GÜL NE DEMEK? ADI BAŞKA OLSAYDI BU KADAR GÜZEL KOKMAYACAK MIYDI... (shakespeare)

Subscribe to RSS feed

cengiz ÖZKAN - seher vakti çaldım yarin kapısını

cengiz özkan-daha senden başka yarmı yoktu

sevdaya düştü gitti ömrüm

GÖKSÜM ÜŞÜYOR

yaşanılası kalmamıştı artık hayatın dinginleşen göksümde
uzakların türküsünü muska diye iliştirirken gözlerimin buğusuna
geceleyin ayazların ortasında kalakalmışsam sokak taşlarının tozu misali
güneşler doğmasada olur ayın şavkıyla avunur avuç içlerim

ketum

ERİTİN BENİ!

bir şiir yazdım düşlerimdeyken sen...bir şiirki dizelerinde gam hasret elemlerin biri bin para eden hemde.ellerim titrerken yazdım yüzüm göge dönerken yazdım ruhum allah'a yalvarırken yazdım.içimi şöyle derinden çekip,bıraktım kendimi gecenin koyuluğunda kendi koynuma.aklıma geldi birden bir çocuğun zorla büyütülmesi,büyük bilinmesi ve sırtına bin yük bindidrilmesi.elleri nasır ve çatlak.kirler ayaklarında kat kat olmuş acıyı bile unutmuş.ama içindeki acıların her zerresi bakışındaki mahçup içtenlikte gizli ben gördüm...
eyyy yüce yaradan,eyyy beni yok iken var eden ulu ve vedut olan rabb.sığınaklarımda bile ölüm kokuları var hissediyorum.ağlarken gözyaşlarımın koyuluğundan korkuyorum.
ceplerimdeki kırçiçeklerim kurudu bu bir kadermi....

ardına kadar açılan kapıların açık gibi görünüpte sessiz ve soluksuz oluşlarını gördüm ardında olanların.ıssızlık çölünde erimekteyim günden güne.adreslerdekiler yelerinde durmuyorlar galiba?yoksa benmiyim duramayan hiçliklerin ortasında!karabasanlarla birlikte ilerlediysem ne çare!ki,hep gölgemin içerisindeydim.ölümler bile gelmiyorsa artık çok arzu edilirken ne yapmalı dikensiz olan gülleri ve o eşsiz kokularını.artık tüm şifreler çözülsün.tüm yok oluşlar ertelenmesin hayat dörtnala parlamış bir beygir heybetiyle almış başını gidiyor,verin şarabımı içeyimde zahitlerin kervanlarına katılayım.eritin beni artık yakılmak istemiyorum gövdemden ayaklarıma.dileklerim ne olaki kurtulabilmekten başka ne olaki hayretimin artması temennisinden başka.sarılmış herbiryanım yanıyorum üstelikde üryanım..!
ceplerimdeki kırçiçeklerim kurudu bu bir kadermi....


ketum

AHIMI HİCRANIMI SAKLADIM GİZLİ TUTTUM

DOST


hangi içli nota serinletir yanan ruhunu bilemiyorum!
hangi kuyunun sakasında saklıdır serin sular
hangi yaralının akan gözyaşlarındadır duaların
hanigi denize haykıracaksın öfkeni
hangi ateşlerde yakacaksın kendini serinletmek isterken
hangi şeyleri yapacaksın,yada yapamayacaksın
ne yaparsan yap...
bir el omuzunda...

ketum

VARLIĞIM SANRI İDİ

Durmaksızın koşmak öldürecek beni
Kimliğim bende değil galiba.
Haytayım birazda budala
Hangi yana dönsem gözlerim kanıyor
Sızılı bir ney yakarıyor sanki her bakışımda
Külümde yok yangınlarımın ardında,
Dumanım ise isli ve kapkara.
Hergün işliyorum dantel dantel göksümü
Hergün yalvarıyorum yaradana al beni
Göremiyorum artık güneşleri
Kör bir dilenciyim yaşamın her zerresinde
Avuçlarım yaralı,dilim isyanın her hali.
Ölüm yakamı senden kurtaramayacağım değimli?
yerim yurdum bellidir ben kayıpken
aynaların önünde yoktum,
varlığım sanrı idi.


ketum

Erkan Oğur-Zülfü Kaküllerin Amber Misali

ATEŞLERİ AĞZIMLA BEN HARLADIM

Ölümün uçsuz ve iştah kabartan huzuru!
Güneş yine üzerime doğdu sabahın seherinde yankılanan ezanların sonrasında.
Tüm çıplaklığıyla gözlerimin içinde kaybolan dirimim,yadsıyamadığım yanlızlıklarım,sabahlarıma inat gece karanlıklarına hayran oluşum ve aykırı duruşum.
Şirpençesini sineme geçirmiş şahin bakışlı,titrek mum alevleri edasındaki korkularım ve yüreğimin yerinden fırlayacak kadar attığı zamanlarıma inat duraganlığım,aklımın başımdan gidişi ve sonrasındaki aklıma başıma alabilmek için verdiğim müthiş çabam.
Yaşayabilmek hayli çetrefilse artık,zincirlerin herbiryandan kol gezdiği mekanları arşınlarken ve ellerim kanarken,yanarken temmuz güneşlerinde,buza kesmişken ellerim şubat soğuğunda,sığanacak limanlar ararken ben daha bir kırıldım,daha bir ürktüm ve çok daha fazla korktum tepemden tırnağıma kadar soluk alışverişlerimden.
Denizleri arşınlayabilmekde yoksa serde,dağbaşından bırakamıyorsam kendimi ölümün uçsuz ve iştah kabartan huzuruna,yarınımda bir papatya yaprağı bile yoksa,neye yarar alçakça akan hayatı alkışlamam!
Ebediyet medhiyeleri iştah kabartadursun ben bir elimi bırakıverdim iki elimle yapıştığım fani olanın yakasından.


Gecenin karanlığında bir parça aydınlık bulabilirmiyim diye iç geçiriyorum,derinden ahh ahh diye inleyen nefesimle yalınız ve ketum...
Nice sırlarımı ve eskiyen yanlarımı en köhne mezarlıklara gömüyorum ve buraki kendimi birde dışarıdan göreyim diye hemen çekip gitmiyorum mezarlıkların dışına.
Görüyorumki orada yatanda benim bana dışarıdan bakanda ben!
İlginç...
Derken dilimdeki mısraları dudaklarım heceliyor..
Avuçlarımın arasındaki yaralı kalbim
Titrediğin kadar ağladığında su oluverdin.
Sessizliğinin çığlıklarıyla yankılanırken meydanlarda
En tenha koyaklarda üryandın ortada.
daha sonra;

Bir damla kan içtim ben...

Ateşleri ağzımla ben harladım...

Ben gençliğimin ücra denizinde boğuldum...

En içli türküyü dudaklarımla ben heceledim...


ketum