My Opera is closing 3rd of March

Ellerini, yakıcı hatıralar gibi benim aşık ellerime bırak...

Rüzgar bizi kendisiyle götürecek...

Subscribe to RSS feed

Sahiden İn(s)ansak

Uçsuz bucaksız kainat, iki yüz milyardan fazla galaksi, her galakside aynı sayıya paralel yıldız... Biri oluyor, biri ölüyor, bir diğeri kayıyor. Ve gal-aksimiz-, Samanyolu...(lütfen adına bakar mısınız?) Bol samanlı, saatte yüz sekiz bin km hızla seyyal mavi bir f. İçerisinde; nefsin gardiyanlığıyla tene mahpus sürü(len)ler, şehir-şehir sürgüne gönderilmiş gibi dünyayı menfaya çevirenler, bedenin diktası altında ruhu ezilenler...

Siz! Şakırdamıyor diye zincirsiz mi sanıyorsunuz kendinizi...

Aynı yoldan geçiyorlar. Tozu konuyor, savruluyor, yutuluyor, yutturuluyor... Nihayetinde esareti, karbon dizimiyle oynanmış elmas kapta sunuyorlar... Tiksiniyor, alıyor, bulanıyor, alışıyoruz... Ellerinde zilleriyle kıtalar arşınlıyorlar... Bir çalıyorlar derse giriyoruz, iki çalıyorlar birbirimize giriyoruz... Bizi çalıyorlar, biz ödevlerimizi yapıyoruz... Yılanlar bin yaşayıp dokunuyor, işimiz başımızdan aşkın oluyor, başımızı seller alıyor, üzerimize selleri kim salıyor, kimseler bilmiyor, birileri camlardan kıs-kıs gülüyor...

Aynı yolla geçiriyorlar! Daha masum/e iken madde dayandırılıyor kapımıza. Alın size aşina bir ses;
-Kim bu soruyu çözecek? (eldeki yemdir)
Alışkanlık şöyle boy(a) atınca biraz, soru da şekillenir;
-Kimler bu deveyi güdecek? (eldeki yem gemdir artık)

Pavlov’un köpeği, Skinner’in faresiyle özdeş tutulup öyle akıtılıyoruz deri altına. Salyalar üzerine kökdelenler kuruyor, kalıp-kalıp adam yetiştiriyorlar. İlla istendik olmalı ve aralıklısı, oranlısı derken her şartta anında pekiştireç istiyor amcalar, ki "tek'iş'tireç'leş"tirilebilelim. Kendini gerçekleştirme masalıyla gereçleştiriyorlar da kılımız musallada kıpırdanmayı bekliyor. Basit mi geldi örneklemeler? Kısık kısık ısı verilince suya, içindeki kurbağa patlar da anlamazmış ateşi. Dünya kazan ve karıştırılıyoruz... Karıştırılıyor muyuz? Zıplayııınnn!!! Demek ki yanıyoruz....

Bununla kalınmaz elbette, her safhaya yayarlar. Kul fiillerinin karşılığını "şap diye" görmeye alışınca başka boyutlara varır çizgiler. Maneviyat kabuğundan soyundurulur. Ee, Allah ubudiyetin hemen ertesinde vermez cenneti sonuçta. İster istemez gözler çıkar aramaya koyulur. Devasa duvarlarımız boy verir, nasıl imar ettiğimizi bile kavrayamadan. Farkına varıp bendini yıkanlar var, var da tatmin etmez sadece ödülle harç koyup koşullamak insantraşları. Olurda tasmayı atan çıkaran olursa söndürmeli hedef harici görüleni. Ne mi yapılır? Engel olunur işte. Eşi maaşı... olmadı mı? İnadına bir de başı... ve engelli olunur...

Zehirli sarmaşık gibi dolanıyorlar içimizde. Biz küçüldükçe büyüyorlar. Sarıp sarmalayıp adrese teslim ediyorlar...

Her yandan arzularımız kadar taarruza maruzuz. Sırtında evler var kimilerimizin, kimilerimizin arabalar. Ve sayın koltuklarını başlarında taşıyanları. Bu ortamın kalıtında mı özgürlük? wanted!!!

ben çıkıyorum kelamdan, kalem namına...

Materyalist felsefenin çöküşü diye zırvalasın dolananlar, dönüp abide(!) olmaya layıklara bakalım. Marx, ciride çıkmış gibi suratımsı şekillerinde. Kabrinde ne huzurla yatıyordur tebessümle, tecessüm etmiş cümlelerini seyre dururken. Hazdan dörtgenleşiyor musunuz izletirken?

Putperestlere; "ne de aptallarmış!" gözüyle bakardım. "Hiç kendi oyduğu bir taşa tapar mı insan" diye...ne zamanki ayna gözden silinmeye adım aldı, anladım; yonttukça secdeye yapışıyor alınlar...ve ortaya Michaelangelo'ya dudak uçuklatacak ustalıkta heykeller çıkıyor; hırs ile taçlandırılıp, riya ile cilalanan...

Bu kadar doğal bir sergiyi başka nerede bulabilirsiniz?
Buyurun! Nasıl, gidiyor musunuz? Kendinizden mi ürktünüz?

