Abhazya-Gulrips-Skakaya Caddesi
Sunday, 17. June 2007, 10:37:15
Abhazya`nın Gulripş bölgesinde, çoğu kimsenin adını bile duymadığı, otel, cafe, apartman, site gibi kavramlarla tanışmamış bir yer vardır. Sahile doğru uzanan bu cadde dümdüzdür ve tam ortasından demiryoluyla kesişir.Sağlı sollu yer alan büyük evler , güzel kokulu mandalina bahçeleriyle çevrilidir.Adı, Skakaya Caddesi.Yaşamda üzerine birşey söylemeye gerek olmadan güzelliğinin tadı çıkarılası ender tadlar olur ,pek reklamını yapmaz, zaten onu bilen bilir.İşte öyle bir yer.
Görülebilecek en güzel tatil beldelerinden biridir diyemem belki ama denizi ,havası ve dünyanın en lezzetli,en güzel kokulu,çekirdeksiz mandalinalarının ve Izabella denilen şaraplık üzümlerinin, yaklaşık portakal büyüklüğünde ince parlak turuncu kabuklu hurmalarınin,avakado görünümlü ilginç tropik meyve feyhuanın ve daha binbir çeşit meyvenin yetiştiği bahçeleriyle yaşanabilecek bir cennet köşesi.
Mandalina...Soymasi kolay,enfes tadı,rakipsiz reyhasi olan ,çerez niyetine bile tüketebileceğiniz bu vitamin deposu, o hoş kokulu meyve Kafkasya`da Abhazya ismi ile özdeşleşmiştir.Mandalina Gulripş`ta yetişmişşe eğer çekirdeksizdir,çok tatlıdır,suludur ve ince kabukludur. Ne kadar edeple yenilmeye çalişılırsa çalışılsın o diri ve sulu dilime dişinizi geçirdiğiniz an içindeki sıvı derhal taşar.En az beş damlacık gözlerinizin önünde gömleğinize doğru inişe geçer.
İçine mandalina,kivi kokusu sinmiş bu güzel yurt köşesinin unutamadiğim bir diğer meyvesi de feyhua`dır.Kabuğu koyu yeşil ve avakado görünümünde olan bu meyveyi kesip içine baktiğınızda biraz kiviye benzer ama yemeye koyulduğunuzda daha cok kivi ,incir arasi bir tadı vardır.Komşularimızın bize öğrettiğine göre kalp rahatsızlığına da birebirdir.
İnsanin yedikçe yiyesi gelen Gulripş hurmalarına da değinmeden geçemeyeceğim doğrusu.Hani yenilen yemeğin en sevilen bölgesinin agızda o tat kalsın diye en son yenme durumu vardır ya hani pastanın kremasını yiyip meyveli kısmını sona bırakır ya insan.İşte öyle!
Henüz olgunlaşmamişken toplayıp ipe dizerek güneşli yerlerde kurutularak da tüketilen favori yiyeceğimdir Gulrıps hurmaları. Dünyanın en lezzetli meyvesidir ve hep yenildiklerinde mutluluk hormonu salgıladıklarını düşünmüşümdür.Hayatlarında daha önce hiç tatmamış olanlara yedirip sevdirmeyi kendime misyon bildiğim meyvedir kendisi.Hele içlerinde karelok denilen içi çikolatamsı bir görünümde olanı vardır ki tadına doyum olmaz türünden bir anlatım eksık kalır. Yerken insani onarır,kendisiyle ve dünyayla barıştırır,çikolata etkisi yapar mutlu olmaya kışkırtır.
***Sene 1993-1996 . Gulpripş`in bu bakir ve güzide caddesinde hayat ,istekler ve arzular biyolojik olarak beslenme,barınma,korunma vb. asgari güdülerden ibaret. Diasporadan gelenler yaklasik onbeş yirmi evde daha güvenli olduğu için üçer beşer kişilik gruplar halinde ne kalbi ne mideyi ne bedeni ne de ruhu yormadan teferruatsız bir yaşam sürüyoruz..Abhazya için geleceğe ,insan yaşamına dair beklentilerin,morallerin en yüksek , sabredilirse her şeyin çok kolay , çok iyi , çok güzel olacaği, bolluk ve bereketin bu ülkede kolaylikla önümüze geleceğine dair inancın doruk noktasında olduğu ve insani diri tuttugu bir dönem işte. Üstelik her şeyin kolay, iyi ve güzel olmadiği anlarda bile.
