My Opera is closing 3rd of March

Ellerini, yakıcı hatıralar gibi benim aşık ellerime bırak...

Rüzgar bizi kendisiyle götürecek...

Subscribe to RSS feed

kıyam/et


Sen vardın, takvimlerden yaprak almazdım günler geçmez diye. Üzerime abanan yokluğuna engel bir şey öğrenemedim satır aralarında. Şimdi de yaşanmamış yarınların koparıyorum izlerini. Ölüm yaşadığımı sanıp gelir belki. Oysa, şuh bir kadındır zaman, kahkahasını yüzlere savuran.

“Ardım sıra zincire vurup sürüklediğim dalgaları, kapına getirdim diz çöktürüp. Uzun salonlarda sere serpe serilen et parçalarından yüzümün kızarıklığıyla uzaklaşıp, sende solunacak efsuna can vermeye geldim.” derdim.

Bunadım bulamayınca. Anlama işte…

Ümit manzaralı gözlerine çekerken bir nefes daha yaygarandan, gereklilik kiplerine hapsedilmişliktir damağımda çınlayan. Kanamamalı…

Kan aradım susayınca. Su sayınca kanabildim ancak. İsa nefesli, şeytan esinli aşk...

Ne vakit oturayım desem keşkelerime, kendimi kalkıyor buluyorum dünlerimden. Liman gemiye demir atınca, yaşlarımdan gözler dökülür. Karınca orduları yürür ürpertimde. Söz orucuna yatmış yanımdan parmaklarımla kundaktaki kelimelerimi gösteriyorum; mucize… Yamalı aydınlıklarda mıhlanan çarem! Çarmıh yetmez tutmaya, arttır sayılarını…

Yüreğime "MALİK", cehennemime bekçim! Hüznüm...

Anlamayınca hal ve kal bireşiminden, ıstırabın isinden siyah çift, hani koca söz "anlattığın kadarsındır”, sana bulalı bir hiç. Yine aceleyle yetiştirmeye çalıştığım anımda çırpınırsın. Kaç gün ömür biçilmiş sana bilmem ama, terzin olunca sağ yanım, ki yürekten mahrum, ömrüne kefen beğen. Ve ‘bekle’yi dile ‘belki’mde...

Sen, hınçla saldır. Kale gibi durdum önümde. Ve yüzünün mahşerinde çırılçıplak damlalar. Haydi, vuslata kıyam et.

Aşk…

Kıyamet..


Hares YALÇİ