasına barikatlar kurduğu için bunlara neden olmayacak teknolojiler geliştirilmelidir.(19)

16. devlet: insanın araçlar kullanmasıyla, kullandığı araçları geliştirmesiyle birlikte artı değer ortaya çıkar. Arı değerin güvenceye alınması için de devlet... Topluluk içinde doğal özgürlük durumundaki yaşam da böylece bozulur. Devletle birlikte başlayan tarih, insanın üstüne kurulan egemenliklerin tarihidir. İlk devletler köleci devletlerdir. Bu aşamada insan doğal meta durumundadır. Alınıp satılırken hiçbir söz hakkı yoktur. İkinci aşama feodal devlet aşamasıdır. İnsan işlediği toprakla birlikte alınıp satılır. Köleci aşamayla karşılaştırıldığında üstündeki iktidar bir parça azalmıştır. Kapitalist devletteyse, beden yerine onun bir ürünü olan emek alınıp satılır. Tarihsel süreç özgürleşme sürecini, anarşist ütopyanın olabilirliğini gösterir. Emeğin alınıp satılmadığı, devletsiz bir topluma gidişi. (20)

17. kapitalizm: kapitalizm, ekonomik sistem olarak üretim-tüketim-üretim ekseninde gelişir. Tüketimi için üretim nasıl gerekliyse, üretim için de tüketim gereklidir. Pazar sınırlı olduğundan üretim, üretilenlerin tüketilmesiyle olanaklıdır. Teknolojik gelişmelere paralel olarak üretim hem kolaylaşmış hem de bollaşmıştır. Kapitalizmin geldiği bugünkü aşamada gereksinim duyulan nesnelerden çok fetiş nesneler kaplamıştır pazarı. Yoğun reklâm kampanyalarıyla insanlar gereksinim duymadıkları metalara yöneltilmiş, o metayı satın alarak toplumsal statü elde ettiğini sanmaya başlamıştır. İnsanlar bilinçlendiğinde, gerçekten gereksindikleri metalar dışındaki metalara yönelmediklerinde, fetişleşen metaların ortadan kaldırılması zor olmaz. Meta değiş tokuşunu aracı olarak ortaya çıkan para, ticaretle üretimin gelişmesiyle birlikte araç olmaktan çıkarak amaçlaştı. Böylece para da fetişleşerek sanallaşmıştır. Para, borsa aracılığıyla kapitalistten bağımsız bir duruma gelmiştir. Sanallaşan paranın iktidarı da eninde sonunda sanallaşacaktır. (21)

18. eğitim: bu aşamaya gelebilmek için insanın bilinçlenmesi, tinsel kirlenmeyle fiziksel kirlenmeden arınması gerekir. Çünkü kirlenme, hem insanın hem kültürün hastalığına işaret eder Ömer Naci’ye göre. İnsanın yeniden bütünlüğünü sağlayabilmek için sağlıklı bir kültür oluşturmamız gerekir. Bu noktada nasıl bir eğitim sorusu gündeme gelir. Ömer Naci’ye göre, kendini yargılayabilen, yaşamına söz geçirebilen, özgüveni olan insanların yetiştirilmesini amaçlamalıdır eğitim. Bunun yolu da yaşamın doğal akışından kopuk olmayan bir eğitimden geçer. Eğitimle yabancılaşmanın kırılması, kültürün olumsuz özelliklerinden insanın arındırılması amaçlanmalıdır. Bilgi yeniden yaşamın hizmetine sokulmalıdır. Kapitalizmin gereksediği dikey olarak örgütlenmiş, tek bir işte uzmanlaşarak yaratıcılığı yok edilmiş bireyler yerine, gizilgüç olarak her insanda bulunan yaratıcılığı geliştiren, insanın varlık bütünlüğünü sağlayan bireylerin yetiştirilmesini amaçlayan bir eğitim gerekir. (22)

19. burada sözü edilen eğitimle amaçlanan zihinsel devrimdir. Ama zihinsel devrim de ortaya çıkabileceği yaşam koşullarına gereksinme duyar. Kapitalist sistemde bu koşulların olmadığını söyleyebiliriz. Bu durumda ne yapılması gerekir? Zihinsel devrimi sağlayacak ateş hırsızlarının yardımı gereksenir. Filozofların, sanatçıların, bilim insanlarının, her meslekten aydınların... (23)

20. devrimle amaçlanan toplumsal örgütlenme nasıl olmalıdır? Yardımlaşma temeline dayanan, erkin küçük gruplar arasında bölünerek yok edildiği bir örgütlenme. Yukarıdan aşağıya değil, aşağıdan yukarıya doğru yapılacak örgütlenme bütünüyle gönüllülüğe dayanır. Dikey değil yatay ilişkiler geliştirilir. Ömer Naci soydan’a göre, örgütlenmeye bütünüyle karşı çıkmak yerine örgütlenmenin insan yaşamı üstündeki baskısını önlemek gerekir. (24) çünkü anarşizmin her alandaki biricik ölçütü insandır. Amaçlanan doğasına yabancılaşmamış insana ulaşmaktır. (25)

dipnotlar
1. Ömer Naci soykan, özgürlük ve sürekli barış yolunda anarşizm, insancıl dergisi
2. soykan, a.g.a.
3. soykan, a.g.a.
4. soykan, anarşizmin trajikliği
5. soykan, özgürlük ve sürekli barış yolunda anarşizm, a.g.a.
6. soykan, a.g.a.
7. soykan, anarşizmin felsefesi özgürlüktür, efendisizler dergisi, sayı 5.
8. ömer naci soykan, bir anarşistin seyir defteri, kargaşa yayınları, istanbul, 1998.
9. soykan, özgürlük ve sürekli barış yolunda anarşizm, a.g.e.
10. soykan, a.g.e.
11. soykan, a.g.e.
12. soykan, toplumsal varoluş ve anarşist, felsefe dünyası
13. soykan, bir anarşistin seyir defteri, a.g.e.
14. soykan, a.g.e.
15. soykan, anarşizmin felsefesi özgürlüktür, a.g.e.
16. soykan, özgürlük ve sürekli barış yolunda anarşizm, a.g.e.
17. soykan, a.g.e.
18. anarşi ve felsefe, ömer Naci soydan’la Ahmet inam söyleşisi, efendisizler dergisi.
19. soykan, bir anarşistin seyir defteri, a.g.e.
20. soykan, özgürlük ve sürekli barış yolunda anarşizm, a.g.e.
21. soykan, a.g.e.
22. soykan, a.g.e.
23. soykan, a.g.e.
24. soykan, anarşizmin felsefesi özgürlüktür, a.g.e.
25. soykan, bir anarşistin seyir defteri, a.g.e.

not: bana gelen bir mail olduğu için link veremedim



Türkiye’de olunası en mantıklı şeydir. Nedenlerini sayalım;(görülmüş, duyulmuş, anlatılmış olaylar)

adam hastaneye gidiyor; en üst düzeyde bulaştırıcı verem hastası. Acil hastaneye yatması gerektiği söyleniyor. Doktora gidiliyor, saygıdeğer doktorumuz hastayı odasına bile kabul etmiyor. Neden? Çünkü adam verem mikrobu taşıyor. Ama sen doktor değil misin, bu mesleği insanlara yardım edebilmek için seçmedin mi, zorla mı doktor yaptılar seni, yıllar boyu hastayı odana bile kabul etmemek için mi okudun? Başhekime çıkılıyor, başhekim hastanede hiç boş yatak kalmadığını söylüyor. Ama bu adamın acil hastaneye yatması gerekiyor, sen bunu eve yollarsan; bulaştırıcı olduğu için, evinde karısına ve çocuklarına verem mikrobu bulaşması çok büyük bir olasılık. Çaresizce düşünülüyor... Bir milletvekili tanıdık vardı, o aranıyor. Sonrası tahmin ettiğiniz gibi... Hastanede hiç boş yatak olmadığını söyleyen başhekim; hastaya oda seçmesini söylüyor. ee burada hiç boş yatak yoktu, nasıl olur bu?

