Skip navigation.

Aşk,neylesin beni benim ömrüm bir dudak bükümü...

doğallık sahip olunan değil;kazanılması gereken bir erdemdir.cervantes

AYRILIK





Erkek kadına dedi ki:
-Seni seviyorum,
ama nasıl,
avuçlarımda camdan bir şey gibi kalbimi sıkıp
parmaklarımı kanatarak
kırasıya
çıldırasıya
Erkek kadına dedi ki:
-Seni seviyorum,
ama nasıl,
kilometrelerle derin, kilometrelerle dümdüz,
yüzde yüz, yüzde bin beş yüz,
yüzde hudutsuz kere yüz
Kadın erkeğe dedi ki:
-Baktım dudağımla, yüreğimle, kafamla;
severek, korkarak, eğilerek,
dudağına, yüreğine, kafana
Şimdi ne söylüyorsam;
karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana
Ve ben artık biliyorum:
Toprağın
-yüzü güneşli bir ana gibi -
en son en güzel çocuğunu emzirdiğini
Fakat neyleyim
saçlarım dolanmış
ölmekte olan parmaklarına
başımı kurtarmam kabil değil!
Sen yürümelisin,
yeni doğan çocuğun gözlerine bakarak
Sen yürümelisin, beni bırakarak
Kadın sustu
SARILDILAR
Bir kitap düştü yere
Kapandı bir pencere
AYRILDILAR ...N.Hikmet




adieu mon pays

DRAMA KÖPRÜSÜ

Debreli Hasan, Drama'da yetişmiş. Debreli namıyla mübadele öncesi donemde Drama-Serez-Sarisaban bölgelerinde faaliyet göstermiş bir halk kahramanı eşkıyadır. Drama köprüsünü,o devrin haksızlıkla para kazanan halkı ezen zenginlerinden aldığı haraçla yaptırmıştır. Debreli Hasan'ın yaşadığı,donem kesinlikle bilinmemekle beraber Cakircali Efe ile çağdaş olduğu görüşleri,hatta atıştıklarına dair hikayeler onun 1870-1920 yılları arasında Makedonya dağlarında egemen olduğunu göstermektedir. Bu konuda halk arasında söylenen menkıbeye göre;Selanikli Yahudi bir tüccar ticaret için İzmir'e gidecektir."Eğer bu civar dağlarda hükümran olan Debreli'den geçsen, Ege dağlarında Cakircali'dan geçemezsin. "denir, kendisine. Nitekim de öyle olur. Debreli'nin çetesinde pek çok kişi yoktur. Bilinen Kara kedi namıyla bir tek kızanı olduğudur. Halka onu sevdiren eşkıya kişiliğinin en ustun tarafı ise fakirlere yardim etmesi,bilhassa birbirini seven yoksul gençleri evlendirmesidir. Bu konuda şöyle bir menkıbe de vardır. "Evlenmek niyetinde olan dağlı bir genç,tek danasını almış, İskece pazarına inmektedir. Yolu, Debreli Hasan tarafından kesilir. Delikanlının evlenmek için parası olmadığını anlayanca Debreli kendisine düğün için yetecek parayı verir ve ayrıca danasını satmamasını salık verip uğurlar." Makedon dağlarının Debreli'si sonunda padişah affına uğrar veya söylentiye göre mübadelede güvenlik güçlerinin elinden kaçmayı başarır ve Türkiye'ye göç eder. Kısacası Rumeli Türklerinin gönlüne yerleşmiştir efsanesiyle Debreli Hasana.

kaynak.trakya yöresi arif Şentürk



Sen Kadar Yaşadık / Biz Kadar Öldük

i.ergene

Kalabalık cümlelerin arasında bir ben…
Tenhalarda beni arayan kocaman yürekli sen…
Bir de kıyısı olmayan sarı sonbahar..
Bir de siyah- beyaz fotoğrafları işgal eden bir türkü…
Sonu hep hüzünlü biten…

Ben kadar yürüdük / sen kadar yaşadık ve “ biz “ kadar “ öldük…

Sen..Ben..Bir de biz…Biz ki bu sevdaya başlamadan sonumuzu çizen iki kahramandık sırtları hiçbir zaman birbirine dayanmayacak..Biz ki tek umudun peşine takılıp ölümü birbirimizin dudaklarından içen iki kurşunduk girse de yüreğimizin en derine…Kanasa da gövdemiz gözlerimiz hiç acımayacak...İki yoksulduk biz gözlerimizde sevdamızın varlığıyla zenginleşen..Tek bir yolduk avuç içlerimizden düşüp uçurum kenarlarında ilerleyen..Rüzgara denk gelen zamanları gözyaşlarımızda eleyip mavi bir bilyenin peşinde koşan tek bir cümleydik..Yüklemi ben öznesi sen olan…Ve biz birbirimizi hiç sevmedik…Sadece dua dua yaşadık birbirimizi…Cümle cümle büyüdük birbirimizde..En sonunda ben kadar yürüdük sen kadar yaşadık ve biz kadar öldük ….

