Misyoner
Wednesday, August 26, 2009 6:42:42 AM
8 Temmuz
İşte Türkiye'deyim; bölge sorumlusu Tommy arkadaşla havaalanından
kalacağımız eve giderken hayli uyarıcı bilgiler aldım; "Hemen başlama,
biraz sağını solunu tanımalısın; Türkler acayip bir millettir"
filan diye bir şeyler söyledi, ama aldırış etmedim. Bir dakika bile
zayi edilmemeli; görev kutsal, görev ağır.

9 Temmuz
Tommy'nin yanıldığı açık; bugün ilk tebliğimi yaptım bile.
Adam parkta öylece oturuyordu. Söylediğim her şeyi gülümseyip
başıyla tasdik ederek saatlerce dinlerken ruhumun göklere değdiğini
hissetmiştim. Bizi seyreden simitçi, sonradan o adamın "sağır"
olduğunu söyleyince biraz moralim bozuldu ama olur öyle şeyler.
11 Temmuz
Üçüncü gün; Tommy hâlâ "erken henüz" diye ısrar ediyor.
Mânâsız bir ısrar bu; kurtulması gereken o kadar çok ruh var ki
burada. Çorap almaya inmiştim semt pazarına. Nasıl oldu anlamadım...
Ama eve dönerken artık benim altılı çelik tencere takımım vardı.
Önemli değil, tencere gerekli bir araç nasıl olsa. Tencereci arkadaşa
müjdeyi tebliğ ettim.
"Ayıpsın abi, Hazreti İsâ' ya can fedâ." dedi, ben ağladım.
Söz verdi, pazar toplantılarına gelecek; hatta bana bir adres bile
verdi. O adrese gidersem bir sürü insanı misyona katabilirmişim.
21 Temmuz
Tommy hâlâ "gitme, bak karışmam" diyor; işte bu aşırı ihtiyatkârlık
yüzünden buralarda İsa'nın mesajı yeterince bilinmiyor zaten.
Gittim... Şehrin kenarında kalabalık bir mahallede bir apartmanın
altıncı katına çıktım. İçeride bir hayli erkek vardı; beni içeri
aldılar,mobilyasız bir salona geçtik. Çay getirdiler, hatır sordular. Tam lâfa
başlarken biri parmağıyla "sus" işareti yaptı. İçeriden yaşlıca bir
adam çıkıp salona gelince herkes gibi ben de ayağa kalktım. Sonra adam
konuşmaya, bir nevi vaaz vermeye başladı. şöyle bir dinledim; eh fena
şeyler değil. Toplantıdan sonra herkes birbirine sarıldı, yeniden çay
ikram edildi. Burayı sevdim, yarın da geleceğim.
2 Ağustos
Yine aynı şeyler oldu; bir ara fırsat bulup salondaki arkadaşları
misyona kazandırayım dedim. Tam "İsa..." demiştim ki, ihtiyar vaiz
"İsa dedin de aklıma geldi." deyip çok tatlı bir bahis açtı.
Öyle güzel anlatıyor ki başladım ağlamaya. Zor teselli ettiler; sonra
ortaya sofra geldi. Yemek yedik. Kuşbaşılı pilav nefisti; hele cacık!
12 Ağustos
Tommy beni tesbihle oynarken yakaladı. "Nereden buldun"
diye sıkıştırıyor. "Dükkanın birinden aldım." dedim. Tesbih bana iyi
geliyor, meditasyon yerine geçiyor. Acaba bir tane de Tommy'e mi alsam?
6 Eylül
Bugün hep birlikte camiye gittik. "Bakayım" dedim burada neler
yapıyorlar, nasıl ibadet ediyorlar? Mecit diye bir temiz yüzlü
arkadaşım var cemaatten. Bana abdest almayı öğretti caminin avlusunda.
Tuvaletleri pek temiz değil ama abdest çok güzel bir olay. Fırsatını
kolluyorum; bunların hepsini Protestan etmezsem bana da Mahmut demesinler!
16 Eylül
"Nereden çıktı bu Mahmut?" diye çıldırdı Tommy. "Kod adım." dedim.
Anlamadı. Anlamaz tabii. Ben ne yaptığımı biliyorum. şimdilik sesimi
çıkarmıyor, toplantılara muntazaman devam ediyorum. Ezan okununca
"Hadi camiye gidelim Mahmut" diyorlar, gidiyorum.