Sağlık kuruluşları maalesef bu şekilde işliyor. Paranız ve gücünüz varsa bu memlekette, kral siz oluyorsunuz. Ama yoksa? Bulaştırıcı verem mikrobuyla halkın arasına karışıp, insanlara mikrop saçmaya başlıyorsunuz.

Kadın çalışıyor. Asgari ücret alıyor. Devlet vergisini her ay sektirmeden kesiyor. Maaştan kesilen vergiyle de vergi yükümlülüğü bitmiyor. O vergisi, bu vergisi, say say bitmiyor. Aldığı üç kuruş maaş, bütün bunlarla bir hayli eksiliyor. Peki, şimdi akla bir soru geliyor. ''tamam, abi ben bu kadar vergi veriyorum, sen bu paraları benden çatır çatır alıyorsun, sen bana ne veriyorsun? Hastaneye gidiyorum; köpek gibi muamele görüyorum, çöp vergisi veriyorum; mahalleyi bok götürüyor, ben Etiler’de oturan insanla, eş değerde çöp vergisi veriyorum, o zaman neden benim sokağımdan her gün çöp kamyonu geçmiyor, neden sokağımı temizleyen araçlardan geçmiyor? Cevabını bekliyorum... Oldu? Derin sessizlik...

Gelelim asgari ücrete. Sen bu ücreti her yıl belirliyorsun. Aynı zamanda her yıl açlık sınırını ve yoksulluk sınırını da belirliyorsun. Peki, belirlediğin bu yoksulluk sınırı ile asgari ücretin neden örtüşmüyor? Asgari ücreti nete vurduğunuzda gerçekten de trajik oluyor. Başbakan diyor ki; üç çocuk doğurun. Tablo şu; asgari ücrette her çocuk başına, maaşa 4–5 ytl gibi bir rakam ekleniyor. Bir çocuğun aylık getirisi 4-5ytl aralığında mıdır? Pardon yanlış geldim galiba, Türkiye’ye gidecektim ben Afrika’ya gelmişim...

Genç kız işe giriyor. Asgari ücretle çalışacak, sigortası yapılıyor, yemek ücreti veriliyor, yol ücreti henüz yok. Çok ünlü bir firmada satış danışmanı olacak. Bir Jean 450ytl e satıp, asgari ücret alacak. Çalışma saatlerini gözden geçirelim... Ortalama her satış danışmanı haftada 2 gün fule çalışır. Bu ne demektir? Sabah 10, akşam 10. hafta içi bir gün izin gününü kullanacak. Diğer günlerin ikisinde; sabah 10'da gelip akşam 6'da çıkış yapacak, son iki günde de öğlen 2'de işe başlayıp akşam 10'da bitirecek. Toplam kaç saat oldu? Söyleyelim hemen. 56 saat... Peki, yasa ne diyor? Haftada 45 saat çalışma süresi var bir işçinin, ekstra zamanlar mesaiye girer. Bundan kaç kişinin haberi var? Haberi olup ta bu yasaya uymayan kaç şirket var? Şimdi bu hesapladığımız çalışma saatleri sadece görüşmede söylenen saatlerdir. Mağazada çalışmaya başlayan genç kız, işe girer girmez haftada 3 gün fulle karşılaşmıştır. İşe başladığının 3. günü işten ayrılmak istediğini söyleyip istifasını imzalamıştır. Daha sonra arayan mağaza müdürü kızı ikna edip işe geri çağırmıştır. İşte bu geçici bir durum bla bla bla... Daha sonra firmanın başka bir şubesine geçen kız, 1 ay kadar çalışmış ve son noktayı haftada 5 gün fullü görünce koymuştur. Haftada 5 gün full demek ne demektir yahu? Nerde kaldı, yasadaki çalışma saatleri, kimse denetlemiyor mu bu firmaları? Sen haftada 5 gün fullü veriyorsun, mesai ücretinden hiç söz etmiyorsun, işçi değil köle çalıştırıyorsun sanki... bi de zannedersin mahalle kotçusu... Koskoca İtalyan firması. Genç vergisini verdi, ama onun çalıştığı firmayı denetleyecek bir görevliyle karşılaştı mı? Hayır!

Şimdi bir de İstanbul’da yaşayan insanlara özel vergi çıkıyor. İstanbulluya özel... Benzin alımlarında litre başına 1,5, motorin türlerine de 1 kuruş. Neden? Çünkü İstanbul 2010 Avrupa kültür başkenti kapsamında yapılacak harcamalara kaynak sağlamak gerek. Bunu da zengin İstanbulludan alsak hiç fena olmaz, diyen devlet yasayı kabul etmekte hiç gecikmemiştir. ee senin kısa bir ömre sahip olan laleleri İstanbul’un dört bir etrafına ekerken aklın nerdeydi? Ona yatırmağın parayla 2010 için hazırlansan olmaz mıydı? Hem de laleler yurt dışından getirildi*.

Türkiye’de sayılamayacak kadar çok usulsüz iş dönerken, yurdum insanları bütün bunlara rağmen vergilerini öderken, ödediği vergiler karşısında hiç bir hizmet alamazken bu düzene karşı çıkmamak elde midir? Ben eşitlikten yanayım diyen insanın, eşitlikten bi haber ülkede susup oturması makbul müdür? Geçmişte bu olaylara karşı çıkan insanların asıldığı bir ülkede anarşist olmamak mümkün müdür? Bankaları hortumlayan, insanların üç kuruş parasını dolandıran insanlar ellerini kollarını geze dolaşırken, zavallı halkın vergi ödemesi mantıklı mıdır? Evet soruyorum... Bu ülke bana anarşist olmamam için ne öneriyor?

kaynak: ekşi sözlük/anarşizm

kilo vermek ve sağlıklı yaşamak hakkında

,

Sağlıklı bir yaşam herkesin isteyebileceği şeylerden biridir.
Ancak kaçımız bunu gerçekten istiyoruz? İstediğimiz şeyi elde etmek için uğraşıyoruz?
İşte burası tartışılır.

Kilo vermek isteyip de verememek; bu yüzden morali bozmak yok.

Kilo vermek zaten sağlıklı yaşamın bizlere verdiği küçük bir hediyedir.

