Skip navigation.

Söylenmemiş ne varsa, içimde kalan...

Kalemin ucundan damlayan hüzün

failim olursun / sen git de yeter..

Alıngan bir hiçliktir boynumda asılı duran, zaman gölgen olmuş koynumda terliyor, içimde, dışımda, sebepsiz bir sus...

Pusunu kaybettiğin herhangi bir gece sadece.
Git...
kaldığın gecelerde severim seni nasıl olsa.
İki nefeslik coğrafyanın neresine sığar,
sabır dağları?
bak nefes nefeseyim,
bak ellerim terlemiş
dur deme
ölürüm.
Hem de kapında ölürüm,
failim olursun.
bıçak kesmez acılarımı
sana bırakırım
iflah olmazsın

bir tik tak'ın neresine sığar
istiarelik yorumlar?
bak gözlerimde, yarısı yaşanmış bir ömrün muhasebesi,
bak yüreğimde yarını karşılayamamanın endişesi
dur deme
ölürüm
Hem de kapında ölürüm.
failim olursun

sen git de; yeter..
giderim.
ziyan sayarım ömrümü
uğruna heder eder, giderim.

sen git de; yeter..
giderim.
her şeyi bir kalemde siler,
kendi sehpama, kendim vurup
giderim.

sen git de; yeter.
eski bir türkü gibi kalsa da dudağımda tadı
yaşanmadı sayarım bu sevdayı
inkâr olsa da adı.
demem inan bu değildi hayatın bana vaadi.
giderim

kaçırmadan gözlerini,
ısırmadan dudaklarını,
git de; yeter.
düşünürsem namerdim, dönersem şerefsiz.
giderim

sen git de; yeter.
giderim.
benim başım gözüm üstüne.
sevgili,
benim başım gözüm üstüne...
...

Susuyorum; kelepçede kaldı dilim...
gözlerin çözer lâl olmuş kal deyişlerimi...
sebebin olurum, vakit varken git..
başına gözüne canım verdiğim,
karaları bağlayayım hele bir vakit..


Yazarı bilinmiyor

Lâl olup bize “SUS”uyorum.. Acıtmadım ya seni...?

"Gecenin sıcağı emip, serin serin üflediği bir saatte;gözlerimi dikmişim gökyüzüne yine seni düşünüyorum.. Düşünüyorum o halde varsın..Hep olduğun yerde, içimin en sakınılanındasın..."

Kıpırtısız...
Dingin...
Yeşil gözlerinle gülümserken...
Kıpırdama sakın...( Hafızama aldım bile)

"Saklıyorum seni bi yerlere, bekle biraz.. Tam, acılarına merhem olduğumu söylerken çektiğim fotoğrafının yanına koyuyorum.. Gözlerinin yeşili… İki farklı tonu nasıl da güzel.. Biri güneş vurmuş gibi parıltılı taze bir fidan ve diğeri puslanmış bir akşam üzerinde olgun bir koca çınar..."

Yaslandığım...
Dinlendiğim...
Kendime dillendiğim...
Yapraklarını dökme sakın...(Dilekler bağladım bile dallarına)

"Bize dair... Umut yüklü, henüz yitmemiş…. Defter aralarında sakladığım kurumuş gül gibi saklıyorum seni içimin sayfalarında.. Kimseler bilmesin demiştin, sakınıyorum.. En büyük hazinem oluyorsun çocuk aklıma.. Hırsızlardan sakınmak için kilitli tutuyorum dudaklarımı.. Sana susuyorum..
Lal olup bize “sus”uyorum. Bir gülüşünle su veriyorsun gönlüme..."


Bulut olup...
Çisil çisil elerine yağıyorum...
Sonra şımarık küçük sevgilin oluyorum...
Sımsıkı sarıl, bırakma sakın...( Kokunu çektim bile içime)

"Narkoz almış gibi uykuya hazırım şimdi, sen kokulu rüyalara… Yarı baygın, yarı ölü halimdir sana en yakın olduğum zaman.. Elimi uzatsam değecek kadar, gözlerimi yummam yeter.. İşte buradasın.. Kolların bana açılmış.. Uçurtmamsın sevdaya doğru ayaklarımı yerden kesen..."

