My Opera is closing 3rd of March

Ellerini, yakıcı hatıralar gibi benim aşık ellerime bırak...

Rüzgar bizi kendisiyle götürecek...

Subscribe to RSS feed

Mırıl Mırıl Deliliğim

Ah saklanılası yüzüm!

Yeşil gözlerle esirdi esrik hayat.

Bulutlar saçlarımdan dökülüyordu. Rüzgar begüm tohumlar postalıyordu. Uyuşuk delikanlılara can veriyordu nevbaharlar. Buruştu birden reca ünlemli topraklar. Ve bir kayıp gerçekleşti tuzu birikmiş çıkarmalarımdan…

Elmaslaşmasına an kalmış kömür karası yanlarımda, ışık madeni bulmak uğruna ödünç verdiğin aydınlıkların “boynuna kalası” dileğine bileğimde siyahi defterler tutuldu. Hani uyanırdım da seni salıncaklarında unuturdum göğsümün. Salınırdın usaremde, ayaklarından biri diğerine yüklüyken. Ateş titrerdi, su korkardı. Sen havaya sataşırdın, o inadına hay tutardı. Ben seni solurdum. Sen beni solardın. Velhasıl kazdıkça, tüneller yepyeni cürümlere kapı açardı.

Dinsin diye yumdum. Senler üzerime sinerken avcı sinsiliğiyle buramlaşan soygunlara yağmur maskeli gökler çaldırıyorum müdahilsiz. Gecede bırakılan bir örtü altında mahremliğimi unutup sığınak suretinde kucağına dağlarımı yaslıyorum. Seni, herkesin gördüğü bir rüyanın ihtiyarlığında sırtından düşler kayarken uykuların, bulup ölüme itmek için aldım. Kaybolup yaşar mısın? Sultan olman için saldım kuyuya…

Yüreğine kadar ne varsa at üstünden. Mahpus beşaretlere giyindirilmiş duygular ayak bağı olurken, “bir kadından büyük aşk mı olurmuş” kibrine çanak beklet sen. Kadınlar aşkı hep kendileri için sandılar. Oysa; divanece kandırmacaların kumkumasında taşıp duran bulanık bir suydular. Kimi diğerinden biraz daha berrak…

Mahmurçiçeğini kaktüsledim günden. Konup kokusuna uçmayı yasakladım. Bireşiminde acıdım. Acı tuttu mum oynaşmalarında dipleri. Odaları sümbülî bir ah sardı. Saydım kaç damlalık susamıştım. Yoruldum acze düştüm. Soyunup kendime üşüştüm.

Yolların ağzına en büyük adımlarımı tıkarken paçalarıma köpeklenen dillerinin tadında dolanıyordum. Geviş getiren zamanın bağırsaklarında voltadan öte bir şey değil, yutsun beni ayazması mayi dişlerle. Vursun beni ay yazması erguvâni dikişlerle. Hafakanlar güle-oynaya ölür. Güle, oynaya…

İşaretsiz kapattığı kitabı açtığında kaldığı yeri bulmak için tatlı tatlı göz gezdiren bir kari’ son cümleleriyle karşılaştığında dudağına değen çeşniyi nasıl ki anlatamıyorsa kale, dilimin kutuplarında erimezdi sana giyinmenin seyelânında buzullarım.
“Denizlerim diz çökerek nehirlerinin önünde, suyunu bus etmeye geldiler” diyorsan, bir öpüşle boğmaya gelmez tutkularım. Yetmez, bir gelişle bitmez firakım. Bir intihar hiçbir şeydir ömrüme. Yarın her dem oktur ve hep yokuş aşağı avaz yarıştırmalar...

Geliş fiyatın gidişten iki kat acıysa yüzde kaçında ihanet vardı? Kuruyan gözyaşı bezlerine akıttığının kaç katı alınsaydı unutulana kadar ağlanırdı? Ya da bir gamzenden diğerine yaşlarını ardıma aldığımda kaç kulaç yeterdi? Tembelce eğme boynunu. Gözlerinde asitin kusursuz ihtilâlini görmek istiyorum. Sakın! Şiir diye açma ağzını. Kan görünce dayanamıyorum…


Hares YALÇİ