Her şeyden önce bunu bir düstur edinip bir yaşam tarzı haline getirmek gerekir.
İnsan beyni öyle bir şeydir ki; istedikten sonra bir şeyleri başaramaması pek de söz konusu değildir.
Öncelikle inanmak, beyni şartlandırmak gerekir.
Tekrar ediyorum; bunu bir yaşam tarzı haline getirmek en önemli şeydir.

"56 kiloyum ama 49 kiloya düşemiyorum." Evet bu cümleyi yakın bir zamanda duydum yakın bir dosttan. Gülümsedim ve dedim ki? Neden olmasın? :smile:

Sadece kilo vermeyi istemek yetmez. Kilo vermek istiyorsun ama kızartmaları, yağlı ve iç organları zorlayan her türlü besini yiyip de camış gibi oturuyorsan elbette ki bir şeylerin değişmesini bekleyemezsin.

Neler yapılabilir?

Evet bu kadar laf salatası yeter sanırım. Neler yapabileceğimiz hakkında ortaya bir şeyler söyleyelim ki birilerinin işine yarasın, bir faydamız dokunsun.

1) Uyku düzeni.
Öncelikle, düzenli ve kaliteli bir uyku yaşam kalitesini arttırır.
Fizyolojik ve psikolojik sağlık açısından ve daha uzun ömürlü olmak açısından bir şarttır.
Yaptığım araştırmada; uzmanlar 5 ile 7 saat arasındaki uykunun yeterli olduğunu söylüyor.
Fazla uyumak da iyi değil; fazla uyku da bir çok hastalık için aslında zemin hazırlıyor.
(şeker, depresyon, vs.)
"Gece yatmaz, sabah kalkmazlar." : Lafım size; bu şekilde hiç bir şey yoluna girmez zaten.
Ne uyandığınızda enerjiniz iyi olur, ne de geçirdiğini o günden bir şey anlarsınız.
Uyandıktan sonra tekrar uyumak ise; iş yapmışcasına sizi yorgun kaldıracaktır o yataktan.

2) Uyanış :
Esneme hareketleriyle güne başlamak, ilgi alanızda ise belki de yoga yapmak hayata güzel bir başlangıç olabilir.
Müzikle uyanmak,
Müzik ruhun gıdasıdır; canlı hareketli, coşkulu müziklerle yeni güne başlamanın ne denli güzel bir şey olduğunu anlatmaya gerek yoktur kanımca.

3) Spor :
Eğer uzun zamandan beri spor yapmamış bir bünyeniz varsa; öncelikle yürüşü tercih etmeniz sizin için daha rahat ve kolay olacaktır. Belki yarım saat belki de 1 saat. Şahsen 1 saatlik yürüyüş iyi bir başlangıç olacaktır. Tempolu yürüme işine ise ilerleyen günlerde; belki de haftada başlayabilirsiniz.
Oldum olası yürüyüşten keyif alan bir insan olduğum için sadece 1-2 saatlik yürüşlerin bile faydalı olduğunu üzerimde test ettim. Yürümek; ertesi güne yapılmış bir yatırımdır. Yarınki tansiyonunuzu ve moralinizi düzenler. Ayrıca panik atak, aşırı strese karşı da birebirdir.
Hareketli bir yaşam tarzı herşeyi düzene sokar.

4) Beslenme:
Eğer ki; yaptırdığınız tahlillerde; kandaki yağ oranınız, kötü ve iyi kollestrolünüz standart değerlerin üzerindeyse zaten beslenme alışkanlıklarınızda bir sorun olduğunun belgesidir.

Tavsiyem şudur ki; kırmızı etten, fast food'dan, kızartmadan ve hayvansal yağlardan kaçının, hayatınızdan çıkarın.
Balık ve salatalar bulunmaz bir nimettir.
Yeşilden; yeşillikten vazgeçmeyin.
Hindi eti de; doğru pişirildiğinde kuzu eti kadar lezzetlidir.
Her şeyden yemek ama her şeyden azar azar yemek de mantıklı bir çözümdür.
Yemek yeme şekliniz de sağlıklı bir yaşam ve onun getirisi olan zayıflamak için de çok önemlidir.
Hızlı, yani kıtlıktak çıkmışcasına yemek yemek zaten kilo almak için yapılmış bir harekettir.
Beyin 8-9 dakika da yediği yemekten bir şey anlar ve doyma hissi bu zaman zarfında gerçekleşir. Yavaş yiyin de saçınız başınız dağılmasın diyorum yani, evet. Yavaş yiyin,
az ve sık yiyin. Az ve sık yemek yemek metabolizma hızını arttıracağı gibi, kilo vermenizde çok yardımcı olacaktır.

Ayrıca; yapılan bilimsel araştırmalar; televizyon karşısında yemek yiyenlerin, yemeyenlere oranla daha fazla kalori aldığını kanıtlamıştır.

Su için; su içmek tansiyonu düzenlediği gibi; en iyi anti-oksidanlardan da biridir. Su içmek kilo verdirmeye bilir. Ama böbreklerin adam gibi çalışmasında etkilidir.

Madem su dedik; diğer sıvılar hakkında da konuşmak gerekir.
Öncelikle kola içiyorsanız bu olayı hayatınızdan çıkartın. Bu kadar şeker takviyesi bünyenizi yoracağı gibi; içindeki bir maddenin c-vitamini ile birleştiğinde kansorajen olduğu açıklandı. Ayrıca kola yetkililerinin açıklamasını da hatırlayalım; "henüz bu maddenin muadili yok."
Meyve suları, öncelikle her şeyin doğal halinin en sağlıklı hali olduğunu hatırlayalım.
Her ne kadar katkısız meyve suları olsa da; "içindekiler" kısmında şeker yazıyorsa zaten o olay bitmiştir. Gidin bir meyve sıkacağı bir de narenciye sıkacağı alın; kendi meyve suyunuzu kendiniz hazırlayın.
Maden suları; eğer illaki asitli-gazlı içecek zevkinizden kurtulamıyorsanız maden suyu en sağlıklı seçenek olacaktır. Bu meyveli sodaları kastetmiyorum. Limonlu soda yerine; soda-limon içmek her zaman daha sağlıklıdır.

Yağlar;
Kanser hastalarına; zeytinyağı dahil hiç bir yağın tavsiye edilmediğini hatırlatarak; yağın mümkün mertebe az kullanılmasını, kullanılacaksa bile az asit oranlı (0,3 asit gibi) zeytinyağları tercih edilebilir. Salatada da yağ kullanmaya gerek yoktur aslında.

Kahve:
Hazırlanış şekli bakımından; en kaliteli kahve Türk kahvesidir, bunu filtre kahve takip eder.
Nescafe, capucino gibi aromalı, vanilyalı kahveler elbette ki daha lezzetlidir ama o kadar da sağlıklı değildir. Ayrıca nescafe deli gibi selülüit yapar; kızlar lafım size; hatun sen anla. :smile:


Şifa Hastanesi

Beslenme ve Diyet Bölümü
Kalp-Damar sağlığı koruyucu diyet

Sakınılması Gereken Yiyecekler:
1- Sakatatlar; karaciğer, beyin, böbrek, dil, dalak, yürek vb.
2- Katı yağlar; tereyağı, margarin, iç yağı, kuyruk yağı
3- Sucuk, salam, sosis, pastırma
4- Yağlı etler; (koyun, kuzu eti), yağlı balıklar, yağlı tavuk
5- Yağlı süt, yoğurt, yağlı peynir, kaymak, krema, mayonez
6- Yağlı gıdalar; çikolata, pasta, soslar, tahin, tahin helvası,
7- Çikolata ve terayağı eklenmiş ağır tatlılar
8-) Alkollü içecekler ve meşrubatlar
9) Yağda kızartmalar, kavurmalar. (et, sebze ve hamur kızartmaları)


işe yarıyor mu? diye soracak olursanız:
Çiko; lafım sana: ben 12 kilo verdim.