Savruluyorum...
Rüzgâr kirpiklerimle sevişiyor...
İçim çekiliyor...
Takılıp gerçeklere, durma sakın...(Ben çoktan düştüm bile içine)

"Zamansız oldu, biliyorum. Hatta biraz da geç.. Akıl edemedim, düşüşleri.. Ben alışkınım uçurum kenarlarına, rüyalarımda çok atladım boşluğa, süzülüp parmak uçlarımda konuverdim sevdaya..."

Ben gerçeğe hiç böyle çakılmadım...
Bilemedim...
Uyandım...
Mahmurum ve hala aşık...( Acıtmadım ya seni……)!

Yazarı Bilinmiyor

Yalnızlık! Yaramsın..

Yalnızlık!
Yaramsın!

Çıkamadığım duvarlarına kanımı akıttığımsın..
Ciğerime ölümümü üfleyen sigaramsın..
Uyanamadığım kabusum..
Alnımdaki iki çizgi..
Gözümde gittikçe siyahlaşan bakış..
Islak avuçlarımda titreyen BUGÜNÜMSÜN!
Yalnızlık!
Yaramsın!
Yaramı kanatansın!....

...

Yalnızlık…
Bir yandan tercihim..
Öbür yandan ahımsın..
İnsanlığımı zorlayan..
Nefretimi telkin eden akranımsın..
İnceden inceye bir ölüş var, yazlıktan gebe kalan...
Yaramı dürtüp dürtüp kanatanımsın..

...

Yaz karanlığım..
Yaz yaramın kanıyla, yaz yaralandığıma...
Yaz yalnızlığımı...
Devir sırtıma bir kış gecesini..
Yağdır ellerindeki nasırları rüyalarıma..
Yaz karanlığım..!
Yaz acımadan..
Lanet oku tükürükler saçarak..
Akıt bir damla kanımı toprağa..
Yaz karanlığım..
Yaz..
Boş durmasın sol elin..
Yarama tuz bas...


...

Bir haykırıştır yalnızlığım, hepiniz mi sağırsınız..?
Haykırmak istiyorum dağların zirvesinde..
Haykırmak istiyorum bos kumsallarda..
Haykırmak istiyorum tek kalabildiğim her yerde..
Yasamak istiyorum oralarda huzur içinde..
Son nefesimi verene dek..
Benden başka kimse olmadığı için yalnız kaldığımı bilerek...
Yalnız ve kimsesiz...!

(Yazarı Bilinmiyor)

aşk...

- Aşk,
Kullanılmamış, değersiz bir hak gibi dursun ellerimizde
Onun da zamanı gelecek…

- Yenilmiş bir şehri avutuyorsun,
Kan revan içinde ellerine dökülen nehirler
Sensizliği iliştirip gömleğimin cebine, kör kütük ıslanıyorum, ucuz…

- Ben nasılsa gitgide boşalan sokaklar ortasında çıplak
Tırnaklarım kirlenmiş, martılarım kirlenmiş
Masallarla avutularak kırılması zor gerçeklere bilincim kapalı büyütülmüşüm, ninni…

- Sığındığın yalanların da terk ediyor
Ceplerindeki tütünler gibi kaybolmuş yaralarına
Karası olan intikam kıyıları arıyorsun kendine,
Oysa bütün gemilerin su alıyor...

- Nasıl aldırmayıp geçerse hedefini kurşun
Bir Peygamber Tanrı’sına nasıl es verirse yorulduğu zaman
Gözlerinle hiçbir sorunum yok, yalnızca
Çok susamış bir İstanbul sabahının üzerine eğilip
Teninden sığınma hakkı istiyorum.

