Skip navigation.

hep bir adım geride durur hayat,ve çelme takma hakkını,gizli tutar,

sevgi kırıntılarından yoruldum

Yaşadığımızı sandığımız, aslında sürekli yıkıntılarını toplamakla uğraştığımız bir sevgiyi sürdürmeye çalışmışız. Hiç yanılmam sanmıştım, sonu ne olursa olsun... Ama yıkıntılar arasında sevgiyi yaşayamamaktan yoruluyormuş insan,ve her geçen gün kendimizi de yıkıntılar arasında kaybediyormuşuz belki de hiç farkında olmadan...
Herkes sevginin fedakarlık istediğini söylese de fedakarlık için sevgiyi yaşamak gerekiyormuş, yaşanılmayan için fedakarlık yapılmaz...

Ama öğrendim artık aşk yaşanıldığı sürece vardır. Sen yoksun, ben yokum..
O zaman aşkın olmasını da beklemiyorum artık. O da olmasın artık...
Sürekli Yıkık bir sevginin yıkıntılarını toplamakla uğraşma.. Hiçbir zaman yıkılmayacak bir sevgi için savaşını ver...ben bu savaşta yenik düştüm.
Ama..

Ne kadar yenik düşsem de, ne kadar üzülsem de güzel yanları da vardı seni yaşamanın, tabi yaşadığım kadarının.....

Seninle yaşanılan ilkler güzeldi, bazen acıtsa da seni özlemek güzeldi, bazen ağlatsa da kavgalarımız güzeldi, hep ihtiyaç duyduğumuzda birbirimizin yanında olamasak da beklemek güzeldi, gerçekleşmeyeceğini bile bile kendi dünyamızda sıra dışı hayaller kurmak güzeldi, en güzeli de uzun bir zamanı kısa kısa yaşamaktı. ve seni tanımak da güzeldi.....

Bir sevda mozaiği..

