Monday, July 4, 2011 7:01:26 PM
Elif Şafak, aşk, Şems Tebrizi
Şems Tebrizi Hazretlerinin 40 altın kuralı...
Birinci kural: Yaradanı hangi kelimelerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar. Şayet Allah dendi mi öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sen de korku ve utanç içerisindesin çoğunlukla. Yok eğer, Allah dendi mi evvela aşk, merhamet ve şefkat geliyorsa aklına, sen de bu vasıflardan bolca mevcut demektir.
İkinci kural: Hak yolunda ilerlemek yürek işidir, akıl işi değil. Kılavuzun daima yüreğin olsun, omzun üstündeki kafan değil. Nefsini bilenlerden ol silenlerden değil!
Üçüncü kural: Kur'an dört seviyede okunabilir. İlk seviye zahiri manadır. Sonraki batıni manadır. Üçüncü batıninin batınisidir. Dördüncü seviye o kadar derindir ki kelimeler kifayetsiz kalır tarif etmeye.
Dördüncü kural: Kainattaki her zerrede Allah'ın sıfatlarını bulabilirsin. Çünkü o camide, mescitte, kilisede, havrada değil, her an her yerdedir. Allah'ı görüp yaşayan olmadığı gibi, O'nu görüp ölen de yoktur. Kim O'nu bulursa sonsuza dek O'nda kalır.
Beşinci kural: Aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır. Akıl temkinlidir. Korka korka atar adımlarını. "Aman sakın kendini" diye tembihler. Halbuki aşk öyle mi? Onun tek dediği :"Bırak kendini ko gitsin!" Akıl kolay kolay yıkılmaz. Aşk ise kendini yıpratır, harap düşer. Halbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. Ne varsa harap bir kalpte var!
Altıncı kural: Şu dünyadaki çatışma, önyargı ve husumetlerin çoğu dilden kaynaklanır. Sen sen ol kelimelere fazla takılma. Aşk diyarında dil zaten hükmünü yitirir. Aşk dilsiz olur.
Yedinci kural: Şu hayatta tek başına inzivada kalarak, sadece kendi sesinin yankısını duyarak, Hakikat'i keşfedemezsin. Kendini ancak bir başka insanın aynasında tam olarak görebilirsin.
Sekizinci kural: Başına ne gelirse gelsin karamsarlığa kapılma. Bütün kapılar kapansa bile, sonunda O sana kimsenin bilmediği gizli bir patika açar. Sen şu anda göremesen de dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var. Şükret! İstediğini elde edince şükretmek kolaydır. Sufi, dileği gerçekleşmediğinde de şükredebilendir.
Dokuzuncu kural: Sabretmek öylece durup beklemek değil, ileri görüşlü olmak demektir. Sabır nedir? Dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü tahayyül edebilmektir. Allah aşıkları sabrı gülbeşeker gibi tatlı tatlı emer,hazmeder. Ve bilirler ki; gökteki ayın hilâlden dolunaya varması için zaman gerekir.
Onuncu kural: Ne yöne gidersen git, -Doğu, Batı, Kuzey, Güney- çıktığın her yolculuğu içine doğru bir seyahat olarak düşün. Kendi içine yolculuk eden kişi sonunda arzı dolaşır.
On birinci kural: Ebe bilir ki sancı çekilmeden doğum olmaz; ana rahminden bebeğe yol açılmaz. Senden yepyeni ve taze bir sen zuhur edebilmesi için zorluklara, sancılara hazır olman gerekir.
On ikinci kural: Aşk bir seferdir. Bu sefere çıkan her yolcu istese de istemese de tepeden tırnağa değişir. Bu yollara dalıp da değişmeyen yoktur.
On üçüncü kural: Şu dünyada semadaki yıldızlardan daha fazla sayıda sahte hacı, hoca, şeyh, şıh var. Hakiki mürşid seni kendi içine bakmaya, nefsini aşıp kendindeki güzellikleri bir bir keşfetmeye yönlendirir. Tutup da ona hayran olmaya değil.
