Dipdiri öpölü sevişerek öp’erken’ zamanı ben öp seveseveuzunuzun gid’erken’ sen bir bir iki iki üç üç dört dört b’eş b’eş Birike birike bilmem kaç kere yıkmak istediğim duvarların biriketleriyle bekledim .beklerim. Say etrafını etrafımın etrafımdaki etrafının sarmansarışıkdolandolaşık uzayana kadar bir kırışıkkarışık ışık boylu boyunca karar kararınca kararlar al gidişinden beridir uzun uzadıya uzayan duvarlarımın sızım sızım sızlayan yanlarımdan b’eklentilerimi’ al. Neydi? Uzaklaştıkça yakınlaşan ? Yakınlaştıkça uzaklaşan ? Tamam ya da tamam olmayan ? Yarım yada yarım olmayan ? Neydi ? İçten içe büyüyenlerimiz ben seninken ve O dahil olmamışken asla aramızdaki uçurumlaşan ve gittikçe sen benden ‘O’ yüzden ben ben düştüğüm büyüyenlerimiz ne zaman büyü ile büyüdük biz iken biz siz Onlar ve bil ki ben ve sen biz iken siz ve Onlar hiç olmamıştılar. Hangi köşenin hangi dibinde ağlarken şişenin dibine biz bize yutturulan gizli saklı y’az’ıt'lar’ b’en’zer’miş’ hep birbirine meğer bütün yalancı ayrılmalar.....neydi? Neydi ? Başı sonu olmayan kapıdan ve ardına baktıran bir kış(kış) günü, olmayan bir sokağın olmayan bir evinin olmayan bir ter’asında’ istiflenmiş izmaritlerini bir yangının külünü yeniden yakar gibi parmakuçlarımdan dudaklarıma senden habersiz yana yakına yakınında çok yakınında yanarak içtiğim yıllanmışlığımı dumanına katıp kendime yokolurcasına esip geçtiğim ve senin teninin üzerindeki gözlerimden habersiz rüyaların ve sana geldiğim rüyalarım.....neydi?.....yaktığın gözlerin gözlerimdeki ormanlar hiç sönmedi.....neydi? Neydi ? Kalemlerinin kurşunları sivriltirken gözlerime sıkman için çektiğim sürünüşlerimin taa içine bak a bilir misin ve şu an beni hangi sitenin hangi blogunda kurşunlayarak oturuyorsun sen kaçıncı blogta ağır silahlarınla oturuyorsun? Bilir misin ben seni öle öle ve öyle çok nasıl sevdim? Gürütülü göklerden düşe kalka, eski bir meyhanenin eski bir gramafonundan çalan bir şarkıyla,tekne kazıntılarıyla, balığını bekleyen sudan çıkmış gibi balıkçı kedilerinin üşüyüşleriyle, o'na buna kucak açan bir şehrin kimsesizliğiyle nasıl nasılda çok sevdim ve sen nasıl gittin benden ve ben neden kendimden gitmişken bir senden gidemedim.....Beni bir güzel gidişlerinle benzetmeden! kimseyle karıştırmadan seveceksen sev!.....
Kırmızı olarak kendi yazdıklarım hariç diğer bütün bilgiler bir çok ve bir çoktan da fazla siteden Nibiru hakkında derleyip topladığım , parçaları birleştirebilmek için çok ama seve seve uğraştığım yazılardır.Kaynakları en son kısımda belirteceğim.....
NiBiRU=CENNET
“Sonra ona (Sur’a) bir defa daha üflenir, o zaman onların (canlıların) hepsi ayaküstü dikilmiş bekler duruma gelirler” Zumer Suresi,68.
“Yerin ve göklerin olduklarından başka bir duruma çevrildikleri o gün onlar(insanlar) tek ve hükmünde ortaksız olan Allah’ın huzuruna dikilirler” ibrahim Suresi,48.
Hicr Sûresinin 85 . Ayetinde ”Biz gökleri, yeri ve her ikisi arasında bulunanları ancak hakka ve hikmete uygun olarak yarattık. Kıyamet günü mutlaka gelecektir. Sen şimdi güzel bir şekilde hoşgörü ile muamele et.”
Nahl Sûresinin 77 . Ayetinde ”Göklerin ve yerin gaybı Allah’a aittir. Kıyamet’in kopması bir göz kırpması gibi veya daha az bir zamandır. Şüphesiz Allah her şeye hakkıyla gücü yetendir.”