neye kime neden yazdığım belli olmayan birbirinden
gergin duyguları yansıtan şiirler.....
artık yeter kime neye yazıyorum anlamıyorum...
ne hissediyorum belirsiz..
sevmek.."temiz sevgi"
bunu istediğimi biliyorum son olarak...
ama nerde...
bulan bulduğunu bilse...anlayabilse...
bulduğunda elinden kaçıvermese..
belkide ömür boyu elinin altında olsada farketmese...
ne garip...
özlemek sevmeyi özlemek....
işte budur benim özlemim..
bulabilirsem eğer bulduğumda bulduğumu anlayabilirsem ....
veya rastgele denk gelsede ben sonradan da olsa anlasam...
ne mutlu....
sevgi dünyasının dört ikliminden biri işte...
özlemek...
hasret....
ayrılık....
ayrılıkta bulmak sevgiyi....bu işte özlemin doruk noktasındaki
mükafat işte ....herşey içiçe kaybetmekle kazanmak
elele yalnızca bu diyarda...sevda yokuşunda iniş varmı ?
yoksa yalnızca tırmanmakmı...!
sevda çiçekleri hep tepede mi biter....
o yolun yollcusu tepeye varmadan ayağı kayı pta
aşağımı yuvarlanır he p....
bu mudur her zaman olan!
böyle olmasa o aşkın tadı mı olur...
o yokuştan tırmanırken alında biriken terler değil midir
senin alnından ö p türen...
veya düştüğünde üzerindeki silkelerken değen eller...
mükafat...
bundan güzeli düşünülebilir mi....beli bükük yokuş tırmanan yar için...
yar alnından ö pü üzerini silkelemiş...
ben nasıl yanmayayım..
aşk bir kayada açılan bir çatlaktır..sevgi ise o çatlaktan başta sızan sonra
oluk oluk akan çağıl çağıl çağlayan bir çaydır...
sevda çeşmesinden doya doya kanayan o yaradan akan çağlayandan
yükünü alır ....sonra yükselir o yükü bir başkalarına ulaştırmak için yükselir...
ve yağmur olu p yağar serinletir o kanayan gönülleri kendince...
kendini ka ptırır işin akışına bakmadan durmadan yağar yağar...
ve sel olur her taraf....
o sudan içipte içini serinleten aşıklar önce dizlerine kadar
sonra gövdelerine sonra boğazına ..sonra da su onları aşar....
başka su yoktur ki içinde derin bir gülümsemeyle boğulmak göze alınan...
derin derin içine çekerek ve sonunda içinden taşacağını bilerek dayanamıyacağını bilerek
ama hiçte sakınmadan kana kana içine çekilen başka ne vardır....
işte aşk nedir ....belki bir ceva p olabilir belki de değil...
çünkü o aşk denizin de boğulmayı değilde üstünde pervasızca bir sandalla kayıkla onla bunla adı herneyse
gezinenlerde vardır elbet...
işte o pervasızlar yüzünden aşkın adı tarifi ölmekle kalmak arasındadır....
bir yanda gözünü kırpmadan hiç çıkmayacağını bilerek içerde kalanlar bir yanda da
bir yandakiler.....
evet ölmek gerek bu aşk denizindeyim demek için
o aşkta fena olmak gerek...
salı, sandalı ,kayığı başkalarına bırakı
atlamak gerek...
işte o zaman göreceksin suyun altındaki asıl hayatı....
ölümle başlayan asıl hayatı....
asıl aşkı...
ama görmek için ölmek gerek....
ucsuz bucaksız bu denizde durmadan dolaşsan da bir tane oltana takılmaz
çünkü o denize dalanlar o tadı alanlar durmadan derine dalar...
yüzeyde kalmak kimin haddine ne haddine...
o görmüştür göreceğini devamlı dibe dalar...
yukardakiler beyhude olta salar....
bilmezki avcı değil asıl av odur...
avlanırsa eğer o da korkmaz suya dalar....
ve kısmetine düşene çarpar....
gider mercana doymazsa eğer daha dibe renk olmayan fakat asıl rengin olduğu yere kadar....
güneşin ışığının ulaşamadığı fakat başka yerde göremeyeceği ışığa kadar...
ve orda başlar ki bir hayata yukarda olmadığı kadar mesut olacak kadar...
işte o gün ölmüştür..işte o gün yeniden doğmuştur...
hayret.....
işte açıklayabilecek ordan bize ulaşana bir fısıltı o dünyayı anlatan anlatabilecekmi belli olmayan
tek kelime....
giden dönmedi elbet ..
her şeyin bir yankısı olduğu ordan gelen yankıyı tercüme etti sahildeki dalgalar
işte diyorlar ki ...hayret...
bitmez sahilin dalgası bitmez bu aşkın hikayesi...
başlamıştır aşk denizde biter yine orda...
bitmez bu aşkın hikayesi.
üstten dökülen gözyaşları alttan da kana kana içmelerine rağmen bitmez bu aşkın hikayesi
sahilin dalgası...
ufak ufak vurur sahile sakinken...birden hırçınlaşır içindeki herşeyi sürükler atar veya yutar...
bazende sahilide aşar önüne katar durmaz gider....
ansızın durulur....çekilir yine köşesine...
gizli gizli dolmaya devam eder ....
böylesi kara sevdalar çoğaldıkça dolacaktır ve ummadıkları anda
taşacaktır...ve boğacaktır....hiç düşünmeden düşünemeden....
sevgiye yalanla karşılık verenleri kendi üslubunca cezalandıracaktır...
gazap...
işte böyledir aşkın hikayesi...
bazen diner bazen azar....bilmez ona buna kızar...
sonra derin bir ıssızlık...
şimdi niye susmuştur bilinmez...
fıtratında bu var...
aşk denizinde her adada vardır birileri....
aslında adanın ta kendisidir kendileri..
kökü ondadır zaten...
ayrılık olabilirmiki...
bazen uğrar çılgınlığa bazende döner gider umuda..
sonra ansızın karar değiştirir hiç dönmeyecekmiş
gider özleme en çok onu sever ve en çok orda kalır...
gün gelir ordan da ayrılır....
kopmadan bir ayrılıktır bu...
döneceğini bile bile bir gidiştir bu....
sonra çekilir kendi köşesine daha uğrayacağı birçok ada vardır çünkü
dinlenmesi lazım....
sonra devam etmesi lazım
durmadan konaklamadan bir dinlenmesi lazım..
kendine has bir şekilde...
zaten durmadan gelen ziyeretçilerinede
bir görünmesi gerekir kendince...
üstünde ağlaşan bulutlardan...
ziyeretçi demek yanlış belkide ondan bir parça onlar zaten....
ne zaman bitcek diye düşünüyordum
ve bitti
gene ağlayarak...
işte herşeyin özeti ağlamak....
doyasıya ağlamak
ne için ve neden olduğunu düşünmeden
bilmeden anlamadan durmadan ağlamak
ağlamak ağlamak ağlamak..............
........................................