On dördüncü kural: Hakk'ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın. "Düzenim bozulur, hayatım alt üst olur" diye endişelenme. Nereden biliyorsun hayatının altının üstünden daha iyi olmayacağını?
On beşinci kural: Allah içte ve dışta her an hepimizi tamama erdirmekle meşguldür. Tek tek her birimiz tamamlanmamış sanat eseriyiz. Yaşadığımız her hadise, atlattığımız her badire eksiklerimizi gidermemiz için tasarlanmıştır. Rabb noksanlarımızla ayrı ayrı uğraşır çünkü beşeriyet denen eser, kusursuzluğu hedefler.
On altıncı kural: Kusursuzdur ya Allah, O'nu sevmek kolaydır. Zor olan hatasıyla sevabıyla fani insanları sevmektir. Unutma ki kişi bir şeyi ancak sevdiği ölçüde bilebilir. Demek ki hakikaten kucaklamadan ötekini,Yaradan'dan ötürü yaratılanı sevmeden,ne layıkıyla bilebilir,ne layıkıyla sevebilirsin.
On yedinci kural: Esas kirlilik, dışta değil içte, kisvede değil kalpte olur. Onun dışındaki her leke ne kadar kötü görünürse görünsün, yıkandı mı temizlenir, suyla arınır. Yıkamakla çıkmayan tek pislik kalplerde yağ bağlamış haset ve art niyyettir.
On sekizinci kural: Tüm kainat olanca katmanları ve karmaşasıyla insanın içinde gizlenmiştir. Şeytan dışımızda bizi ayartmayı bekleyen korkunç bir mahluk değil, bizzat içimizde bir sestir. Şeytanı kendinde ara; dışında, başkalarında değil. Ve unutma ki nefsini bilen Rabbini bilir. Başkalarıyla değil sadece kendisiyle uğraşan insan sonunda mükafat olarak Yaradan'ı tanır.
On dokuzuncu kural: Başkalarından ilgi, saygı ve sevgi bekliyorsan, önce sırasıyla kendine borçlusun bunları. Kendini sevmeyen birinin başkasını sevmesi mümkün değildir. Sen kendini sevdiğin halde dünya sana diken yolladı mı, sevin. Yakında gül yollayacak demektir.
Yirminci kural: Yolun ucunun nereye varacağını düşünmek beyhude bir çabadan ibarettir. Sen sadece atacağın ilk adımı düşünmekle yükümlüsün. Gerisi zaten kendiliğinden gelir.
Yirmi birinci kural: Hepimiz farklı sıfatlarla sıfatlandırıldık. Şayet Allah herkesin tıpatıp aynı olmasını isteseydi, hiç şüphesiz öyle yapardı. Farklılıklara saygı göstermemek, kendi doğrularını başkalarına dayatmaya kalkmak, Hakk'ın mukaddes nizamına saygısızlık etmektir.
Yirmi ikinci kural: Hakiki Allah aşığı bir meyhaneye girdi mi orası ona namazgah olur. Ama bekri aynı namazgaha girdi mi orası ona meyhane olur. Şu hayatta ne yaparsak yapalım, niyetimizdir farkı yaratan, suret ile yaftalar değil.
Yirmi üçüncü kural: Yaşadığımız hayat elimize tutuşturulmuş rengarenk ve emanet bir oyuncaktan ibaret. Kimisi oyuncağı o kadar ciddiye alır ki ağlar, perişan olur onun için. Kimisi eline alır almaz şöyle bir kurcalar oyuncağı, kırar ve atar. Ya aşırı kıymet verir ya kıymet bilmeyiz. Aşırılıklardan uzak dur. Sufi ne ifrattadır ne tefritte. Sufi daima orta yerde...
Yirmi dördüncü kural: Madem ki insan eşref-i mahlukattır, yani varlıkların en şereflisi, attığı her adımda Allah'ın yeryüzündeki halifesi olduğunu hatırlayarak buna yakışır soylulukta hareket etmelidir. İnsan yoksul düşse, iftiraya uğrasa, hapse girse, hatta esir olsa bile, gene de başı dik, gözü pek, gönlü emin bir halife gibi davranmaktan vazgeçmemelidir.
