Skip navigation.

efendisiz

her zaman kravatın olabilir ama hiç yuların olmasın, her zaman bir patronun olabilir ama hiç efendin olmasın.

Posts tagged with "zeitgeist"

Kaynak Temelli Ekonomi

,

Kaynak Temelli Ekonomi

http://www.thevenusproject.com/resource_eco.htm

Kaynak Temelli Ekonomi, bütün mal, ürün ve hizmetlerin para, kredi, takas veya herhangi bir borçlanma veya kulluk/hizmet borcu olmaksızın, elde edilebildiği bir sistemdir.
Bütün kaynaklar tüm insanlığın ortak malıdır, ufak bir azınlığın değil.
Bu sistemin dayanak noktası, dünyanın kaynakları bol olan bir yer olduğu, ve paraya bağlı metodlarla hak-ediş alışkanlığımızın, varlığımızı devam ettirebilmemiz için önemsiz ve hatta aykırı olmasıdır.

Modern toplum çok ileri teknolojiyi kullanır, gıda, giyim, konut ve sağlık gereksinimleri karşılanır, eğitim sistemi sürekli geliştirilir, ve sınırsız, çevre dostu enerjiler oluşturur ve kullanır.
Etkin tasarlanmış bir ekonomi oluşturarak, tüm insanların yüksek teknolojinin nimetlerini kullanan çok yüksek bir yaşam standardına kavuşması sağlanır.

Kaynak temelli ekonomi, varolan kara ve deniz kaynaklarını, temiz enerji kaynaklarını, fiziksel araç ve gereçleri, endüstriyel fabrikaları, vs. tüm kaynakları en etkin ve verimli şekilde tüm nüfusun yaşamını geliştirmek için kullanır. Para yerine kaynakları temel alan bir ekonomide, yaşamsal gereksinimler ve yüksek yaşam standardı tüm bireyler için sağlanır.

Şu örneğe dikkat edin: 2. Dünya Savaşının başında ABD'nin elinde 600 kadar birinci sınıf savaş uçağı vardı. Bir sene içinde, 90,000 den fazla uçak yapıldı. 2. Dünya Savaşının başında soru şuydu: yeterince finansal kaynağımız var mı? Cevap hayır'dı, yeterince para da yoktu, yeterince altın da; ancak gereğinden fazla kaynak vardı. Varolan kaynaklar sayesinde savaşı kazanmaya yetecek yüksek üretim ve etkinlik sağlandı. Maalesef bu sadece savaş zamanlarında göz önüne alınıyor.

Kaynak temelli ekonomide, dünyanın bütün kaynakları dünyadaki tüm insanların ortak mirasıdır, dolayısıyla insanları ayıran yapay sınırlara, ülke ayrımlarına gereksinim yoktur. Bu birleştirici zorunluluktur. Tüm insanların kardeşliği egemen olur.

Şunu vurgulamak gerekir ki, bu tür bir ortak dünya yönetimi, mevcut elit kesimin zihnindeki tek merkezden dünya yönetimi ile hiçbir şekilde benzer değildir. Onlar, kendilerinin yönettiği büyük (çok uluslu) şirketlerin tepede olduğu, dünya nüfusunun çoğunluğunun bu şirketlere itaat ettiği bir yönetim peşindedirler. Bizim globalleşme vizyonumuz, gezegendeki her bir bireyi olabilecek en iyi şekilde güçlendirilmesidir, hiçbir şekilde yöneten tüzel bir kurula sefilce boyun eğmek değildir.

Bizim önerimiz insanların refahına katkı yapmakla kalmıyor, aynı zamanda yeteneklerinin olduğu alanlarda çalışmalarını sağlayacak bilgilere de erişmelerini sağlayacaktır. Başarı kişinin kendi ilgi ve uğraş alanlarındaki gelişimi ve yaptıklarıyla ölçülecek, edindiği varlık, mal ve güçle değil.

Günümüzde, tüm dünya insanlarının çok yüksek yaşam standardını sağlayacak maddi kaynaklar bulunmaktadır. Sadece karaların taşıyabileceğinden daha fazla nüfus olursa, o zaman açgözlülük, suç, şiddet gibi problemler oluşacaktır. Kıtlığın üstesinden gelindiğinde, suçların büyük çoğunluğu olmayacak ve bugünün toplumlarının hapishanelerine gerek kalmayacaktır.

Kaynak temelli dünya ekonomisi yeni, temiz ve yenilenebilir enerji kaynaklarının geliştirilmesini kapsayacaktır: jeotermal, güneş, rüzgar, dalga, gelgit, kontrollü füzyon, ve hatta okyanus enerjileri. Zamanla, uygarlığı binlerce yıl ileri fırlatacak neredeyse sınırsız enerjiye sahip olacağız. Kaynak temelli ekonomi, şehirlerin, taşımacılığın ve endüstri tesislerinin, enerji etkin, temiz ve tüm insanların gereksinimlerini en iyi karşılayacak şekilde yeniden tasarlanmasını üstlenmek zorundadır.

Kaynak temelli ekonomi başka ne anlama gelir? Teknolojinin zekice ve etkin şekilde kullanılması, enerjinin korunması, çöpün azaltılması, ve daha fazla boş vaktin (iş dışı vakit) sağlanması. Küresel boyutta otomatikleştirilmiş envanter sistemiyle, üretim ile dağıtım/tüketim arasındaki dengeyi sağlayabileceğiz. Kaynak temelli ekonomide sadece besleyici ve sağlıklı gıdalar olacak ve son kullanım tarihi olgusuna gerek olmayacaktır.

Para temelli ekonomide olan bazı mesleklere (avukatlık, bankacılık, sigortacılık, pazarlamacılık, reklamcılık, satıcılık, borsacılık gibi) gerek olmayacağından, önemli bir insan kaynağı israfından da kurtulunacaktır. Aynı zamanda, çok sayıda rekabetçi markanın birbirinin kopyası veya benzeri ürünleri ortadan kaldırılarak, büyük miktarda enerji tasarrufu sağlanacaktır. Seçenekler iyidir. Ancak, aynı tür ürün üreten yüzlerce fabrika yerine, ve bu benzer ürünleri üretmek için gereken evrak işleri ve personel yerine, tüm insanlık için o tür ürün üreten birkaç yüksek kaliteli fabrikaya gerek olacaktır.
Tek kıtlığımız, gerek bizlerdeki, gerek se seçilmiş yöneticilerdeki yaratıcı düşünce ve zeka eksikliğidir.
Bugün en değerli ve kullanılmayan kaynak insan zekasıdır.