Suretperestler hele... Mezar böceklerine; "bunlarında tadı bozuldu be!" dedirtecek derecede kokuşanlar. Boş verin atmosferi, sürünün de vurmasın dışa gerçek kokunuz. Fenomen sıkkınlığından bunalıp ağırlık yapıyor diye elbisesine sataşanlar! Çıkarın, rahat olun. Mahşere staj olur fena mı? Bakışlar arınızın yuh törenlerinde cenazenize sırnaşsın. Çalıp zihin malzemesinden, vücut mahzenlerinde saklayın. Alev almayan yataklarda serpin içinize yalancıkları...

Bilin ki zamanın altmış eli de çorap söküğünde. Çözüleceksiniz...

Tartılmalı, ölçülmeli, biçilmeli, seçilmeli her bir şeyleri. Ne bilsinler bazen gökyüzünü göremeyenler kendi yüzlerinden yüzlerce gök içerler, hiç de bin parça düşürmeden...

Kalpleri boş diye cereyan yapar, kabrin kapısı kapansın isterler. Kimi ileriye yönelik aldığı arsaya "ilerisi" için gömülür, kimi yatırımı düşündüğü şirketin arkasında ki camiye boydan boya yatırılır. Planı talan edilen müflisler güruhu! Serbestler ya hani, istediklerini yaparlar; kime ne? Ama Allah "oyundur" der, gözünü sevdiğim Azrail de oyunbozanlık eder. Uzandıkları yerde anlarlar mı dersiniz, iplerin hangi tezgâhta işlendiğini?

Hürriyete niyet getirenler! Buysanız, kella! Dişlerini görürsünüz cümle mahlukatın.

Hani bazen olasılığın rastlantısallığında lafın beline yüklenip söyleşiriz ya;
—Nasıl gidiyor abi?
—Ne olsun? Evden işe, işten eve...

Kaç milyonsunuz da kaç milyonunuz böyle? Araya daracık köprüler kurmuş gibisiniz. İyi ama gide-gele genişlemez ki yollar. Parça parça intihar olup patlayın damarlarınızda, ki oluk oluk akabilesiniz. Küçük olabilirsiniz. Kırın çarklarınızı da görün nasıl dağılıyor hâkimiyeti ayyaş makinelerin.

Altı kişilik bir ailenin yağ ihtiyacını bünyelerinde depolayanlar! enselerinize şeytan sofrası kurulmuş insan atıklarıyla. İyi avlanın. Yakamadıklarınız açmasın, yutamadıklarınız kaçmasın. Merakımdır, acep eritilseniz ne beslersiniz? Şimdi övünün merhamet girmemiş yüreklerinizle. Ahında şah oluyorsunuz mazlumun. İmhali, ihmal sanıp saçlarınızdan küçük dağlar yuvarlıyorsunuz. Acele etmeyin, yakalarınız tutulmak içindir. Bu arada Karun'u gördüm, su döktürmemişsiniz elinize. Hak etmiş, "hak" edecek...

Aç kokan her nefes ruhunuza birer halkadır bilesiniz ve beş yıldızlı çöplüklerinizde biriktikçe kamburlaşırsınız.

—Alt çeneni içeri al, yemekteyiz!

Mideniz mi bulandı? Ya bulanacak bir şeyi olmayanlar? Tıpkı beyinlerinizin bulanamadığı gibi. Onların beyinleri midenize kusacak bir gün. Ondan mı genişletme uğraşındasınız?

Peki sizler? Günde en az on yedi sefer "sırat-ı müstakim" i mırıldanıp ne dediğini aklının tenhasından bile geçirmeyenler! Hani "ancak sana ibadet ederiz"iniz? İbrahim elinde baltasıyla ukbadan gelip aranıza dalmıyor diye şükredin. Ötekilerle koyun koyuna ve kayan kayanasınız. Söz gümüşse gerisi altındır sedasıyla sarraflara çevirmişsiniz tüm madalyonlarınızın bütün yanlarını. Haydi, paha biçip bedduaya açalım avuçlarımızı...amin mi?

Kahrolsun, kahrolsun diyorsunuz da kahrolunca yalnız gürültüsüne tahammül edecek kaçınız var?

Sizler özgürümtrak susayazanlar! Toplanıp Kur'an balkonunda silkin zihinlerinizi. Yargısızlıktan yakınıyor olmalısınız. Kaçınız mahkumiyetine fetva verir? Yargılayın kendinizi. Gaflet hanı yağmada iken, anlayın kendiniz kalınlaştırıyorsunuz parmaklıkları...

"Urvet-ül vüska"ya uzanın ümit ve korku aralığından. İnayete hıyanet cinayettir..."katilleeerrr..." çığlığıyla suçlayıp birilerini, atmayın üzerinizden kendinizi. Kiralık bile değilsiniz. Balçıkla Güneş'e çatacağınıza açın pencerelerinizi. Rahmani nefes essin setlerinize. Unutmayın, kaçtıkça kaçırılırsınız. Sakının zerre hasiyetinde haysiyet bulunmayan zakkum köklü tubadan! Yeter, dönün siretlerinize!

Ve firar...
Dinleyin, çağırılıyorsunuz;
"fefirru ilellah!!!"
Ne duruyorsunuz?...


Hares YALÇİ