Verimli Olmak İçin
Sunday, August 30, 2009 10:45:29 AM
Uzun bir kuyruk vardı kapı önünde... Sabırsız bir çok insan sırasını bekliyordu... Kapının üstünde eskimiş bir tabelada; "Her türlü özelliği, iyi veya kötü ayrımı yapmaksızın en iyi şekilde değerlendirme danışmanlığı" yazıyordu. 
Kuyruğun başındaki genç adam içerideki kadın çıkınca sabrı taşmış gibi aceleyle kapıya atıldı. İçeri girdiğinde odanın neredeyse bomboş olduğunu gördü. Sağ köşede eskimiş ahşap bir çalışma masası duruyordu. Masanın önüne bir iskemle konmuştu. Masanın arkasında oturan saçı sakalı ağarmış yaşlı bir adam, burnunun üzerine düşmüş gözlüklerinin arkasından içeri girene doğru baktı. Ufak tefek olduğu için masanın arkasında kaybolmuştu neredeyse... Çalışma masanın üzerinde siyah deri kabı eskimiş bir kitap, bir kurşun kalem, bir kaç üstü karalanmış kağıt ve bir küçük saksı içinde mor çiçekler açmış bir menekşe duruyordu. Bunun dışında odanın hem sağında hem de solunda küçük birer pencere vardı. Eskimiş tüllerinden gün ışığı içeri süzülüyordu. Masanın önündeki iskemlenin yanına kadar gidip durdu genç adam.
Yaşlı adam:
- Hoşgeldiniz, buyrun oturun lütfen, dedi.
Gergin görünen genç adam sandalyeye ilişti. Ayaklarını sürekli sallıyordu. Yaşlı adam bir süre genç adamın bu heyecanlı ve hareketli yapısını seyretti ve:
- Lütfen bana kendinizden söz edin biraz. Beni kim tavsiye etti size?
Genç adam:
- Nereden başlasam bilemiyorum!!.. Evliyim, çocuğum yok. Şu anda çalışmıyorum. Yapı olarak sinirli, çabuk parlayan, kavgacı, yerinde duramayan biriyim. Hani neredeyse durduğum yerde duramıyorum denilebilir. İçimde patlamaya hazır bir bomba taşıyormuşum hissi var. Bu sebeple çevremi çok üzüyorum ve ayrıca kendim de çok sıkıntıdayım. Bu halime engel olamıyorum. Bir çok iş yaptım ama hiç birinde verimli olamadığım gibi kendim de çok mutsuzum. Sanki yapmam gereken şeyi yapmıyormuşum hissi taşıyorum. Neredeyse agresif davrandığım anlar kendimi daha rahatlamış hissediyorum diyebilirim. Bazen yaramaz bir çocuk gibi olduğumu düşünüyorum... Belki de bir doyumsuzluk içindeyim... Psikologlarla görüştüm ama çare olmadı halime... Bazıları iş değiştirmemi söylediler. Belki çalışma ortamına uyum sağlayamadın, dediler. Bir çok iş değiştirdim ama durumumda değişiklik yok. Eşim bana; sen kötü huylu birisin, geçimsiz ve kavgacısın, diyor. Değişmeye çalıştım ama olmadı. Çaresizlik içinde ne yapacağımı düşündüğüm günlerden birinde yolda bir adam yanıma yaklaştı ve bana bir sıkıntınız mı var beyefendi diye sordu. Biraz şaşırdım buna.. Demekki yüzümden sıkıntım okunuyordu... Nedense adama güvendim ve size anlattıklarımı kısmen ona da anlattım. O da bana üzülmememi, her şeyin bir çaresi olduğunu söyledi. Sonra sizden söz etti ve bir de size danışmamı önerdi. Adresinizi alıp hemen geldim. Bir kaç saattir sıra bekliyorum. Allah'a şükür ki kavga etmeden içeri girmeyi başardım. Bu benim için büyük başarı!!..

Yaşlı adam:
- Evet anlıyorum. Peki size yardım edeceğime inanıyor musunuz?
Genç adam:
İnsanı umut ve inanç yaşatır, derler ya... Sanırım ümitlendim ve inanıyorum.