Borçlanmanın ortadan kaldırılmasıyla, işini kaybetme korkusu artık olmayacaktır. Bu güvence, insanlar arasında çok daha anlamlı ilişkilerin eğitimle edinilmesiyle birleştiğinde, zihinsel ve fiziksel stres hemen hemen tamamen ortadan kalkacak, ve bireylerin yeteneklerini keşfetmesi ve geliştirmesinin önü açılacaktır.

Eğer paranın ortadan kaldırılması fikri sizi rahatsız ediyorsa şu örneği düşünün. Bol altın, elmas ve parası olan bir grup insan, yiyecek, temiz hava ve suyu olmayan bir adada izole kalmış olsun, onların zenginliği yaşamlarını sürdürmelerini sağlar mı? Sadece kaynaklar kıt olduğunda para onların dağıtımını kontrol etmekte kullanılabilir. Örneğin nefes aldığımız hava veya dağlardan çok bolca akan kaynak suları satılamaz. Hava ve su çok değerli olduğu halde, çok bol olduklarında (herkes kolayca erişebildiğinde) satılamaz.

Para bir toplumda sadece hayatta kalmak için bazı kaynakların hak edilmesi ve insanların parayı kıt kaynakların değiş tokuşunda bir araç olarak kullanmayı kabul etmesi durumunda önemlidir. Para sosyal bir buluş veya sosyal bir anlaşmadır.
Ne doğal bir kaynaktır, ne de doğal bir kaynağı simgeler.
Eğer siz onu o şekilde kabul etmek için şartlandırılmamışsanız, para yaşamı devam ettirmek için gerekli değildir.

Çeviri: Halil Özmen

Future By Design Türkçe Altyazılı - Jacque Fresco, The Venus Project

,

Zeitgeist Nedir?

Zeitgeist Almanca bir kelime. Zamanın ruhu olarak tanımlanan, o zamana ait olan her şeyi içinde bulunduran yaşama ortaklığı gibi bir şey. Bir zamandaki, bir dönemdeki bütün hisler, düşünceler, kavramlar, değerler bütünü olarak da değerlendirilebilir. Üstünde konuşulası, tartışılası bir kavramdır.
Belirli bir zaman ve yerde, özellikle edebiyat, felsefe ve din konularında baskın olan düşünceler. Mesela bizim zamanımız için küreselleşme...

Burada karşımıza çıkan haliyse 2007 yılı Peter Joseph imzalı aynı ismi taşıyan belgesel versiyonu.
2007'de Google Video'da gösterilen ve günde 70.000 kez indirilerek fenomene dönüşen Zeitgeist belgeselleri kitlesel bir harekete dönüştü.
Din, Ekonomi, Para ve Politika alanında çarpıcı başlıklar taşıyan belgeselleri
yasal olarak izleyenlerin sayısı 2.000.000 (2 milyon)'u aştı.

! Aşağıda belgeselleri internetten Türkçe altyazılı şekliyle izleyebileceğiniz linkler verilmektedir.

İnternet üzerinde en çok izlenen ve toplamda en çok indirilen film oldu. 15 Mart 2008'de dünya genelinde 'ZDAY' gösterim günü ilan edildi ve 1800 noktada özel gösterimler düzenlendi. Aynı gün Türkiye'de Boğaziçi Üniversitesi'nde ve Atlas Pasajı Nefes Cafe'de gösterildi.
imdb (tüm filmlerin değerlendirildiği resmi internet sitesi)'de 10 üzerinden 8.8 puan aldı.

Ayda yüzbinlerce kişinin tıkladığı filmi Mustafa Sandal, İskender Paydaş ve Melike Demirdağ da beğenmiş.

Geçtiğimiz günlerde Cüneyt Özdemir'in sunduğu 5N1K adlı programa konuk olan Mustafa Sandal yaklaşık 20 dakika boyunca Zeitgeist Belgeselleri hakkında neler düşündüğünü, nasıl etkilendiğini ve kendi hayatında ne gibi değişiklikler olduğunu anlattı:
"Ben bu belgeseli seyrettikten sonra, dünyaya ve dünyadaki ekonomik ve politik sisteme hiç bir zaman aynı gözle bakamayacağımı düşünüyorum."

-5N1K programının 20 dakikalık videosu aşağıdaki video.google linkindedir:

http://video.google.com/videoplay?docid=7404143313502345291&ei=guW2SaXoDpbA2AKZ0In-Aw&q=mustafa+sandal+zeitgeist

-7 Mart 2009 Tarihinde Zeitgeist Akımı Haber Türk Gazetesinde ise tam sayfa haber olarak yer aldı.
http://img16.imageshack.us/img16/936/zeitgeistisyanigibi.jpg

-Zeitgeist Kelimesi ise 2008'de Google'da en çok aranan kelime olarak haberlerde yer aldı.
http://www.tumgazeteler.com/?a=4440173

Amacımız sizi sağduyunuzla başbaşa bırakmak.
---------------------------------------------------
1- Belgeselin ilk ayağı olan ve 2007 yılında tamamlanan Zeitgeist The Movie'yi izlemek için link:
http://video.google.com/videoplay?docid=4667689374338769173

2- Devamı olarak gelen 2008 tarihli Zeitgeist Addendum'u izlemek için:
http://video.google.com/videoplay?docid=-2540958983799301373

Bu mesajı arkadaşlarınızla paylaşabilir, Forward edebilirsiniz.
------------------------------------------------------------------------------
Zeitgeist Türkiye Facebook Grubu http://www.facebook.com/home.php?#/group.php?gid=34633113393

ZEITGEIST

• Zeitgeist, The Movie & Addendum... Filmlerin Web Sitesi
http://zeitgeistmovie.com

• Zeitgeist Movement Resmi Sitesi
http://thezeitgeistmovement.com

• Zeitgeist Movement Forum Sitesi
http://www.thezeitgeistmovement.com/joomla/

• DVD & Free Download
http://zeitgeistmovie.com/dloads.htm

Zeitgeist Day: March 15th 2009, NYC Live part 1 & 2

, ,

Part I


Part II

The Zeitgeist Movement : Orientation Presentation Türkçe altyazısı hazırlandı

, ,



The Zeitgeist Movement: Orientation Presentation by Peter Joseph, 2009 This the Activist Orientation Presentation for The Zeitgeist Movement. This video can be download for free in full DVD format here: www.thezeitgeistmovement.com



Elinizde video bulunması için torrent linki:
http://www.mininova.org/tor/2390390

Zeitgeist Orientation Presentation Türkçe Altyazısı
Zeitgeist Movement Guide DVDRIP.TR.rar

PDF formatlı metin hali The Zeitgeist Movement-Observations and Responses- Activist Orientation Guide-.pdf

Zeitgeist the movie Türkçe altyazılı , with Turkish Subtitles

, ,


Mustafa Sandal 'IN Zeitgeist Hakkındaki Görüşleri



İlk kez 2007 yılı Haziran ayında Google Video’da yayınlandı. Yayınlanır yayınlanmaz günde 70 bin,ayda yaklaşık 2 Milyon izleyenle internet üzerinde en çok izlenen ve toplamda en çok indirilen film oldu. 15 Mart 2008’de dünya genelinde gösterim günü ilan edildi ve 1800 noktada özel gösterimler düzenlendi. Aynı gün Türkiye’de Boğaziçi Üniversitesi’nde ve Atlas Pasajı Nefes Cafe’de gösterildi. IMDB’de 8.8 puan aldı.