“ Bize ölüm ancak biz olduğumuzda müstahak…
Şimdi zaman seni delice yaşamak..
Ne bir nefes kadar yakın ne de ölüm kadar uzak..
Şimdi zaman " seni " içime yazmak..
Ne ben kadar kısa ne de ölüm kadar uzun..
Sadece yaşamak seni öylece…
Özlemin kavuşmaya gebe kaldığı an’a kadar…




---- Yerinden kalkamasa da er geç toprak mavi’ye idrak olacaktır.. Tıpkı sen de bana gelemesen de elbet sen bu cesede bir gün sevda libasını giydireceksin..Adımın ilintisine en yakın yerdesin çünkü----


OySa HeRkEs öLDüRüRüR sEvDiĞiNi...

Kulak verin sözlerime iyice, Herkes öldürebilir sevdiğini Kimi bir bakışıyla yapar bunu, Kimi dalkavukça sözlerle, Korkaklar öpücük ile öldürür, Yürekliler kılıç darbeleriyle! Kimi gençken öldürür sevdiğini Kimileri yaşlı iken öldürür; Şehvetli ellerle öldürür kimi Kimi altından ellerle öldürür; Merhametli kişi bıçak kullanır Çünkü bıçakla ölen çabuk soğur. Kimi aşk kısadır, kimi uzundur, Kimi satar kimi de satın alır; Kimi gözyaşı döker öldürürken, Kimi kılı kıpırdamadan öldürür; Herkes öldürebilir sevdiğini Ama herkes öldürdü diye ölmez Oscar Wilde

UZAKTA!!! uzakta bir sevdiğiniz varsa mutlaka dinleyin..

YENİ BİR SAYFADA SANA BAKMAK..


Yilmaz erdogan "yeni bir sayfada sana bakmak" her şey yapılabilir bir beyaz kağıtla uçak örneğin uçurtma mesela altına konulabilir bir ayağı ötekinden kısa olduğu için sallanan bir masanın veya şiir yazılabilir süresi ötekilerden kısa bir ömür üzerine. bir beyaz kağıda her şey yazılabilir senin dışında güzelliğine benzetme bulmak zor sen iyisi mi sana benzemeye çalışan her şeyden bir gülden bir ilk bir sonbahardan sor belki tabiattadır çaresi senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin ve benim bilinci nasırlı bir bahçıvan çaresizliğim anlarım bitkiden filan ama anlatamam toprağın güneşle konuşmasını sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla sen bana ışık ver yeter bende filiz çok köklerim içimde gizlidir gelen giden açan soran bere budak yok bir şiir istersin “içinde benzetmeler olan” kusura bakma sevgilim heybemde sana benzeyecek kadar güzel bir şey yok uzun bir yoldan gelen tedariksiz katıksız bir yolcuyum yaralı yarasız sevdalardan geçtim koynumda bir beyaz kağıt boşluğu her şeyi anlattım olan olmayan acıtan sancıtan bilsem ki sana varmak içindi bütün mola sancıları bütün stabilize arkadaşlıklar daha hızlı koşardım severadım gelirdim gözlerinin mercan maviliğine sana bakmak suya bakmaktır sana bakmak bir mucizeyi anlamaktır sağa sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır aşk sorgusunda şahanem yalnız kelepçeler sanıktır ne yazsam olmuyor çünkü bilenler hatırlar hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar bahçıvanlar değil tüccarlardır sen öyle göz sen öyle toprak ve güneş ortaklığı sen teninde cennet kayganlığı iken sana şiir yazmak ahmaklıktır bir tek söz kalır dişlerimin arasından ben sana gülüm derim gülün ömrü uzamaya başlar verdiğim bütün sözler sende kalsın isterim ben sana gülüm derim gül sana benzediği için ölümsüz yazdığım bütün şiirler sana başlayan bir kitap için önsöz sana bakmak bir beyaz kağıda bakmaktır her şey olmaya hazır sana bakmak suya bakmaktır gördüğün suretten utanmak sana bakmak bütün rastlantıları reddedip bir mucizeyi anlamaktır sana bakmak Allah’a inanmaktır

