Skip navigation.

bir meltem'dim esip geçtim ~~

.kayıp kıta yazıtları~ruh-u revân.

İçilen Gökten







Gümüş tozları serpiliyor yükseklerden
uyandırır gibi sihirli dokunuşlarıyla
hayat veriyor ellerini tutunmam için sana.....
Nasıl susabiliyorsun sesime ?
İçime bağıran sevinçler gibi
seni benliğime götüren.....


Var oluşuma dokun
Cennet’teki ilk ayak izlerinden,
zamanın dışından yürüyerek
gelişinle uyandır beni.....


Kapılarını aç gözlerindeki yıldızların
ağladığım belirmeden
sonsuzluğu görmeni , hissetmeni sağlayacağım
kalbimdeki içilen gökten.....


Haykırışlar hızlanıyor bulutların tepesinden
gözlerimin rengine örtünerek
aşk veriyor iplerini bağlanmam için sana.....
Nasıl sarılabiliyorsun her şeyime ?
İçime dolanan sarmaşıklar gibi
seni derinime aşkla düğümleyen.....


Ruhuma örtün
evrendeki ilk yaratılışın saflığından,
boyutların sınırsızlığından özgürleşerek
aşkınla arındır beni.....



Kapılarını aç gözlerindeki yıldızların
ağladığım belirmeden
sonsuzluğu görmeni , hissetmeni sağlayacağım
kalbimdeki içilen gökten.....



(Aylardır heran sen gülerken güldüm, sen ağlarken ağladım
artık güneş mutluluğa mutlulukla doğacak
gülümsemende ki güneşi içeceğim .yanında aşkla daima!.kalbimsin.....)




~kronikŞairhiçe~
meltem BERTON

US.....MA.....bil!

, , , ...






[ ~.....Geri dönecekler bizi almak için geri dönecekler.....~


Sonsuzluktan bahsediyorum sana
Biz « nefilim »leri unutulmuş olanları
Ebedi mutluluğa ulaştırmak için
Nuh’un gemisi ile geri dönecekler
Kızıl Ejderin koruduğu kanatlı dünyanın sırtına
Altından nehirlerin aktığı
Upuzun yeşil ve kırmızı yer ile göğün ormanları
Ciğerlerinin nefes nefes diyorum nefes dolduğu
Özgürlüklerin özgürce olduğu
Yaşamın kutsal sayıldığı savaşların olmadığı
Biz ki bir cennetten gelmemiş miydik?
O aşktan dünyaya bizi yeniden almak için geri dönecekler..... ]



.....


.....Işık ve şehirler yakılır
bir uygarlığın doğmamış ve yanlış/yalnız doğmuş çocuklarına.....




.....


.....Yangınların içine doğuyorsa eğer küller
ormanların yok oluşu ve susuzluğun
çoraklığı yüzümdeki zaman kadar benim.....
Usumda dehlizleriyle kalan şehrin
mihraca değdiği merdivenlerden
çağlarca koşan kavimler
Ay’ın arkasını aramalılardı
gördüğümüzden çok !.....

.....Çağlamıyorsun USumu ters çevirerek usul usul
tersine akmıyor ~ tersine akarak geriye dönmüyor zaman.....
Gözlerim gibi çağlamıyorsun nehir nehir
boğulmuyorum yüzümden bin parça
yaşlarım bile kırılıp dökülürken yarı yarıya.....


.....Çarpıyor rüzgârlarıma tohumları s.imleriyle yıldızların
dağ~ eteklerinden inerek açan çiçeklerin taçlarına
kokusu sinen denizlerin
bulutlarda kaldığı dalgalarında
dudaklarındaki sözler devrik
tuzlarıma karışıyor.....


.....Güç~dokunuş gökyüzünden başlayacak.....
Diren ve öyle tutun bulutlara
zahit yıldızlara , yıldız yağmurlarına öyle tutul !.....
Kavramışken ellerimle dirhem dirhem dizlerimi,
kuruyor buz gölleri bile cayır cayır
mantosunu giyinmiş merkezlerine seyahat edilen çekirdek çatlıyor
ve donmuyor otoritelerin yüzlerinde
hiç bir ifadesiz cümle küresel iklimlerde ! .....
Mim misali sözsüz oyunlarla dönüp duruyorken o çarklar
elif.be.te.se.cim.....mim..... diyorum ben !.....
Bata çıka dönen Dünya usumda büyürken
doğan güneşe seni anlatıp,
bedenimin batısı sol yanım diyorum ben !.....