Film din, para, ve korku üçgeni içerisinde kıstırılan toplumların nasıl yönlendirildiğini ve büyük planın tekno-totaliter bir Dünya Devleti kurmak olduğunu ileri sürüyor. Zeitgeist’de artık koplo teorisi sınıfından çıkmış ve herkesce doğru kabul edilen 11 Eylül Saldırılarının bizzat Amerika tarafından düzenlendiğini, kredi sistemini, savaş ekonomisini, merkez bankası ve Federal Reserve tarafından nasıl köle bir toplum yaratıldığını anlatıyor.

Geleceği İnşa Etmek

,

Zeitgeist Addendum, Türkçe altyazılı,

, ,



TORRENT LINK
http://sector.yweb.sk/Zeitgeist.Addendum.DVDRip.XviD.torrent

TURKCE ALTYAZI / TURKISH AND OTHER LANGUAGE SUBTITLES
Zeitgeist.Addendum.DVDRip.XviD.TR.Complete.Fixed.srt

UPDATED TURKISH SUBTITLES
GÜNCELLENMİŞ YENİ ALTYAZI VE DİP NOTLAR
http://divxplanet.com/sub/s/115610/Zeitgeist-Addendum.html

Read more...

Zeitgeist Addendum, Economic hitman, Bir ekonomik tetikçinin itirafları

, ,





Kitabın linki :

http://www.ideefixe.com/kitap/tanim.asp?sid=GT3YHOLC6E0E5KYCXL8G

özdemir İnce'nin yazısı :
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/4638778.asp?yazarid=72

videoloarı göremiyorsanız YOUTUBE JACKER'I İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN

Zeitgeist Addendum; Metin Hali,

,

Zeitgeist the movie, metin hali, karışık seçme 1. ve 3. part kesitler...


Düşündüklerimizi, anladıklarımızı,
nereden geldiğimizi ve bundan sonra ne yapacağımızı daha derin araştırdıkça bize ne kadar çok yalan söylendiğini göreceksiniz.

Dünyadaki her kurum tarafından kandırıldık.

Bir dakika durun ve dini kurumların neden bu dünya üzerinde işlerine karışılmayan tek kurum olduklarını düşünün.Dini kurumlar dünyadaki pisliğin merkezidir.Dini kurumların hepsi; devletinizi ve hükümetinizi kuran, size bu yozlaşmış eğitim sistemini getiren ve uluslararası banka kartellerini kuran bir avuç insan tarafından oluşturuldu.

Çünkü siz ve aileniz, efendilerinizin umrunda değilsiniz! Onların umursadıkları tek şey her zaman olduğu gibi sadece bu koca dünyaya hükmetmek.

Bizler; gerçeklerden uzaklaştırılıp evrendeki ilahi bir gücün varlığına, Tanrı denen adama inandırıldık.
Tanrının ne olduğunu bilmiyorum ama ne olmadığını biliyorum.Kendinizi gerçeği görmek için hazırlayıp; sonu nereye varırsa varsın, ucu kime dokunursa dokunsun, gerçekten madalyonun öteki yüzüne bakmak isterseniz, yolun bir yerinde ilahi adalete kafa tuttuğunuzu fark edersiniz.

Kendinizi ne kadar çok eğitirseniz, çevrenizdeki olayları o kadar iyi kavrarsınız. Herşey daha açık gözükür ve etrafınızdaki yalanları görmeye başlarsınız. Gerçeği bilmeniz gerekiyor, gerçeği aramanız gerekiyor.Gerçek, sizi özgür kılacak.

Gerçeği otorite olarak kabul etmek yerine
otoriteyi gerçek kabul edenler için bu çok zor olmalı.
G.Massey (Mısır Bilimci)

Artık bazılarımızın bu gerçeğe uyanmasının vakti geldi.Anlamanız gereken şey; imparatorluklar kurmak isteyen bazı insanlar, feth etmeye çalıştıkları insanları yönlendirerek hedeflerine ulaşmaya çalışıyorlar.
Kendi kendinize, neden tüm insanlık baştan aşağı dev bir medya kağıtla kuşatılmış diye sorabilirsiniz.
Ya da A.B.D hükümeti, devlet okulları sistemini finanse etmeye başladığından beri neden Amerikan eğitim sisteminin giderek kalitesizleştiğini düşünebilirsiniz.

A.B.D hükümeti, elde etmek istediği kadar ödüyor.Devletin finanse ettiği eğitim kurumalarına baktığınızda
ve bu eğitim kurumlarında eğitilen öğrencileri, onlara verilen eğitimi gördüğümüzde; mantığımız kavrıyor ki bu okullarda devre dışı bırakılanlar her neyse eyaletin ve federal hükümetin işine gelmiyor, zaten bu yüzden ki değiştiriyorlar.

Devlet ne sipariş ediyorsa onu elde ediyor. Çocuklarınızın eğitilmesini istemiyorlar. Çok fazla düşünmenizi istemiyorlar. Bu yüzden Abd ve tüm dünya gün geçtikçe eğlenceyle, medyayla, televizyon programlarıyla, lunaparklarla, uyuşturucuyla, alkolle ve aktivitelerin her çeşidiyle dolu hale geldi. İnsanların zihnini meşgul tutmak için.

Yani çok fazla düşünmeniz, önemli insanların işine gelmiyor. Uyanmanız ve anlamanız gerek ki; hayatınızı yönlendiren insanlar var ve siz bunun farkında bile değilsiniz.