Yirmi beşinci kural: Cenneti ve cehennemi illa ki gelecekte arama. İkisi de şu an da burada mevcut. Ne zaman birini çıkarsız, hesapsız ve pazarlıksız sevmeyi başarsak, cennetteyiz aslında. Ne vakit birileriyle kavgaya tutuşsak; nefrete, hasede ve kine bulaşsak, tepetaklak cehenneme düşüveririz.
Yirmi altıncı kural: Kainat yekvücud, tek varlıktır. Herşey ve herkes görünmez iplerle birbirine bağlıdır. Sakın kimsenin ahını alma; bir başkasının hele hele senden zayıf olanın canını yakma. Unutma ki dünyanın öte ucunda tek bir insanın kederi tüm insanlığı mutsuz edebilir. Ve bir kişinin saadeti herkesin yüzünü güldürebilir.
Yirmi yedinci kural: Şu dünya bir dağ gibidir, ona nasıl seslenirsen o da sana öyle aksettirir. Ağzından hayırlı bir laf çıkarsa, hayırlı laf yankılanır, Şer çıkarsa sana gerisin geri şer yankılanır. Öyleyse kim ki senin hakkında kötü konuşur, sen o insan hakkında kırk gün kırk gece güzel sözler et. Kırk günün sonunda göreceksin herşey değişmiş olacak. Senin gönlün değişirse dünya değişir.
Yirmi sekizinci kural: Geçmiş zihinlerimizi kaplayan bir sis bulutundan ibaret. Gelecek ise başlı başına bir hayal perdesi. Ne geleceğimizi bilebilir, ne geçmişimizi değiştirebiliriz. Sufi daima şu anın hakikatini yaşar.
Yirmi dokuzuncu kural: Kader hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir. Bu sebepten, "ne yapalım, kaderimiz böyle" deyip boyun bükmek cehalet göstergesidir. Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir. Güzergah bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse ne hayatının hakimisin, ne de hayat karşısında çaresizsin.
Otuzuncu kural: Hakiki sufi öyle biridir ki başkaları tarafından kınansa, ayıplansa, dedikodusu yapılsa, hatta iftiraya uğrasa bile,o ağzını açıp da kimse hakkında tek kelime kötü laf etmez. Sufi kusur görmez, kusur örter.
Otuz birinci kural: Hakk'a yakınlaşabilmek için kadife gibi bir kalbe sahip olmalı. Her insan şu veya bu şekilde yumuşamayı öğrenir. Kimi bir kaza geçirir, kimi ölümcül bir hastalık, kimi ayrılık acısı çeker, kimi maddi kayıp... Hepimiz kalpteki katılıkları çözmeye fırsat veren badireler atlatırız. Ama kimimiz bundaki hikmeti anlar ve yumuşar; kimimiz ise, ne yazık ki daha da sertleşerek çıkar.
Otuz ikinci kural: Aranızdaki perdeleri tek tek kaldır ki Allah'a saf bir aşkla bağlanabilesin. Kuralların olsun ama kurallarını başkalarını dışlamak yahut yargılamak için kullanma. Bilhassa putlardan uzak dur, dost. Ve sakın kendi doğrularını putlaştırma. İnancın büyük olsun ama inancınla büyüklük taslama!
Otuz üçüncü kural: Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken sen HİÇ ol! Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl ki çömleği tutan dışındaki biçim değil içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutan da benlik zannı değil hiçlik bilincidir.
Otuz dördüncü kural: Hakk'a teslimiyet ne zayıflık ne edilgenliktir demektir. Tam tersine, böylesi bir teslimiyet son derece güçlü olmayı gerektirir. Teslim olan insan çalkantılı ve girdaplı sularda debelenmeyi bırakır; emin bir beldede yaşar.
Otuz beşinci kural: Şu hayatta ancak tezatlarla ilerleyebiliriz. Mümin içindeki münkirle tanışmalı, Allah'a inanmayan kişi ise içindeki inananla. İnsan-ı kâmil mertebesine varana kadar gıdım gıdım ilerler kişi. Ve ancak tezatları kucaklayabildiği ölçüde olgunlaşır.