ATA TV, Cevizoglu ve Colasan anlatiyor; Sermaye ve Medya

,

ATA TV'de yayinlanan "Siyaset Ekseni" programinda Hulki Cevizoglu ve Emin Colasan, Kanalturk'un Satisi ve Sermaye-Iktidar-Medya iliskileri konusunda sicagi sicagina carpici aciklamalar yapiyor. Star gazetesi yaziisleri Muduru ve Yazar Nihat Genc canli telefon baglantisiyla tartismayi derinlestiriyorlar.

ÇARŞI GURUBU (BJK) KAPANMASIN

, ,



Beni bilirsiniz, gerek din gerekse de futbol konusunda -bu tip yasal uyuşturuculardan- uzak bir çizgideyimdir hep.

Ama ne oldu diye soracak olursanız.
Bildiğiniz üzere takım tutmayan biri olarak "ÇARŞI" gurubuna sevgiyle bakarım her zaman.
Toplumda ve futboldaki duruşu nedeniyle, etkili pankartlarıyla, taraftarıyla, desteklediği ve katıldığı kampanyalarla hep daha ilerdedir benim için.



Çünkü Çarşı;
bir duruştur her şeyden öte.

Bir ifadedir, harekettir, eylemdir, çoşkudur.
Toplumda belki de ilk defa bir futbol kulübünden daha çok konuşulan ve daha çok öne gelen bir yapısı vardır.
Çarşı gurubu aşktır, bağlılıktır.


Güzel ülkemin, güzel ve anarşist ruhu kaybolmamalı.
Kapatılmamalı, kapanmamalı, böyle örnek bir oluşum tasviye edilmemelidir.







1 Mayıs 2008 İstanbul Meydan Muharebesi

, ,

1 Mayıs'ın ardından tam 3 gün geçti.

Neler oldu peki?

Bir gazeteci, polis saldırısı sonucunda kolu kırıldı. http://www.ntvmsnbc.com.tr/news/444924.asp
Sadece çekim yapmak amacıyla orada olan kameran kardeşlerimin, abilerimin kameraları kırıldı.
Olayla uzaktan yakından hiç bir alakası olmayan bir turisti polis tartakladı.
http://www.internethaber.com/news_detail.php?id=139100
Şişli Etfal Hastanesi'ne gaz bombası atıldı.
Hastanedeki hastalar, çocuklar ve hasta yakınları olaydan bihaber zarar gördü.
Sadece görevini yapmak isteyen sağlık görevlisi (görevini bilmiyorum) polisin tartaklamasına maruz kaldı.
Bilirsiniz ki savaş hukukunda bile; hastaneler bombalanmaz.
Vali ne demişti? "Bomba elinden düştü." http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Vali_Elinden_dustu_demisti_176284_1&tarih=03.05.2008&Newsid=176284&Categoryid=1
Hayır kardeşim bomba düşmedi, bomba atıldı.

Bunun dışında;
"Cihangir’de çay bahçesinde oturanlar polisin attığı gazdan etkilendi. Gazdan etkilenen Erler Film’de sanat yönetmeni yardımcısı olarak çalışan Erhan Tural, yüzünü limonla temizlerken bir polis, “Sen limonla korunmayı nereden öğrendin” diyerek, coplamaya başladı. Kız arkadaşının yanında neye uğradığını şaşıran Tural, etraftakilerin uyarısıyla polisin elinden zor kurtuldu. Gazdan etkilenenler arasında sanatçı Yavuz Bingöl de vardı." http://www18.gazetevatan.com/fotogaleri/resim.asp?kat=3273&page_number=4

Olaylar büyüdü de büyüdü. http://w9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Erkan_Erkan_daha_cok_su_bassana_176213_1&tarih=04.05.2008&Newsid=176213&Categoryid=1


Peki yurtdışında 1 Mayıs nasıl geçti?
En basitinden Almanya'da 1 Mayıs işçi bayramıyla görevlendirilmiş polisler, sıkıntıdan kağıt oynadılar.
Sarkozy de Elysee Sarayı’nda 1 Mayıs nedeniyle bir resepsiyon verdi.

....
liste bu şekilde uzayıp gider.

Ne oldu?

Daha 1 Mayıs öncesinde zaten ipler gerildi.
"Orantılı şiddet." kullanılacağı baştan belirtildi. (evet x'e beş verilerek orantılanmış bir şiddetti hem de.)
Başbakan; “Ayakların başları yönettiği yerde kıyamet kopar” diyerek yangına körükle gitmiş oldu.
Taksim'i açmayarak bu süreç tırmandırıldı.


Peki ne olmalıydı?

Aslına bakacak olursak; mevcut iktidar resmen kendi aleyhine iş yapmış oldu.
Toplumun stresini almak yerine, 1 Mayıs öncesi kutuplaşma yaratarak, belki de mevcut oy potansiyelinin hatrısayılır bir bölümünün ciddi bir şekilde tepkisini çekti.

Toplumun gazı alınmalıydı, Taksim açılmalı ve geniş çaplı "güvenlik önlemleri alınmalıydı"
Toplumun gazı alınmalıydı ki bayramı kutlamak isteyenler Eylem yapma girişiminde bulunmasın.
Sen, 1 Mayıs'ı kutlamak isteyenleri, ayak sınıfı olarak dışlarsan, toplumsal uzlaşıyı gözönünde bulundurmazsan, elbette ki işçi sınıfı böyle kudurtursun.

Taksim açılmalıydı, Kanlı 1 Mayıs'ın (1977) ötesinde bir kutlama yapılmalıydı.
Polis, 1 Mayıs'ı kutlamak isteyen işçileri değil, 1 Mayıs'ı fırsat bilip provakate etmek isteyen provakatörlere "orantılı güç" kullanabilseydi.
Diğer tüm Avrupa ülkeleri gibi, normal, sıradan bir bayram gibi kutlanabilseydi ne olurdu?

Şüphesiz, iktidarın, o kapısında çok beklediği Avrupa Birliği'ne bu rezil bir tablo göstermiş olmazdık.
Mevcut iktidar da bu yaklaşımın ve sağduyunun meyvesini alırdı.
Ama olmadı olamadı.
1 Mayıs yine olaylı bitti.
Sadece Türkiye'de yaşanabilecek olaylar listesine not düşüldü.

Ve bir kez daha; siyasette politik ve sosyolojik tutumlar konusunda iktidar sınıfta kaldı...

Ne diyelim, "durmak yok yola devam."

efendisiz


http://w9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=1_Mayis_gergin_basladi_176051_1&tarih=04.05.2008&Newsid=176051&Categoryid=1

Yeni Bir Siyasi oluşum "Ulusal Parti" Nasıl olmalı?