.....Geçerken zaman taşıdığım omuzlarımdaki defterlerim
kitaplarım yanmasın diye
kayıp kıtalarımı bulmaya bir söz şimdi
bütün Dünyalarda
SANA ve BANA.....(.....aşkolsun!.....)



.....Külleri eserken çocukların yedi cihana
renkli taşların oluşturduğu biçimler geçmişleriyle
zamana yenik
yüzümdeki gamzemin oyuğuna sakla yüzünü.....


.....Asrının hangisi olduğunu bilmeyebilir bir ruh
hangi zamana ait olduğunu
bilsede sığamıyor
topraktan kalıplarına~kaburgalara~pıhtılara.....

.....A.sırlar ;
İçimde çoğalan medeniyetler
ilk aşk , ilk yazı , ilk rölyefler , ilk hiyeroglifler,
su kanallarıyla ilk şehirler,
ilk göç, ilk tufan, ilk gemiler,
ilk peygamberden son peygambere
bugüne içime sığmayan devirler.....


.....Dilime inanmıyorsan
Siriüs’e(Şi’ra ya)
sor !
Bir çift olarak yaratılmıştır
seninle ben gibi “yakın”
yaratılmıştır !.....


.....Dizlerim üzerine çökmeliyim
alnımı yeryüzüne kapatıp
ipek yollarınızdan kervanlarınızdan geçip
yönümü hicret yollarına çevirmeliyim.....


.....Kemiklerinden değil
kutlu yükseliş için
kristallerinden .d n a şifrelerinden. kırılacak indigolar , kristal ve yıldız çocuklar !.....


.....Şşş! Söndürdüm tüm ışıklarını yıldızların
gözbebeklerim şehirlerin ninnilerini dinlerken
2012'den 1001'e ya da 49,9’a kadar sayıyorum şimdi
bana bir masal anlatMA !.....

(.....Ne çocuk oyuncağıdır aşk,
ne de büyüklere masallar !.....
senisenolduğuniçinseviyorum
sanasenolduğuniçinaşığım
benibenolduğumiçinSEV
banabenolduğumiçinAŞIKOL!)



~kronikŞairhiçe~
meltem BERTON

[ .....kitabın prospektüsü..... 3 ]




Sığılmaz Bu Evrene

, , ,





.....

Deniz fenerlerine yıldızları sığdırabilir miyiz ?
dönüp duran ve renk değiştiren ışıkları
Nuh’un gemisi bile yolunu bulsun diye
ıslak odalardan gözlerimize sığdıramadığımız kadar çok.....
Bileylenmek mi bu bileklerimde~bileklerimde tutamazken vuruşları ?
Düşerken diz kapaklarıma yollar birer birer
ve sırtımdaki gözleri açık bıçaklar bir türlü düşmezken
sığmıyorum , kendi içime bile.....


.....Duvarlarına tutunuyorum
unuttuğum ellerimi yastığın altından çıkarıp
sisin~dumanın arttığı duvarlara~yanık renkli muhkem duvarlara!
Dabbe çıkıp Musa’nın asasını ve Süleyman’ın mührünü buluncaya
Zülkarneyn’in eritilmiş kor bakır’dan dağ gibi sed’i yıkılana kadar
duvarlarına tutunuyorum kıyametin.....


.....Kemiklerde yeniden dirilecek
ağardığımca~ağrıdığımca~ağırlığınca yüklerim
yaralarımdaki deniz kabukları
acılara doğranmış surları kaplayan
saçılmış ve katledilmiş kırık dökük çocukluğumuz
bütün bunları yeniden öğrenmek için değil elbette.....


.....Bedel parmaklarımıza dolanmış şefkatli bir kaç anne sözü dinlemediğimizden
kovulmuş olmayalım diye birkez daha
iliklerimize kadar işleyen kudret
kendimize kendimizi geri getirecek.....


.....Boş kovanlarla naaşlar yanında oyunlar ağlayan çocukları
duyduğunuzdan, gördüğünüzden , bile bile ses etmediğinizden beridir
hiç bir mertebede değildir ellerini kıyam için kullananlar!
Onlar Darwin'in çocukları olsunlar o yanardöner oyunları seven ,
biz Allah'ın esirgediği çocuklarıyız oyun nedir bilmeyen!
Nasıl bir zamandayız biliyor musun?
Matrix değil hayır,
çünkü aslında kaşık var ve en az bu naaşlar kadar gerçekler
ve ahir zaman dedikleri bu evet.....


