Skip navigation.

Log in | Sign up

photo of Tayfun

Evrim Yalanı

The Evolution of Deception

.




ATLAS OF CREATION 1

ATLAS OF CREATION 2

ATLAS OF CREATION 3

Evrimin Teorisinin Çöküşü (The Collapse of the Theory of Evolution)

Evrim teorisinin iddiasına göre, fosfor, karbon gibi bilinçsiz, akılsız, yeteneksiz, bilgisiz ve cansız atomlar tesadüfler sonucunda biraraya gelmişler, yıldırımlar, volkanlar, ultraviyole ışınları, radyasyon gibi doğal olaylar sonucunda kendilerini kusursuzca organize ederek proteinleri, hücreleri, balıkları, kedileri, tavşanları, aslanları, kuşları, insanları ve tüm canlılığı meydana getirmişlerdir.
Tesadüfleri yaratıcı bir ilah kabul eden evrim teorisinin temel iddiası budur. Böyle bir iddiaya inanmak ise akla, mantığa ve bilime karşıdır.


Doğal Seleksiyon Canlılardaki Karmaşık Yapıların Nasıl Meydana Geldiğini açıklayamaz

Evrim teorisi, yaşadıkları ortama en iyi uyum sağlayan canlıların daha çok yaşama ve çoğalma imkanı bulduklarını ve bu şekilde faydalı özelliklerini sonraki nesillere aktarabildiklerini, türlerin bu "mekanizma"yla evrimleştiğini iddia etmektedir.
Oysa doğal seleksiyon olarak bilinen söz konusu mekanizma, canlıları evrimleştirmez, onlara yeni özellikler kazandıramaz. Sadece bir canlı türüne ait özellikleri güçlendirebilir.
Örneğin bir bölgede yaşayan tavşanlardan hızlı koşanlar hayatta kalır, diğerleri ise ölürler. Birkaç nesil sonra bu bölgedeki tavşanlar daha hızlı koşan bireylerden oluşur. Ancak, hiçbir zaman bu tavşanlar başka bir canlı türüne (örneğin tazılara veya tilkilere) evrimleşmezler.


Sanayi Devrimi Güveleri Doğal Seleksiyonla Evrime Delil Değildir

Evrim teorisinin tüm dünya çapında en çok tekrar edilen sözde 'delil'lerinin başında, 19. yüzyıl İngilteresi'nde gerçekleşen sanayi devrimi sırasındaki güve popülasyonu gelir. İddiaya göre sanayi devrimindeki hava kirliliği ağaç kabuklarının rengini koyulaştırmış, bu nedenle koyu renkli güveler daha kolay kamufle olarak avcı kuşlardan korunmuş ve sonuçta koyu renkli güvelerin nüfusu artmıştır. Ama bu bir evrim değildir, çünkü yeni bir güve türü ortaya çıkmamış, sadece zaten var olan türlerin nüfus oranı değişmiştir. Bunun dışında, güvelerle ilgili bu iddianın dayandırıldığı hikayenin de doğru olmadığı ortaya çıkmıştır: Güveleri ağaçlar üzerine konmuş olarak gösteren ünlü fotoğrafların sahte olduğu ve iddia edildiği gibi bir "endüstriyel melanizm"in (endüstriyel kirlilik nedeniyle rengin koyulaşması) hiçbir zaman yaşanmadığı anlaşılmıştır.

Deprem, Bir Şehri Nasıl Geliştiremezse,Mutasyonlar da Canlıları Geliştiremezler

Mutasyonlar, insan vücuduna dair tüm bilgilerin şifreli olduğu DNA üzerindeki rastlantısal değişikliklerdir. Mutasyonlara radyasyon, kimyasallar gibi etkenler neden olur. Evrimciler, mutasyonların canlıları evrimleştirdiğini öne sürerler. Oysa mutasyonlar canlılara daima zarar verirler, onları geliştirmezler, onlara yeni özellikler (örneğin kanat, akciğer gibi organlar) kazandıramazlar. Onları ya öldürür ya da sakat bırakırlar. Mutasyonların bir canlıyı geliştirdiğini, ona yeni özellikler kazandırdığını iddia etmek, bir depremin bir şehri daha gelişmiş ve modern bir hale getirdiğini, veya bir bilgisayara çekiçle vurulduğunda bir üst modelinin ortaya çıkacağını iddia etmeye benzer. Nitekim gözlemlenmiş hiçbir mutasyonun genetik bilgiyi artırdığı görülmemiştir.