Dokunmayın bana!

Vazgeçtim; hüzünlü olduğuna inandırdığın gözlerinin sahteliğinden, dokunuşlarının yalancılığından…
Vazgeçtim; soluk aldığımı sandığım fakat yanıldığım soluk kesintilerimden ve ne zaman seni görsem içime düşen ateşin iyi bir şey olduğunu düşünmekten.Yangınsın sen; dumanı ve zehiri bol öldürücü bir yangın.
İçindeki doymayan hayvansı şehvetinin tenden tene kayışlarında arama kendini; bulamazsın! Hiç bir tende düşündüğün gibi kalıcı değildir izlerin.Akşamdan sabaha savrulan ve senin asla göremeyeceğin bulutlardan gökkuşağı açtırma şaşkınlığında da vazgeç.Çiçek olduğunu farkeden hiç bir çiçek yüzünü sana doğru çevirmez ki! Uğultusu bol , cürümü minicik, uyduruk bir şimşeksin sen! Eğer ben, seni ölürcesine seven ben, bu satırları yazıyorsam başımız sağolsun.
Yüreğimdeki güzelliğinin katili olduğun için utan!
Utan, dertlerinle boğuştuğun saatlerde karanlığı başına çökmesin diye siyahları üzerime çektiğim gecelerden utan!
Seni bana getiren rüzgarın fısıltısından utan!
Göz yaşlarımı görüp üzülmeyesin diye yüzümü senden kaçırışlarımdan utan!
Ama en çok, Kendinden utan!

İçimde, gerçek olan -öyle uzaydan filan geldiğini düşünmediğim- bir aşk var artık, hayallerden uzak, elini tutabileceğim, gözlerinin içine sevgiyle bakabileceğim bir dünyalı hemde.Olur olmadık zamanda karşıma çıkıp betimi benzimi kaçıran bir hortlak değil …Ne sevdiği, ne sevmediği belli olmayan bir manyak hiç değil!

Bana geçmişini anlat, dediklerinde beynimin sağ lobuyla sol lobu arasında kalan o ince çizginin ‘anlatma’ diyen direnişiyle karşılaşıyorum. Konu bir de ‘geçmiş aşk’ olduğundaysa söylenecek tüm sözcükler cümle olmamak için birbirinden kaçıyor.Dile getiremiyorum; dillendiremiyorum.Neden ayrıldınız? sorusunun cevabı nasıl da zordur. Yürümedi ayrıldık? İnandırıcı oldu mu!

Artık hayatın hangi boyutunda olduğumu algılayamaz oldum.Ben mi kendimi anlatamıyorum yoksa anlamak mı istemiyorlar çözemedim gitti. Dokunmayın bana, diye bağırmaya başladığıma göre durum fenaya doğru gidiyor…

Son zamanlarda yüreğimde uysal adımlarla yürüyen bir adam var.Anlamaya çalıştıkça anlayamadığım bir adam…Elimde bana onu anlatan, sahici ve etkili bir kılavuz kitap olsa ; ben nerde ne yapmam gerektiğini böylece kestirebilsem…İlişki yaşamayı unutmuş olabilir miyim, diye geziniyorum dostlarım arasında! İlişki yaşamayı unutmuş olabilir miyim…