Ne kadar ağır bütün bunlar ve ne kadar da ağır bulutlar gözlerimde
tabiri yok işte , tarifi yok yok olup giderken birer birer çocuklar
yaktım barutu , ateşi , silahı bulan devirleriyle çağları takvimleri bile.....
Ve birer birer küllerimle kendi içime emanetlerimi dağıttım


Dokunduğumda akabilen, eriyebilen ve bilinmedikleri de bilebilen d.okunuşlar var
gözlerinden ve gözlerimden bir milat dolusu yangınlar.....
Çarşafları buruştuyor musun sen de ,ben dolanırken kendi aklıma ?
Ve kapalı kapıları duyuyor musun sen de ,ben vururken kendi canımla ?
Ve dokunduğunda gururuma yaptıkların
sökebilen ,
ezebilen ,
kırabilen ,
acıtabilen ,
öldürebilen
yanların var sol yanıma suikastler düzenleyebilen!


Yere battı o saraylar krallarıyla ve sultanlarıyla bilmiyorsunuz.....
Taş olacaksınız suçsuz olan Medusa’nın başını keserken
Şahmeran’ ın kanını içerken bir ibne
Mısır’da Nil zehir zemberek akacak
ve rengi kalacak hamamların duvarlarında bile.....
Constantinapolis..... diyecek birileri
tan
bul.....kızıllığıyla yanan bir elma gibi
ilk günaha ısırılmamış bir beden kayb’olmaya’.....
Oyuklar açılarak işlenir taş yazıtlara harfler
ve isimler bile o oyuklara düşecek diye
gök~ten koparılmış tufanlarca günahsız elma.....



Gözlerin de var senin ~ henüz bana bakamadığın.....
Kalk! Kalk ve önce gülümsemeni yerleştir gözlerime
bunu yapabilmelisin ~ yapabilmeliyim
zaman alıyor ömrümüzden ve zaman alıyor tutunabilmek hayata yeniden.....
Elinde saklamaktan etine işleyen anahtarınla kapıyı aç sonra
bir adım bir adım daha.....
Koş! Koş bahçelere, deniz fenerlerine
sığılmaz bu evrene
bakabildiğimiz zaman gözlerimden ve gözlerinden
başka bir yere sığınamaz diye hiç bir yıldız bile
belki de.....(aşklasadece).....


.....

~kronikŞairhiçe~
meltem BERTON

[ .....kitabın prospektüsü..... 2 ]

Sırf Bu Yüzden

, , , ...



Rütbelerden bahsediyorsun saçlarından omuzlarına ~ omuzlarıma ilişen yıldızlarımdan.....Sönümsüz küre~sel gök~yüzü titrerken soğuktan değildi korkma.lar uyuştuğunda parmakuçlarımda.....İçinden nehirler geçen şehirler ve içimden şehirlerle geçen kavimler biliyorum, biliyorum yeniden ikiye ayrılmayacak hiçbir deniz ve kimsenin günahı kimseye karışmayacak tuzu tenimizde yanarken.....Bir aşkı kim büyütecek haritalardaki göç izlerinden , dizlerimdeki çocukluğum kayıp bir kıtayı ararken ~ kaybolan ilk çocukluğum başaşağı kayarken~kanarken ?! Sus ! Elim sen de oynanan bir âlemin , bir düzeneğin dişlisi olmadım hiç ve belki de hep sırf bu yüzden bu kadar çok savunmasız kaldım Nefertiti’ye , Sezar’ın olmayan hakkı Sezar’a , Brutus’e ve elindeki ihanetin ucuna sırf bu yüzden.....

‘On’ emir ~ ‘üç’ tapınak sokağımızda yıldızlarla kilitli anlarımda , diğer yanağımıda sol yanımla çevirirken vurul.an ağladıklarım vardı benim , benim sana olmayan duvarlarım içime içime avutmaz diye bile hiç bir sabaha karşı sözler çığ.lık çığlığa ağladıklarımdan yükselen ağlama duvarlarım..... Paris’te çanlarını bile sattılar kiliselerin, ruhlarını sattılar dinlerinin sadece kulaklarımda uğultusuysa “çın çın çan” çınlayan tepedeki kalbim kaldı bir gün Ayasofya’ya gidip ezanın sesini dinlemek istediğim.....