"Neler okuyorsunuz fısır fısır?"diye sordum. Öğrettiler... Fatiha çok güzel bir sûre. Tommy'e de öğretmeliyim.
1 Ekim
Tommy beni evden atmaya kalkıştı dün. "Seni kandırıyorlar,Müslüman
yapacaklar enayi." diye çıkıştı. İtiraz ettim, "Ben bunların içyüzünü
öğrenmeye çalışıyorum Pastör Tommy." dedim.
"Sırlarını öğrendiğim an, bunları sürü halinde önüme katıp Sarayburnu'
ndan denize sokup cümlesini birden çatır çatır vaftiz etmezsem bana da
Mahmut demesinler." dedim. "Çık dışarı aptal." diye kovdu beni.
Misyondan gelen aylığımı da kesti. Vermezse vermesin!... Neyse,
cemaatteki arkadaşlar aralarında para toplayıp verdiler. Geceyi ucuz bir
otelde geçirdim. Bugün de Mecit'in evine taşınıyorum.
Az kaldı az.. Dayan oğlum Mahmut!
6 Kasım
Mecit benim için istihareye yatmış; "Yeşil gördüm Mahmut." dedi,
"Nurlar içindeydin, hidâyet nasip oldu sana ne mutlu." dedi. Tabii
aldırış etmiyorum, fakat hoşuma gitmedi de değil.
9 Kasım
Bugünlerde cemaate İngilizce dersleri vermeye başladım; sabah namazını
topluca edâ ettikten sonra kuşluk vaktine kadar ders veriyorum.
Kuşlukla öğle arasında tefsir dersleri yapıyoruz.
Beni artık iyice kendilerinden zannediyorlar.
21 Kasım
Yeni damat olduğum için dört günden beri günlük yazamadım. Mecit'in
teyzesinin kızı Sabiha ile nikahlandık dün. Nikâhımızı Saadettin Hoca
kıydı sağ olsun! Sünnet dediğin ise sinek ısırığı gibi bir şey zaten,
çabucak geçti. Bu sabah yolda Tommy ile karşılaştık. "Kiliseye yazdım, seni defterden
sildiler." dedi.Güldüm, hâlâ o bayatlamış misyoner kafası işte. Benim din
değiştirdiğimi sanıyor gerzek!
Halbuki ben...
28 Kasım
Ne kadar üzgünüm. Mecit, "Nasip değilmiş, seneye gidersin" diyor. Hac
kayıtları kapanmışmış. İstesem ecnebi pasaportumla Mısır üzerinden
vize alır giderim, ama ben olayı içeriden, herkesle bütün mü'minlerle
birlikte yaşamak istiyorum oysa ki.
19 Aralık
Sabiha ile teheccütten sonra Yaşar Hoca mevzusu geçti aramızda.
Yav bu Yaşar Nuri Hoca iyi adam hoş adam fakat ne bileyim çok
modern bir duruşu var gibi sanki... Hani, "İslâm'ı en iyi ben bilirim"
şeklinde bir dayılanma...
Öğleden sonra yayıncımla sözlü anlaşma yaptık; ilk eserim iki ay sonra
çıkıyor: "İslâm'ın selefî boyutlarına dinamik bakışlar".
Yayıncım: "fiyatı iki lira yaparsak üç yüz bin satarız." diyor.
"HAMD OLSUN!"
İşte Türkiye'deyim; bölge sorumlusu Tommy arkadaşla havaalanından
kalacağımız eve giderken hayli uyarıcı bilgiler aldım; "Hemen başlama,
biraz sağını solunu tanımalısın; Türkler acayip bir millettir"
filan diye bir şeyler söyledi, ama aldırış etmedim. Bir dakika bile
zayi edilmemeli; görev kutsal, görev ağır.

9 Temmuz
Tommy'nin yanıldığı açık; bugün ilk tebliğimi yaptım bile.
Adam parkta öylece oturuyordu. Söylediğim her şeyi gülümseyip
başıyla tasdik ederek saatlerce dinlerken ruhumun göklere değdiğini
hissetmiştim. Bizi seyreden simitçi, sonradan o adamın "sağır"
olduğunu söyleyince biraz moralim bozuldu ama olur öyle şeyler.
11 Temmuz
Üçüncü gün; Tommy hâlâ "erken henüz" diye ısrar ediyor.
Mânâsız bir ısrar bu; kurtulması gereken o kadar çok ruh var ki
burada. Çorap almaya inmiştim semt pazarına. Nasıl oldu anlamadım...