Hayat Hayattan Gelir

Ortaçağ'dan beri inanılan "spontane jenerasyon" adlı yanlış bir teori, cansız maddelerin tesadüfen biraraya gelip, canlı bir varlık oluşturabileceklerini öngörüyordu. 18. yüzyıla dek, böceklerin yemek artıklarından, farelerin de buğdaydan oluştuğu yaygın bir düşünceydi. Darwin'in Türlerin Kökeni adlı kitabını yazdığı 19. yüzyılda ise, bakterilerin cansız maddeden oluşabildikleri inancı, bilim dünyasında yaygın bir kabul görüyordu.
Oysa Darwin'in kitabının yayınlanmasından beş yıl sonra, ünlü Fransız biyolog Louis Pasteur, evrime temel oluşturan bu inancı kesin olarak çürüttü. Pasteur yaptığı uzun çalışma ve deneyler sonucunda vardığı sonucu şöyle özetlemişti: "Cansız maddelerin hayat oluşturabileceği iddiası artık kesin olarak tarihe gömülmüştür."
Bu gerçek, yeryüzünde yaşamın kendiliğinden oluşmadığını, ancak mucizevi bir yaratılışla başladığını da bir kez daha göstermiş oluyordu.


Ara Geçiş Canlılarına Fosil Kayıtlarında Rastlanmamıştır (No Transitional Forms Have Ever Been Found in the Fossil Record)

Evrim teorisi, bir türün bir başka türe dönüşmesinin ilkelden (basitten) karmaşığa doğru, yavaş ve aşamalı olduğunu iddia eder. Bu iddiaya göre, bu dönüşüm sırasında "ara geçiş formu" adı verilen ucube canlıların yaşamış olması gerekir. Örneğin, balık özelliklerini hala taşımasına rağmen, bir yandan da bazı sürüngen özellikleri kazanmış olan yarı balık yarı sürüngenler, yarı maymun yarı insanlar, yarı sürüngen yarı kuş canlılar yaşamış olmalıdır geçmişte. Eğer gerçekten bu tür canlılar yaşamışlarsa, bunların kalıntılarına da fosil kayıtlarında rastlanması gerekir. Oysa, yıllardır büyük bir hırsla aranan bu ara geçiş formlarından eser yoktur.

Canlı Grupları Yeryüzünde Aniden ve Aynı Anda Ortaya Çıkmıştır

Bugün bilinen temel canlı kategorilerinin tamamına yakını, 530-520 milyon yıl önce, "Kambriyen Devri" adı verilen jeolojik devirde aynı anda ve aniden ortaya çıkmıştır. Süngerler, yumuşakçalar, solucanlar, derisidikenliler, eklembacaklılar, omurgalılar gibi birbirinden tamamen farklı vücut planlarına sahip canlı kategorileri, daha önceki jeolojik devirlerde hiçbir benzerleri yokken, bir anda belirmişlerdir. Bu gerçek, evrimcilerin, canlıların tek bir ortak atadan uzun zaman içinde ve aşama aşama türedikleri iddiasını çürüten önemli bir delildir.
Yeryüzünün bir anda, son derece farklı vücut yapılarına, son derece karmaşık organlara sahip birçok canlı ile dolması, elbette ki bu canlıların yaratıldıklarını gösterir. Evrimciler, Allah'ın varlığını ve yaratışını inkar ettikleri için bu mucizevi olayı kesinlikle açıklayamazlar.


Canlı Türleri Yüz Milyonlarca Yıl Boyunca Hiçbir Değişikliğe Uğramamaktadırlar

Eğer gerçekten bir evrim yaşanmış olsaydı, canlıların yeryüzünde küçük kademeli değişimlerle ortaya çıkmaları ve zaman içinde de değişmeye devam etmeleri gerekirdi. Oysa fosil kayıtları bunun tam aksini gösterir. Farklı canlı sınıflamaları, kendilerine benzeyen ataları olmadan aniden ortaya çıkmışlar ve yüz milyonlarca yıl boyunca hiç değişim geçirmeden durağan bir biçimde kalmışlardır.