Gülümsemek istiyorum dudaklarında tarifsiz bir hissi yaşarken ve yaşarken henüz ben, bir müzeye kapatılan Mona Lisa’nın yüzyıllardır çözülemeyen tarifsiz gülümsemesi kadar yalnız olmak istemiyorum..... Hezarfen aşkla inanmasaydı eğer uçabileceğine Galata’dan herkesçe inanılmaz bir şeyi başarabilir miydi ? Cevapsız değil sorular hepsinin sadece bir tane doğrusu var aşkla inanabilirsen eğer ~ bana.....Gözlerim ağrıyor ç.ağlar akıp giderken günlerce ve ben birtek seni böylesine bu denli çok(severken) ç.ağırırken , bir asmanın dalında şarap oluyor eziklerim kana kana.....

Saatlere karışıyor nefesim avuçlarımda Dünyanın tozu~dumanı ve herhangi bir bahçeden neden kovulduğumuzu soruyorum~soluyorum içime ve soluyorum renklerimi kül kül.....Kalem(im)de dört nala koşuyor tahta at kuruda olsa deniz atlarımla yanıyor~u.yanıyor kayıplarım uyunmaz zamanın kırıklarında yaz.a y.aza azalmadan.....Bak! Gidişler çadırdan cümleleri kurarken devrilmeye mahkûmdur diye bütün sen’li özneler kavimlere benzerim ben hep yakıp~yıkılan kavimlere.....Evrenin köşelerine savruluyorum yanık kokumla bir tütsü gibi sırf bu yüzden böylesine fazla pa.ram.par.ça kaldım Mezopotamya’ya, taşa üflenerek yazılan boşluksuz yazıtlara(boşluksuzkalplervekelimelerbiliyorum), Sümerlere ve gün be gün yaklaşan takvimlere sırf bu yüzden.....




~kronikŞairhiçe~
meltembrtn

[ .....kitabın prospektüsü..... ]

Ay’la kıs geceyi

, , , ...






Ay kaldırımlara dökülerek yürüdüğü an
mevsimlerin gölgelerinden geçerek
atılmamış adım hizalarında bir düşme ağrısında
canım yanıyor yüksekten.
Arka sokakların birleştikleri yerde
çıkmazların içine korkuları yakıyorum
mevsimlerden kalan yapraklarla
aşkından geçerek.

Ay’la kıs geceyi
üzerime vuran sessizliğini duy.
Topuklarından düşerken gözlerim
içimden dökülen dokunuşların ellerini bul.....


Koşarak içinden yaşanmamış evleri
geçmişten yenilerek gelecekten düşerek
sorguluyorum duvarları yaralarımda lâl şehri.
Parmaklarında kalıyor rengim
yıkıntıların devrildikleri cümlelerde
kırıkların üstüne kokuları bırakıyorum
dünlerden yarınlardan savaşlarla
kendimden geçerek.

Ay’la kıs geceyi
üzerime vuran sessizliğini duy.
Topuklarından düşerken gözlerim
içimden dökülen dokunuşların ellerini bul.....



~kronikŞairhiçe~
meltembrtn



bugünlerde

, , ,




Ne deli boranlar kopuyor kar kıyamet , ne bahçede çocuklar koşuyor yüzlerinde gül bereket
barut solukluyum ne odunlar balık , ne ateşler su oluyor
ve çökmediğim diz yaram kalmasın diye
gözlerimle topluyorum dökülen zamanlarımı kırık kırık bugünlerde.....
.

.

.

.

.


~kronikŞairhiçe~
meltembrtn

demirden parmaklı kız.....

, , , ...





Dramatik bir piknik yeriydi kanın gövdeyi götürdüğü mangallarca çocukluğumuz. Pijamalı adamların boy gösterdiği, çam ağaçlarına bembeyaz kedilerin tırmanıp aşağıya inemeyişi. Hayat kebab ve şiş şiş ve sis sis ve kuş başı ve bakışı tepeden tepeden önce büyüyüp sonra küçülüp adam adam ve kadın kadın düşüp yenildiğimiz afiyetsizliğimizdi. Aklımdadır hala bir lades kemiği gibi ve kırık şekli gibi iki parçaya bölünüp bir araya gelemeyişlerim. Kendime gelemediğim halde kendi kalabalıklarımdan gidemeyişim.....