Yaşlı adam:
- Mucizelerle işimiz yok ama sana bazı tavsiyelerde bulunacağım. Dilersen bu tavsiyelerimi bir dene bakalım.
Genç adam:
- Buraya bunun için geldim, buyrun sizi dinliyorum.
Yaşlı adam:
- Bir çok insan kendi özelliklerini doğru değerlendiremediği için verimli olamaz. Hem çevresini mutsuz eder, hem kendi mutsuz olur. Sende var olan bu özellikler Yaradanın bir lutfudur. Hiç biri gereksiz yada kötü değildir gerçekte... Kendi özelliklerinden kurtulmaya çalışmaktan daha kolayı bu özellikleri doğru yerde, doğru zamanda ve doğru şekilde değerlendirmeye gayret etmektir. Ben seni, senin ve çevrendekilerin kötü olarak nitelediğiniz huylarından kurtaramam. Sadece sende var olan özelliklerini doğru yerde kullanman konusunda seni yönlendirebilirim. Eğer bu huylarından kurtulabiliyorsan ne âlâ, ama yok eğer bu çıkışı durduramıyorsan o zaman bari hayırlı yönde kullan.. Eğer tavsiyelerime uyarsan zorlanmadan mutluluğu ve huzuru yakalarsın... Kendini de en iyi şekilde değerlendirmiş olursun, verimli olursun. Verimli olmak da seni tatmin eder. Başarılı olduğun için maddi ve manevi olarak da rahatlarsın. Önemli olan Yaradan seni ne için yarattıysa en iyi şekilde o amaca hizmet etmektir...
Genç adam:
- Bu kötü huyları nasıl doğru değerlendirebilirim ki?!..
Yaşlı adam:
- Kötü huy veya özellik diye bir şey yoktur gerçekte. Kendi özelliklerini doğru yer, doğru zaman ve doğru şekilde kullanamamanın adıdır kötü huy... Biz buna "özelliklerini kötüye kullanma" yada "yanlış yerde kullanma" diyelim... Mesela sen gidip bir adam öldürsen katil damgası yersin ve toplum bunu suç kabul eder ve seni hapseder, cezalandırır. Oysa savaş halinde düşman askeri öldürdüğünde sana madalya bile takarlar. Başka bir örnek daha... Normalde gidip bir adamı dövsen hemen araya girip ayırırlar ve büyük ihtimalle kınanırsın ve hatta belki o geceyi bir karakolda polis nezaretinde geçirirsin. Adam dövmek kanunlar önünde suçtur. Oysa sen bir boksör olsan karşındaki adamı iyice bir dövdüğün için madalya bile takarlar. Bir örnek daha... Sen dedikodu, gıybet, laf taşıma, herkesin her sırrını ona buna anlatma gibi şeyler yapsan toplum seni suçlar. Kimse senden hoşlanmaz ve yanına yaklaşmak istemez. Oysa sen bir medya kuruluşunda gazeteci adıyla bunu yapsan belki sana yılın gazetecisi ödülü dahi verilebilir. Bunun gibi şeyler işte... Önemli olan kendi özelliklerini nerede ve nasıl değerlendirmen gerektiğini bilebilmek... İşe yarayan bir amaç uğruna kullanmayı başarabilmek... Zararlı değil faydalı olabilmek...
Genç adam:
- İnanılmaz birisiniz!!!.. Şu an suçluluk hissimden sıyrıldım sanki... Belki de herkesin sandığı gibi kötü huylu biri değilim... Artık kendimden utanmayacağım ve hatta kendimi sevebileceğim ümidi oluştu içimde... Kendimle ve çevremle barışık yaşamayı ne kadar isterdim. Peki benim bu özelliklerimi nasıl doğru yerde ve şekilde değerlendirebilirim sizce?
Yaşlı adam:
- Hımm... Bir bakalım ne yapabiliriz?..
Genç adamın yüzündeki o mutsuz ifade silinmiş ve yerini pırıl pırıl ve ümitle bakan gözlerin aydınlattığı bir yüz ifadesi almıştı.
