Halet-l Ruhiyye
Wednesday, July 28, 2010 12:26:19 AM
İsyan dediysek yaradana değil tabi.
Kendinden, kendine isyan.
Hani bir iç sesin vardır susturamadığın, işte onunla olan kavganda.
Neresinden tutsan elinde kalan bu hayatta, hey sen, kendin olmaya çabalayan insan, anla artık bu çabalar boşuna.
Esrarkeşlerin sardığı cigara misali göğsümü yakmakta bu düşlerim.
Hani aldırmayayım diyorum, olmuyor. Düşünmeden duramıyorum hayatı.
Ben bıraksam, o benim yakamı bırakmıyor.
İskeleye yanaşan vapurun düdüğünün arsızlığı gibi kafamın içinde susturamadığım çığlık sesleri var.
Bu yüzden mi sabahın ayazında ayaktayım acaba? Uzun bir öksürük tutuyor aniden, öleceğimi sanıyorum.
Ötelerden kuş sürüleri geçiyor,sabahın sessizliğini bozmak istercesine haykırıyorlar.
Birazdan hayat canlanacak, keşmekeş hayatın gamsız demsiz insanlarıyla, silik öykülerin kahramanlarıymış gibi gözüken diğerleri arasındaki amansız kavga kaldığı yerden devam edecek.
Gözlerimin önünden geçiyor her sabah korna sesleri arasında mendil satmaya çalışan küçük çocuklarla, son model araba camından yansıyan sosyete züppelerinin ironik yakınlaşması. Ve tabi aradaki aşılmaz sınıf farklılığı. Sınıf dedik, aslında sıra dayağıyla birlikte gelmeli bunlara. Hatta topunu birden, ağlatana kadar yatırmalı falakaya.
Ama sadece otobüs camına yansıyan o mahmur bakışlarımın sertleşmesiyle yetiniyorum çoğu zaman.Derse yetişemeyeceğim fikrini de katıp üstüne.
Bunları hatırlayıp daha bir üzülüyorum hayata.
Sonra saate bakıyorum.
Ezan okunacak birazdan.
Yeni günün bu ilk işaretiyle başlayacağım düşlere.
Yine, Yeniden, En yenileriyle. Bıkmadan Usanmadan düşlerimi düşlemeye devam edeceğim.
O son ana kadar...
Mehmet Yaşar DOĞAN