İsteseniz bile ülkenin koşulları gereği işe gitmek,para kazanmak gibi eylemleri gerçekleştiremeyeceğiniz dolayısıyla boş zamanın bol olduğu, aynı mahallede yasadiğiniz daha önceden tanimadığınız kişinin doğduğu şehri, annesinin adını, ayakkabı numarasını,Türkiye`deyken köfteyi mantıdan daha çok sevdiğini, hangi gazeteyi okuduğunu,hangi derneklere üye olduğunu,kafe oynamaktan değil şeşen oynamaktan hoşlandığını, kedisinin ismini, köpeğinin cinsini, çocukluk anılarını, ilk yediği tokatı, ilk öğretmeninin adını öğrenmeye, konuşurken ses tonunun değişimlerini ezberlemeye, güleceği zaman önce dudağının bir kenarının, sonra diğer tarafının kıvrıldığını fark etmeye neden olacak kadar detaylarla uğraşmaya yetecek bol vakit vardir.
Gündüzleri yaptığınız şey ,terkedilmiş boş evleri dolaşıp ev beğenmek, görüp begendiğiniz eşyaları el arabasiyla evinize taşımak, evdeki kapı kulplarını tamir etmek , gevşemiş vidaları sıkmak , prizleri kontrol etmek , su ihtiyacınızı karşılamak için su motoru tamir etmek,yağmur oluklarından odun sobası imal etmek,odun kırmak,elinizdeki silahların bakımıyla ilgilenmek ,tahtaları birleştirip bir kapı yapıp üzerine tenekeleri çakıp sağlam görünümlü yenı bır kapı yapmak , kaçan tavuğunuzun ardından köpekler gibi koşup yakalayıp tavuğun size nasıl koşturdum der gibi bakması karşısında gülmek , yine terkedilmiş evlerin hangisinin bahçesinde daha lezzetli incirler,çilekler bodrumunda ev yapimi şarap ya da konserveler olduğunu keşfetmek,bahçeyi ekmek,ot biçmek,mandalina ya da üzüm toplamak,ağaçlari budamak,konserve yapmak ,bahçedeki kuyudan su çekmeye calişmak , ateş yakıp su ısıtmak gibi eylemlerin bütünü olup yapılan işin yoruculuğundan ziyade keyfini ve birçoğumuz için ilk kez böyle deneyimler ediniyor olmanın ilginçliğini yaşadığımız basit eylemler silsilesidir.
Geceleri çoğunlukla mum ya da gaz lambası ışığında –çünkü elektrik her zaman yoktur-içine yerleştiğiniz evin eski sahiplerinin biraktığı fotoğraf albümlerine,dolaplardaki giysilerine bakıp kaybolmuş bircok hayata kah hüzünlenerek o hayatların kiyisindan geçersiniz kah savaştan bahsedip halkimiza çektirdikleri acılara karşılık fotograflarini yirtmak ,yakmak anılarını bu evlerden silmek istersiniz.
Zaman zaman da geç saatlere kadar 3-5-8 oynayip gündelik olaylardan bahsedersiniz, Abhazya`nin geleceği üzerine sohbet edersiniz, savaşa katılmış olanların anilarını dinlersiniz ya da kendi kendinize ders çalışarak Abazaca - Rusça dil oğrenmeye çalişirsıniz.
Orada insan hayatı o zamanlar sayısız basit ,küçük mutluluklarla doludur. İnsanın gözüne batmayan, hayatında eğreti durmayan, hep varmış hep olacakmış gibi doğal bir şekilde varlığını sürdüren herşey, varlığı hissedilmeyen ekstra bir enerji harcatmayan; ama yokluğu kocaman bir boşluk yaratan renkler, sesler, kokular, insanlar...