Yaşlı adam:
- Bana daha erken gelseydin sana sporcu olmanı tavsiye ederdim. Bu yüksek enerjiyi herhangi bir spor dalında değerlendirmiş olsaydın mutlaka başarılı bir sporcu olabilirdin. O enerjiyi doğru yerde harcadığın için hayatının diğer alanlarında açığa çıkmak için seni zorlamayacaktı... Çok sakin bir yaşamın olacaktı. Ancak yaşın bunun için biraz geç... Ne var ki hiç bir şey için geç değildir... Bir hobi olarak sporla ilgilenebilirsin. Her gün güne spor yaparak başlamayı adet edin. Sabahları mutlaka spor yap... Hafif değil ağır sporları seç... Örneğin koşu veya aletli spor gibi kuvvet harcayacağın sporları seç... Ayrıca masa başı işi hiç sana göre değil... Mutlaka ağır bedensel efor sarfedeceğin iş alanlarını seçmelisin kendine... Bu yoğun enerjini iş kuvveti olarak harcadığın takdirde o işte başarılı olacaksın. Enerjini güne başlarken yaptığın spora ve bedensel güç gerektiren işine harcadığında hayatının başka bir alanında harcayacak çok fazla enerjin kalmayacak ve sana sıkıntı verip açığa çıkmak için zorlamayacaktır... Bu yaşam şekliyle kendini en iyi şekilde değerlendirmiş olacaksın.. Huzurlu, mutlu, başarılı ve takdir gören biri olacaksın...
Genç adam:
- Harikasın!.. Hemen bu tavsiyeni uygulayacağım... Bu danışmanın bedeli nedir? Ne kadar ödemem gerekiyorsa söyleyin lütfen, hemen takdim edeyim.
Yaşlı adam:
- Danışma ücretim yok. Sadece iki şartım var. Birincisi tavsiyelerimi uyguladığında sonucu bana bildireceksin... İkincisi çevrende mutsuz görünen birini farkedersen ona buranın adresini vereceksin.
Genç adam:
- Seve seve... Mutlaka bunlara uyacağım. Çok teşekkür ederim.
Genç adam yaşlı adamla vedalaşıp sevinçle ve heyecanla ayrıldı odadan... Yaşlı adam bıyık altından tebessüm ederek baktı ardından... Ve kapı tekrar açıldı. İnce bedenli, eli - yüzü - üstü başı tertemiz ve düzgün görünen, utangaç yapılı kırk yaşlarında bir hanım girdi içeriye... Utandığı her halinden belliydi. Çantasından güç alıyor gibi sımsıkı yapışmıştı sapına... Sanki her an geri dönüp kaçacakmış gibi kapının biraz içerisinde durmuş yaşlı adama bakıyordu.
Yaşlı adam gözlüklerinin ardından samimi bir yüz ifadesi ve ses tonuyla:
- Buyrun şöyle oturun lütfen...
dedi. Yaşlı adamın tavrındaki samimiyet ve yumuşaklık kadının çekingenliğini biraz azaltmıştı sanki... Yavaşça iskemleye ilişti ve çantasını kucağına yerleştirdi. Hala sapını sımsıkı tutuyordu.
Yaşlı adam:
- Hoşgeldiniz, bana kendinizden söz eder misiniz biraz? Ayrıca beni nasıl buldunuz?
dedi yine yumuşak bir ses tonuyla...
Kadın:
- Merhaba, hoşbulduk. Şey... Ben bir hafta önce pazara çıkmıştım. Sebzeleri torbama yerleştirirken bir hanım yanıma yaklaştı. Yardım etmeyi teklif etti. Elim kolum çok dolu olduğu için yardımını kabul ettim. Beraberce sebzeleri yerleştirdik ve bir ahbaplık doğdu aramızda... Neden sonra dertleşmeye başladık. Ona kimseye anlatmadığım dertlerimi ve sıkıntılarımı anlattığımı farkettim. Daha sonra o hanım bana sizi tavsiye etti. Derdime bir çare üreteceğinizi söyledi... Ben de geldim.
Yaşlı adam:
- Anlıyorum... Hadi bana da anlatın o hanıma anlattıklarınızı...