Her aşk bir sonraki aşkın devamı mı yoksa her yürek atışı bir öncekinin katili mi anlayamadım…Ben yaklaştıkça uzaklaşan; ben uzaklaştıkça yaklaşan duyguların hükmü ne zamana kadar sürer?
Ben bu satırları yazarken yüreğimde uysal adımlarla yürüyen adamla da vedalaştım…Ve maalesef yarım kaldı yazı da aşk da…
Kılavuzu da istemiyorum…

Sadece dokunmayın artık bana, diyorum Dokunmayın bana!

kırgınım…



kırgınım…
beni yüreğime kırgın bırakan herkese

Gölge Oyunu



Hiçbir
Sözden
Geçmeyen
Şiirdi
Yüreğim
Bir kalem
Bir kağıtlık
Nefes kesiği
Hepsi
Ve sadece
Işık söndüğünde isli bir mum alevi gölgem
Gölge bir oyun/içinde kuş sürüleri
Bir kanadı benim elim/diğeri senin
Uçamayan kuşlar biriktirdim
Değdi kanatları karanlığıma
Bir kanadı benim elim/bir kanadı...
Tutamadım elini
Mum söndü/bitti oyun.

2008 hoşgeldin


Yeni yılda, her şeyin gönlünüzce olmasını diler, tüm beklentilerinizin gerçekleşmesini temenni ederim. Mutlu yıllar...


Canım, Sevdiğim, Yüreğim.../Yılmaz Güney


Bu duvarlar yetmiyor bizi ayırmaya bilesin...
Bu parmaklıklar, bu demir kapılar, bu hava, inan...
Bazen bir yumrukta yıkacak kadar güçlü,
Bazen bir serçe kadar güçsüzsem, bir nedeni vardır...
Hangi zorluğu yenmemiş insanoğlu.
Hele taşıyorsa içinde bu insanca sevgiyi.
Güzel günler zorlu duraklardan geçer sevdiğim.
Damla damla birikiyor insan. Damla damla sevgili...
Bir gün akıp gideceğiz hayata...
Duvarlar yıkılacak, açılacak bütün kapılar bilesin.
Benim yüreğim sensin şimdi, seni vurur durur...
Ve yine damla damla çoğalıyorsun içimde.

Yılmaz Güney

şiir=acı yazacağım sana...


ben sana beni sevmenin imkansızlığını nasıl anlatayım ki
kendi yarasını kendi öpen bir çocuğum ben
kendi acısını kendi örten bir çocuk
yaz çiçeğidir tutunduğum dallar
çabucak çürür ömrüme
güz gelir, ağlarım
kış bastırır ürkerim
yüreğimin gurbetine giderim bir başıma
günümü sevda ederim
sevdamı hasret...

ben sana beni sevmenin imkansızlığını nasıl anlatayım ki
kendi elini kendi tutan bir çocuğum ben
kendi yüreğini kendi bilen bir çocuk





Yarenine kavuşan toprak sevincinden şaha kalktı. Havalandı bekleyemedi yerde… Yükseldi yağmuru ile bütünlendi. Bütünleştikçe yağmuru ile özleminin sessizliği daha da büyüdü. Sessizlik. Usul, usul akıyordu yağmur toprağına.

Ve geldiği gibi gitti. Gürültüler arasında bıraktı yağmur toprağını.

‘Bir varmış, bir yokmuş masallar neden böyle sessiz yaşanır’ dedi, gitti…
‘Doyamadım’ dedi, gitti…

Herkes yanlış biliyor ‘ toprağı ile bütünleşen yağmurun kokusunu herkes toprağın kokusu’ sanıyor…

Herkes yanlış biliyor tıpkı benim aşkı yanlış bildiğim, masalları bilmediğim gibi…

Sabahlar ayrılık için nöbette…

Avuçlarına bırakırsam kalbimi ruhun yok olur…



Sadece herkes gibi olduğunu anladım..