Evrimcileri Hayal Kırıklığına Uğratan Balık: Cœlecanth (Fish that Ruined Evolutionists' Dreams:Colecanth)

Evrimciler 400 miyon yıllık fosilleri bulunan Cœlacanth sınıfına dahil olan balıkları, balıklar ve amfibiyenler arasında çok güçlü bir ara form delili olarak gösteriyorlardı. Bu canlının yetmiş milyon yıl önce soyu tükenmiş bir tür olduğu zannedildiği için, evrimciler fosili üzerinde her türlü spekülasyonu yapmışlardı. Ancak 22 Aralık 1938'de Hint Okyanusu açıklarında bir Cœlacanth canlı olarak bulundu. İlerleyen yıllarda başka bölgelerde de 200'den fazla Cœlacanth yakalandı.
Bu balıkların yakalanmasıyla beraber, bu canlılar üzerinde yapılan spekülasyonların temelsizliği de anlaşılmış oldu. Cœlacanth, evrimcilerin iddialarının aksine karaya çıkmak üzere olan yarı balık yarı amfibiyen özellikleri gösteren bir canlı değildi. Hatta 180 m. derinliğin üzerine hemen hiç çıkmayan bir dip balığı idi. Dahası, yaşayan Cœlacanthlar ile 400 milyon yıllık fosil örnekleri arasında hiçbir fark yoktu. Canlı, hiçbir "evrim" geçirmemişti.


Kuş Kanatları Tesadüflerin Eseri Değildir (Birds' Wings Cannot Be the Work of Chance)




Evrimciler kuşların sürüngenlerden evrimleştiğini ileri sürerler, ancak bu imkansızdır. Sadece kuş kanatları bile bunu kanıtlamaya yeter. İddia edildiği gibi bir evrim olması için, bir sürüngenin ön ayaklarının, genlerinde meydana gelen mutasyonlar sonucunda kusursuz kanatlara dönüşmüş olması gereklidir ki, bu mümkün değildir. Herşeyden önce bu teorik canlı yarım kanatla uçamayacaktır. Bir yandan da ön ayaklarından mahrum kalmış olacaktır. Bu ise canlının sakat olmasına ve evrim teorisine göre elenmesine neden olacaktır. Ayrıca, uçuş için kanatların tüm detaylarının kusursuzca oluşması gerekir. Kanatların; kuşun göğüs çıkıntısına sağlam bir biçimde tutturulmuş olması gerekmektedir. Kuşu havaya kaldırmaya, havadaki dengesini ve her yöne hareketini sağlamaya elverişli bir yapıda olması, kanat ve kuyruk tüylerinin hafif, esnek ve birbiriyle orantılı olması, kısaca uçuşa imkan veren mükemmel bir aerodinamik düzende işlemesi şarttır. Kanatların bu kusursuz yapısının nasıl olup da birbirini izleyen rastlantısal mutasyonlar sonucu meydana gelmiş olabileceği sorusu tümüyle cevapsızdır.

Ünlü 'Atın Evrimi' Senaryosu Fosil Kayıtları Tarafından Yalanlanmaktadır

Onlarca yıldır, "atın evrimi", evrim teorisinin en iyi belgelenmiş kanıtlarından biri olarak gösterilmiştir. Farklı devirlerde yaşamış dört ayaklı memeliler küçükten büyüğe doğru dizilmiş ve bu "at serileri" doğa tarihi müzelerinde sergilenmiştir. Oysa son yıllardaki araştırmalar, at serilerindeki canlıların birbirlerinin atası olmadığını, sıralamaların çok hatalı olduğunu, atın atası olarak gösterilen canlıların gerçekte attan daha sonra ortaya çıktıklarını ortaya koymaktadır.