Kadın:
- Ben bir ev hanımıyım. Evli ve iki çocuk annesiyim. Ancak evimizde hiç huzurumuz yok. Sorunun kaynağı da benim... Çok titiz bir yapım var. Kocama ve çocuklarıma hayatı zehir ediyorum neredeyse... Ama bu elimde değil... Her yer tertemiz olacak, hiç bir yer dağınık olmayacak, kocamın ve çocuklarımın üstü başı temiz, düzgün ve ütülü olacak vs... Bazen öyle kaptırıyorum ki kendimi toz bezlerini dahi ütülüyorum. Titizliğim ve detaylara takıntım hat safhada... Mesela kocam televizyonu açmak için yerinden kalksa, ben hemen o iki dakikada oturduğu yeri düzeltiyorum. Tabii ki bana sinirleniyor.. Evdeki herkes çok huzursuz... Kendime engel olamıyorum. Belki takıntı bilemiyorum. Kocam sen hastasın tedaviye ihtiyacın var diyor... Sürekli kavga ediyoruz. Ne yapacağımı bilemez vaziyetteyim ve çok mutsuzum. Ailem de çok mutsuz.
Yaşlı adam:
- Hımm.. Bakalım ne yapabiliriz.
Kadın umut dolu gözlerle ve merakla yaşlı adama bakıyordu. Yaşlı adam bir önceki müşterisine yaptığı ilk açıklamayı ona da yaptıktan sonra sordu:
- Dikiş nakış bilir misin?
Kadın:
- Evet biraz.
Yaşlı adam:
- Sen ev hanımı olarak kalmamalısın... Eşinle konuşup şimdiki tavsiyemi yapmak konusunda anlaşın. Hemen bir dikiş kursuna gidip dikiş-nakış kabiliyetini geliştir. Modayı takip etmeye gayret et ve eğer mümkünse bir atölyede veya evde terzilik yapmaya başla... Çok başarılı olacağından eminim... Çok da müşterin olacak, iyi de para kazanacaksın. Evinde de eskisi kadar titiz davranmadığını farkedeceksin, sen de ailen de... Mutlu ve huzurlu olacaksınız...
Kadın:
- Gerçekten mi?
Yaşlı adam:
- İnanmıyor musun?
Kadın:
- Hayır inanıyorum tabi...Şey ben... Şey diyecektim... Çözüm çok basit gibi göründü de... Çalışmak güzel bir fikir... Aslında terzilik çok hoşuma gidecek... Kendime de bir kaç şey dikmiştim ve her gören beğenmişti. Bunu yapabilirim ve sanırım çok da zevk alacağım...
Yaşlı adam:
- İyi ya işte!.. Ne duruyorsun? Hemen gidip kolları sıva...
Kadın tebessüm etmeye başladı. Kendine bir güven gelmişti. Çantasının sapını tutan eli gevşedi. Aklına bir şey gelmiş gibi heyecanla çantasını açtı ve tertemiz bir peçeteye sarılı paketi yaşlı adamın masasına koydu ve:
- Kurabiye yapmıştım, gelirken size de bir kaç tane getirdim. Umarım beğenirsiniz. Danışma ücretim ne kadarsa lütfen söyleyin, param var, dedi.
Yaşlı adam:
- Kurabiyeler için teşekkür ederim. Mutlaka çok lezzetli olmuştur, ellerinize sağlık. Danışma ücretim yok... Sadece iki şartım var. Birincisi tavsiyemi uyguladığınızda sonucunu bana bildirmek... İkincisi ise çevrenizde mutsuz kişiler gördüğünüzde buranın adresini vermek...
Kadın:
- Bunu mutlaka yapacağım. Tekrar teşekkür ediyorum.
Kadın yaşlı adama elini uzatıp vedalaştı ve geldiği gibi ayak uçlarına basa basa sessizce çıktı. Yaşlı adam keyifli bir tebessümle ardından baktı. Ve bir sonraki müşterisini beklemeye başladı.
*************************
İnsan-ı Kâmil isimli kitabında Azizüddin Nesefî şöyle der:
Ey derviş! Hiç bir kötü sıfat yoktur. Ancak insanlar o sıfatları yerinde kullanamazlar. Üstelik derler ki: O sıfat kötüdür. Âlemde kötü olan hiç bir şey yoktur. Her şey kendi yerinde iyidir. Ama bazısı yerinde bulunmazsa, adı kötü olur. O halde yüce Allah kötü hiç bir şey yaratmamış, hep iyi yaratmıştır.