Bizim anne babalarımız karşı çıkarken ilerlemiş yaşına rağmen eşi ve büyük kiziyla birlikte Ardzinba`nin anavatana dönüş çağrılarına uyarak gelen ve binbir zorluğa katlanan yurdunu milletini büyük bir tutkuyla seven,diasporanın aydınlık yüzü yurtsever Nihat Amca,
Abhazya`nın var olma mücadelesine anne,baba,dört yetiskin erkek bir kiz kardesten oluşan kocaman bir aileyle omuz veren ışik saçan örnek davranışlarıyla Sevgili Agirbalar,
Yaslari 20-30 arasinda değişen kimileri vatan için kurşun sıkıp kurşun yiyen , kimileri mücadeleye orada yaşayarak katkıda bulunmak isteyen adlarini sayamayacağim onlarca yurtsever genç insan,
Bir gün ayı vurup etini tum komşulara şifa niyetine dagitan avci Varden,
Pavlik ve Nona`nin saç,ten ve göz renklerinin uyumuna ve güneşte belirginleşen çillerine delirdiğim doğuştan kinalı kuzucuklari, üç minik Red Sonja.(Marta,Marianna ve en kucukleri)``Kıpkırmızı gökyüzüyle mavi bir okyanusun arasında süzülmekti saçlarıniza dokunup gözlerinize bakmak" ,
Bahar tam gelmeden, mart ayinin sonlarına doğru, birazcık güneşi gördü mü kendinden geçen, sarkilar söyleye söyleye pat diye çiçek açan bahcemdeki erik ağaci,agaçlarin en şahanesi, en söz dinlemezi, en asisi, en kural tanımazı, en haylazı.
Hem ruha hem bedene iyi gelen ev yapımı kırmızı şaraplarıyla mahallede ünlü Ermeni komşu Siren,
Birlikte Rusça kursuna gittiğim ve ödevleri benden kopye cekerek yapan,derste hocayla Abazaca konuşup Rusça değil ama az cok Abazaca oğrenmemizi sağlamış ,en son Gulpirş`taki evinin bahcesini iki öküzle sürerken gözümün önüne gelen Sevgili Imdat Abi,
Eşi ve sevgiyle andigim iki küçük çocuğuyla var olma mücadelesi veren ve hala orda olduğunu düşündüğüm bir başka yurtsever Ömer Abi,
Bahçede gördüğü yılanı otomatik tüfekle vurarak bizi güldüren Agnessa,
Karpuz reçeli yapmayı öğreten komşum Lola,
Boş bir evin bahcesinde petek petek bal bulan,bir başka gün mahalledeki yaşlı Migrel kadından ödünç yumurta almaya giden ama Rusça bilmedikleri için dertlerini tavuk takliti yaparak anlatıp kopmamıza neden olan üniversite okumaya gelmiş gençler,
Yumurtalarını çalıyor diye köpeğimi vuran ve beni günlerce ağlatan diğer Apsuva komşum.
Nerden bilecektim o vakitler, canlar ülkesi Abhazya’nin benim de hayatımda derin izler bэrakacağını!.
Biz okumuş yazmış insanlar coğu kez fikir beraberliklerini dostluk,arkadaşlık sanırız oysa arkadaşliklar,dostluklar da çağrişımlar gibi hayata ilişkin dağınık ayrıntılarla çatılır.Bir zamanlar paylastığın fikirler zamanla neredeyse animsanmazken Skakaya Caddesi gibi bir yurt beldesinde bir yaz akşamı komşunun bahcesinde yetiştirdiği üzümlerle yapıp getirdiği bir kavanoz dolusu şarap,bir tabak karpuz reçeli, hatırasını yıllar sonrasına ayni kuvvetle sevgiyle taşiyıveriyor işte!
Çetao N.








myrainy # 17. June 2007, 11:27
yarasın..
guasehuray # 17. June 2007, 11:35
myrainy # 17. June 2007, 11:41
hava nasıl oralarda,
myrainy # 17. June 2007, 11:56
sarmısaklı ama...
listeye baktım, dört-beş gün yağmur yazmamışım size...sıkın dişinizi biraz..sona güzel bi yağmur var...
guasehuray # 17. June 2007, 12:03
dayanikliligimiz artiyor sagolun valla
myrainy # 17. June 2007, 12:10
baktım sizi fazla gevşek bırakmış, ne yapayım bende kendi usullerime göre bi ayarlam yaptım artık...
ben genel olarak İstanbul yağmurlarını organize ederim..hehehe