Evrimcilerin Maymun Adam Hikayeleri Hiçbir Delile Dayanmamaktadır (Evolutionists' Ape-Man Stories Are not Based on Any Evidence)

Darwinizm'in en önde gelen aldatmacası, insanların maymun benzeri canlılardan evrimleştiği iddiasıdır. Bu iddia, oluşturulan binlerce hayali çizim ve maket yoluyla kitlelere empoze edilir. Oysa gerçekte "maymun-adamlar"ın yaşamış olduğuna dair hiçbir kanıt yoktur. İnsanın en eski atası olarak ileri sürülen Australopithecus, şempanzelerden pek farklı olmayan soyu tükenmiş bir maymun türüdür. Evrim şemasında Australopithecus'un sonrasına yerleştirilen Homo erectus, Homo sapiens neanderthalensis, Homo sapiens archaic gibi sınıflamalar ise, farklı insan ırklarıdır. Bu sınıflamalar ile günümüz insanları arasındaki küçük anatomik farklar, günümüzde de Avustralya yerlileri, Pigmeler, Eskimolar gibi farklı insan ırkları arasında görülmektedir.



Proteinlerin Tesadüfen Oluşmaları Kesinlikle İmkansızdır (It Is Utterly Impossible for Proteins to Form by Chance)

Hayatın yapı taşı olan proteinlerin tesadüfen oluşmaları matematiksel olarak imkansızdır. Örneğin, bileşiminde 288 amino asit bulunan ortalama büyüklükteki bir protein molekülünün tesadüfen oluşma ihtimali 10300'de 1 ihtimaldir. (Bu, 1 rakamının sağına 300 tane sıfır gelmesiyle oluşan astronomik bir sayıdır.) Bu ihtimalin pratikte gerçekleşmesi ise imkansızdır. (Matematikte 1050'de 1'den küçük ihtimaller pratikte "sıfır ihtimal" kabul edilirler.) Tek bir proteinin bile tesadüfen oluşmasını açıklayamayan evrim teorisi, hücrenin ve daha kompleks yapıların nasıl meydana geldiğini asla açıklayamaz.

Hücre Büyük Bir Şehirden Daha Komplekstir

Evrimci senaryoya göre, bundan dört milyar yıl kadar önce, ilkel dünya atmosferinde birtakım cansız kimyasal maddeler tepkimeye girmiş, yıldırımların, sarsıntıların etkisiyle karışmış ve ilk canlı hücre ortaya çıkmıştır. Oysa hücre, bilim adamlarının benzetmesiyle, New York şehri kadar kompleks bir yapıya sahiptir. Hücrenin içinde enerji üreten santrallerden, protein üreten fabrikalara, hammaddeleri taşıyan kargo sisteminden DNA'yı tercüme eden şifre çözücülere, haberleşme sistemine kadar birçok yapı, kusursuz bir organizasyon içinde sürekli faaliyet halindedir. Evrimcilerin hücrenin tesadüfen meydana geldiği iddiasına inanmak, New York şehrinin tüm binaları, otoyolları, taşıma sistemleri, elektrik ve su şebekesi vs ile birlikte, tesadüfen meydana gelen fırtına, deprem gibi doğa olayları neticesinde kendiliğinden ortaya çıktığını iddia etmek kadar mantıksız ve saçmadır.

Evrim Teorisi, Proteinlerin Yeteneklerinin Nasıl Oluştuğunu Asla Açıklayamaz (The Theory of Evolution Can Never Explain How Proteins' Capabilities Came to Be)

Vücuttaki proteinlerden biri olan albumin, kolesterol gibi yağları, hormonları, zehirli safra kesesi maddesini ve penisilin gibi ilaçları kendine bağlar. Daha sonra kanla birlikte vücutta gezerek, topladığı maddeleri karaciğerde kullanılır hale getirilmek üzere bırakır, besin maddelerini ve hormonları ise gerekli oldukları yerlere götürür.
Albumin gibi, hiçbir bilgisi, şuuru olmayan atomlardan oluşmuş bir molekül nasıl olur da, yağları, zehirleri, ilaçları, besin maddelerini birbirinden ayırt edebilir?
Dahası, nasıl olur da karaciğeri, safra kesesini tanıyıp, taşıdığı maddeleri şaşırmadan, yanılmadan, hiç hata yapmadan her seferinde doğru yere ve ihtiyaç oranında bırakabilir? Kanda taşınan zehirli maddeleri, ilaç ve besin maddelerini insanlar dahi birbirinden ayırt edemezken, atomlardan oluşmuş bir molekül bunu nasıl başarabilmektedir?