Kuyruğun başındaki genç adam içerideki kadın çıkınca sabrı taşmış gibi aceleyle kapıya atıldı. İçeri girdiğinde odanın neredeyse bomboş olduğunu gördü. Sağ köşede eskimiş ahşap bir çalışma masası duruyordu. Masanın önüne bir iskemle konmuştu. Masanın arkasında oturan saçı sakalı ağarmış yaşlı bir adam, burnunun üzerine düşmüş gözlüklerinin arkasından içeri girene doğru baktı. Ufak tefek olduğu için masanın arkasında kaybolmuştu neredeyse... Çalışma masanın üzerinde siyah deri kabı eskimiş bir kitap, bir kurşun kalem, bir kaç üstü karalanmış kağıt ve bir küçük saksı içinde mor çiçekler açmış bir menekşe duruyordu. Bunun dışında odanın hem sağında hem de solunda küçük birer pencere vardı. Eskimiş tüllerinden gün ışığı içeri süzülüyordu. Masanın önündeki iskemlenin yanına kadar gidip durdu genç adam.
Yaşlı adam:
- Hoşgeldiniz, buyrun oturun lütfen, dedi.
Gergin görünen genç adam sandalyeye ilişti. Ayaklarını sürekli sallıyordu. Yaşlı adam bir süre genç adamın bu heyecanlı ve hareketli yapısını seyretti ve:
- Lütfen bana kendinizden söz edin biraz. Beni kim tavsiye etti size?
Genç adam:
- Nereden başlasam bilemiyorum!!.. Evliyim, çocuğum yok. Şu anda çalışmıyorum. Yapı olarak sinirli, çabuk parlayan, kavgacı, yerinde duramayan biriyim. Hani neredeyse durduğum yerde duramıyorum denilebilir. İçimde patlamaya hazır bir bomba taşıyormuşum hissi var. Bu sebeple çevremi çok üzüyorum ve ayrıca kendim de çok sıkıntıdayım. Bu halime engel olamıyorum. Bir çok iş yaptım ama hiç birinde verimli olamadığım gibi kendim de çok mutsuzum. Sanki yapmam gereken şeyi yapmıyormuşum hissi taşıyorum. Neredeyse agresif davrandığım anlar kendimi daha rahatlamış hissediyorum diyebilirim. Bazen yaramaz bir çocuk gibi olduğumu düşünüyorum... Belki de bir doyumsuzluk içindeyim... Psikologlarla görüştüm ama çare olmadı halime... Bazıları iş değiştirmemi söylediler. Belki çalışma ortamına uyum sağlayamadın, dediler. Bir çok iş değiştirdim ama durumumda değişiklik yok. Eşim bana; sen kötü huylu birisin, geçimsiz ve kavgacısın, diyor. Değişmeye çalıştım ama olmadı. Çaresizlik içinde ne yapacağımı düşündüğüm günlerden birinde yolda bir adam yanıma yaklaştı ve bana bir sıkıntınız mı var beyefendi diye sordu. Biraz şaşırdım buna.. Demekki yüzümden sıkıntım okunuyordu... Nedense adama güvendim ve size anlattıklarımı kısmen ona da anlattım. O da bana üzülmememi, her şeyin bir çaresi olduğunu söyledi. Sonra sizden söz etti ve bir de size danışmamı önerdi. Adresinizi alıp hemen geldim. Bir kaç saattir sıra bekliyorum. Allah'a şükür ki kavga etmeden içeri girmeyi başardım. Bu benim için büyük başarı!!..

Yaşlı adam:
- Evet anlıyorum. Peki size yardım edeceğime inanıyor musunuz?
Genç adam:
İnsanı umut ve inanç yaşatır, derler ya... Sanırım ümitlendim ve inanıyorum.
Yaşlı adam:
- Mucizelerle işimiz yok ama sana bazı tavsiyelerde bulunacağım. Dilersen bu tavsiyelerimi bir dene bakalım.
Genç adam:
- Buraya bunun için geldim, buyrun sizi dinliyorum.