Başımız belada!
Çünkü siz ve diğer 62 milyon amerikalı şu an beni dinliyor. Çünkü %3'ten daha azınız kitap okuyor.
Çünkü %15'ten daha azınız gazete okuyor. Çünkü sizin tek gerçeğiniz bu televizyon ekranında gördükleriniz.
Şu an dışarda, bu ekranda gördükleri haricinde hiç bir şey bilmeyen koskoca bir nesil yaşıyor.
Bu ekran ilahi bir vahiy gibi.
Bu ekran başkanlar, papalar, başbakanlar yaratıyor ya da yok ediyor.
Bu ekran, bu inançsız dünyadaki en muhteşem lanet olası güç.
ve eğer yanlış ellere geçerse de olacakların tek sorumlusu biziz.
ve bu inançsız dünyaki en büyük şirket,
en muhteşem lanet olası propaganda, gücünü kontrol ettiğinde; bu ekranda gerçek diye ne bok sunulacağını kim bilebilir!

Şimdi beni dinleyin... Beni dinleyin:
Televizyon gerçek değildir. Televizyon lanet olası bir lunaparktır. Televizyon bir sirktir, bir karnavaldır, gezici akrobatlar takımıdır, masalcılardır, dansçılardır, şarkıcılardır, hokkabazlardır, aslan terbiyecileridir ve futbolculardır. Biz eğlence dünyasındayız.

Ama sizler; sabahtan akşama kadar, her yaştan, her renkten,

Her dinden insan bu lanet televizyonun başına oturuyorsunuz. Bildiğiniz tek şey biziz. Burada döndürdüğümüz ilizyonlara inanmaya başladınız, ve televizyondakilerin gerçek, kendi hayatlarınızın ise hayali olduğunu düşünmeye başladınız.

Televizyon ne derse onu yapıyorsunuz.Onun gösterdiği gibi giyiniyorsunuz, onun gösterdiklerini yiyorsunuz.
Çocuklarınızı onun dediği gibi yetiştiriyorsunuz, hatta onun istediği gibi düşünüyorsunuz...
Bu tamamen saçmalık, sizi manyaklar! Tanrı aşkına, sizler gerçeksiniz, hayali olan biziz!

Perdenin arkasındaki adamların istediği en son şey; bilinçlenmiş ve düşünme yetisine sahip bir toplum.
Bu yüzden ki sürekli olarak düzmece bir yaşam, din, medya ve eğitim yoluyla bizlere sunuluyor.
İlginizi dağıtmak ve sizi herşeyden habersiz bırakmak istiyorlar.
Ve gerçekten de bu işi iyi yapıyorlar.


N. Rockefeller ve Aaron Russo'nun diyaloğu,
N. Rockefeller: Bir olay olacak Aaron ve o olaydan sonra Afganistan'a gireceğiz. Bu sayede Hazar Denizi'ne boru hattı döşeyebileceğiz.

Irak'a girip; oradaki petrolü alacağız ve orta doğuda bir üs inşaa edeceğiz ve oradan da Venezuella'ya gidip Chavez'den kurtulacağız. İlk ikisini bitirdiler ama Chavez'i daha bitirmediler.

ve şöyle dedi: "Asla bulamayacakları biri için, mağaraları araştıran adamlar göreceksin."
Teröre karşı verdiğimiz savaş ve aslında gerçek bir düşman olmaması konusunda konuşup gülüyordu.
Bu savaşın nasıl asla kazanılamayacak bir savaş haline getirildiğini anlatıyordı.
Bunun sonu olmayan bir savaş olduğunu, bu şekilde insanların özgürlüklerinin ellerinden alındığını söylüyordu.

Aaron :
Ben de şöyle dedim: "İnsanları bu savaşın gerçek oluğuna nasıl inandıracaksınız?"

O da (yani N.Rockefeller) : "Medyayla... Medya herkesi bunun gerçek olduğuna inandırabilir." dedi.
ve devam etti: "Bir şeyler hakkında konuşmaya devam edersen ve aynı şeyleri tekrar tekrar söylersen, insanlar sonunda buna inanacaktır." dedi.

Biliyorsunuz; 1913 yılında Federal Rezerv'i yalanlarla kurdular.

Sonra 11 Eylül'ü yarattılar, ki bu başka bir yalandı. 11 Eylül sayesinde teröre karşı savaş başladı ve birden Irak'a gittik. Bu da başka bir yalandı. Ve şimdi de aynı şeyi İran'a yapacaklar. Oradan oraya, oradan oraya, oradan da oraya geçip duruyorlar.

Ben de sordum: Bunu neden yapıyorsunu? Buradaki amaç ne? Buradaki bütün paraya sahipsiniz; hem de istemeyeceğiniz kadar, bütün güce sahipsiniz. İnsanların canını yakıyorsunuz. Bu kötü birşey.

ve bana şöyle dedi: N.R :
"İnsanları neden umursuyorsun ki?"
Kendini ve aileni düşün yeter.

ve sonra söyle dedim: Aaron says:
Tamam da asıl amaç ne?

Şöyle dedi N.R :
Asıl amaç dünyadaki herkes çip takmak, RFID çipi yerleştirmek. (inplant çip)
***
Perdenin arkasındakiler bunu biliyorlar. Ayrıca biliyorlar ki; eğer insanlar doğaya bağlı oldukları gerçeğini anlarlarsa ve içlerindeki gücün farkına varırlarsa... Yarattıkları ve soyup soğana çevirdikleri tüm bu Zeitgeist (Yalan Dünya), kağıttan evler gibi yıkılacak.

İçinde yaşadığımız bu sistem; bizim güçsüz olduğumuzu, zayıf olduğumuzu, toplumun kötü
olduğunu suç içinde yüzdüğünü dayatır durur. Hepsi büyük bir yalan!

Biz güçlüyüz, güzeliz, harikuladeyiz.
Gerçekte kim olduğumuzu ve nereye gittiğimizi anlamamamız için hiç bir neden yok.Sıradan bir birey, güçlü olamaz diye bir şey yok. Bizler inanılmaz güçlü varlıklarız.

Bizlere; kültürümüzde; bireysel farklılıkların karşısında durmayı öğrettiler hep. Bir insana bakıyoruz ve ona hemen bir yafta yapıştırıyoruz. Neşeli, aptal, yaşlı, genç, zengin, fakir... Ve bu ayrımı yaptıktan sonra, onları kategorilere ayırıyoruz.Ve o şekilde davranıyoruz.

Ve sonra baktığımızda; sadace ayırdığımız şekilde duran, bizden ayrı bir çok insan görüyoruz.

Gerçeği anlamanın en dramatik yönlerinden biri de; başka bir insanlar bir şeyler paylaşmak ve ansızın ortak yönlerinizin olduğunu görmek, sizden farklı olmadığını anlamaktır.