Susmalar Köprüsü



Yola düşen bir gençliğin ardından
Sabahsız mavilikler de buldum seni.
Geç kalınmışlıktır adı olmayan hüznün,
Hep kaçaklar da olan anlamı…
Kelimeler tutsak
Şiirler mahpus bir anlaşılmazlıkla okunurken
Gazete manşetlerinde,
Sevda linç ediliyordu
Aristokrat aldanışlarda….

Şimdi gözlerin geçiyor tüm bulvarlarda

Kan akıyor şehrin burçlarından

Anlaşılmak olmadı amacım.Kimseye halimi arz etmeye derman bulamadım kalemimde.
Susmalar düştü payıma.Avaz avaz haykırırken şiirlerim, sus geldi hayat ve susuyorum

M//Erdoğmuş


Kaybedilmiş İki Bahar Artığıydık...



Kaybedilmiş iki bahar artığıydık.İkimiz değildik, kaybedilen yolların yol kenarı hüznü.Bir yetimin, dağ betimlemesi değildik.Ne olduğumuzu bilmeden savruluyorduk, bir bağ bozgunundan diğerine.Susuyorduk ansız tümceler içinde, susuyorduk boğulmuş gülümsemeler takınarak.mahsus mahal ağırlığı çöküyordu, her saat başında…Ufalanarak çoğaldığımızı zannederek, bitiyorduk tüm doğuşlara…Oysa ellerimizdi gökkuşağını renklere bürüyen, çatılmış kaşlarımızdı gecenin ahengine isyan.Bakışlar kuşatması vurgunuydu yüreklerimiz.Yitikti hayaller ama masumdu.Kudurmuş suratlar hayınlığına inat yarınaydı tebessüm, sevda yarına , düş yarına…

Tenha sevişmeler sızısı dudaklarımızda bağdaş kurardı…

Zeytin karası bir çift göz takıldı ufkumuza…

Yitikti hayaller ama masumdu…

Yıkılan şehir gürültüleri arasında kayboluyordu, yıkıntı yıkıntı büyüyordu kelam.Zeval olmuyordu acı bize.Biz na_mümkünler aleminde mümkün olmayana erişmeye çalışırken, kaybedilmiş bir kazançla direniyorduk hayata…Bundandı yetimliğimiz, öksüzlüğümüz bakışlarda.bir çağ artığıydık nefesi tarih kokan…Ait değildik şimdiye, şimdiki zaman fiillerine…
Ne zaman ıslansa deniz bizi ağlardık, ne zaman feryat figan haykırsa rüzgar biz vurulurduk.Zamana direnç iki gölge.Geceye inat iki ak alın.Eylüle isyan iki dik baş.
Ne zaman üşüse bir çocuk biz titriyorduk.Yaşanacak bir ulu sevda kuşanmıştık.Yar yüzüne yüz sürmeden toprağa sürülü yüzler belirdi aynada.Izdıraplara garkolduk.

Kayda değer hüzünlerimiz vardı.Hüznümüzün şiirini yazdık…

İki can, iki ak alın, iki dik baş…

Bir sevda, bir kutlu sevda…

Yaşaman en çok bize yakışır can…
Yaşamak sevdaya…


“Yorgunuz, çünkü yorgunluğumuzun yaşamak gibi bir anlamı var… ”

M.A Erdoğmuş – İ.Özcan ]

HERCAİ MENEKŞE



Beyaz hercai menekşenin yanında
parkta, sevgilimin söylediği gibi
söğüt ağacının altındayım.
Görüyor musun, diyor salkım söğüt
yapraksız taranmamış ihtiyar
gelmiyor seninki.

Ah, belki ayağı kırılmıştır
belki bir kılçık kaçtı boğazına
belki aniden kapatıldı bir sokak
veya ayrılamamıştır karısından
birçok şey engeller biz insanları

Söğüt eğilip çatırdıyor
belki de ölmüştür diyor
solgundu benzi, paltonun altından öperken seni
Olabilir salkım söğüt olabilir
Umut edelim ki, artık sevmiyor olsun beni


Sarah KIRSCH ' Bei den weissen Stiefmütterchen'
Çev. Ülkenur Kaynar