Skip navigation.

exploreopera

| Help

Sign up | Help

amelie








ölü bir kediye sarıldım bilir misiniz
o kadar kuruydu gözlerim














uzun çarşıdan bir soluk aldım hanım hanımcık
tavaf ediyor evrenin çocukları beynimi
gidiyorum ve geliyorum ve gidiyor
kimsenin sırtında bir kaplumbağa olamıyorum


imrendikçe oh ne güzelleşir fihristimiz
her sayfanın başına yazıyorum ben miyim sen
oysa evler yürür ki ihtişamıyla annelerin
ölü rüyalarını izliyor izliyor izliyor dolaba giriyorum


üzgünüm bir çöp tenekesi kadar derin
atıyorum kim yasal organlarımı çatlayan
ayrımenkul çaresizliği var üstümde ama ben
hep onun eteğini arıyorum















tuzsuz olmalı hikayem bilir misiniz
suyun sözleri eritmediğini

bu bir aşk şiiridir, bilinir...





bu sevgi dört yanıma demirli
dilsiz
ve derinden soluğumda söz
şehâdete tehirli

aylardan mayıs
bu ay döküm ayıdır
çağlayan suyunu döker
bulut yağmurunu
beynimin uğrak yerlerine saklanır sancı
velev
bir türlü aklanmayız

mayıs
doğuma iki kala
en aşinâ semâlardan hüzün toplamaktayız

bu sevgi
kuşatma takviminin miladı belirsiz fermanı
fermanım insan elinde riyâ
fermanım ki ak düşümde iman
iman yağıyor kahperengi topraklara
bilinir
aldırmayız

mayıs
deminde
kuşlar ürkekçe
dallar titrekçedir
bilinir
dönüşsüz gecelerde her yürek
mayınlanmış öfkedir

sevdan
sevgilim
çelikten surlar ördü kuşatmalara
kaç vurgun yokladı
kaç sürgün akladı
her telini
bilinir

bilirim
gerilsen de bin çarmıha
bin İsa'ya sancılıdır
dirilişin

bilirim çileni
ağlama
güz gülüşlüm
bilirim
evliyalar akreplemiş düşlerini

işte
onun için kırık döküktür gecelerimiz
onun için ürküttük mihrâceyi
ve onun için uyumadık biz
onca geceyi


kalemin.com
rind

nokta






birinci dereceden yakın akrabamız
adını anamadığımız üç harflilerden biriydi
tuzlu kahve fincanlarını dualarımızla parçaladığımız
-gül, aşk, sen- şeytan üçgeni isteme ayinlerinde
baba: -açık ve net-
"çocuklarımız anlaşamayacak diyor küresel falcı
bize de hayır demek düşer
hanım, Allahın izni Peygamberin kavli ile (sav)
misafirleri"

birinci dereceden yanık türküdür şimdi
çocuk merakından kırılan vazolar gibi kalplerimizin sesi
cenaze evlerindeki akıl yitirme ayinleri, tuz ve kahve
örtünün üstünde bıçak, altında üç nokta
ayakları tersine dönen adam: -cin ve net-
"birinci dereceden yanık akrabamız
bir inci deresinde yakın türkümüz, hayırsa
altından lavlar akan cehennemlerde görüşmek üzere"

ekrem ersoy

fazıl









balık suya delirmez mi
delirdi










dehna



DİLHAH


Ruhumu okşayan diri serinlik
yanılgımda yamacımda beliren
Başı boş eyleme beni
Iğıl var eyvanıma
tez yar mesafeleri

İstif eyle manâmı
ah'larımı üfleyen sûr


Dillendirme beni
dillerime bağdaş dilsizin hikayesi
Seyrelt hüznümü
savur elemlerimi

İlişeyim duldasına kumru sesinin
güneş gibi taze
huzurlu, gün gibi
Gülşen eyle çorağımı
sök al vehmimi


Yüklen rayihanı
yüklen nağmeni
Makamınca duyur
İçime içime buyur

soğu









sicime koşan
eğer ki unutulmuş sırattır korkusu
yaş(a)makla bağlı gözü
telaşlı saçlarını ağartan
koridor ve ahret


kirecin
kokmasın diye ölüme
tütmesin diye yaşama
bir daha beyaz-kaynar ve fokur fokur
suya çeken kimyasına abdest

soğuyan
zar ve incelen-soğuyan-soluyan
hani şu dokundukça
soğu




sen o meyveyi hoş gör
ben kartalı
zerdüşt
zerdüşt uzlaşalım

...









direnç nispet adalesinde karnının
deşele
rahim bir avuç istek
dokun
bak taş nasıl dirilir,et nasıl hükmeder kalbe


...zail...








çeşmeye koş,ağzını yıka
kaşağı yol,saçlarını topla
silkelen üstünden beni
gelenekçiliğini
bir beyzade sandığın
eyy eski yaralarım,kapandığın

elçiye zeval olunmaz kıl
sahip geldi eyy akıl
sen zail oldun.







...zer ve düş...

ısını
harmana rüzgâr değen üfürmelerini
değdiğim heveslerini
bıçağın eğeye çırpındığı kadar

aşkı ovalıyorum şişeye
şişeden cin çıkıyor
alımlı bir akrebe dönüşüyor ölümümün sırrı
varsın olsun

içine kanatlar sıkışan kırlangıcın ezbere daldığı yuvasında bir günlük pike gibiyiz

ha kertenkele kayalıkta
ha insan dünyada
renk değiştirip duruyoruz yaşama



sıcaklığını
bıçağın eğeye çırpındığını













Zerdüşt’te bu dünyaya peygamber oyuğundan gelmiştir




şiir henüz koruk-üzüm olmasına çok var sonra da şire
üzüme evlatlarım üzüme şarabolmadan

kötülükçiçekleri


O ise hâlâ inanmakta
en çok sevdiği gölgesinin
kendi dışının efendisine

ki sadık zavallı negatifine çöreklenip
dört çivi ile
mıhlayıp duvara sımsıkı yorumsuz
-ki şimdi küfürler etse
ne yazık ki lekelenmek
sonsuzluğa tepe taklak sus pus

yazık kimler demişse
lanetlenmiş olmalı ki
üç çivi kansızlıktan
kudurup düştü etinden
diğerini gören olmadı
görmek
bıçağın kemiği çizmesi gibi
cızırtı gibi

ve
bir yanı kendisi olanı
garantiye almak
diğer yanını arka arkaya düğümleyip
uzvunun uzayan sızısını sımsıkı kavrayıp
bir engerek gibi kıvrılmak dibine
ve o an dört hece
gırtlağında soluksuz "itaat"

yazık bir duraklamanın az sonrası
sanki davullu zurnalı görende olmaz

cebelleşmek

ve kendine saplı tek heceden
büzülmek inlemek
çekip dizlerini genzine
sıkıştırmak ezmek etini




yusuf bülbül
October 2008
SMTWTFS
September 2008November 2008
1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031