Anlamanız gereken gerçek; senin içindeki cevher de, benim içimdeki cevher de aynı, tek.
Anlamamız gereken, bir başkası yok. Aslında herkes tek.

Misal ben Richard Albert olarak doğmadım. Ben sadece bir
insan olarak doğdum ve bütün bu.
"Ben kimim?" , "iyi miyim, kötü müyüm?" , "Başarabilir miyim?,
Başaramaz mıyım?" safhasını sonradan öğrendim.
Hepsi bu yolculuk boyunca öğrenildi.

Sevginin gücü, güce olan sevgiyi yendiğinde,
dünya barışı tanıyacak.
(Sri Chinmoy Ghose [Hint Şair]

Ne ırkçılık, ne cinsel ve dinsel istismar ne de aşırı milliyetçi hareket eskisi gibi işlememeye başladı.
Dünya tek bir organizma olarak gören yeni bir bilinç gelişti. Ve bu bilinç farketti ki, savaş içindeki bir organizma kendini yok eder.

Bill Hicks eskiden şovlarını şöyle bitirirdi: Hayat; lunaparkta bir gezinti gibidir.
ve gezintiye başladığında onun gerçek olduğunu düşünürsün, çünkü zihinlerimiz bu kadar güçlüdür. Gezinti bir yukarı, bir aşağı devam eder, döner, döner... Seni heyecanlandırır, ürpertir ve parlak renklerle doludur. Ve bir süre çok gürültülü ve çok eğlenceli olur.

Bu gezintide uzun süre kalanlar sorular sormaya başlarlar: Bu gerçek mi? Yoksa sadece bir gezinti mi?

Ve aradan cevabı hatırlayan insanlar geriye dönüp şöyle derler:
Hey, merak etme, korkma sakın. Çünkü bu sadece bir gezinti. ve biz bu insanları öldürdük. Sussun! Susturun şunu. Ben bu gezintiye çok yatırım yaptım!
Şu çatılmış kaşlarıma bakın.
Şu büyük banka hesabıma bakın.
Bu gerçek olmalı. (bunlar gerçek olmalı)

Bu sadece bir gezinti. Ama bunu bize anlatmaya çalışan bütün iyi adamları öldürdük. Hiç farkettiniz mi bunu? Ve şeytanın fitne tohumları ekmesine izin verdik.

Ama önemli değil, çünkü bu sadece bir gezinti. VE BUNU İSTEDİĞİNİZ ZAMAN DEĞİŞTİREBİLİRSİNİZ.
BU SADECE SEÇİM MESELESİ:

Çaba yok, çalışmak yok, iş yok, para kazanmak yok. Şimdi seçim yapın...
Korku ve sevgi arasında...
The Revulotion is now!!!

Altyazı ve çeviri kapitzA

Tekrar metin haline getiren : efendisiz

Zeitgeist yazısı ile ilgili bkz:
bkz: kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla!


Zeitgeist The Movie, Final Edition | Turkish Subtitles

, , , ...




Bir film izledim hayatım değişti diyebilirim. Az çok tahmin ettiği "öyle düşündüğüm"; mantığımın ortasında çekilmiş bir film. Az çok bu tür şeylerin farkında olan biri olarak tüylerimin diken diken olmasına neden olduysa; bu film sosyal bilinç adına kesinlikle izlenmeli.
Farkında olmak isteyenlerin; daha da farkında olmalarını sağlayacak bir yapıt. State-ul Art.

Filmde ne mi var? Öncelik dünya tarihindeki bir çok olayın gerçek yüzü var.
Dinlerin doğuşu- Hristiyanlık
1920 Büyük Buhran'ının gerçek nedenleri.
Bankacılık sistemi ve merkez bankalarının varoluş nedenleri.
11 Eylül olayının gerçek nedenleri.
1. Dünya Savaşı / 2. Dünya Savaşı / Vietnam / Pearl Harbour
Pentagon'a saldırının gerçek yüzü.
Daha neler neler.

efendisiz


filmle ilgili ekşi sözlükten bir yorum.

hayata bakışınızı, inançlarınızı, dininizi, işinizi, bankadaki paranızı, savaşları, güneydoğuda yıllardır yaşanan olayları,tüm dünyayı, hayatı, herşeyi, bambaşka bir bakış açısıyla görmenizi sağlayan, aslında tek yaptığı şey zaten varolanı ortaya koymak olan bir belgesel. bu filmde görülenlere komplo teorisi denemez, çünkü yüzlerce kaynaktan toplanan, gerçek bilgiler üstüste getirilmiş, pekçok düşünürün, bilim adamının, siyasetçinin yorumları alınmış ve bir kolaj yapılmış. sahte olan, iddia olan hiçbirşey yok! acı olan da bu zaten.

neden bu filmi hiçkimse konuşmuyor, basında yer almıyor, madem o kadar iyi neden hakkında hiçbirşey duymadık sorularının cevabı da vardır filmde. filmde de söylendiği gibi, din ve toplum önderleri komplo teorisi diyip geçer, ciddiye almazlar bu anlatılanları. ondandır ki bu filmin hiçbir basın organında büyük puntolarla bahsi geçmez, gazeteciler bu film hakkında siyasi ve dini liderlere soru sormaz, bu sıradan bir film olarak kalır, unutulması sağlanır. hakkında doğrudüzgün site bulmanın bile zor olduğu bu belgesel, hala kapatılmamışken http://www.zeitgeistmovie.com/dloads.htm adresinden indirilip divxplanet''den de mükemmel çevirisiyle altyazısı indirilmeli, acilen seyredilmeli ve dağıtabildiğimiz herkese dağıtılmalıdır.

filmin sonunda bazı filozofların motive edici sözleri yer alıyor, böylesine karanlık bir tablo ortaya konduktan ve "neden hala bu dünyada yaşıyorum" dedirttikten sonra insanın mükemmelliği, kendi zekasıyla nasıl herşeyi keşfedip, onu sınırlamaya çalışan tüm güçlerin üstesinden gelebileceği çok güzel ifade ediliyor, "ben değerliyim" dedirterek de bitiyor.

gerçekten izlenmeli ve izletilmeli denilebilecek belki de tek film.

