Nihayet annem!
Wednesday, June 16, 2010 11:37:08 AM
Hepimizin sonu annemiz diyor bir arkadaşım; cidden öyle. Ben de yığınla kadın arkadaşım gibi annemle zerre kadar benzerliğim olmadığı, aaa zaten olamayacağı inanç tepelerinden yuvarlana yuvarlana..
Bazen bir şeyi yaparken, bir lafa burun bükerken, yeri silerken, çaydanlığı hınçla ovalarken filan bakıyorum annem olmuşum. Dalgın yürürken sokakta bir vitrin camında yakalıyor annem beni kendi yansımamda.
Biz tabii şu şen çevremde bunu da rozet yapmış marifet gibi yakalarımıza takmış durumdayız. Kim annesine nasıl da benzemiş, aa aynısı olmuş, annesinden şunu kapmış iştahla anlatıyor. Otur bir analiz et, pişmanlık ya da telaş gibi duygulara gir değil mi önce ?? Yok. Azade bir neşeyle şakıyoruz; kim aynı annesi gibi kapı kollarını kolonyayla ovmadan rahat edemiyor’dan kim tülleri limon damlatılmış suyla yıkıyor’a bir anadan kıza takıntının getirdikleri sohbeti. Şişede durduğu gibi de durmuyor maalesef; bulaşıyor. Zaten sakız gibi sünmekte olan yaz günlerime musibet bir arkadaşım renk getiriyor; elektrik düğmelerinin üstündeki marka yazısının içine kaçan tozları çamaşır suyuna batırılmış kürdanla nasıl ama nasıl temizlediğini anlatıp beni de zehirliyor. Elimde kürdan elektrik düğmesi kolaçan ederek tüketiyorum şu güneşli mevsimi.
Ben böyle hayatımı dar eden pis huyları ortalık yerde anlatmıyorum ki ben yandım diye herkesler yanmasın. Mesela annemin bir ajanda biriktirme huyu vardı; sanırsın Cosmopolitan editörü, gün gün not edecek randevularını. Annemin aklını ajandaların o umut vaat eden sistemliliği çeliyordu sanırım. Hani öyle beyaz, öyle teşvik edici bir sistem ki, onun [şimdi de benim] amorf, birbirine benzeyen her planın en fazla iki gün önce yapıldığı hayatımıza bir Alman havası verecek. Umut işte. Ocak ayı sayfaları bomboş geçer, sonra şubat. Mart civarında hiç olmazsa yemek tarifi filan yazmaya koyulur annem onlara; maksat ziyan olmasın. Üç kek beş börek yedi yemek tarifinden sonra o da tavsar. Nedir ki ajanda ajanda olmaktan çıkmıştır bir kere. Tam olarak defter de değildir; ama üzerindeki tarihler boşa geçen günleri kafaya kakmakta durmadan. Bir çekmeceye atılıverir kendinden bekleneni yerine getirememiş ajanda. Sonra yeni bir ajanda bulur annem; bu daha güzeldir sanki. Daha alımlı daha vaatkardır. Filan.
Ben anneme benzemeyeceğim diye ajanda biriktirmedim; dolaplarım, raflarım defter dolu. Uzun uzun kırtasiye gezip ince ince defter seçiyorum kendime. Ne kullanmaya kıyamayacağım kadar güzel ne de yazma hevesimi söndürecek kadar çirkin olsun istiyorum. Uyuyor işte bir tanesi, tam istediğim gibi oluyor. Öyle güzel ki kapağı, sayfaları çizgili, hani kalemle bir temas etsem dökülecek kendiliğinden; hikaye mi olur makale mi? Defter bana ben deftere bakıyoruz bir zaman. Boşa gidecek bir cümle, şöyle on ikiden vurmayacak bir benzetme olmasın ilk sayfadan diye ince eliyor sık dokuyorum günler, haftalar, aylar boyu… Defter nasıl da yazamadığımın nasıl da yazacak bir şey bulamadığımın habis hatırlatıcısı oluyor, dikenleşiyor, batıyor durduğu yerde gözüme gözüme. Sen hak ettin deyip kendime notlar nevinden olsa ne olmasa ne cümleleri karalıyorum sonra. Üç cümle beş paragraf derken yoruluyorum defterle didişmekten. Atılmaz da; yazık. Hırsla kapatıyorum bir çekmeceye. Sonra yeni bir defter çeliyor gönlümü.
Sonra tuhaf ama atmaya kıyamadığım objeler kocaman bir ayakkabı kutusunu doldurup taşmaya başlıyor. Annem de sever işe yaramaz eşantiyonları. Üzerinde Sponge Bob resmi olan sarı bir bileklik, boynu kırılmış bir ceylan biblosu, Happy Feets anahtarlığı, Shrek mini frizbi, yıldız kutulu dudak parlatıcı… Gittiğim ve gitmediğim, tanıdığım ve tanımadığım insanların düğün şekerleri.. Sonra kedim hasta olduğunda sağlıklı sokak kedilerine bir çeşit kıskançla bakıyorum; bizimki onca özene rağmen buluttan nem kapıyor helal olsun bunlara hiçbir şey olmuyor diye.. Kafamı çevirip baktığımda vitrin camındaki yansımamda annem yakalıyor beni. Ben yanaklarımın ve alnımın bu kadar annem olduğunu bilmezdim. Gençken hiç ummazdım bunu.
*Meryem Algan













mechuLe # Sunday, June 20, 2010 1:05:31 PM
keyifle okudum
..su lekesienfiyekutusu # Monday, June 21, 2010 9:00:44 PM