Otuz altıncı kural: Hilden, desiseden endişe etme. Eğer birileri sana tuzak kuruyor, sana zarar vermek istiyorsa, Allah da onlara tuzak kuruyordur. Çukur kazanlar o çukura kendileri düşer. Bu sistem karşılıklar esasına göre işler. Ne bir katre hayır karşılıksız kalır, ne bir katre şer. O'nun bilgisi dışında yaprak bile kıpırdamaz. Sen sadece buna inan!
Otuz yedinci kural: Allah kılı kırk yararak titizlikle çalışan bir saat ustasıdır. O kadar dakiktir ki sayesinde her şey tam zamanında olur. Ne bir saniye erken ne bir saniye geç. Her insan için bir aşık olma zamanı vardır; bir de ölmek zamanı.
Otuz sekizinci kural: Yaşadığım hayatı değiştirmeye, kendimi dönüştürmeye hazır mıyım? diye sormak için hiçbir zaman geç değil. Kaç yaşında olursak olalım, başımızdan ne geçmiş olursa olsun, tamamen yenilenmek mümkün. Tek bir gün bile öncekinin tıpatıp tekrarıysa, yazık! Her an her nefeste yenilenmeli. Yepyeni bir yaşama doğmak için ölmeden önce ölmeli.
Otuz dokuzuncu kural: Noktalar sürekli değişse de bütün aynıdır. Bu dünyadan giden her hırsız için bir hırsız daha doğar. Ölen her dürüst insanın yerini bir dürüst insan alır. Hem bütün hiçbir zaman bozulmaz; her şey yerli yerinde kalır, merkezinde... Hem de bir günden bir güne hiçbir şey aynı olmaz. Ölen her sufi için bir sufi daha doğar.
Kırkıncı kural: Aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır. Acaba ilahi aşk peşinde mi koşmalıyım, yoksa dünyevi, semavi ya da cismani diye sorma! Ayrımlar ayrımları doğurur. AŞK'ın hiçbir sıfat ve tamlamaya ihtiyacı yoktur.
BAŞLI BAŞINA BİR DÜNYADIR AŞK. YA TAM ORTASINDASINDIR, MERKEZİNDE
YA DA DIŞINDASINDIR, HASRETİNDE...
Wednesday, October 14, 2009 9:03:22 PM
Aşkı yatırım gibi görenler,
genellikle sağlamcı tiplerdir.
Gelecek kaygısı, güven duygusu, yalnızlık korkusu gibi
pek çok sebepten ötürü aşkı yanlarında tutmak isterler.
Genellikle erken yaşta evlilik yaparlar ve ne kadar mutsuz olurlarsa olsunlar,
ayrılığı akıllarından geçirmezler.
Bahaneleri, sebepleri hep ceplerinde durur.
Yaşlanınca onlara baksın diye çocuk sahibi olup,
hastalıklarında çorba pişirsin diye eşlerini idare ederler.
Evlendikleri insana sevgileri çok önceden bitmiştir
ancak onlar düzen bozamazlar. Her şeyi görev olarak görüp yerine getirirler.
Har vurup harman savuranlar,
aşkın sürekli karşılarına çıkacağına inananlardır.
Çapkın dediğimiz bu tipler, çok eşliliği savunurlar.
Birkaç ilişkiyi bir arada yürütmeyi severler.
Onlara göre her meyvenin farklı lezzeti olduğu gibi,
her partnerin de başka bir yanı güzeldir.
Aradıkları insanı bir türlü bulamamışlardır
çünkü ne aradıkları gerçekte onlar da bilmezler.
Sıkıntıya gelemezler, sorunlu ilişkiler onları boğar.
Problemlerle yüzleşmek, sorumluluk almak son derece korkutucudur.
“Yiyelim, içelim, gezelim, dünyaya bir kere gelinir” diye düşünürler.
Harcayarak bitirenler,
psikolojik sorunları olan kişilerdir.
Aşırı kıskanç, tahakküm kuran, baskıcı, sürekli hata yapan,
inatçı, doğruyu sadece kendinin bildiğine inanan,
birlikte olduğu kişiyi malı gibi gören, mükemmeli isteyen
ama kendisinin fazlaca kusuru olan bu tipler,
partnerlerinin sabrını ve sevgisini zaman içinde tüketirler.