Nahl Sûresinin 124 . Ayetinde ”Cumartesi gününe saygı, ancak onda görüş ayrılığına düşenlere farz kılındı. Şüphesiz Rabbin, ayrılığa düşmekte oldukları şeyler konusunda kıyamet günü aralarında hüküm verecektir.”
Ankebût Sûresinin 20 . Ayetinde ”De ki: “Yeryüzünde dolaşın da Allah’ın başlangıçta yaratmayı nasıl yaptığına bakın. Sonra Allah (aynı şekilde) sonraki yaratmayı da yapacaktır. (Kıyametten sonra her şeyi tekrar yaratacaktır) Şüphesiz Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter.”
~.....O aşktan dünyaya bizi yeniden almak için geri dönecekler.....~
Cennetten bahsediyorum sana Zamanın akmadığı ebediyette Cumartesileri bize sevdirmek için Kevser havuzundan ellerinden su içerek Bir daha susamamamız için Mutluca yaşabilmemiz ve acılarımızın dinmesi için O aşktan dünyaya bizi yeniden almak için geri dönecekler.....
~.....Geri dönecekler bizi Cennet’e almak için geri dönecekler.....~
Kırmızı olarak kendi yazdıklarım hariç diğer bütün bilgiler bir çok ve bir çoktan da fazla siteden Nibiru hakkında derleyip topladığım , parçaları birleştirebilmek için çok ama seve seve uğraştığım yazılardır.Kaynakları en son kısımda belirteceğim.....
Şüphesiz butun dünyayı sarsan ve şimdiye kadar bilindik bütün doğruları dumura uğratan Zecharia Sitchin’in kitapları yeni bir çığır açtığı gibi aslında bizde hep varolan bir “aceba” ile bilimsel verilere dayanarak kuşkuların uç sınırlarını Nibiru’ya kadar ilerletmiştir.”Aceba” dünyamız dışında başka bir dünyada bizim gibi olanlar bize benzeyen varlıklar sahiden yaşıyor olabilir mi?
Zecharia Sitchin ;
Unutulmuş Tarihin Kronolojisi I
1-Tufan´dan önceki olaylar;
- 450.000 yıl önce; Güneş Sistemi´mize uzak bir gezegen olan Nibiru gezegeninin atmosferinin bozulması nedeniyle yaşam sönmeye başlar, gezegende Annunakiler yaşamaktadır. Hükümdar Alalu, Annu tarafından tahtından indirilir. Alalu, uzay gemisinden kaçar ve Dünya´da sığınacak bir yer bulur. Dünya´nın içine sahip olmuştur ve Nibiru´nun atmosferini korumak için altın gerektiğini keşfeder ama altın Nibiru´da yoktur.
- 445.000 yıl önce ise, Annu´nun oğlu Enki öncülük yapar. Böylece Basra Körfezi sularından altın çıkarmak için Dünya üzerinde bir istasyon kurar.
- 430.000 yıl önce Dünya´nın iklimi yumuşar. Aralarında Enki´nin üvey kızkardeşi ve tıp uzmanı olan Ninhursag ve Annu taraftarlarının çoğu Dünya´ya inerler.
- 416.000 yıl önce altIn üretimi azaldığında Annu, yakın mirasçısı Enlil ile beraber dünyaya iner. Yaşam için gerekli olan altını Güney Afrika´dan çıkarmaya karar verilir. Enlil, Dünya görevinin komutanıdır. Enki, Afrika´ya gönderilir. Ve Anu, Alalu´nun erkek torunu tarafından düelloya davet edilir.
- 400.000 yıl önce, Güney Mezopotamya´da görevli 7 yerleşim merkezi vardır; metalurji merkezi (Shuruppak), görev kontrol merkezi (Nippur) ve bir roket Alanı dlan (Sippar) bunların önemlileridir. Toplanan saf maden Igigi tarafından yönetilen yörüngecilere yani yukarıya gönderilir. Orada da Nibiru´dan belirli zamanlarda gelen uzay gemilerine nakledilir.
- 380.000 yıl evvel Alalu´nin erkek torunu, Igigi´nin desteğini kazanır ve dünyayı ele geçirmeye çalışır.