===========================================

(Yorum yazisi eksisozluk sitesinden alintidir... http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=12887179)

http://blip.tv/file/928610
http://zeitgeistmovie.com/


Yönetmen: Peter Joseph
Senaryo: Peter Joseph
Tür: Belgesel
Süre: 118'
imdb: http://www.imdb.com/title/tt1166827/
Konu: Din nedir? Hristiaynlığın kökenleri nelerdir? 11 Eylül olaylarındaki gerçekler nedir?
Amerikan Merkez Bankası aslında nedir? Savaşların nedeni nedir? Para, Güç, İktidar nedir?
Dünyayı yönetenler kimlerdir? Gelecekte bizi neler bekliyor?

http://rapidshare.com/files/110770684/Zeitgeist.Final.Edition.DVDRip.XviD_-_www.xvidfilm.com_-_ed1903.part1.rar
http://rapidshare.com/files/110799889/Zeitgeist.Final.Edition.DVDRip.XviD_-_www.xvidfilm.com_-_ed1903.part2.rar
http://rapidshare.com/files/110812434/Zeitgeist.Final.Edition.DVDRip.XviD_-_www.xvidfilm.com_-_ed1903.part3.rar
http://rapidshare.com/files/110896109/Zeitgeist.Final.Edition.DVDRip.XviD_-_www.xvidfilm.com_-_ed1903.part4.rar
http://rapidshare.com/files/110911332/Zeitgeist.Final.Edition.DVDRip.XviD_-_www.xvidfilm.com_-_ed1903.part5.rar
http://rapidshare.com/files/110920610/Zeitgeist.Final.Edition.DVDRip.XviD_-_www.xvidfilm.com_-_ed1903.part6.rar
http://rapidshare.com/files/110928698/Zeitgeist.Final.Edition.DVDRip.XviD_-_www.xvidfilm.com_-_ed1903.part7.rar
http://rapidshare.com/files/110930930/Zeitgeist.Final.Edition.DVDRip.XviD_-_www.xvidfilm.com_-_ed1903.part8.rar

Alt yazı : Zeitgeist The Movie.Turkish subtitles.rar


Not: Türkçe altyazısı klasörün içinde mevcuttur
Şifre: www.xvidfilm.com

İyi Seyirler:

linkler : http://www.xvidfilm.com/index.php?topic=5479.0
xvidfilm.com'dan alıntıdır.

belgeseli izledikten sonra : http://www.ntvmsnbc.com/news/447748.asp
linkindeki haberi tekrar okumanızı tavsiye ederim : )



-dünyanın haline bak? neden böyle bu dünya yahu anlatsana
-uzun hikaye.

uzun hikaye kalıbının en nefis kullanımı budur sanırım. kestirip atmak ve biliyormuş gibi yapmak. zaten biliyoruz da bazı şeyleri. seziyoruz az çok. bir boktanlık, sağlam bir keşmekeş. dünyanın foseptiği kanalizasyonu da yok. yutuyoruz çoğunu çünkü. yuttukça da sindiriyoruz yada kusuyoruz.

15-16 yaşlarındayken üniversite sınavı telaşı daha yeni başlayadursun, test kitabı almak için uğradığım bir kitapçıda dinsel yayınların ağırlıkta olduğu raflardan birinde koccaman bir kitap gözüme ilişti. ''harun yahya - masonik dünya düzeni-. tüm kitaplar orada ilmihal, tefsir, hikaye ve test kitaplarıydı. ancak bu kitap haşmetiyle olsun, pasparlak cildi olsun resmen kendini gösteriyordu. merak edip biraz incelediğimde tüm dünya tarihinde yaşamış insanlardan, binlerce yıl öncesinden başlayıp günümüze dek gelindiğini görüyordum. hemen herkesten bahsediyodu. ne kadar bilim adamı, politikacı, teorisyen varsa bildiğim bilmediğim hepsinin ne kadar rezil, üç kağıtçı adamlar olduklarından bahsediyordu. yanımdaki parayla bir adet güven-der geometri kitabıyla birlikte bu dev kitabı da satın aldım. işte o gün başladı benim için herşey.

ergen dönemlerin karmaşık duyguları içinde, dünyada olup biten bir çok şeyden habersiz olduğumun hiç farkında olmadan her şeyi bilmeyi isteyerek o binlerce sayfalık kitabı bir haftada okudum. okuduklarım beni gerçekten dumura uğratmıştı. kitaba kalsa, herşey yalandı. newton'un yasaları, amerikanın kuruluşu, engizisyon, birinci düny savaşı, büyük buhran. hepsi tek bir şey için yapılmıştı; yahudilerin tapınağı yeniden kurabilmeleri için. her okuduğuna inanan bir insan olmamak adına düştüğüm dehşetle yeni yeni pörtlemeye başlayan interneti kullanarak deli danalar gibi araştırma yapmaya başladım. kitabın yazarı başta olmak üzere, kitapta anlatılan her insanın neler yaptığına dair bir sürü şey okudum. kitabın yazarının kim olduğunu öğrenince rahatladım. ''bu adammış demek..iyi bari...''

sonra zaman geçti. ortalıkta o zamanlar ne komplo teorileriyle ilgili kitaplar vardı, ne tapınak şövalyeleri ile ilgili her hangi bir yayın ne de masonlarla ilgili kaynak. bunlar sanki tamamen es geçilmiş şeyler gibi kimsenin ilgisini çekmediği gibi, kimse tarafından da bahsedilmeyen şeylerdi. mason dendiğüi vakit sadece dindarların '' rezzill keppaazeee'' dediklerini duydum. masonlar kakaydı. onlar siyonistti. trilateral komisyon, bilderbergler bilmem ne bir sürü dalavere çevirip dünyayı yöneten görünmeyen adamlardı. dünyayı yönetmek nasıl bir şeydi o zamanlar bir fikrim yoktu. ama artık var. ancak bu sadece masonlukla açıklanabilecek bir şey değil elbette.

sonra bir gün, üniversiteye yeni başladığım zamanlarda kitapçılarda birdenbire pörtleyen tapınak şövalyeleri, masonlar, novus ordo seclorum, bir doların üzerindeki işaretler konulu kitaplar rafları süslemeye başladı. sanki biri düymeye basmış da - bir ben basamadım o düğmeye amına koyayım- bu kitaplar ardı ardına çıkmaya başlamıştı. çoğu saçma sapan olan bu kitapların içeriği, benim yıllar evvel okuduğum o harun yahya ''eseriyle'' büyük benzerlikler taşıyordu. çoğu en az o zaman okuduğum kitap kadar saçma ve anlamsızdı. ama bas bas bağırıyordu bu kitaplar; siz salaksınız. bir boktan haberiniz yok. mal gibi yaşıyorsunuz. bu kitapların sonuç itibariyle söylemeye çalıştığı buydu; uyanın!