Dışarıdan bakılınca çok güzel gibi duran bir ilişki resmi çizerler.
Durum içerde öyle değildir.
Seviyor mu, sevmiyor mu,
değer mi veriyor, kendini mi düşünüyor bir türlü karar veremez,
iki arada bir derede kalırsınız.
Koklayarak harcayanlar,
yeni moda deyimle “cool” tiplerdir.
Soğuk duruşları, umursamaz tavırları vardır.
Ancak arada öyle bir hareket yapar, öyle bir söz söyler ki,
hakkındaki tüm düşünceleriniz değişir.
Ne tam olarak sahip çıkar, ne boş verir,
ağzından kerpetenle sevgi sözcüklerini alırsınız.
Ne ayrılır, ne tadında sever, yani ömrünüzü törpülerler.
Tüm bu tiplemelerin arasında en çok zarara uğrayanlar,
a ş k ı kaybedince a n l a y a n l a r d ı r.
İlişkiyi sürdürmek için her yolu denersiniz, elinizden ne gelirse yaparsınız,
bir türlü mutlu olamazsınız. Sonunda pes edersiniz.
Kırgınlıklarınız, hayal kırıklıklarınız o kadar birikmiştir ki,
sevginizi de tüketmiştir.
Ayrılırsınız!
Başka bir hayata, yeni bir insana şans vermek istersiniz.
Üstelik karşınıza da kafanıza uyan biri çıkmıştır.
İşte, o anda kapınız çalınır ve aşkı kaybedince anlayanlar, af diler.
Hatası her ne ise, anladığını, bir daha yapmayacağını,
artık sizin istediğiniz gibi bir olacağını yalvararak anlatır.
Kimi söylenenlere inanıp ikinci bir şans verir,
kimi yüzüne kapıyı kapatır.
Ancak aşkı kaybedince anlayanlar bir şeyi bilmezler:
Geri dönmeye razı olsa bile dönen, artık o eski sevgili olmayacaktır….
Sunday, September 27, 2009 2:13:13 PM
"dünyada ölümden başkası yalan"
sen de...
aşkın da..
eşkin de..
gelişin de
terkedişin de..
bıktım!!!
yalanlardan..
ben belki de ben den..
benim,sendeki sahteliğimden
zoraki sevgimden
bıktım!!
sus deme bana.
yüzlerce şarkıyı bir anda söylerken içim
susamam.
konuş deme !
bunca gürültümün içinde
konuşamam!
git deme..
gidiyorum işte..
Friday, September 18, 2009 10:14:38 PM
gel beraber siyah olalım...
siyahın derinliklerinde kaybolalım..
sarı bir eylül
keder..
sarışın zekire tebessümler
gülse mi ağlasa mı insan
kalbini avuçlasa mı
boşver
hadi gel beraber siyah olalım
gecenin siyahında yolcu olalım
ellerim ve gözlerim birlikte kuruyor cümleleri
kalbim bir kürek mahkumu kadar mahrum
konuşmak ve sonra ölüm belki de
ölüm vuslat kimine..
ne yunusum ne mevlana
gel işte, siyah olalım
siyahın zulmünde kalalım..
anlamadın ki sen
hiç terlemedi şakakların
nasıl anlayasın..
bir patates çuvalı kadar yormadım ki seni
anlayamazsın..
uzun geceler bıraktım sana
uzun ve yalnız geceler
yalnız uyumak
ya da "yalnızlıkta uyanmak"
sana kaldı
aramaktan zor
yeniden kazanmak..
minicik bir yürek
o taze gözler
isyanın ne olduğunu bilmeden
de
isyan eder...
bırak karmakarışık kalsın
zaman neye akarsa aksın.
Thursday, September 17, 2009 11:01:07 PM
git burdan beni bırak..
sendeki ben'i bırak..
en son şey arkandan ağlamak
hadi git ben'i bana bırak..
Sensizken daha yakınım sevgiliye..
sensizken güçlü bileklerim.