Yıldızlar Kadrosu

Elbette ki mevcut sistem; "seçilmiş" lerin onaylanmasını öngörür.
Mevcut sistemin aksine; oy pusulasında siyasi parti önceliği yerine;
bulunan seçim bölgesindeki Milletvekili ve altında bağlı olduğu siyasi parti oylanmalı
örnek vermek gerekirse
ssss sslsl "ulusal parti"
cskklslk lşasdjlş "ulusal parti"


Yani kıssadan hisse; vatandaş kendine yakışan millet vekilini en başından kendisi seçebilmeli.

Yeni bir "ulusal"siyasi oluşum nasıl olmalı?
Yıldızlar karması:
Kurulmasını düşlediğim x partisi'nin; Türkiye'de bulunan en siyasi iradeye sahip kadro olmasını dilemekteyim.
Öyle bir kadro kurulmalı ki insanlarlar partiye ya da mevcut sistemdeki seçilmiş milletvekilleri adaylarını onaylamak yerine; doğrudan o görüşlerini doğru buldukları, inandıkları milletvekili adayına oy vermeliler.

Öncelikle bilmemiz gereken şey; kurulacak olan siyasi partinin milletvekili adayları parti siyasi başkanı tarafından seçilmemelidir. Siyasi parti genel başkanı; halkın seçmiş olduğu milletvekili adaylarının onaylamalıdır!
Milletvekili adayları; bağlı oldukları bölgenin oylamasıyla listelere girmelidir. Yani geniş katılımlı bir milletvekili adaylığı seçimi gerçekleştirilmeli.
Örneğin ben; eğer Turhan Çömez'i "x" partisinde bağlı olduğum bölgenin milletvekili olarak görmek istiyorsam ona oy vermeliyim. Siyasi partiden öte; doğru seçilmiş bir milletvekiliği adaylıklarının getirdiği bir siyasi parti olmalı mecliste.

Diyelim ki süper bir kadro ile iktidar oldunuz. Herkes vatan için, halk için çalışıyor artık siyasi iktidarınızda.

Şimdi yapmanız gereken:

Dokunulmazlıkların kaldırılması.
Siyasi partiler yasasının değiştirilmesi.
Vergi ve maliye politikalarının tekrar belirlenmesi.
Sıcak para politikalarından vazgeçilmesi.
Avrupa birliği ile ilişkilerde net ve kesin bir siyasi duruş.
Gümrük Birliği'nin askıya alınması.
Mazottaki verginin indirilmesi, ve mazot fiyatlarının geriye çekilmesi.
Yakıt fiyatlarında ve üzerinde bulunan vergilerde düzenleme. (Kademeli olarak vergilerin indirilimesi)
Turizmi ayağa kaldıracak devlet politikalarının güdülmesi.
Sanayi yatırımlarının teşvik edilmesi.
Ulusal eğitim politikasılarının gözden geçirlmesi ve eğitim sisteminin güncelleştirilmesi.
Köy Enstitülerinin Yeniden kurulması

Elbette ki gümrük birliğini askıya alma hamlesi zamanlama açısından çok önemli bir duruştur. Eğer ki stabiliteyi sağlamadan bunu uygulayacak olursak ekonomimiz sekteye uğrayabilir.
İyi bir siyaset; doğru zamanda doğru hamleleri gerçekleştirerek olur.

yorum yok

, ,

50 f16 ile Kandil'i vurma hadisesi...


Diyarbakır'dan havalanarak Kandil üstüne harekat yapan 50 Türk f16'sı gece görüş sistemleriyle, görevlerini sıfır hata ile bitirip, zayiat vermeden eve döndüler.

Peki neydi bu? Amerika; Irak hava sahasını açtı, istihbarat verdi "koordinatlar belli, gidin vurun." dedi.

Verilen koordinatlardaki hedefler şüphesiz ki vuruldu. Ancak şu da tekrar hatırlanmalıydı.
Pkk terör örgütünün elindeki bir çok silahın amerikan menşeili olduğu bilinmekteydi.
Peki ya amerikan zırhlılarından yapılan yardımlar?
- Onlar da belliydi elbette.

Şimdi diyoruz ki biz; Amerika istihbaratını paylaştı; koordinatları verdi?
Peki bu oluşuma gizliden gizliye yardımda bulunma ihtimalinin çok yüksek olduğu bu ülkenin bize vermiş olduğu bu imtiyaz ne işimize yaradı?

Cevap çok açıktı aslında; Pkk nın 150 kişilik gurupla yaptığı şok baskının ve bu baskının vermiş olduğu askeri zayiatın toplum üzerindeki (daha çok şehit ailelerinin üzerindeki) stresi, gerilimi almak için yapılmış bi' bayram şekerinden başka bir şey değildir bence.
(ki zaten: Harekat dediğin aynı gün içerisinde; etki tepki şeklinde misliyle yanıt vermekle olmalıydı; ama olmadı. Oldurulamadı...)

Çünkü;
sonuçta pkk ya el altından yardım eden onlar; bize istihbarat ve koordinat veren onlar.
Yani şimdi adamlar bize vur izni verdi de bu el altından bir şekilde desteklediği öne sürülen ülke bu yasadışı terör örgütüne bak sizin yerlerinizi vuracaklar diye de "karşı istihbarat" vermiş olamaz mı?

Bilemeyiz elbette. Ama böyle bir ihtimal var olabilir. Ve böyle bir şeyin, ihtimaller dahilinde olması bile; yeterince soğuk duş etkisi yapmadı mı sizlerde?

O zaman soğuk bir su için bu olan bitenin üstüne.

Olsun, bitsin...


efendisiz.

Avrupa Birliğine girmeye inanmak; bir yalana inanmaktır.

Avrupa Birliği; uyum süreci ve Türkiye :

A.B üyeliğine inanmak; bir hayale bir yalana inanmaktır. Avrupa, avrupada kurulmuştur, kendine has kültürü, yapısı ve tarihiyle Anadolu'dan apayrı bir tabiatı vardır. Bunu böyle kabul etmek gerekir.
Avrupa ülkeleri ve orada yaşayan kitleler bizi hiçbir zaman bi' avrupalı olarak görmeyecektir. Bu tamamen bir rüyadan ibarettir. Çünkü bu; "eşyanın tabiatı" na aykırı bir durumdur.

Bu yalanı kim çıkardıysa elimize resmen elma şekeri vermiştir. Başka bir şey değildir. Zaten avrupa birliği ülkesi olmak da bize bir şey katmaz; farklı kültürler sonuçta. Misal; bi' Alman; Fransa'ya, İngiltere'ye gitmekten, vizesiz geçiş yapmaktan zevk alabilir, dinleri ortaktır, medeniyetleri ortaktır. Ama ne dinen ne de kültüren bağdaşmadığımız; hristiyan locasının üyesi (sözde üyesi) olmak bize hiç bir şey katmayacağı gibi; bizden, sahip olduğumuz değerleri, gelenekleri ve görenekleri de alıp götürebilir. (aile bağı yapısı, vesaire...) Bu yalana inanmak saçmalıktan öte bir şey değildir. Bu yalan gerçek bile olsa; bu o gurup içerisindeki "öteki" imajını asla değiştiremez.