Yüzüme her bakışın,farklıydı..Farklıydın her görüşümde..Kimi zaman çoğalırdın içimde,kimi zaman parçalardım seni..Ama benimdin,içimdeydin..Tüm farklılıklarınla bendeydin..Bana aittin,hissedebiliyordum seni..En uzağımdan tut da kalbimin en derinine kadar..Her güzel şey gibiydin sen,bir gün herkes gibi olacağını bilmeden sarıldım sana..Herkes gibi olacağını bilmeden öptüm seni..Teninin sıcaklığını hissettim,hep benim için özel kalacağını düşünerek..


Gidiyorum sevgili..
Gidiyorum mavi..
En derin mavi,sözüm sana..
Ayrılığı bile yaşamak isterdim seninle..
Hayalini kurduğum şu yazı kadar bile olsun
Güzelliği tatmış olmak isterdim mavi.!

Ağlıyorum,
Ve senden vazgeçiyorum!




miş li geçmiş zamanlarda bile görülmeyecek türdendi yazdıkların. ama ne var ki okumayı öğrenmiştim bir hata ile. çocukluğumdan yiteli de yıllar geçtiği için, "aşk"ın "mutlulukla" eş anlamlı olduğuna inanmıyordum. eş anlamlıyla zıt anlamlının eş anlamlı olması gibi birşey olması olurdu bu. neyse, şiir=acı yazacağım sana...

bir adam, bir de kadın var şiirde..
bir sen, bir de ben yokum...

uzun saçaların tellerine yazılmış bir öyküydü,
elleri kadının saçlarında dolaşırdı adamın...
o zaman kadın gözlerini adama çevirirdi.
silahsız bir cesurluk vardı bakışlarında aşka dair.
elleri hep kadının saçlarındaydı adamın,
ama kadın varlıkla özlüyordu adamı...
aşk gibi.

şimdilerde böyle değil tabi!

neyse...

sana ait şeyleri
bize ait olmadan yazmak zor oluyor.
acaba bu yitişirimizden mi?

zamanı,
bizi,
varlığı,
birşeyleri bizden yani...

nerde kalmıştım,
aşk gibi bakıyordu kadın...
bir emanet almıştı yüreğine,
narin,
hassas,
ürkek...
bu yüzden dikkatliydi....


bir başkasında görmüştü kadın bu emaneti,
çok yakışmış demişti.
ve almıştı kendine,
hayır hayır isteyerek olmamıştı bu alışveriş.
saçlarında bir el,
gözlerinde aşk vardı!

herhangi bir anda yitirmekten korktuğu...


belki de yalandı...

öylesine bir sancıydı!

İyi oldu gelmediğin

Sende sevgisizliği sevdim.
İyi oldu gelmediğin".

Bu yol korkaklar için değildir
iyi oldu gelmediğin
Bu sulardan her babayiğit içemez,
Bu köprüden her benim diyen geçemez,
iyi oldu gelmediğin
Yumuşacık yürek gerek,
sevgi kadar derin gözler,
inançlı bir bilek gerek
iyi oldu gelmediğin.

Sen, bilindik kıyıların sığ sularından açılmadan yaşarsın
Sen,okyanus mavisine uzaklardan bakarsın,

Biz, yürüyemeyeceğin kadar uzak,
düşleyemeyeceğin kadar renkli,
ve berrak bir ülkeye birlikte gidemezdik.

Sen, açık denizlerden habersiz bir balık,
yalçın tepelerden uzak bir martısın.
Sen, benim için korkak,
herkes için heryerdeki insansın.
İyi oldu gelmediğin.

Alınmanı istemem,
darılman üzer beni,
sana yalan söyleyemem.
Tabi, hep sevdim seni,
sende sığ suları, sende martıları,
açık denizden habersiz balıkları,
sıradan insanları.
Geçemeyeceğin köprüleri,
düşleyemeyeceğin mavileri
sende korkaklığı sevdim.

Sende sevgisizliği sevdim.
İyi oldu gelmediğin.

Korhan ABAY

Metin Kemal Kahraman - Meyman

Download Opera, the fastest and most secure browser
December 2009
M T W T F S S
November 2009January 2010
1 2 3 4 5 6
7 8 9 10 11 12 13
14 15 16 17 18 19 20
21 22 23 24 25 26 27
28 29 30 31