Yaşlı adam:
- Bir çok insan kendi özelliklerini doğru değerlendiremediği için verimli olamaz. Hem çevresini mutsuz eder, hem kendi mutsuz olur. Sende var olan bu özellikler Yaradanın bir lutfudur. Hiç biri gereksiz yada kötü değildir gerçekte... Kendi özelliklerinden kurtulmaya çalışmaktan daha kolayı bu özellikleri doğru yerde, doğru zamanda ve doğru şekilde değerlendirmeye gayret etmektir. Ben seni, senin ve çevrendekilerin kötü olarak nitelediğiniz huylarından kurtaramam. Sadece sende var olan özelliklerini doğru yerde kullanman konusunda seni yönlendirebilirim. Eğer bu huylarından kurtulabiliyorsan ne âlâ, ama yok eğer bu çıkışı durduramıyorsan o zaman bari hayırlı yönde kullan.. Eğer tavsiyelerime uyarsan zorlanmadan mutluluğu ve huzuru yakalarsın... Kendini de en iyi şekilde değerlendirmiş olursun, verimli olursun. Verimli olmak da seni tatmin eder. Başarılı olduğun için maddi ve manevi olarak da rahatlarsın. Önemli olan Yaradan seni ne için yarattıysa en iyi şekilde o amaca hizmet etmektir...
Genç adam:
- Bu kötü huyları nasıl doğru değerlendirebilirim ki?!..
Yaşlı adam:
- Kötü huy veya özellik diye bir şey yoktur gerçekte. Kendi özelliklerini doğru yer, doğru zaman ve doğru şekilde kullanamamanın adıdır kötü huy... Biz buna "özelliklerini kötüye kullanma" yada "yanlış yerde kullanma" diyelim... Mesela sen gidip bir adam öldürsen katil damgası yersin ve toplum bunu suç kabul eder ve seni hapseder, cezalandırır. Oysa savaş halinde düşman askeri öldürdüğünde sana madalya bile takarlar. Başka bir örnek daha... Normalde gidip bir adamı dövsen hemen araya girip ayırırlar ve büyük ihtimalle kınanırsın ve hatta belki o geceyi bir karakolda polis nezaretinde geçirirsin. Adam dövmek kanunlar önünde suçtur. Oysa sen bir boksör olsan karşındaki adamı iyice bir dövdüğün için madalya bile takarlar. Bir örnek daha... Sen dedikodu, gıybet, laf taşıma, herkesin her sırrını ona buna anlatma gibi şeyler yapsan toplum seni suçlar. Kimse senden hoşlanmaz ve yanına yaklaşmak istemez. Oysa sen bir medya kuruluşunda gazeteci adıyla bunu yapsan belki sana yılın gazetecisi ödülü dahi verilebilir. Bunun gibi şeyler işte... Önemli olan kendi özelliklerini nerede ve nasıl değerlendirmen gerektiğini bilebilmek... İşe yarayan bir amaç uğruna kullanmayı başarabilmek... Zararlı değil faydalı olabilmek...
Genç adam:
- İnanılmaz birisiniz!!!.. Şu an suçluluk hissimden sıyrıldım sanki... Belki de herkesin sandığı gibi kötü huylu biri değilim... Artık kendimden utanmayacağım ve hatta kendimi sevebileceğim ümidi oluştu içimde... Kendimle ve çevremle barışık yaşamayı ne kadar isterdim. Peki benim bu özelliklerimi nasıl doğru yerde ve şekilde değerlendirebilirim sizce?
Yaşlı adam:
- Hımm... Bir bakalım ne yapabiliriz?..
Genç adamın yüzündeki o mutsuz ifade silinmiş ve yerini pırıl pırıl ve ümitle bakan gözlerin aydınlattığı bir yüz ifadesi almıştı.
