takır tukur hasbihal
Wednesday, September 30, 2009 2:45:50 PM
moi:gece,
tuz basılmış kokusuyla uzatırken ayaklarını,
bir tebessüme sıvanmış dişleri altında
rakımına ters -dingin-bir çığlığın,
açılan gözlerim;
-nasıl parçalamak için okunuyorsa pençeleri
yavru bile olsa bir aslanın,
şefkatin belden yukarı çıplak,
öfkeye dineldiği-
annemin kucağında yaprak gibi.
dalgalı: taşlanan ırmak yanağı,
çevirse diğer yanı olmayan.
-isterse ancak ambarlarını
balık salyalarına büyülten deniz-
ve düşmek; bir kör ve bir topalın
bir deyim ettiği hayata,
üşüşmek
ya da…
moi!
yakınmak -önünde diz çökerek ,
ölümü ‘denenmiş’ olan bir cesette
beyazı gayrı meşru çocuk kefen gibi-
kayarken omuzlarından,
durmadan yaşamak;
bir zambağı itiraf eden bakışlarla sınanmaktır,
günahkâr kokusunda.
semizleşince rüyalara sığmayacak kadar,
tanrın sanrındır.
bir, iki… sayar kemiklerini çocuklar,
çıkarken hep evde unuttuğundur; vicdan.
moi:
ve bilmem kaç kez saniyede
-yasaklı fırtınaları
aniden çıkarıp ininden
bir cengin orta yerine
binlerce bozgunla aynı anda eker gibi
olasılığı mahmuzlayıp salan- tanrı,
görünür kendi üfürdüğü
kanadında bir ruhun
sanarak girdiğimden midir arasına insanların,
karanlık pınarlar!
tokmak suyuna dumbara dum dum
dumbara dum:
vurmalı-kırmalı bir çalgı mıdır yoksa hayat!
moi!
günler durur üzerinde,
askıdan alınmış, daraltılmış, şımartılmış;
dilin uçurumlarına
-gözü bağlı bir rüzgarla- devrilmek,
en çok sende iyi duran giysilerdir.
yollar –dünyanın mahrem yerlerine uzanan kollar-
adımladıkça bir tütsüden yayılır gibi,
sonuna götürmez hep adımladıkça.
çıkar başını dökülsün kumlar saçlarından.
çevirme yüzünü bak!
iyi bak!
burası, başladığın yerdir!
Hares YALÇİ













Unregistered user # Saturday, November 28, 2009 8:22:44 PM