saolsun aytunç altındal, aydoğan vatandaş, texe mars gibi şahane komplo teorisyenlerinin timaş yayıncılıktan olsun bilumum bir sürü yayınevinden çıkan kitaplarını okuduktan sonra tam manasıyla yazılanların aslında bu kadar basit olmayacağını düşünüyordum. örneğin koskoca hitler bir yahudiydi ve avrupadaki tüm yahudileri ''büyük plana göre '' kudüse geri yollamak için hepsini öldürüyordu. hepsi kaçsın diye. hatta hitler uzaylılarla anlaşma bile yapmıştı bu kitaplara göre. deprem bombaları üretilebiliyordu. (bkz: haarp). büyük tapınak yapılabilsin diyeydi her şey. yine aynı hikaye. ulan ne tapınakmış yahu! bir mesih gelecek diye ortalıkta öldürülecek adam bırakmamışlardı resmen. tüm dünya savaşları, para akışları, rockefellar ailesi, rotschild ailesi bunlar rezil ailelerdi. ulan ne malaksınız yahu diyerek noktayı koyuyordum. tüm bunlar saçmalıktı. fazlası olamazdı. tek dayanakları birilerinin söyledikleri, kendi fikirleri olan bu kitapların yazarları adeta kuyruğu yanmış kediler gibiydiler. hep aynı şeyden bahsediyorlardı o dindarlıklarıyla! tek dünya devleti kurulacak! yahudiler herkesi öldürecek! hepimiz mahfolacaz! büyük planın bir parçasıyız aman yarabbi.

tüm bunlar geçip gitmedi. seneler boyunca komplo teorileri türemeye devam etti. sonradan farkettim ki aralarında gerçek olabilecek kadar tutarlı olanlara da diğer saçma teoriler zarar veriyordu. bir olay, akla mantığa hiç sığmıyorsa anında birisi o fikre ''komple teorisi'' deyiverince olay bitiyordu. skeptik olmak manyaklık sayılıyordu resmen. bir düşünceye ''acaba'' dediğiniz anda o düşünceye inanmanıza indirgeniyordu durum. salak muamelesi görüyordunuz. sonra...sonra malumunuz 11 eylül.

11 eylül sonrası bu kitapların sayısı daha da arttı. bush'un ne kadar pushed olduğundan bahseden kitaplar açık ara öndeydi elbette. o zamanlar okuduğum en tutarlı adam noam chomsky idi. sonrasında baudrillard, deleuze, zizek, hatta foucault-sarkaçsız olan- okudukça anlatılanların aslında o komplo teorilerinde anlatılanlara çok benzediğini fark ettim. tek fark, ''özenle'' şekillendirilmiş düşüncelerle yazılmış olmalarıydı.

artık komplo teorileri milyonlarca. bu teorilere tek tek bakacak olsak gebeririz. ancak önümüzde bir belgesel var. zeitgeist isimli bu belgesel de, kendisine komplo teorisi diyeceklere rağmen,- ki bunu göze almış görünüyor- seneler boyunca şekillendirilmiş bir yapım. aslında çok basitçe kendisini carl gustav jung'un teorileriyle şekillendirdiği belli olan, dinlerden, politikadan saçma sapan gözümüze sokulan binlerce şeyden kendini arındırmış birileri tarafından yapıldığı çok belli. filmin üç bölümü var ve aslında bu üç bölüm üç şeyden bahsediyor. bu kavramlar insanların körleşmesine insanlık tarihi boyunca yardımcı olmuşlar. filmin sonunda bahsedilenlerin dinlerle nalakası var diyenler için şunu söyleyelim, eğer dinler olmasaydı, bugün insanlığı bu denli toplu histeriye sokabilecek ve korkutabilecek en en sağlam kavram olmazdı. alakası bu. ignorence is bliisssss evet evett.

birinci bölüm din hakkında. dinsizlerce çokça bahsedilen ancak tam manasıyla kısacık özetlenemeyen bir çok şey bu bölümde özetleştirilmiş. tek cümleye indirgersek belgesel bize şunu diyor; bugüne dek dinsel tüm kavramlar, aslında mitolojiden, mitlerden ve daha önceki dinlerden şekillendirilmiştir. bunu da göze sokka sokka yapıyor. horus'un aslında birebir olarak hz isa'ya benzediğini bir değil iki değil onlarca benzerlikle gösteriyor. üstelik horus tek de değil. mitra, dionysos gibi mitolojik ve dinsel karakterlerin de aynı özelliklere sahip oldukları görülüyor. üstelik de bunu havaya asılı biçimde bırakmadan, hristiyanlığa ait olan ana felsefeyi astrolojik ve pagan temellerle açıklıyor. hristiyanlığın pagan temeller üzerinden inşa edildiğini bilmeyen de yok sanırım. bu kısım insana gerçekten sıkıcı gelebilir. ayrıca filmde, müslümanlıktan ''hiç'' bahsedilmiyor. musevilikten ise yine hristiyanlık kökenlerine dayanarak bahsediliyor. tüm dinler saçmadır diyor lakin bunu sadece amerikan halkına söylüyormuş gibi bir hitap var. madem tüm dünyanın uyanışı için bu yapım, öyleyse diğer iki büyük dinin eleştirisi nerede diye sorabiliriz. ancak evrensel olan tanrıyı kullanarak para toplanması, insanlarık uyutulması. hristiyan olan biri için bu filmi izlemek cidden büyyük bir öfke nedeni olabilir.

ikinci bölüm ise 11 eylül ağırlıklı. ulen dinleden 11 eylüle nerden geçtik diyorsunuz ama asıl bağlantıyı üçüncü bölümde göreceksiniz. çünkü üçüncü bölümde 11 eylül benzeri tarihte yaşanmış bir çok olaydan bahsedilirken, 11 eylül'ün ne kadar koftiden bir planla gerçekleştirildiğine, insanlara korku vermek için resmen tezgahlandığını görebilirsiniz. pentagona giren uçağın tek bir yolcusunun bulunmayışı, tüm kanıtların ortadan kaldırılması, ikiz kulelerdeki yıkılışın ve demir konstrüksiyonun uçak girse bile 2000 derece ısıyla ancak eriyebileceğini görebilirsiniz. bunlar daha evvel anlatılmış olabilir. ancak ben 11 eylül ile ilgili hiç bir yapımda tüm ayrıntıların bu kadar derli toplu olarak sunulduğunu ve tek tek incelendiğini görmedim. resmen 11 eylül bir tezgahtır diyebilirsiniz rahatlıkla gördüklerinizden sonra ki bana kalırsa da öyle görünüyor. yani amerika, aynen pearl harbour'da yaptığı gibi yine kendi insanlarını öldürerek ''intikam'' için milliyetçilik naraları atabilme hakkını elde ediyor. bu hakla da yaptıkları malum.