Kendini tanrılaştırdığın gibi tanrılaştırmadım seni..
taptığım olmadın..
ve kafama taktığım..
ellerim başımı avuçlamadı çaresizce..
gözyaşlarım yalnızlığa düşmedi.
gözlerim dumanlı bakmadı güne
yaşam sebebim olmadın ki.
olmazdın ki
neşem değildin
güldüremezdin..
ne vaadedebildin cenneti
ne de verebilirdin..
sen cenneti hiç bilmedin
benimle cenneti nasıl isteyesin..
kalbinin dokunamadığı ellerim
artık hayata dokunuyor..
sımsıkı aşkla sarmalıyorum hayatı..
yaşamadığın, yaşatamadığın heyecanla titriyorum bağrıma basarken..
bir yanım acıyor yine de..
bir yanımda viran şehrin var..
kaybolmaya yüz tutmuş hayallerim var..
toplasan toplanmaz,
gözüm değil kalbim ağlıyor şehrine baktıkça..
sızlayan yanım neresi bilemiyorum..
sana değil
seni hiç bilmediğim günlere özlemim.
ve her gece koynumda dünyaya bedel hatıran var..
Thursday, September 17, 2009 10:37:19 PM
Özlemler arttığında yıllar sonra ayakucunda sıcak tüyleriyle seni ısıtan bir kedi, elinde kalın bir roman, ateşinde yandığın şömine önünde kederlenip tuttuğun yası saklamak için sarılırsın sayfalara…
eylül affet beni..ben seni affettim..
Gün gelir yeniden hatırlarsan beni hani ne zaman gelirsen aklıma ağlarım diyordun ya önceden… Sakın ağlama. Uykusuz gecelerinde bırak beni karanlığa. Bakma arkamdan sakın. Sona ersin yılgın rüzgârlar başladığında bana hasretin…
Bu eylül dumanın tüterken unut beni…
Bu Eylül öldürsün beni…
Bir gün gelecek gittiğini bile unutacaksın… Dilinden hep sana söylenen sevgi sözcükleri damlayacak. Hep adını anarken tekrarlayacaksın ama farkına varacaksın. Alışkanlıkların ne kadar kötü olduğunu, unuttuğunu ama duygusal baskının yan etkisiyle inkar ettiğini…
Ahh o yılların hafife alınmayacağını. Keşkelerinin arttığı dönemlerde hep kaçıp sığınak olarak mutlu zamanlarının vazgeçilmezin olduğunu anlayacaksın. Ama çok geç kalacaksın. Nerde yanlışlar yaptığını arayacaksın ama mükemmel oluşunun altında kaldığından bulamayacaksın.
Boşluğa düştüğünde yalnızlıklarının arttığını ve sürekli bir iç sıkıntısının seni rahatsız ettiğini anlayacaksın. Yorgunlukların arttığı, mutsuzluğunun canlı tenini soldurduğunu ve bir gün git gide yaşamaktan nefret ettiğini anlayacaksın. Bu kadar bağımlı sevgilerden korkarım ben. Hani “hiçbir zaman seni bırakmayacağım, seni sevmekten vazgeçmeyeceğim” sözleri vardır ya artık onlardan çok korkuyorum.
Gerçek değil. Zaman geçer duygular değişir, kişi beğenileri farklılaşır. İnsanoğlu bunu kabul etmeyi bilmeli. Fırsatı varken zamanın kıymetini bilmeli ama büyük söz etmemeli.. Bir gün bu sözler çok can yakabilir.
Nerden geldi aklıma bilmiyorum. Bitiyor. İşte bitti dediğimiz çok olmuştur. Karanlık gecelerde yatağa yatıp saatlerce kırmızı oluncaya kadar gözleriniz hiç ağlamadınız mı?
O döktüğünüz gözyaşları sizi rahatsız ettiğinde uyuyakaldığınızı hatırlamıyor musunuz? Sabaha şiş gözlerle kalkıp sonra apar topar unutmaya çalıştığınız o isimden nefret ettiğinizi defalarca tekrar etmediniz mi? Sonra elinize geleni etrafa savurduğunuzu, kapıları çarptığınızı ve unuttuğunuzu… O isimden çok yapmanız gereken gündelik işleri bir müddet zamana akıp gittiğinizden unuttuğunuz olmadı mı? Kendinize ayırdığınız zamanı ağlayarak ve daha çok nefret ederek geçirip sevdiğinizi bir türlü kabul etmediğiniz günler olmadı mı?