Zaten olay da avrupa birliğine girmek değildir. Bu safsatanın yerine daha olgun daha akl-ı selim bir şey söylemek gerekirse:

Avrupa birliğine girmekten ziyade; zihniyeti değiştirmektir olay. Yaşam standardını, hayat kalitesini yükseltmektir, sosyal devlet olmanın, hukuk devleti olmanın gerekliliklerini yerine getirmektir. Tabir-i caizse; olay sadece avrupa gibi; avrupalı gibi yaşamaktır. Türkiye'nin daha çok markayla avrupa pazarında yer almasıdır. Markalar ülkesi olmaktır.
Kendimizi böyle bir yalanla oyalamak yerine; işimize bakalım.

efendisiz.



Yenidünya düzeninde kadın ve erkeğin rolü. Toplumun kendi içindeki evrimi...

Yenidünya düzeninde kadın ve erkek:

Toplumun; kendi içindeki evrimi.

Yenidünya düzeninde kadın:

Yenidünya düzeninde kadının rolü gerek sosyal çevre gerekse günümüz şartları ele alındığında değişim göstermiştir. Türkiye de Kadın; bu değişen sosyal faktörlerin etkisiyle; kadınsı özelliklerinin ( annelik, eş vb…) yanı sıra “çalışan kadın” sıfatıyla
üzerine yeni bir kimlik daha eklemiştir.

Bu yenidünya düzeninde, çalışan kadın; daha erkeksi çizgilere sahip olmuştur.
Çalışma koşullarının getirmiş olduğu sosyal yük ile birlikte fiziksel ve psikolojik gelişim göstermiş: annelik ve kadınlık vasıflarından öte, çalışan, otomobili, mekanik ve elektronik aletleri daha iyi kullanan, olaylara ve şartlara daha kolay uyum sağlayabilen, soğukkanlı bireyler haline gelmişlerdir.


Yenidünya düzeninde erkek:

Yenidünya düzeninde erkeğin rolündeki bu değişim “çalışan kadın” kitlesindeki artışın sosyal çevrede erkek bireye yaptığı bir rolsel temastan kaynaklanır.
Yenidünya düzeninde erkeğin rolü; çalışan, para kazanan, baba ve eş gibi alışılagelmiş kazanımlarından öteye geçmiş, daha efeminen özellikler kazanmıştır. yemek yapabilen, temizlik işlerinden anlayan, kısaca ev işlerinden anlayan, daha duygusal düşünebilen bireyler haline geldikleri gözlemlenmiştir.

Sonuç olarak: Daha erkeksi kadınlar ve daha kadınsı erkeklerin dünyası.

Yenidünya düzeni; kadın ve erkeği davranışsal, fiziksel, düşünsel ve duygusal tabanda bir birlerine yakın özellikler kazandırmış ve bu özelliklerle birbirlerine yakınlaştırmıştır. Kısaca özetlemek gerekirse; kadınlar daha erkeksi tavır, tepki ve davranışlar gösterirlerken, erkekler ise bu yenidünya düzeninde daha kadınsı tepki ve becerilere sahip olmuştur.

Camel Trophy botlarla 11 yıl

,

Tam tamına 11 yıldır her kış ve her sonbahar aylarında keyifle kullandığım ve kullanmaya devam ettiğim Camel Trophy botlarım 11 yaşında.
Evet; dile kolay tam 11 yıl geçti üzerinden. Daha bu geçtiğimiz ekim ayından üzerine ayakkabı boyasını sürdüm. 11 yıldır bana hizmet eden bu botlarla aramda o kadar yakın bir bağ var ki; bir yılda 87.000 küsür ziyaret almış blog sayfamda onlar için bir yazı yazıyorum hiç üşenmeden.

Kendimi iyi bilirim; sahip olduklarımı eskitmem, ama bir şey olacak diye de gözüm gibi baktığım bir şey değildir o botlarım.

11 yılda bana rahatlık, konfor, ve halen devam eden su geçirmezliği ile parasını çıkarmış ve beni memnun etmeye devam edecek olan güzelim botlarım :

Kullanım maliyeti : eğer yamulmuyorsam 150-180 milyon gibi bir harcama yapmıştım 11 sene önce. Özel orta okulda okuyordum o yıllarda. Harley Davidson marka amerikan çizmeleri modayken kavuşmuştum bu güzelim alman çiftine.

Bana yıllık maliyeti 16.3 tl olmuş hesapladığım kadarıyla.
E gerisini siz düşünün artık.

O kadar çok seviyorum ki onları; herhangi bir sorun yaşattırmadığı sürece ömrüm boyunca kullanmak isteyeceğim, hatta aynı çiften bulsam tekrar almak isteyeceğim, gerekirse ekstra bedel ödemeye bile razı olduğum bir bottur.

köpekleşmek

Ne o?
Üzülmüyor musunuz; şehit haberlerine, ölümlere, trafik kazası haberleri bile ruhunuzu huzursuz etmiyor mu?
İşte bu; yeni dünya düzenindeki kapitalizmin üzerindeki etkisine delalettir.

Sizi ne kadar boş ve hede-hödöden bir karaktere sahip olduğunuzu adeta yüzünüze çarpıverir.

Ancak anlayamazsınız, algılayamazsınız.


Tüm arkadaş toplantılarında, yeri geldikçe vurguladım. Dtp kapatılmalıydı.
Siyasi partiler kanununu bir tarafa bırakın, anayasaya karşı çıkan bir siyasi oluşum.

Pkk yı, kınamayı bırakın, "terör örgütüdür” bile diyemeyen bir siyasi oluşumdan bahsediyorum.

Nerden nereye?

Demokrasi, mi?

Artık hukukun bile doğru dürüst işleyip işlemediği konusunda tereddütlerim artmakta.

Kapitalizm insanın ruhunu satın almıştır.
Artık,
bizler,
insan bile değiliz…

dip not: 4 ayaklı köpeklerimizden özür dilerim.

Organ Bağışı

, ,

organ bağışında bulunmak bir insanlık görevi. tüm organlarımı bağışladım. sosyal sorumluluğu olan herkesi organ bağışı yapmaya çağırıyorum.
Öldükten sonra yapılacak ilk ve son iyilik.