Yaşlı adam:
- Bana daha erken gelseydin sana sporcu olmanı tavsiye ederdim. Bu yüksek enerjiyi herhangi bir spor dalında değerlendirmiş olsaydın mutlaka başarılı bir sporcu olabilirdin. O enerjiyi doğru yerde harcadığın için hayatının diğer alanlarında açığa çıkmak için seni zorlamayacaktı... Çok sakin bir yaşamın olacaktı. Ancak yaşın bunun için biraz geç... Ne var ki hiç bir şey için geç değildir... Bir hobi olarak sporla ilgilenebilirsin. Her gün güne spor yaparak başlamayı adet edin. Sabahları mutlaka spor yap... Hafif değil ağır sporları seç... Örneğin koşu veya aletli spor gibi kuvvet harcayacağın sporları seç... Ayrıca masa başı işi hiç sana göre değil... Mutlaka ağır bedensel efor sarfedeceğin iş alanlarını seçmelisin kendine... Bu yoğun enerjini iş kuvveti olarak harcadığın takdirde o işte başarılı olacaksın. Enerjini güne başlarken yaptığın spora ve bedensel güç gerektiren işine harcadığında hayatının başka bir alanında harcayacak çok fazla enerjin kalmayacak ve sana sıkıntı verip açığa çıkmak için zorlamayacaktır... Bu yaşam şekliyle kendini en iyi şekilde değerlendirmiş olacaksın.. Huzurlu, mutlu, başarılı ve takdir gören biri olacaksın...
Genç adam:
- Harikasın!.. Hemen bu tavsiyeni uygulayacağım... Bu danışmanın bedeli nedir? Ne kadar ödemem gerekiyorsa söyleyin lütfen, hemen takdim edeyim.
Yaşlı adam:
- Danışma ücretim yok. Sadece iki şartım var. Birincisi tavsiyelerimi uyguladığında sonucu bana bildireceksin... İkincisi çevrende mutsuz görünen birini farkedersen ona buranın adresini vereceksin.
Genç adam:
- Seve seve... Mutlaka bunlara uyacağım. Çok teşekkür ederim.
Genç adam yaşlı adamla vedalaşıp sevinçle ve heyecanla ayrıldı odadan... Yaşlı adam bıyık altından tebessüm ederek baktı ardından... Ve kapı tekrar açıldı. İnce bedenli, eli - yüzü - üstü başı tertemiz ve düzgün görünen, utangaç yapılı kırk yaşlarında bir hanım girdi içeriye... Utandığı her halinden belliydi. Çantasından güç alıyor gibi sımsıkı yapışmıştı sapına... Sanki her an geri dönüp kaçacakmış gibi kapının biraz içerisinde durmuş yaşlı adama bakıyordu.
Yaşlı adam gözlüklerinin ardından samimi bir yüz ifadesi ve ses tonuyla:
- Buyrun şöyle oturun lütfen...
dedi. Yaşlı adamın tavrındaki samimiyet ve yumuşaklık kadının çekingenliğini biraz azaltmıştı sanki... Yavaşça iskemleye ilişti ve çantasını kucağına yerleştirdi. Hala sapını sımsıkı tutuyordu.
Yaşlı adam:
- Hoşgeldiniz, bana kendinizden söz eder misiniz biraz? Ayrıca beni nasıl buldunuz?
dedi yine yumuşak bir ses tonuyla...
Kadın:
- Merhaba, hoşbulduk. Şey... Ben bir hafta önce pazara çıkmıştım. Sebzeleri torbama yerleştirirken bir hanım yanıma yaklaştı. Yardım etmeyi teklif etti. Elim kolum çok dolu olduğu için yardımını kabul ettim. Beraberce sebzeleri yerleştirdik ve bir ahbaplık doğdu aramızda... Neden sonra dertleşmeye başladık. Ona kimseye anlatmadığım dertlerimi ve sıkıntılarımı anlattığımı farkettim. Daha sonra o hanım bana sizi tavsiye etti. Derdime bir çare üreteceğinizi söyledi... Ben de geldim.
Yaşlı adam:
- Anlıyorum... Hadi bana da anlatın o hanıma anlattıklarınızı...