Ama eve dönerken artık benim altılı çelik tencere takımım vardı.
Önemli değil, tencere gerekli bir araç nasıl olsa. Tencereci arkadaşa
müjdeyi tebliğ ettim.
"Ayıpsın abi, Hazreti İsâ' ya can fedâ." dedi, ben ağladım.
Söz verdi, pazar toplantılarına gelecek; hatta bana bir adres bile
verdi. O adrese gidersem bir sürü insanı misyona katabilirmişim.
21 Temmuz
Tommy hâlâ "gitme, bak karışmam" diyor; işte bu aşırı ihtiyatkârlık
yüzünden buralarda İsa'nın mesajı yeterince bilinmiyor zaten.
Gittim... Şehrin kenarında kalabalık bir mahallede bir apartmanın
altıncı katına çıktım. İçeride bir hayli erkek vardı; beni içeri
aldılar,mobilyasız bir salona geçtik. Çay getirdiler, hatır sordular. Tam lâfa
başlarken biri parmağıyla "sus" işareti yaptı. İçeriden yaşlıca bir
adam çıkıp salona gelince herkes gibi ben de ayağa kalktım. Sonra adam
konuşmaya, bir nevi vaaz vermeye başladı. şöyle bir dinledim; eh fena
şeyler değil. Toplantıdan sonra herkes birbirine sarıldı, yeniden çay
ikram edildi. Burayı sevdim, yarın da geleceğim.

2 Ağustos
Yine aynı şeyler oldu; bir ara fırsat bulup salondaki arkadaşları
misyona kazandırayım dedim. Tam "İsa..." demiştim ki, ihtiyar vaiz
"İsa dedin de aklıma geldi." deyip çok tatlı bir bahis açtı.
Öyle güzel anlatıyor ki başladım ağlamaya. Zor teselli ettiler; sonra
ortaya sofra geldi. Yemek yedik. Kuşbaşılı pilav nefisti; hele cacık!
12 Ağustos
Tommy beni tesbihle oynarken yakaladı. "Nereden buldun"
diye sıkıştırıyor. "Dükkanın birinden aldım." dedim. Tesbih bana iyi
geliyor, meditasyon yerine geçiyor. Acaba bir tane de Tommy'e mi alsam?
6 Eylül
Bugün hep birlikte camiye gittik. "Bakayım" dedim burada neler
yapıyorlar, nasıl ibadet ediyorlar? Mecit diye bir temiz yüzlü
arkadaşım var cemaatten. Bana abdest almayı öğretti caminin avlusunda.
Tuvaletleri pek temiz değil ama abdest çok güzel bir olay. Fırsatını
kolluyorum; bunların hepsini Protestan etmezsem bana da Mahmut demesinler!
16 Eylül
"Nereden çıktı bu Mahmut?" diye çıldırdı Tommy. "Kod adım." dedim.
Anlamadı. Anlamaz tabii. Ben ne yaptığımı biliyorum. şimdilik sesimi
çıkarmıyor, toplantılara muntazaman devam ediyorum. Ezan okununca
"Hadi camiye gidelim Mahmut" diyorlar, gidiyorum.
"Neler okuyorsunuz fısır fısır?"diye sordum. Öğrettiler... Fatiha çok güzel bir sûre. Tommy'e de öğretmeliyim.
1 Ekim
Tommy beni evden atmaya kalkıştı dün. "Seni kandırıyorlar,Müslüman
yapacaklar enayi." diye çıkıştı. İtiraz ettim, "Ben bunların içyüzünü
öğrenmeye çalışıyorum Pastör Tommy." dedim.
"Sırlarını öğrendiğim an, bunları sürü halinde önüme katıp Sarayburnu'
ndan denize sokup cümlesini birden çatır çatır vaftiz etmezsem bana da
Mahmut demesinler." dedim. "Çık dışarı aptal." diye kovdu beni.
Misyondan gelen aylığımı da kesti. Vermezse vermesin!... Neyse,
cemaatteki arkadaşlar aralarında para toplayıp verdiler. Geceyi ucuz bir
otelde geçirdim. Bugün de Mecit'in evine taşınıyorum.
Az kaldı az.. Dayan oğlum Mahmut!
6 Kasım
Mecit benim için istihareye yatmış; "Yeşil gördüm Mahmut." dedi,
"Nurlar içindeydin, hidâyet nasip oldu sana ne mutlu." dedi. Tabii
aldırış etmiyorum, fakat hoşuma gitmedi de değil.