Geçti… Annenizin küçükken karnınız ağrıdığında elini karnınıza götürüp daireler çizerek geçirdiği gibi… Bak bu zamanda geçti. Adını unuttun, nefretlerini unuttun, ağlayıp kendini üzdüğün zaman da geçti. Eylül rüzgârlarının arttığı bu dönemde şimdi sancısı başlayacak eski aşkların. Sonra sayfa sayfa yenilenecek hüzünlerini.
Bırak bu Eylül yalancı çıkartsın. Yeni bir aşkın Eylül de olmayacağını kim demiş.
Kim demiş geçmişe bir kapı kapanmaz diye… Varsın arada sen gez yine orayı.
Saklı bir bahçenin kucağında ağlamakta yarar var. Hataları görmek yine de güzel anıları yad etmek için. Ama çıkarken mutlaka kapamalı o kapıyı..
Kuşlar gidiyor sıcağa, çok sıcağa… Kanat sesleri geliyor kulağıma. Uçmak ne güzel bu mevsimde, geride bıraktıklarına aldırmadan.
Eylül bu sefer sana ihanet ediyorum. Bu yapraklar sarı, yüzüm her seneye inat güleç…
Eylül beni affet, ben seni affettim.
ALINTI
Thursday, September 17, 2009 10:20:00 PM
TASAVVUF SEMASININ YILDIZLARI
PİRİ ABDULKADİR GEYLANİ HAZRETLERİNİN SOHBETİNDEN...
Biri şüpheli, diğeri şüphesiz iki şey arasında kalırsan şüphesiz tarafı al, öteki tarafı bırak. Mümkün olduğu kadar şüpheli şeylerden kaç.
Her hangi bir şeyin şüpheli tarafı kalmasa dahi kalbin razı değilse yine alma, bekle. Zuhurata tabi ol. Bilhassa manevi emirle yasak olduğu bildirilen şeyi yapma, emre uy. Sanki o yapacağın şeyle hiç karşılaşmadın. Rabbına dön, rızkını ondan bekle. Eğer O’nun kapısına gitmek istemezsen seni hatırına bile getirmez. Hak Taâla seni unutmaz. Kafirlerin bile rızkını verir. Seni hiç unutur mu? Yeter ki, sen O’nun emirlerine uyasın. Gece gündüz O’nun yolunda gitmeğe gayret et. Sen mümin, muvahhid(*) gece gündüz O’nun kulluğuna bağlı olursan seni unutmaz ve rızkını bol bol gönderir.
Başka mana: Halkın sahip olduğu malı bırak, onlardan bir şey bekleme. Kalbini onlara bağlama, ne onlardan kork ne de bir şey bekle. Senin için haram olmayan şüpheden de beri olan Allah’ın helal gösterdiği şeyi al...
Her şeyi O büyük varlığa bağlamalısın. İsteyeceğini O’ndan istemelisin. Sonra, her şeyini O varlık verebilir. Ümidin ve korkun da O’ndan olmalı. O büyük varlık da Hak Taâla olduğunu bil..
Her varlığın yakasını O tutmuştur. Halkın kalbi O’nun emri ile çarpar. Şu, ayakta gezen varlıklara O hayat verir. Onlardan sana bir iyilik gelirse, onlardan değil Hak’tan bil. Onlar mallarının başına hak tarafından bekçi olarak konmuşlardır. Onlar bir nevi Hak tarafından vekil olarak, mallarının başında beklerler.
Sana her hangi bir şey verilirse Hak’kın emri ile geldiğini anla. Verdiren ve verdirmeyen O’dur. Aziz Mevla şöyle buyuruyor:
- “Allah’ın ihsanını isteyiniz. Allah’tan başka çağırdığınız putlar size gıda vermezler. Rızkınızı Allah’tan isteyiniz. O’na yalvarınız. O’na şükrediniz. Çünkü O’na döneceksiniz. Kullarım benden sorarlarsa, yakın olduğumu söyle.. Ben dua edenin duasını işitirim, bana dua ediniz ki, kabul edeyim.”