ancak asıl bomba üçüncü bölümde. dinin ve politikanın hazırladığı körleştirmenin sonuçları gösteriliyor. asıl amacın benim o yıllar evvel okuduğum ve sonunda '' ne lan bu'' diyerek bir kenara attığım - ki iyi ki de atmışım insan maymundan gelir mi yauu- harun yahya kitabından farksız bir sonuca ulaşıyor; tek dünya devleti kurmak. bunca senedir salak saçma bulduğum ve insanlara resmen salak muamelesi yaptığım bu düşünce çat diye önüme konulduğu zaman yine de şüphelerim var. çünkü şüphe etmezseniz, yok olursunuz. onca geyik, onca saçmalık, onca berbat kitabın ardından yine aynı yere geliyorum ancak bu kez bu fikri ortaya koyanlar derslerine çok iyi çalışmışlar. nerdeyse söylemlerinde tek bir eksik bile yok. belgeseli sunan adamın sesi son derece emin ve sakin. sanki öbür dünyadan anlatıyor tüm bu olan biteni. nihai sonucu söylüyor sanki insana.

ve tüm bunları en fazla neye dayandırıyor biliyor musunuz? söylene söylene sıradanlaştırılan binlerce şeye. televizyon izlemenin, televizyondaki saçmalıkların insanın hayatını nasıl kıstırdığını söylüyor mesela. the network filminden alınan o hitap sahnesinde konuşan kişinin tek bir sözüne ''yok artık '' diyebilecek var mı? tüm insanlık, resmen bir medya ağıyla sarıp sarmalanıp sadece ''gösterilenlere'' inanmıyor mu gerçekten de? insanlar asla başlarına gelen korkunç olaylardan dolayı hükümetleri suçlamıyor. ancak ya gerçekten hükümetler iğrençse? -ki öyleler-. tek umursadıkları gerçekten de sadece yönetmek ve güce sahip olmaksa? (bkz: niccolo machiavelli).

filmde bahsedilen amero, kuzey amerika birliği gibi kavramlar gerçekten şaşırtıcı. ancak bu kavramlarla ilgili nerdeyse nette bile çok fazla veri bulunmuyor. araştırmak için gerçekten uğraşmak gerek. üstelik de nicholas rockefellar'ın aaron david'e söylediği adamın canını fena halde sıkan sözleri ise hiç de mantık dışı değil. insanlara çip takılması hiç de yabancı değil aslında. yine klasik şeylerle ve komplo teorisyenlerinin yıllardır sata sata bombok ettikleri lafları bu kez farklı şekilde söyleyeceğim. nerdeyse hepimizin birer cep telefonu yok mu? artık nerdeyse tüm alış verişlerimizi, emeğimizi depoladığımız banka hesaplarımızı tek bir karta sıkıştırmıyor muyuz? nerdeyse herkesin evinde bir televizyon yok mu? şu yazıyı okuyabilen çoğunluğun nerdeyse tüm özel hayatı nette gezinmiyor mu? kişisel bilgileri hükümetin elinde değil mi? bunlara hayır diyebilir misiniz? bugün sizi birisi ''gerçekten'' bulmak istese ve sizi oturduğu yerden mahfetmek istese bunu yapamaz mı? bütün bu sorulara yanıtınız evetse neden insanların çip takılmasına sıcak bakabileceğini düşünmüyorsunuz? insanlar toplu histeriyle bugün bizkaçkişiyiz gibi bir oluşuma milyonlarca üye bulabiliyorsa, kaç kişi sizce bu çiplere hayatını sıkıştırmayı düşünür? toplumun gerçekten ne kadarı tüm bunlara kuşkuyla bakar? ben söyleyeyim; çok az. aynen de bu söyleniyor zaten. ''insanlar bütün bunları kendileri isteyecek''.

hayatlarımızı kıstıran, kapalı kapalar içinde bize yaşatan, bizleri doğadan uzaklaştıran binlerce şey var. üstelik de bunları bile isteye yapıyoruz. eğlenmek için tv seyrediyor, yine eğlenmek için dizilere filmlere onca parayı veriyor, tüketmenin mükemmeliğini yaşarsan ''boksun kapitalizm'' derken bir yandan da ''battı balık yan gider '' diyebiliyoruz rahatça. sizce de bir şeyler bombok değil mi? hayat gerçekten bombok değil mi? tüm bütün bunların üzerine bir de ''sevgi'' den bahis açsak mesela tam şu anda, hepiniz yüzünüzü ekşittiniz değil mi? çünkü sevgi bile ayaklar altında. iki paralık. her şey gibi. kendimizi birer et parçası olarak görmenin korkunçluğunu hissedip, hayatımızın giderek amaçsızlaştırıldığını gördükten sonra bile tüm bütün bu manzaraya bakamayacak kadar körüz. insanlık, elinde olan fırsatı kaçırıyor. her ''körsünüz'' yada ''aptalsınız'' diyene sadece şiddetle yanıt veriyor. oysa ki karşınızdaki belki de gerçekten egonuza çizik atmaya çalışmadan sadece sizi uyarmaya çalışıyor. aynen bu yapım gibi..

bu yapımın benim için ayrı bir yeri daha var. çünkü bu yapım deliler gibi sevdiğim bir adamın konuşmasıyla bitiyor. bill hicks. hemen öncesinde de lost dizisinde bir karakter olarak gördüğümüz ''gerçek'' richard alpert'ın sözleri yer alıyor. carl sagan'a da buradan selamlarımı gönderiyorum artık hangi galaksideyse. tüm bu adamların söyledikleriyle bitiyor bu yapım. bu bile, bence bu iki saatlik serüveni izlemeniz için bir neden. sürekli saçmalık olarak örneklerini gördüğümüz o yaşlı gözlerle ve içi bomboş mesajlarıyla insana duyarsızlığını bir anlığına anımsatmaktan başka bir şey yapmayan yapımlardan değil. çok eksiği var. hatta az bile söylemiş söyleyeceklerini. ama bu kadarı bile bir çok insana yeter bence.

klişeyse klişe abicim, bence de izleyin, izletin. bu gece hep küçük açacakmışsınız gibi izleyin!
(madeath, 17.05.2008 02:01)

Zeitgeist - The Movie

,

December 2009
M T W T F S S
November 2009January 2010
1 2 3 4 5 6
7 8 9 10 11 12 13
14 15 16 17 18 19 20
21 22 23 24 25 26 27
28 29 30 31