9 Kasım
Bugünlerde cemaate İngilizce dersleri vermeye başladım; sabah namazını
topluca edâ ettikten sonra kuşluk vaktine kadar ders veriyorum.
Kuşlukla öğle arasında tefsir dersleri yapıyoruz.
Beni artık iyice kendilerinden zannediyorlar.
21 Kasım
Yeni damat olduğum için dört günden beri günlük yazamadım. Mecit'in
teyzesinin kızı Sabiha ile nikahlandık dün. Nikâhımızı Saadettin Hoca
kıydı sağ olsun! Sünnet dediğin ise sinek ısırığı gibi bir şey zaten,
çabucak geçti. Bu sabah yolda Tommy ile karşılaştık. "Kiliseye yazdım, seni defterden
sildiler." dedi.Güldüm, hâlâ o bayatlamış misyoner kafası işte. Benim din
değiştirdiğimi sanıyor gerzek!
Halbuki ben...
28 Kasım
Ne kadar üzgünüm. Mecit, "Nasip değilmiş, seneye gidersin" diyor. Hac
kayıtları kapanmışmış. İstesem ecnebi pasaportumla Mısır üzerinden
vize alır giderim, ama ben olayı içeriden, herkesle bütün mü'minlerle
birlikte yaşamak istiyorum oysa ki.
19 Aralık
Sabiha ile teheccütten sonra Yaşar Hoca mevzusu geçti aramızda.
Yav bu Yaşar Nuri Hoca iyi adam hoş adam fakat ne bileyim çok
modern bir duruşu var gibi sanki... Hani, "İslâm'ı en iyi ben bilirim"
şeklinde bir dayılanma...
Öğleden sonra yayıncımla sözlü anlaşma yaptık; ilk eserim iki ay sonra
çıkıyor: "İslâm'ın selefî boyutlarına dinamik bakışlar".
Yayıncım: "fiyatı iki lira yaparsak üç yüz bin satarız." diyor.
"HAMD OLSUN!"







başkabiri # Wednesday, August 26, 2009 6:45:17 AM
"Ey Müslüman; İslam'ı öyle diri ve sağlam
yaşa ki, seni öldürmeye gelen sende dirilsin."
İnsanın her konuda zaten kendini anlatmasının en güzel yolu 'hâl dili'.. Söylemi ve eylemi birbiriyle çatışmayan müslümanlardan olmamızı nasip etsin Rabbim..
meryemmeryem24 # Wednesday, August 26, 2009 7:40:30 AM
BU ARADA MÜMİN KALBİNİ KURAN NURU İLE AYDINLATMAZSA ve temizlemezse islamiyei hakkı ile yaşamazsa her türlü telkine açık olur
funya # Wednesday, August 26, 2009 9:09:11 AM
CinnetPoliklinigiHazanGazeli # Wednesday, August 26, 2009 9:36:21 AM
Wallahi ben işin maneviyat bölümüne hiç girmedim, komik bir yazıydı Tommy'in nasılda tatlı tatlı Müslüman oluşunu anlatan güzel ve komik bir yazıydı...
Size katılıyorum sevgili funya, çünkü bende sizin gibi gülerek bitirdim yazıyı...
Sevgiler
meryemmeryem24 # Wednesday, August 26, 2009 9:38:36 AM
funya # Wednesday, August 26, 2009 10:24:16 AM
Unregistered user # Wednesday, August 26, 2009 10:28:53 AM
feveran # Wednesday, August 26, 2009 10:40:09 AM
enis90 # Wednesday, August 26, 2009 11:59:13 AM
yüzümde bir gülümseme ile okudum bu hikayeni,
bencede cok komik bir tarafi var...
yani sana kesinlikle katiliyorum
adamcagiz misyonerlik icin geliyor ve
en sonunda kendisi dininden olup müslüman oluyor
paylasimin icin tesekkürler...
başkabiri # Wednesday, August 26, 2009 12:37:02 PM
***
Ahmet Turan Alkan
Sevgili Ahmet Ağabeyim,
Beni hatırlayacaksınız. Ben Mahmut. Hani vaktiyle tuttuğum günlükten bazı alıntılar yaparak “misyon” başlığı altında yayınlamıştınız ya, o Mahmut işte.