Ayrıca;
gübre olmaktan iyidir.
nerden baksanız bi' beş insana hayat vermiş olduğunuzu bilirsiniz.
ve onlar yaşadıkları süre zarfınca "allah razı olsun" der. öldükten sonra bile dua ve sevap kazanırsanız. (yani inanıyorsanız tabi)

maliyetleri azaltmak

, ,

Yaşam maliyetlerini kısma stratejisi vol.1 section 1. : )

evdeki tüm ampülleri, ekonomik ampüllerle değiştirmek:
not: ampül olarak a sınıfı veririmlilik seviyesinde ampülleri tercih ettik. 5 adet eko ampül aynı anda kullanıldığında bile totalde 1 adet 100 wattlık sıradan ampüle tekabul etmektedir. Aynı zamanda küresel ısınmanın yavaşlatılması için alınabilecek önlemlerden biridir.

kolayı bırakmak: zor oldu ama günde 1 lt den ayda ortalama 30 litre kola tüketen ben, koladan vazgeçtim. :smile: tamamen bıraktım denilemez ama aylık kola masrafımı 45ytl den 6 ytl ye indirmek de hoş bir şey oldu.

sigarayı bırakmak: acayip irade ve özgüven gerektirse de, hem yaşam maliyetlerini rasyonel harcamalara kanalize etmek hem de daha sağlıklı bir yaşam sürmek için yapılacak en önemli adımlardan biridir. ortalama aylık maliyet: 150ytl

marka fanatizminden uzaklaşmak:
marka kullanmak güzeldir. Bazı yerlerde de avantajlıdır kanımca. Ancak nerede marka kullanılacağı, nerede marka tüketiminin fuzuli olduğunu çok iyi idrak etmek gerekir. Misal sütü marka almam, gider migros süt alırım. sek süttür, onun fabrikasında üretilmiştir. her ne kadar koç'u sevmesem de eğitim gönülleri vakfına katkı sağladığı bilmek ayrıca hoşuma gidiyor. ya da diyelim, misal evde baharat bitti gidip marka almaktansa, migros un baharatını almak daha akıl karıdır. örnekler çoğaltılabilir.
Hemen hemen her alış-verişin mutlak mantığı "amaca uygun nesnedir." işin özü amaca uygun nesneyi seçmektir.

Marka fanatizminin bir nebze gerekli olduğunu düşündüğüm şahsi fikrim şudur. Örneğin bir saç kurutma makinesini marka alıp yıllarca kullanmak; marka almayıp 1 sene içerinde bozulmasını beklemekten daha yerinde bir tutumdur. Örneğin traş makinası, iyi bir Braun makina düzgün kullanıldığında maksimum 20 sene idare eder. tabi bu extreme bir şeydir. bize 5-7-10 sene gitse yeter de artar.

kozmetik ürünlerinden vazgeçmek. şampuanı bıraktım sabuna geçtim :smile: hem maliyet açısından, hem de doğal ürünleri kullanmayı sevmemden ötürü hiç zorlanmadan geçtim diyebilirim. hem şampuan masrafından kurtuldum hem de doğal ve dolayısıyla daha sağlıklı bir iş yaptım. sabun dediysek hacı şakir değil herhalde, bildiğin çobanöz el yapımı katkısız sabun. :smile:
düzenleme: elbette ki kadınlara sabun kullanın diyemeyeceğim :smile:

evde su tüketimi ve ekonomi yapabilmek:
özellikle hidrafor sistemi ile çalışan sistemlerde; dairelerdeki merkez su vanasının sonuna kadar açık olması, yüksek basınçlı suyun su saatini haddinden fazla döndürmesiyle hanemize fazla tüketim yapmışız gibi yansır. O yüzden (ki zaten o kadar tazyik varki suyu sonuna kadar açamıyorum) daire merkez vanasını belirli bir seviyede kısık tutmak su tüketimini ve ekstra maliyetini azaltmamıza olanak tanır.

ne bileyim : zeytininizi kendiniz yapabilirsiniz mesela: bir kilo maliyetine 4 kilo zeytin yapabilir; ve hem hesaplı hem lezzetli hem de doğal(katkısız) bir zeytin elde etmiş olursunuz.
TO BE CONTINUED...

18-11-2007 -

elektronik ürünlerde doğru zamanı beklemek:

Gerek cep telefonu gerekse diğer elektronik ürünler piyasaya ilk sürüldüğünde yüksek fiyatla tüketiciye ulaşır. Yani herhangi 700ytl lik bir cep telefonu bir yıl sonunda 350 ytl - 300 ytl seviyesine iner. Eğer gerçekten içinize sinen, amaçlarınıza uygun herhangi bir elektronik ürün keşfetmişseniz; size tavsiyem çıkar çıkmaz değil fiyatının düşmesini biraz bekledikten sonra almanız yönündedir. Şahsen son 2 telefonumu (ki ikisi de ilk çıktığında 700-750 ytl sevisindeydi) bekleyerek yarı fiyatına elde etmiş oldum. Yorum sizin :wink:

ödediğiniz ücreti geri alabileceğiniz; maksimum verimlilik alabileceğiniz ürünlere yönelin.

Elbette ürün alımında maksimum verimlilik istiyorsanız; dayanıklılığı ön plana almanız gerekiyor.
örneğin: şansen 80 - 90 ytl lik bilemedin 130 ytl lik bir bot alıp, 3-4 sene giyerim hesabı yapmam, 20 ytl lik pazar çizmesi de alma taraftarı değilimdir. şahsen gore-tex kaplamalı bi' camel trophy bot 11 sene dayanmıştır bana, dayanmaya da devam etmektedir. şimdi bu botlar 200 ytl olsa, 11 yıl sonunda, pazardan alıp her sene yenisini alma zahmetinde bulunacağım ve suya ne kadar dayanabileceğini kestiremeyeceğim adi botlarla aynı fiyata getirmişimdir. Yarasındır...

Akrep burcu

, ,

En asil duygunun insanlarıdır. Sevgileri de nefretleri kadar güçlüdür. muhteşem iradeleri olan insanlardır. lider ve yönetici vasıflıdırlar. Her akrep burcu mensubunun; parladığı, söndüğü ve bekleme moduna geçtiği dönemler mutlaka vardır.

Gerçek aşkı yakalayıncaya kadar hayat bir bilinmezliktir. Ancak gerçi aşkı yaşayan akrep burcu insanı, bu aşk sonrasında da aynı yaşam kalitesini aramaktan hiç çekinmez.

Hayatta söz konusu ne olursa olsun ne istediklerini bilirler. Kendilerine özgü bir havaları vardır. Ortamda en tehlikeli görülen, bazen kıskanç bazen ise seks objesi olarak görülen insanlardır.Aşk, tutku ve gönülden sevgi için yaratıldıkları doğru bir önermedir. Gerçek dostluklara ve arkadaşlıklara önem verirler.

Ayrıca nasıl yaklaşıldığı da çok önemlidir. Eğer doğru yaklaşılmazsa; akrep burcu insanı gerçek kimliğini size asla açıklamaz.

Eğer bir arkadaşlığı bir sevgiyi bitirdiyse, yada daha net bir ifadeyle: SİZDEN NEFRET EDECEK KONUMA GETİRDİYSENİZ; yada o sizinle tüm bağını koparmak istediyse de sizi kendisinden nefret ettirecek konuma kadar getirebilir.

Bilinmesi gereken bir başka detay ise; akrep burcu insanı kendisine yapılan haksızlığı asla affetmez ve zehrini içinde tutar. Eğer bir düşman edinecekseniz dikkat edin akrep olmasın.
Malum...
sokabilir mütamadiyen :wink:

efendisiz.

Yaran cevaplar

,

(bir rüyada)
ooo hacı sen yaşıyor muydun ya?
- efsaneler ölmez !




not: yardıkça eklenecektir.