- Sen dağıtıp pencerendeki geceyi yağmurlu bir Ortaköy akşamında
Saçlarının arasında unuttuğum sensizliği
Rüyalarına meze yapıp kuytu bir köşede sızıyorsun.
Bensiz ucuz şarap içmezdin...

alıntı

hoşgeldin gönül makamıma

1. (T)anışıklı Dövüş
Bu hikaye nasıl başladı? Ufak bir soruydu belki… Belki de bir şımarıklık parçası… Tahmin etmediğim bir zamanda gelen; çekingen-küstahlığıma meydan okuyan bir cevap… Sonra sürükleniş- benim açımdan tabi… Ayların yazmayan ellerimin buzlarını eritişi, eriyen buzlardan akan suların sel olup çağıldaması… Sonra tesadüfler… “Benim gibi…”ler… Ve şimdi… Korku!

Yine de… Yeniden tanıştığımıza memnun oldum…

2. Serzeniş (Kime?)
Susmalarda hep daha bir korktum. “Yanlış mı yaptım?” diye bir sormadır geldi… Başka bir hayatının olduğunu unutuverdim. Sanki sen de yaşamalıymışsın gibi… Sanki elimi uzattığımda orada olmalıymışsın gibi gelmişti… Senin sen olduğunu unutarak, sana haksızlık yaptığım için kusura bakma…
Düşündüğüm anda, düşündüklerim sana ulaşmalı ve seninkiler de bana –sen istersen-. Ama anladım… Sonsuza kadar konuşabilirim… Belki de yeniden “susmalıyız…”

3. İç Çekiş
Sen sustukça kendime dönüyorum… Belki de gene yanlış yapıyorum seninle bu kadar çok şeyi paylaşarak… Belki de sen de herkes gibi “normal” olacaksın, ben bu dünyadaki en “anormal”ken…
Kendimi mi abartıyorum, seni mi? Yoksa kendi gözlerimle baktığım her şey daha bir büyük mü görünüyor? Peki… Yanında bir çift göz varsa ödünç verebilir misin? Benimkiler bozulmuş da…
Biliyor(mu)sun, anlatacak o kadar çok şey var ki…
Daha önce neredeydin(m) ki!...

4. Kayboluş
Artık yazmayacağım! Artık sana yazmayacağım!!

Çünkü yazdıkça ve sen sustukça daha bir yapışkan hissediyorum kendimi. Geçen gün bu sehrin havasında asılı kalan katrandan bir farkım yok gibi… Sadece bunun yalan olduğunu bilmek istiyorum. Sadece karşıma geçip –ya da sayfana- “Sakin ol! Paranoya yapmalarınla beni de bunaltıyorsun! Sorun yok! Sıkılmadım, bozulmadı hiçbirşey! “ demeni istiyorum.

Kendime senin ne olduğunu soruyorum. Bir abi, arkadaş… Sırdaş belki… (ama sen daha sırlarımı okumadın ki! 10 bin milyon yıl önceydi, yazdıklarım)
Bilmiyorum işte! Bilmeyi de istemiyorum doğrusu… Kimsen öyle kal! Ne bir adım öne, ne bir adım arkaya… Ben beni dinleyecek biri olmandan ötürü çok mutluyum. Bir süre bozmayalım…
Aslında neyi fark ettim biliyor musun?
Ben aslında “bana” yazıyorum.
Yani…
Sen aslında bensin!

5. Öze Dönüş
Gene yalnızım kendimle… Yeni bir yüz umuduyla çıktığım yoldan koluma kendimi takarak dönüyorum. Mutlak yalnızlık değil belki, ama ona yakın…
Karşıma her çıkana kendi maskemi takıyorum, konuşmak kolay olsun, anlamasa da ben anladığını varsayarak yaşayayım diye… Sonra maske kendiliğinden çıkıveriyor ve ben gene maskemi koluma takıp yürümeye başlıyorum…

Ama her geçen gün, ya herkes daha çok bana benziyor, ya da ben daha çok “hayat” oluyorum!

amaltea...

bırakma ellerimi

Seni seviyorum diyebilmenin başka bir yolu olmalı tek kelime etmeden…
Susmalı dudaklar hiç ayrılmamalı birbirinden.