O günden bu yana başımdan neler geçti, biraz anlatmak, daha doğrusu dertleşmek istiyorum; bu satırları yayınlamanız için, hâlimden haberdar olmanız için kaleme alıyorum ama isterseniz yayınlayabilirsiniz de; benim için mahzur yok.
Evvela kitaptan başlayayım; “İslâm’ın selefî boyutlarına dinamik bakışlar” isimli bir kitap yazmıştım da basılacaktı ya, o kitap basıldı işte. Lakin iyi tanıtım yapamadık mı nedir, hâlâ bizim fakirhanenin misafir odasında balyalarla duruyor. Yayıncım yüz binlerce satıştan bahsedince sevinmiştim çünkü o kitabı ben mukayeseli ilahiyat bilgimden aldığım özgüvenle yazmıştım; bence önemliydi. Baskıya geçeceğimiz günlerde yayıncım, “şimdilik bin tane basalım, kampanya için sağa sola dağıtırız; müteakip baskıların üzerine otuzuncu, kırkıncı baskı diye etiket koyarız, Türkiye’de âdet böyle.” dedi. Ardından, “Elim sıkışık, şu ilk binin parasını sen denkleştirsen ne iyi olur; motora birkaç damla benzin damlatsak kâfi, gerisi kendi yağıyla kavrulur, çok kitap satarız.” dedi. Olur dedim. Eşim Sabiha’nın bileziklerini bozdurduk. Kitap basıldı, matbaadan kolileri arabaya yükleyip eve getirdim. Yayıncım ortalarda yok. Bir hafta sonra karşılaştık, “Mahmutçuğum bu tip eserler 28 Şubat’tan önce iyi piyasa yapıyordu. Biz hatâ ettik ama sakın kitapları elden çıkarma.” deyip bir ara sokağa saptı ve kayboldu. O günden beri görüşemiyoruz kendisiyle.
Önemli değil ağabey; ders oldu benim için. Evde İngilizce kursu vererek üç-beş kuruş ekmek parası kazanmaya uğraşıyorum. Sabiha da dışarıya dantel örüyor. Geçenlerde hesap ettim, iki yüz tane kitap satabilsem Sabiha’ya bir dikiş makinesi alabileceğim ama nerede? Bir ara kaldırıma serip satayım dedim, belediye zabıtası yakama yapıştı.
Bu arada birkaç dergiden teklifler oldu. “Nasıl Müslüman oldum” konulu röportajlar yapmak istedilerse de ben razı olmadım. Aslında iyi de olurdu ama o günlerde seyrettiğim birkaç televizyon tartışması yüzünden vazgeçtim.
En iyisi anlatayım da dinle ağabey.
Bizde televizyon yok. O akşam apartmandaki komşularımızdan biri
akşam yemeğine davet etti, sağ olsun. Ben ona hac hâtıralarını anlattırmaya çalışıyorum, o ise nasıl Müslüman olduğumu merak ediyor. Derken televizyonda misyonerlik konulu bir tartışma programı başladı. Ev sahibim oraya mıhlanınca nezaketen başladık seyretmeye.
Şimdi ağabey vaziyet şöyle; bilirsiniz bu tip programlara üç türlü adam çağırıyorlar. Birincisi bizim eski misyoner arkadaşlar. Türkçede nasıl “Kambersiz düğün olmaz” diye bir tâbir varsa misyonerlik tartışmaları da bunlarsız olmuyor. Bazılarını tanıyorum, hepsini değil ama nasıl adamlar olduklarını biliyorum. Fevkalade sabırlı, iyi eğitim görmüş, hitabeti bilen, umûr-ı hariciyesi kuvvetli kişilerdir. İkinci tip, televizyoncuların el altında tutup ihtiyaç hâlinde görüşlerine müracaat ettikleri ilâhiyatçı hocalar. Bu tipleri sen benden iyi tanırsın ağabey. Yani ne desem boş! Üçüncüsü ise geçimini bu yoldan sağladıklarını düşünmeye başladığım, her işten anlayan, özellikle Türkiye’yi tehdit eden yıkıcı ve zararlı fikir akımları ve teşkilatlar konusunda uzman olduklarını ileri süren bazı yazarlar. Bunlar bir nevi tarafsız hakem vazifesi görür gibi duruyorlar ama konu alevlendiği zaman hemen ilâhiyatçıların safına geçiveriyorlar. Tabii, programı yöneten ve sunan televizyoncuları da unutmamak lâzım. Bunların başlıca vazifesi, herhangi bir gerçeğin tartışılarak ortaya koyulmasından çok tartışmacıları birbirine düşürmek, kavga-gürültüyü fişteklemek neviinden kışkırtıcılıklar yapmak galiba.