(lise 1. sınıftan bir hatıra)

ilk gün 1. ders
ders matematik

mat. hocası öğrencileri kafasına göre sıraya oturtmaktadır.
efendisiz en arkada ve cam kenarında otururken, en öne oturtur...
2. ders in matematik olduğunu bilmeyen efendisiz kişisi, 2. derste cam kenarındaki en arka sıraya oturur.
fakat o da ne? Gel gelelim bizim matematik hocasının dersi olduğu anlaşılır.
Hoca ders anlatmaya başlamadan önce sıralar arasında gezerken:
Efendisiz'in sırasına gelir ve sırasına elindeki anahtarla tıklatır...

mat. hocası : " ne o olum burası numaralı mı? " der hoca
efendisiz : (ister istemez hazır cevabıyla) "Hayır hocam; kombine aldım." :smile: der

tüm sınıf o an gülmekten koptuğu için hoca da sesini çıkarmaz; gülümser ve "tamam orda kal bakalım" der ve derse devam etmeye çalışır.

(bu da böyle bir anımdır.)

Yaşam İçin 13 Satır ve 9 ihtimal

Yaşam İçin 13 Satır;
1. Seni sen olduğun için değil, seninle birlikte olduğumda ben olduğum için seviyorum.
2. Hiç kimse gözyaşlarını hak etmez, onlara layık olan kişi ise seni ağlatmaz.
3. Sen istediğinde sana aşık olmaması, sana aşık olmadığı anlamına gelmez.
4. Gerçek arkadaş, elini tutan, kalbine dokunandır.
5. Birisine yabancılaşmanın en kötü biçimi yanında oturuyor olup ona hiç bir zaman ulaşamayacağını bilmektir.
6. Hiç bir zaman gülümsemekten vazgeçme, üzgün olduğunda bile! Gülümsemene kimin, ne zaman aşık olacağını bilemezsin.
7. Tüm dünya için sadece bir kişi olabilirsin fakat bazıları için sen bir dünyasın.
8. Zamanı onu seninle birlikte geçirmeye hazır olmayan biriyle geçirme.
9. Belki de Tanrı uygun kişiyi tanımandan önce yanlış kişilerle tanışmanı, onu tanıdığında minnettar olman için istedi.
10. "Bitti" diye üzülme, "yaşandı" diye sevin.
11. Her zaman seni üzecek birileri olacaktır, yapman gereken insanlara güvenmeye devam etmek, kime iki defa güveneceğine daha fazla dikkat etmektir.
12. Birini daha iyi tanımadan ve bu kişinin senin kim olduğunu bilmesinden önce kendini daha iyi bir kişiye dönüştür ve kim olduğunu bilerek kendine güven.
13. Kendini çok zorlama, en güzel şeyler onları en az beklediğinde olur.

"YAŞANAN HERŞEYİN BİR SEBEBİ VARDIR"

ve 9 ihtimal…

1. Düşündüğünüz,
2. Söylemek istediğiniz ,
3. Söylediğinizi sandığınız ,
4. Söylediğiniz ,
5. Karşınızdakinin duymak istediği,
6. Duyduğu ,
7. Anlamak istediği ,
8. Anladığını sandığı ,
9. Anladığı.
arasında farklar var. Dolayısıyla insanların birbirini yanlış anlaması için en az 9 ihtimal var.

Deniz Baykal

Artık kendisiyle cumhuriyet halk partisi'nin aynı kulvarda yürüyemeyeceğini idrak etmesi gereken siyasi parti başkanıdır. chp'nin elit kesim dışında, halk tabanını yayamaması, halktan yana ve halkın partisi olması gerekirken, elit kitleye malolmaktan kurtaramaması; her ne kadar kendisi kabul etmese de partisinin oy kaybına uğramasına neden olmuştur. parti genel başkanlığından istifa etmesi; hem chp'nin hem de bu partiye oy vermiş yüzbinlerin menfaatine olacak bir tutumdur. kendisinin yerine daha genç daha dinamik daha yapıcı birinin gelmesi, "baykal'a rağmen chp'ye oy vermek" düşüncesini ortadan kaldıracağı gibi oylarının da artmasına vesile olacaktır.
"çok zorloma yiğidim olmayınca olmuyor" demek istediğim parti başkanıdır.

akp

Cumhurbaşkanlığı seçiminden kaynaklanan gerginlik, mhp'nin mitingde ip atma olayı, chp'nin, mhp'nin ve demokrat partinin aşırı yüklenmesi, erkan mumcu'nun dp ile bütünleşme sağlayamaması, hepsi bu partinin lehine artı puan olarak kayda geçmiştir. bununla birlikte aydın doğan'ın iktidar yanlısı haber politikasının da pozitif yönde etkisi olmuştur. ayrıca buna ek olarak; gerçekleştirdiği toki konutları, duble yol ve sata sata bitiremedikleri kitlerin özelleştirmesinden elde edilen sıcak paranın etkisiyle meydana gelen suni ekonomik rahatlık; olumlu sonuçla partiyi iktidara yeniden taşımıştır. pasif ve saçmasapan terör politikası, mali politikası, turhan çömez'in çarpıcı açıklamaları ve cumhuriyet mitinglerine rağmen yeniden iktidara gelen ak parti, satacak, özelleştirecek şey bulamadıktan sonra neyimize göz dikerler şimdiden tahmin edilemez ama; sonuçların bu şekilde olması hiç de şaşırtıcı değildi.

sonuç: ak parti iktidarını, izlediği politikaların büyük bir kısmını kıçımdaki bok kadar değerli bulmasam da, ortada bir gerçek var:
o da, mhp ve baykal'lı chp'nin sınıfta kaldığıdır.

edit: detaya inip bütün her şeyi ortaya dökmek vardı; değmez.

tanrı olgusu

,

tanrı olgusu insanın varolduğu sürece devamlılığını koruyacak bir olgudur.
tanrı; inananlar için her zaman sığınılacak bir liman, çaresiz kalınan zamanlarda bir dayanak ve direnç noktası olmuştur.
dinler ise; sığınılacak bu limana yol gösteren bir nevi haritadır.
ancak tanrı olgusuna sadece sığınmak, sadece çaresiz kalınan zamanlarda yardım dilemek ikiyüzlülüğün daniskasıdır. insanların içlerini tanrı korkusuyla değil tanrı sevgisiyle doldurmadığınız sürece bu olgu sekteye uğrar. eğer böyle bir olguya inanan, ibadet eden bünyelerdenseniz, içinizi tanrı korkusuyla değil, sevgisiyle doldurun. ibadetinizi korkunuzdan değil, sevginizden ve o'nunla bütünleşme aşkından gerçleştirin derim. eğer o'nun varlığına inanıyorsanız, o'ndan bir parça olduğunuzu unutmayın. o'na göre yaşayın.

edit : ha diyeceksiniz ki bu adam kitapsız, allahsız yazarın teki neden böyle şeyler yazıyor.
aklının hiç bir köşesinde tanrının varlığını hissetmemiş, bir bireyim ben tanrıya inanırım demesi kendini kandırmaktan başka bir şey değildir.
içimizde inanç olsa inanırdık değil mi?
(bkz: beni böyle sevin)
tabi
işinize gelirse...
December 2009
M T W T F S S
November 2009January 2010
1 2 3 4 5 6
7 8 9 10 11 12 13
14 15 16 17 18 19 20
21 22 23 24 25 26 27
28 29 30 31