- 300.000 yıl evvel, işler altın kazıcılarının ayaklanması nedeniyle karışır. Maymun kadınlar kullanılarak Enki ve Ninhursag ilk işçileri yaratırlar, sonra bu işçiler idareyi ele alırlar. Enlil, bir baskın yapar, bazı işçileri kaçırır ve Mezopotamya´daki Edin´e verir. Onlara üreme yeteneği verilir ve insan çoğalmaya başlar.
- 200.000 yıl önce Yeni Buz Çağı döneminde dünyadaki yaşam azalır.
- 100.000 yıl önce, atmosfer tekrar ısınır. Anunnakiler (Tevrat´taki adıyla Nefilimler), insan kızlarıyla evlenirler.
- 75.000 yıl evvel yeni bir Buz Çağı başlar. Gerileyen insan türleri, dünyaya dağılır. Cro-magnon (tarihten önce Fransa´da yaşayan bir ırk) insanIar yaşar.
- 49.000 yıl evvel, Enki ve Ninhursag, Anunnaki soyunun insanlarını Shuruppak´da yönetmek için geliştirirler. Enlil onları kızdırır.
- 13.000 yol önce Nibiru yolculuğu hatırlanır, bir nedenle Enlil insanları yok etmeye karar verir. Büyük Tufanı başlatacak olan Enlil, insanlığı tehdit eden felaketin sırrını koruyacağına dair Anunnaki´de yaşayanlara yemin ettirir.
Unutulmuş Tarihin Kronolojisi II
2- Tufandan Sonraki Olaylar;
- MÖ. 11.000: Enki yemine ihanet eder ve su altında kalabilen bir gemi yapması için Ziusudra/Nuh´a yol gösterir. Tufan, dünyayı silip süpürür. Anunnaki insanları, kendi yörüngelerinde dönen uzay gemisinden tüm yıkıma tanık olurlar. Sonra Enlil, dağlık merkezlerde tarımı başlatır. Enki ise hayvanları evcilleştirir. - MÖ 10.500: Nuh´un torunlarI 3 bölgeyi bölüşür. Enlil´in ilk oğlu Ninurta, Mezopotamya´ya yerleşilir bir yer yapmak için nehirleri çeker ve dağlarIa kapatır; Enki, Nil vadisini ister. Sinai yarımadası, Tufan´dan sonra hala ayakta kalan roket alanIarında Anunnaki insanları bir kontrol merkezini Moriah Dağı üzerine kurarlar (gelecekte Kudüs).
- MÖ 9780: Enki oğulları Ra/Marduk, Osiris ve Seth arasında Mısır´ın yönetimini bölüştürür.
- MÖ 9330: Seth, Osiris´i yakalar ve parçalar. Nil Vadisi´nin tek hakimi olur.
- MÖ 8970: Horus, ilk Piramid Savaşı´nın başlamasıyla babası Osiris´den intikam alır.
Seth, Asya´ya kaçar ama Sina ve Filistin elindedir.
- MÖ 8670: Enki´nin torunlarının kontrol ettiği tüm evren araçlarına karşı, Enlilliler 2. Piramid Savaşı´nı başlatırlar. Galip Ninurta, Büyük Piramid´in içindeki aygıtları boşaltır. Enki ve Enlil´in üvey kızkardeşleri Ninhursag, barış kongresini toplar. Dünya yeni baştan bölüştürülür. Mısır´ın kontrolu Ra/Marduk hanedanIndan Thoth´a devredilir. Heliopolis´de, bedel olarak bir Fener Şehri kurulur.
- MÖ 8500: Karakol mevkileri kurulur. Jericho, bunlardan biridir.
- MÖ 7400: Barış çağının devam etmesiyle Anunnaki insanları yeniden ilerlemeye başlarlar. İkinci Taş Devri başlar ve yarı ilah-yarı insan varlıklar Mısır´ı yönetirler.
- MÖ 3800: Eridu ve Nippur´la başlayan Anunnaki´nin tekrar kurduğu eski şehirlerin bulunduğu yerde yani Sümer´de bir uygarlık başlar. Anu ziyaret için dünyaya gelir. Yeni kent Uruk (Erech), onun onuruna inşa edilir. Tapınağı sevgili kız torunu Inanna/Ishtar için yapar.