Neyse ağabey uzatmayayım; program başladı. Benim eski dava arkadaşlarımdan bir misyoner papaz konuşuyor. Daha bir dakika olmadan adama sataşmaya başladılar. Bu misyoner takımı neredeyse profesyonel tartışmacıdır; asla kızmazlar, tahriklere aldırış etmezler, nezaketlerini hep korurlar. Şimdi papaz aşağıdan alıp terbiyesini bozmadıkça, ötekiler adamın üstüne üstüne gidiyorlar. Olmadık lâflar, aşağılamalar, hatta bir ara o ilahiyatçı hoca öyle bir atasözü kaçırdı ki ağzından, ben oturduğum yerde mosmor kesildim.
Neticede program bitmeden izin isteyip evimize döndük. Evde Sabiha’ya dedim ki, “Sabiha, benim Müslümanlığım şurada altı aylık bir şey. Ben kendime acımıyorum, sizinkilere acıyorum.” Sabiha anlamadı, “Ne demek o Mahmut?” dedi. Ben de dedim ki, “Bu programı seyreden tarafsız bir seyirci olsan ve sana deseler ki şu tartışmacılardan hangisi daha çok İslâmi özellikler sergiliyor, yani alçakgönüllü, sabırlı, terbiyeli, ağzından çıkanı kulağı duyan filan... Ne dersin?” Sabiha da “Papaz daha terbiyeli bir görüntü verdi; ben oyumu papaza verirdim.” cevabını verince, “Tamam işte” diye haykırdım. “Bu adamlar İslâm’ı yücelteceğiz, Müslüman mahallesinde salyangoz sattırmayacağız derken sergiledikleri kabalık, ağzı bozukluk ve hoşgörüsüzlükle İslâm’a en büyük fenalığı yapıyorlar. Bu programları seyredenlere neticede Müslümanlığı kötü gösteriyorlar ama diğer yandan kastetmemiş olsalar da misyonerlere büyük destek vermiş oluyorlar, ben işte buna acıyorum.” dedim.
Sabiha anlamadı; “Ne yani, sen fikir mi değiştirdin şimdi?” diye sordu. Gerçek niyetimi ve üzüntümü anlatana kadar akla karayı seçtim Ahmet Ağabey. Şimdi rica ederim bana doğruyu söyle. Ben mi alınganlık gösteriyorum yoksa bu adamlar bilerek veya bilmeyerek halkı Müslümanlıktan mı soğutuyorlar.
Selam ve hürmetlerimi kabul ediniz sevgili ağabeyim.
Din kardeşiniz Mahmut.
***
meryemmeryem24 # Wednesday, August 26, 2009 12:42:55 PM
topluca edâ ettikten sonra kuşluk vaktine kadar ders veriyorum.
Kuşlukla öğle arasında tefsir dersleri yapıyoruz.
Beni artık iyice kendilerinden zannediyorlar
funya # Wednesday, August 26, 2009 1:39:26 PM
başkabiri # Wednesday, August 26, 2009 1:55:17 PM
Ben içeriğe takıldığımı belirttim sadece..
saffvana # Wednesday, August 26, 2009 2:01:37 PM
ferayim # Wednesday, August 26, 2009 3:34:22 PM
Gülmedim. Gülemedim. Ama birazcık gülümsedim.
feveran # Thursday, August 27, 2009 8:59:19 AM
Siyahın MatemiSiyahınMatemi # Thursday, August 27, 2009 2:10:16 PM
"Ben mi alınganlık gösteriyorum yoksa bu adamlar bilerek veya bilmeyerek halkı Müslümanlıktan mı soğutuyorlar."
(bazı nedenlerden dolayı bir türlü oturup adam gibi okuma fırsatını bulamamıştım o yuzden yorumum biraz gecikti kusuruma bakma canım)
funya # Thursday, August 27, 2009 2:33:09 PM
kubranurgullumayhoş # Thursday, June 24, 2010 10:46:20 PM
funya # Friday, June 25, 2010 6:21:30 AM
AciZaNe # Friday, October 1, 2010 1:06:51 PM
funya # Sunday, October 3, 2010 3:57:20 PM
Unregistered user # Wednesday, October 13, 2010 8:30:55 AM
funya # Wednesday, October 13, 2010 10:31:52 AM