Vücudumuzda Bir Enerji Santrali Kurmayı Şuursuz Atomlar mı Düşünüp Tasarlamışlardır?

Milimetrenin 100'de biri büyüklüğünde olan hücrelerimizin içindeki "mitokondri" isimli enerji santrali, bir petrol rafinerisinden ya da bir hidroelektrik santralinden daha komplekstir. Binlerce mühendisin, teknik uzmanın, işçinin, tasarımcının biraraya gelerek, en yüksek teknolojiyi kullanarak sağladıkları enerjiyi, belirli sayıda atomun birleşmesinden oluşan, şuur ve bilgi sahibi olmayan hücrelerimiz çok daha ekonomik ve pratik bir yöntemle elde ederler.
Hücrelerimizdeki enerji santralinde, enerji tasarrufundan artık maddelerin değerlendirilmesine kadar her türlü detay planlanmış ve kusursuzca yaratılmıştır. Evrim teorisi, hücrenin içindeki bu gibi detaylardan bir tanesinin bile oluşumunu açıklamaktan acizdir.


DNA'daki 25 Ciltlik Ansiklopedi Dolusu Bilgi Tesadüfen Ortaya Çıkamaz (The Equivalent of 25 Encyclopedic Volumes of Information Contained in DNA Cannot Have Emerged by Chance)

İnsanın tek bir DNA molekülünde bir milyon ansiklopedi sayfasını dolduracak bilgi bulunmaktadır. Bu bilgilerin tamamı çok önemli bir sıralamaya sahiptir. Şimdi düşünün, milyonlarca harfi rastgele caddeye serpsek, serpilen bu harflerin hepsi bir makale haline dönüşse, sonra bu milyonlarca harf gazete sayfasındakiler gibi yazılar oluştursa, bunun kör bir tesadüf eseri olduğunu söylemek mümkün müdür? Elbette ki hayır. Ancak Darwinist anlayışa göre bu olağanüstü olayın tesadüfen gerçekleşmesi mümkündür.



www.harunyahya.org

KAMBRİYEN DÖNEMİ

Comments

Thuy Hang/DO 30. March 2008, 12:33

Bless me!! I am unable to understand anything.

minhchau143 30. March 2008, 20:36

oh my god,i canot understand,where are you come from,and how old are you,what is your job,i think you are a IT manager?send sms to me ok if you have free time.

minhchau143 31. March 2008, 14:08

oh yes,that is why your word is very difirent from english,turkey is very famous of turkey,but it very far from my contry,what is your jobs

Tayfun 31. March 2008, 14:56

because i dont speak much too english :D a little :smile: my job! computer expert.:smile:

chu anh 13. April 2008, 09:49

turkey seemed a little like grec ...
do you speak french? just a question 'cos I have many turkey friends in France :smile:
do you work in bio? i have a project bio-physics, that's why i ask you so ...

maide 24. February 2009, 14:43

'To Allah is your return, and He hath power over all things.'(hud4)



islam is the one religious....it is a realite.

Tayfun 24. February 2009, 16:44

öle tabi :smile:

maide 24. February 2009, 18:36

bilmeyenlere duyurulur:)

Tayfun 24. February 2009, 18:53

duymayan yokda işine gelmeyenler var !

maide 24. February 2009, 19:12

çok haklısın ama biz yinede işine gelmeyenlere yardımcı olalım olur ki ALLAH hidayet verir.biz inananlar da dilerim Allahın salih ve saliha kullarından olur sıratı müstakime ulaşırız inş.

Tayfun 24. February 2009, 19:42

evet bende onu yapmaya çalışıyorum zaten elimden geldiğince.biz sadece gösteriyoruz inanıp inanmamak onların bileceği iş.inşallah inanmayanlarda inanır artık :smile:

maide 29. April 2009, 19:47

bloğunuzda böle faydalı paylaşımlarınızın oluşu çok güzel....yüreğinize sağlık.evrim teorileri sadece uydurma bir yalandır.