Unutulmuş Tarihin Kronolojisi III
3- Dünya Krallıkları;
- MÖ 3760: İnsanlık, krallıkları kabul eder. Kish, Ninurta´nın himayesi altındaki ilk başkenttir. Takvim, Nippur´da başlar. Medeniyet, Sümer´de (ilk bölge) meyvesini verir.
- MÖ 3450: Yönetim Sümer´den Nannar/Sin´e geçer. Marduk, Babil İmparatorluğu´nu ilan eder.
- MÖ 3100: 350 yıllık kaosun ardından Mısır´da firavunluk kurulur ve ilk firavun Memfis´de tahta oturur.
- MÖ 2900: Sümer Krallığı Erech´e göçer; İnanna Üçüncü Bölge´nin özgürlüğünü verir; burası Hindistan´daki Indüs Vadisi uygarlığıdır.
- MÖ 2650: Sümerler´de büyük karışıklıklar. Enlil, isyanlar karşısında sabrını yitirir.
- MÖ 2371: Inanna, Sharru-Kin´e (Sargon) aşık olur. Sharru-Kin yeni bir başkent kurar; Agede´de. Akadlar, bir imparatorluk başlatırlar.
- MÖ 2316: Dört bölgeye hükmetmeyi amaçlayan Sargon, Babil İmparatorluğu´ndan kutsal toprak getirir. Marduk-Inanna çatışması tekrar alevlenir. Çatışma, Marduk´un kardeşi Nergal´ın, Marduk´u Mezopotamya´yı terketmeye ikna etmesiyle sona erer.
- MÖ 2291: Inanna´nın emriyle Narram-Sin, Sina Yarımadasına girerek Mısır´a saldırır.
- MÖ 2255: Inanna Mezopotamya´ya el koyar. Naram-Sin Nippur´a meydan okur. Büyük Anunnaki Agade´yi yok eder. Inanna kaçar. Akad ve Sümer ülkeleri, Enlil ve Ninurta´ya sadık yabancı askerler tarafından işgal edilir.
- MÖ 2220: Sümer uygarlığı, Lagash´da yükselir. Thoth, Ninurta adına bir zigurat tapınak inşa edilmesi için Kral Gudea´ya yardım eder.
- MÖ 2193: Bir papaz ve bir kraldan gelen aileden Peygamber İbrahim´in babası Terah, Nippur´da doğar.
- MÖ 2180: Mısır bölünür. Ra/Marduk yandaşları güneyi ele geçirirler. Firavunlar, Aşağı Mısır´da kalarak Ra/Marduk´a karşı çıkarlar.
- MÖ 2130: Enlil ve Ninurta yandaşlarının sayısı artınca Mezopotamya´daki merkezi otorite bozulur. Inanna´nın krallığı tekrar ele geçirme çabaları başarısızlıkla son bulur.
Unutulmuş Tarihin Kronolojisi IV
Kaçınılmaz Yüzyıl:
- MÖ 2123: Peygamber İbrahim Nippur´da doğar.
- MÖ2113: Ur, yeni imparatorluğunun başkenti ilan edilir. Ur-Nammu kral ve Nippur´un Vekili olur. İbrahim´in babası Nippur´lu papaz Terrah sarayda görev almak için Ur´a gelir.
- MÖ 2096: Ur-Nammu savaşta ölür. Halk, onun zamansız ölümünü, Anu ile Enlil´nin ihaneti olarak düşünür. Terah, Harran´a gitmek için ailesiyle yola çıkar.
- MÖ 2095: Shulgi, Ur´da krallığını ilan eder ama Inanna´nın çekiciliğine kapılarak onun aşığı olur. Larsa´yı Elaniteler´e verir.
- MÖ 2080: Ra/Marduk´a sadık Theban prensleri kuzeyi yani Aşağı Mısır´ı sıkıştırırlar.
- MÖ 2055: Nannar´In emirleriyle Shulgi, Elamite alayını Canaanite kentlerindeki kargaşayı bastırmak için gönderir. Elamiteler, Sinai Yarımadası´na ve buradaki roket alanına açılan geçite ulaşırlar.
- MÖ 2048: Shulgi ölür. Marduk Hititler ülkesine girer. İbrahim seçkin süvarilerinin başında Güney Canaan´ı emir altına alır.
- MÖ 2047: Amar-Sin (Kutsal Kitaba ait Amraphel) Ur´un kralı olur. İbrahim Mısır´a gider, yedi yıl kalır ve daha çok askerle geri döner.