Gözlerimin yettiği kadar beyaz gelincik ve gözlerimin yittiği kadar kırmızı papatya tarlaları. Sırtımı toprağa emanet edip yüzümü bulutlarla şekillendirdiğim o çocukluk günlerim. Paçalarımın/parçalarımın susuzluktan sırılsıklam olduğu derelerimin içindeki onlarca prens olmaya niyetli kurbağaların beni binlerce kez öpmesi ile yedi cücelerle kaçtığım gökkuşağından kule ve kalemin kırmızı pamuktan prensesiydim.....

Kocaman bir kalem vardı. Kalemin içinde odalarım ,odalara kimseler girip çıkamasın diye yapılan demirden kapılarım. Kaleydi kaleydi ya benim kalemdi orası. Emrimde bir sürü kendim gibi kalabalık vardı kalemin kapıları gibiydiler onlarda. Sonra surları, duvarları vardı kalemin asılmaz/aşılmaz surları. O kadar yüksektirki kalemin duvarları yıldızlara değerdi geceleri yanaklarıma nöbetçi düşerlerdi teskeresiz ve gündüzleri maviydi.Gözümü alamazdım maviden dört duvarımın içine sıkışan mavimden. Kuşlara hayrandım maviyle dans edişlerine istedikleri yere gidebilmelerine ve o kanatlarının altından s’üzülen kalemin dışındaki kırmızı gölgeleri getirmelerine.....

Çocuk ellerimle yapabileceğim kumdan bir kalem yoktu öyle bir şekli olamazdı. İstediğim zaman, canım sıkıldığı zaman bozup yeni bir ev ya da özgürlüğümün sembolü kuşlar yapabileceğim bir kum birikintisi yoktu önümde/önümde dört yüksek duvarım, bir sürü iç içe geçmiş demirden kapılarım, kapılarımın içinde paslanmış ve kilidi kırılamayan adamlarım ve kadınlarım vardı. Anahtarı o upuzun/rutubet tuğlalı kalemin sırdan ve surdan duvarları arkasında bir yerlerde saklıydı ve ben demirlerimin arasındaki kule ve kalem(im)le kendi dışımdan kendi içime kilitliydim belkide.....


~kronikŞairhiçe~
meltembrtn

P’esten.....

, , ,


Bir şiiri hangi makamda okumalıyım ki
bu gecenin yalnızlığını anlatabileyim ?



do ;



do~ğ bizi



re ;



re~nkkörü



mi ;



mi~limlerce düşmüş



fa ;



fa~ili meçhul



sol ;



sol~umdaki yaran



la ;



la~des kemiği gibi aklımda



si ;



si~garamın s'es tellerime verdiği hasardan



p’esten okuyorum geceyi yanlışların do~ğruları detone etti……



~kronikŞairhiçe~
meltembrtn

uçları keskin manifesto!.....

,

hmmm ne düşünüyorum söyleyeyim ;

yayınevi arıyorum bodrum katında olmadığım sıfatlarla gömülmeyeceğim. . . . .1,2 ve 3 değil'im. . . . . süngü'm ve tetiklerim var ak olmayan yüzsüzlüğünüze dönük tek kişilik orduyum!. . . . .

ve çatı katındaki kamufile edilmiş bodrumlarda var bilirim onlarıda istemiyorum. . . . .

evet tam olarak bunu düşünüyorum. . . . .



~kronikŞairhiçe~
meltembrtn

zamanın bütün köşelerinde.....

, , , ...






Böyledir

sıkıntıda geçer geçmeyi bilmeyen

zaman.....


Zamanla eskiyorum.
Zamanla doğuyorum.
Zamanla tamamla.....nıyorum
Sana.....

An’sızı
yor.....ulan
vakit
vakit

yoruluyorum!.....


Sesini d’uyuyorum
kalıyor
kulaklarımda
kalbimde
avuçlarımda
avuç avuç sesin.....


Soluyorum
için için içime
büsbütün bir gökyüzünü içime yağıyorum
uzun
uzun
soluyorum.....


Sesimde düğümler çalkalanıyor
hare hare
gözlerimde sözler.....im
la
ağlıyorum.....


Avutmuyorsun
kanayarak akıp boğuyorum sensizlikleri
yaram’ı
sar’m ı y o r su n!.....


Günlere yıl v’erip dur
u
yor
um
an

yor
um
günler yılları benimle demliyor
acı
yorum.....

Ve sen çıkıp zamanın bir köşesinden
dön.....müyorsun.....



.kanayan kalbim ellerimde
bekledim.....beklerim.

zamanın bütün köşelerinde.....



~kronikŞairhiçe~
meltembrtn