Bu son gün batışı kapatırken gözlerimi, sensiz şehrin ışıklarına,
Bu son karanlık, sensiz şehrin ortasında
Biliyorum bir yer var sana uzak olmayan, tenimde ter kadar yakın,
Biliyorum bir yer var her yolu sana çıkan,
Denizlerin dalgalarında seni taşıdığı, dalgalar kıyılara vurduğu köpüklerde sen…

Sen en hırçın fırtınalarda yüreğime düşen, kapanacakken avuçlarım uçup giden..
Sen bende sonu olmayan nehirlerin doğduğu yersin, sen akıntılara kapılıp sürüklendiğim sen...

Bugün sen yoksun bu şehirde ve ben yalnızlığa bir o kadar inat seni soluyorum her nefeste,
Katlanmak zor sevgilim, katlanmak ölümden beter!
Her gün batımı bir ömür bitiyor, her gün doğuşu zindanlara bedel,
Kokunu özledim sevgilim, yüzüm yüzünün özleminde…

Nereye kadar taşınır hasretin içimde, nereye kadar bu amansız yolculuk?
Vakit tamam öl desem…
İnan çare değil sevgilim,
Yüreğimde yokluğun varken yitip gitmek de çare değil..

Bilirim bir “elveda” nın buruk tadı kalacak dudaklarında,
Belki gözünde bir kaç damla yaş…
Varlığın da olmalı yokluğumda, ah kadar yakın,
Her nefes alışımda yüreğime saplanan bir ah gibi söküp atamadığım içimden.

Şimdi bir ayrılığın en orta yerinde duruyor zaman ve kapanıyor gözlerim ışığa,
Korkuyor açamıyorum, sen yoksun!
Gidişin hiç benzemiyor ölüme.
Bırakma ellerimi....

alıntı

herşeyim - hiçkimsem..

Gecelerin satırlarından çıkardığım aşkım, gizli saklım
Yokluğunda da varlığında da acısının alevini fanuslarda taşıdığım
İçimde büyütüp büyütüp de içimde öldürdüğüm
Kanların içime akardı da kimseler bilmez, bilemezdi yasını tuttuğumun sen olduğunun…

Gerçekliğinden korkardım da sessiz sedasız sarılırdım yalnızlığına yalnızlığımla
Hayallerimle de gerçekliğimle de senindim
Sadece söyleyemezdim
Sen incinirdin sahiplenilmemişliğin üzgün yüzünü takınıp
Bana belli etmezdin
Bilirdin çocuk küskünlüğüm surat asar da burulursa içim geri getirilemezdim
Söylerdin, “hayatımın en küçük kadınısın” derdin…

Ağlardım sessiz sedasız
Avuturdun avunmayı beklemeden
Özlerdin özlenmeyi istemeden

“Hayalin hep benim, istediğin zaman gidebilirsin” derdin
Bilirdin kalbim senin sadece duymayı beklerdin

Gittim

Şimdi benim değilsin bilirim
Hala hayalim senin ama gerçekliğin ben değilim
Sen duymayı çok istedin
Ben zamanında söyleyemedim
Seni kendimden bile çok sevdim

Hayalin hayalimin elinden tutup götürse keşke o eski yaşanmışlığımızın semtlerine
Öpse yine öpülmeyi beklemeden
Sevse yine avutulmayı beklemeden

Kaybolsak yine o semtlerde geri dönmeyi istemeden
Sussak yine hesap vermeden yaşasak sadece zamanı beklemeden

alıntı

son sahne..

Artık seni başka kokulara, başka kollara bırakıyorum.
O kadar yakıp yıkmışlığın varken hayallerimi; seni ait olmadığın düşlerimden çıkarıyorum. Masallar şehrini kendi ellerimle yaktım! Küllerini yolluyorum şimdi sana gözyaşlarımla...

Zor oldu evet, ağladım belki, canım yandı ama anladım! Meğer masallar şehrinde hep yalnızmışım, meğer yaktığım hayallerimmiş. Oysa ne çok yakışmıştın adımın yanına; ne güzeldi sana dokunmak, sarılmak... Sadece bir gün de olsa güne seninle uyanmak ne güzeldi..