Sizi besleyen Allah’tır. O metin dir. Kuvvet sahibidir. Allah dileğine hesapsız rızık verir.
Thursday, September 17, 2009 12:52:30 AM
Bu bir yazgıdır alnımda yazılan
Bir ayrılık bestesi dilime dolanan...
Bu gerçek bir sevginin yıkılışıdır
Tarihin gömülü sayfaları arasında kalan...
Bu hasretin terennümüdür içime dolan
Bu kalbimin sesidir, attıkça kahrolan...
Bu bir sitem değil, pişmanlığın tablosudur ruha asılan
Bu bir sitemse sana değil, banadır; senden geriye kalan...
Thursday, September 17, 2009 12:50:05 AM
14 Asra Sığmayan bu Hasreti Bir Ömre Sığdırmamayı..
İçimdeki Hüzünlerimle,Tekmil duruşlu Sükutumun ele avuca Sığmayan Serzenişi ile
Zaman a ve Yorgun Yüreğimin Hüzün Kokan,
Ayrılık kokan,Hasret kokan,Acı kokan Yanıyla Yaşıyorum..
Yüreğimin Benzersiz ve tarifsiz Sızısını..
VuSLaT'a HaSReTLe Bin Umutla Beklerken,Ben..
Titrek Sesimin Hüzün Kaçmış Yanı ile..Sesleniyorum Sana SeVGiLi...
Anlamıyor Zaman Beni..Sana Olan Vuslatımı Uzatırken EFENDİM..
Ne Yüreğimde Kopan Ayrılık Tufanı Anlıyor Beni..
Ne de Yüreğimin Karanlığında Boğno argo!
Yıldızlarımdan Sonra doğan Solgun Güneşim...
Bir Sen Anlıyorsun Biliyorum..Bir Tek Sen En SEVGİLİ...
Hasretinden Pörsümüş Yanlarını Yüreğimin Kuytusunda
Biriktirdiğim Gözyaşlarımın İçinde Çoğalan Sızılarım Yayılır Şimdi Her Yanıma...
Yayıldıkça İflah olmayan bu Sızı Yüreğime..Ruhum Sızlıyor..Sızlıyor Benliğim..
Sensizlik, Cam Kırıkları gibi Parçalanarak dökülür İçime..
Döküldükçe İçim Kanar..Ben Kanarım..SEVGİLİ..
"Ömrümün Darağacına Çekiyorum "Sensiz" Yetim Geçen Günlerimi"..
Özgür Bırakıyorum Ruhumu Esaretinde Bu Gurbetimin..
Sana Ulaşan Yolların Kıvrımlarında Yol Alması ve Sana Ulaşması için,
Sana Yaklaşması için YaR..
..Ve Artık Biliyorum..
Yalnız Bana HüZüNLe Bakar Solgun Yüzlü Aynalar..
Varlığımı Gömerken Yansımalarına Işığın..
Bak EFENDİM..!!
Gizli Çığlıklarım Bile Yetmedi "SENSİZLİĞİ" İçimden Kovmaya..
Sessiz Feryatlarımın Esaretine girdi Suskun Yüreğim..
Benliğimi Sarstıkça Hüzün..Acı Dökülüyor İçime..
Her Acıda Bir Lahza,Bir An daha Sana Yaklaşıyorum..
EFENDİM..
Thursday, September 17, 2009 12:22:46 AM
Bir Yusuf Masali
baskalarinin askiyla basliyor hayatimiz
bakip baskasinin baskayla kurdugu baglantiya
aska dair diyoruz ilk ani bu olmali
ilk önce damarlarimizda duyuyor çagiltisini
uzak iklimlerin
kokusu gitmedigimiz sehirlerin önceden
bir bas dönmesiyle kabariyor hafizamizda
sonra ayriliklar düsüne daliyoruz
bize ait olan ne kadar uzakta!
Ismet Özel