Kadın:
- Ben bir ev hanımıyım. Evli ve iki çocuk annesiyim. Ancak evimizde hiç huzurumuz yok. Sorunun kaynağı da benim... Çok titiz bir yapım var. Kocama ve çocuklarıma hayatı zehir ediyorum neredeyse... Ama bu elimde değil... Her yer tertemiz olacak, hiç bir yer dağınık olmayacak, kocamın ve çocuklarımın üstü başı temiz, düzgün ve ütülü olacak vs... Bazen öyle kaptırıyorum ki kendimi toz bezlerini dahi ütülüyorum. Titizliğim ve detaylara takıntım hat safhada... Mesela kocam televizyonu açmak için yerinden kalksa, ben hemen o iki dakikada oturduğu yeri düzeltiyorum. Tabii ki bana sinirleniyor.. Evdeki herkes çok huzursuz... Kendime engel olamıyorum. Belki takıntı bilemiyorum. Kocam sen hastasın tedaviye ihtiyacın var diyor... Sürekli kavga ediyoruz. Ne yapacağımı bilemez vaziyetteyim ve çok mutsuzum. Ailem de çok mutsuz.
Yaşlı adam:
- Hımm.. Bakalım ne yapabiliriz.
Kadın umut dolu gözlerle ve merakla yaşlı adama bakıyordu. Yaşlı adam bir önceki müşterisine yaptığı ilk açıklamayı ona da yaptıktan sonra sordu:
- Dikiş nakış bilir misin?
Kadın:
- Evet biraz.
Yaşlı adam:
- Sen ev hanımı olarak kalmamalısın... Eşinle konuşup şimdiki tavsiyemi yapmak konusunda anlaşın. Hemen bir dikiş kursuna gidip dikiş-nakış kabiliyetini geliştir. Modayı takip etmeye gayret et ve eğer mümkünse bir atölyede veya evde terzilik yapmaya başla... Çok başarılı olacağından eminim... Çok da müşterin olacak, iyi de para kazanacaksın. Evinde de eskisi kadar titiz davranmadığını farkedeceksin, sen de ailen de... Mutlu ve huzurlu olacaksınız...

Kadın:
- Gerçekten mi?
Yaşlı adam:
- İnanmıyor musun?
Kadın:
- Hayır inanıyorum tabi...Şey ben... Şey diyecektim... Çözüm çok basit gibi göründü de... Çalışmak güzel bir fikir... Aslında terzilik çok hoşuma gidecek... Kendime de bir kaç şey dikmiştim ve her gören beğenmişti. Bunu yapabilirim ve sanırım çok da zevk alacağım...
Yaşlı adam:
- İyi ya işte!.. Ne duruyorsun? Hemen gidip kolları sıva...
Kadın tebessüm etmeye başladı. Kendine bir güven gelmişti. Çantasının sapını tutan eli gevşedi. Aklına bir şey gelmiş gibi heyecanla çantasını açtı ve tertemiz bir peçeteye sarılı paketi yaşlı adamın masasına koydu ve:
- Kurabiye yapmıştım, gelirken size de bir kaç tane getirdim. Umarım beğenirsiniz. Danışma ücretim ne kadarsa lütfen söyleyin, param var, dedi.
Yaşlı adam:
- Kurabiyeler için teşekkür ederim. Mutlaka çok lezzetli olmuştur, ellerinize sağlık. Danışma ücretim yok... Sadece iki şartım var. Birincisi tavsiyemi uyguladığınızda sonucunu bana bildirmek... İkincisi ise çevrenizde mutsuz kişiler gördüğünüzde buranın adresini vermek...
Kadın:
- Bunu mutlaka yapacağım. Tekrar teşekkür ediyorum.
Kadın yaşlı adama elini uzatıp vedalaştı ve geldiği gibi ayak uçlarına basa basa sessizce çıktı. Yaşlı adam keyifli bir tebessümle ardından baktı. Ve bir sonraki müşterisini beklemeye başladı.
*************************
İnsan-ı Kâmil isimli kitabında Azizüddin Nesefî şöyle der:
Ey derviş! Hiç bir kötü sıfat yoktur. Ancak insanlar o sıfatları yerinde kullanamazlar. Üstelik derler ki: O sıfat kötüdür. Âlemde kötü olan hiç bir şey yoktur. Her şey kendi yerinde iyidir. Ama bazısı yerinde bulunmazsa, adı kötü olur. O halde yüce Allah kötü hiç bir şey yaratmamış, hep iyi yaratmıştır.