Farklıydın…
Öyle sanmışım, oysa yanılmışım..
Aslında farklı olan sen değil benim hayallerimmiş.
Ben "bu aşk bir masal" demiştim, anlamamışsın…
Sen bir masalın galasını oynamışsın, ben yazdığım masalı yaşamışım..

Ey sevgili şimdi bu son sahne...
Eğilebilecek yüzün var mı benimle...?

alıntı

sensizliğe isyanım

Kuruyorum soframı ayışığı vurmuş ihanetinin yüzüne
Kayıp ilanı asılı gamzelerinin gizinde..
Göğsümde ise ay vurgunu bir esaret
Nefessiz kalmış seni özlemlerim..
Nefretsiz ..
Soğuk bir yalnızlık kurşunuyla..

Sıradışı geçmişler ve kokulu ümitlerle dolu
Karanlığın yüzü vurmuş yanılgılarıma..
Yarına gitmeyeceğim,
Düşlerimi kaybettim hüznün ay ışığında
Vakit artık kızıl hüzün..
Kurgulanmaya sığmaz hayaller
Yüreğim bu kederli yolculuğun en mahzun istasyonunda..


Ne bir isyan ne bir dilek,
Yalnız bir yas sensizliğe; gözlerimin içinde,
Bütün kimsesiz kelimelerin ortasında yaralarımla tek başımayım,
Yüzlerce sesin yankısı geçiyor çığlık çığlığa yüreğimden..
Soruyorum duvarlara seni anlamsız ifadelerle...

Açıyorum kapıyı sessizce duymayan kulaklarla,
Bakıyorum, mukadder yalnızlığa kapanan gözlerle..
Sezlenişler yüklü, hayallerimin kanatlarındaki yüreğim
Yağmur hüzünlerinden intikam alma gücüm kalmadı..
Ama düşlerim hala şiir; gümüş-mavi çizgili..

alıntı

tüketiyorum ömrünü kelebek yüzmelerin

İç acılar toplamımı aşmadan yenilgilerim çekip gitmeliydim,
Çekip gitmeliydim!

Korkuyordum,
Yaralarım diye seni
Serseri mayın tesirli sözlerimle…
Sınır dışı edilmiş merserize serinliklerimde
Titrersin diye,
Korkuyordum!

Tek şeritli bir otobanda,
Kaza süsü verilmiş bu ilişki
Daha fazla sürmezdi
Biliyordum…

Bu ten, bu beden yoracaktı
Bu coğrafya, bu iklim bozacaktı
Bitki örtülerim sarmaşık kılığında boğacaktı elbet seni!
Biliyordum başından beri
Biliyordum adım gibi…

Yarı ıslak, çırılçıplak küflü bir kırgınlık sızarken gölgemden
Biliyordum takvimsel uyuşmazlık
Ya da şiddetli betimsizlik bahanesiyle
Tedavülden kaldırılmak üzereydi bu ilişki zaten!

Şimdi göğsümde köpüren köprücük sularımda
Tüketiyorum ömrünü kelebek yüzmelerin…
Küreksizim, nefessizim!
Bir körünki kadar ağır adımlarım,
Bir sağır kadar dilsizim!

Sanki ikinci sınıf bir oyunun açılmayan perdesinde,
Figüranca unutulan repliğin son hecesindeyim!
Ya da kılçık kıvamında boğaza düğümlenen
Ekmek arası etkisiz bir ünlemim!

Ama biliyordum
Çok açıktı,
Aşacaktı seni parantez içlerim,
Beş bilinmeyenli denklemlerim…
Yoracaktı gam küpüyle çözülmeyen formüllerim!
İç acılar toplamımı aşmadan yenilgilerim
çekip gitmeliydim,
Çekip gitmeliydim!

Ekvatora kırk derece eğriydim
Yazları kurak, kışları kederliydim,
Yer yer parçalıydım,
Bulutluydum,
Nemliydim!
Seni bu iklime hapsedemezdim!
İşte bu yüzden
Gitmeliydim,
Gitmeliydim!

Yeşim Kırlı