Hale Bürünen Hayalet
Saturday, March 7, 2009 8:02:01 PM
Şaşkın köklerin, arada ben sersefil; gitsem gitsem büyüyüp gelir misin karanfil!Minnacık ayaklarına çağ uydurduğum! Kimliğime eylülsü renklerden isim derlediler. Saçının dokuz teline dokuz köy kurdurduğum! Arttırmalarımı asi sikkesiyle ateşe verdiler. Peşime keskin virajlı yollar saldılar. Sildim başaramadım, döndüm yatıştıramadım mektuplarına değen gölgelerini. Çile değdim gülüne, tavaf ettim kalbini. Kıyasıma gülüp geçtim. Kıyasıya ölüp…
Duru bir nefes camlara buğu çiziktirir. Kapı önleri çocuk gülüşmeleriyle cıvıl değildir. Köşe başları hiç de birini çevirecekmiş gibi gülümsemez. Toprağı çamur yapan mı yağmurdur? Yoksa yağmuru kirleten mi toprak? Şah damarı neresinde bilmem ki dünyanın. Sıkleti akşam olarak iner ve uyuyakalır şakaklarımda. Ateş ispiyoncusu dumanların dillerine mevsim mevsim hınç tıkayan, esirgenmeyen ve bağışlanmayan günahlarla muzdarip adımı hangi ismine haşiye düşseydim? İlamdır; toprak da yağmur kadar suçludur.
Sularına kan olup aksam her sefer, yine de dönüp dönüp sever misin nilüfer!
Doğu kısırlaşıp batıdan gün sancıyla doğduğunda, kapanan kapılara en büyük kapı katıldığında ve anam yalan bile ağlamaz olduğunda, gırtlağıma keskinliğiyle ilişen tek feryat olacaksan; “aşk dilim dilim erimektir.” boyunduruğunu dolayana hesap sorulmalı sorulacaksa. Boynunu sehpaya uzatana ne demeli? Ceza her ne ise ödüldür ölümü arzulayana yaşamdan gayrı. Sunulan her ne ise ölümdür senden ayrı. Tozpembe, semavîyim…
Bugünlerde oturup kendimi kalkıp yanına ölesim var. Boşluk yutmak karın doyurmuyor mümeyyiz varlığının yokluğa daralmasında. İlk sesimi hatırlamadan son sesimin sen olduğunu bilerek taraçasında konaklıyorum evrenin. Lakin olamayacağını biliyorum. Vuslatına izin çıkmayacak kadar büyüdü ayrılık. Göz mü koydun dünyayı firdevs kılmaya? Cenneti burada aramak divaneliktir. Serin sulardan aldığın can üzerine el basarım ki, tek göğe açılıp aynı anda görülen biri diğerinden daha güzel sekiz katımsın. Şimdi olmazsan beratımsın. Zehir zemberek sıratım…
Yangın süvarileri ensemde rüzgarın topuklarıyla cayır cayır alev koşturuyorlar. Yanıyorum, büyüyorum. “Ya hayat?” deme bana. Şunun şurasında kabrime yuvarlanıyorum.
Rahmindeki aşk mı senin
Ne bu tebdili suretin
çisil çisil
Hares YALÇİ