Tayfun 1. May 2009, 16:48

evrim teorisinin uydurma bir yalan ama kimilerine göre sözde bilimsel gerçek!bir doğru :smile:Böyle bir teoriye nasıl inanıyorlar aklım hayalim almıyor bir türlü...

maide 2. May 2009, 13:31

benimde almıyor ama bu başka bişey.bu inkar bence bunun içinde böle bir yol seçiyorlar!

mawii 15. May 2009, 10:41

o kadar normal ki... inanmları,
günümüzün hocaları bile (yaşar nuri,mustafa islamoglu ve bunlar gibi daha yüzlercesi)olduğuğ sürece.
biri imamı-azam'a küfr (haşa)ederken diğeri peyg.efn.sa.v. soyunu yalanlarken...

dinsizlerin de böle teorilerle kafa karıştırıp bazı kesimi inandırması malesef işte...RABBİM KALBİMİZİ DİNİN ÜZERİNE SABİT KIL...(AMİN)

maide 15. May 2009, 19:55

evet katılıyorum sana.beni üzen böle insanların büyük bir kitleyi etkilemesi tabi saptırılmış fikirlerle!

amin....

Tayfun 16. May 2009, 21:14

Bilim denilen lüzumsuz şey.Geçenlerde bir haber okudum çok komikti vede çok saçma.ilkokula giden çocuk bile güler buna.Bi araştırma yapıyo bu NASA daki bilim adamları.Ay'ın nasıl oluştuğunu bulmaya çalışıyorlar (nolacaksa sanki sizene!).Ve Ay nasıl oluşmuş onlara göre biliyormusunuz!Şöyle: Mars yerinden oynayıp dünyaya çarpıyor sonra dünyadan kopan parçalar ayı oluşturuyor sonra mars yerine geçiyor.Ay da zamanla oluşmuş oluyor.Şimdi buna hangi akıllı inanır? Bikere mars yerinden azcık bile oynasa bütün düzen bozulur tüm gezegenler birbirine girer.ikincisi mars dünyaya çarpsa çok büyük bir patlama olur trilyonlarca parçaya ayrılır her ikiside uzayda kaybolur gider Ay falanda oluşamaz.3.sü aklı olmayan düşünemeyen kara parçaları kendi kendilerine bukadar düzgün yuvarlaklar oluşturamazlar :smile: bunun gibi bilimin birsürü saçma teorileri var.herşeye materyalist cevap vermeye çalışıyorlar ama herdefasında rezil ediyorlar kendilerini.

maide 17. May 2009, 17:33

"Ay'a gelince, Biz onun için de birtakım uğrak yerleri takdir ettik; sonunda o, eski bir hurma dalı gibi döndü (döner). Ne Güneş'in Ay'a erişip-yetişmesi gerekir, ne de gecenin gündüzün önüne geçmesi. Her biri bir yörüngede yüzüp gitmektedir." (Yasin Suresi, 39-40 )



her şey ALLAHın belirlediği ölçüde gerçekleşir... kendisi de yaratılmış olan insan şükretmek yerine inkar etmekle eline ne geçeceğini sanıyor?

insan yüce yaratıcı karşısında aczini hiç düşünmez mi?

insan tek başına ne yapabilir ki! herşeye muhtaçken...ölüme ,yaşlanmaya hastalığa çare bulamazken... yaşam insan için belli bir sistemde zaten dizayn edilmiştir.bu düzenee bakınca hayret etmek gerekirken... ne oluyor haddini,aczini bilmeyen bu insana!

yaşamamızın tek sebebi Allaha kulluktur!


Zâriyât Sûresi 56 - "Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım."

mawii 9. June 2009, 17:34

Rabbim hidayete erdirsin inş cemicümlemizi...

Tayfun 10. June 2009, 17:36

amin inşallah.

mawii 10. December 2009, 19:08

hidayeti isteyip erenlere selam...

Tayfun 10. December 2009, 19:15

ve aleykümselam :smile:

mawii 16. December 2009, 20:14

RAHMET RÜZGARLARIYLA ESENLERE..



SELAM...

Tayfun 16. December 2009, 21:17

selam olsun herkeze :smile: ALLAHIN (C.C.) rahmeti ve bereketi hepinizin üzerine olsun.

Write a comment

You must be logged in to write a comment. If you're not a registered member, please sign up.