- MÖ 2041: Inanna´nIn rehberliğiyle Amar-Sin, Doğu Krallığı koalisyonunu oluşturur ve ardından Sina ve Canaan´a askeri sefer başlatır. İbrahim, roket alanına giden geçitteki ilerlemeyi keser.
- MÖ 2024: Marduk yandaşlarını toplayarak Sümerliler´in üzerine yürür ve Babil´de tahta çıkar ve sonra savaşarak Mezopotamya´ya yayılır. Nippur´un tapınağını yıkar ve Enlil´in cezalandırılmasını ister. Enki karşı çıkar fakat oğlu Nergal, Enlil´i desteklemektedir. Nabu, roket alanını kuşatınca, Büyük Anunnaki nükleer silahların kullanılmasını onaylar. Nergel ve Ninurta, roket alanını ve asi Canaanite kentlerini nükleer güçle yok ederler.
- MÖ 2023: Rüzgarlar, radyoaktif bulutları Sümerler´in üzerine taşır. İnsanlar ve hayvanlar korkunç bir ölümlerle ölürler. Sular zehirlenir ve toprak verimsiz hale gelir ve Büyük Sümer uygarlığı sona erer.....
~*****~
Nibiru'ya gitmek ~ Kısım 2 -b'nin ve Kısım 2'nin sonu.....
Kırmızı olarak kendi yazdıklarım hariç diğer bütün bilgiler bir çok ve bir çoktan da fazla siteden Nibiru hakkında derleyip topladığım , parçaları birleştirebilmek için çok ama seve seve uğraştığım yazılardır.Kaynakları en son kısımda belirteceğim.....
~.....Nuh’un gemisi ile geri gelecekler.....~
Gün yarılacak ikiye Havva’nın elindeki yarım elma Düşecek topraktan olan Adem’in elindeki ilk günaha Kristaller yağacak 40 gün 40 gece Bulutlar birbirleriyle çarpışarak dökülecekler Surf üfleyen İsrafilin dudaklarına ve Dünyalar yerle bir gökle bir ve bütün dünyalar birbirleriyle bir olunca Beyaz bir güvercin gagasının arasındaki Nuh’un gemisi ile geri gelecekler Bizi almaya.....
Nibiru ve Tufan ;
Nuh Tufan'ına sebep olan su nereden geldi?
İnternet'te yer alan pekçok kaynağa göre çok uzun bir zaman önce dünyanın etrafında yoğun nemden oluşan bir kuşak vardı. Bu kuşak sayesinde dünyada fırtınalar, mevsimsel anormaliler ve sel gibi afetler görülmüyordu. Dünyanın çevresini saran yaklaşık 3 mil kalınlığındaki bu kuşak (ya da gökkubbe) sayesinde dünya'nın her yerinde ılıman bir iklim mevcuttu. Dünya'da cennete benzer bir yaşam sürülüyordu. Eski kitaplarda sözü edilen yemyeşil ağaç ve sık bitkilerle kaplı dünyamızdaki koşulları ancak böyle bir gökkubbe sağlayabilirdi. O zamanlar dünya'daki insanlar bu kuşak yüzünden Güneş'i ya da Ay'ı göremiyordu. Astropikal yapıdaki dünya'daki yaşam koşulları o zaman çok rahattı. Bu kuşağı Galaktik Federasyon'un gezegen ve yaşam yaratan mühendisleri inşa etmişti ve onu yerinde tutan enerji üreten yapılar dünyanın değişik yerlerinde gizlenmişti. Daha sonra bu yapıların birkaçının insanlar tarafından yokedilmesi ile buz kristallerinden ve nemden olan kuşak dünyaya yağmur halinde düşerek büyük tufanı oluşturacak miktarda suyu meydana getirdi. Bu enerji kristallerinin yokedilmesi fikri Nibiru'nun komutanı Marduk tarafından başlatılmıştı. Marduk, Mısır'daki oğlu Seth'e Büyük Piramit'in kristal tapınaklarına saldırmasını emretti. ME adı verilen bu kristallerin bazılarının yokedilmesi sonucu kuşak 40 gün süren muazzam yağmurlarla çöktü. Bugün Nuh Tufanı'nı meydana getirecek kadar bol miktarda suyun nereden geldiği ile ilgili pekçok görüş ortaya atılmaktadır. Enerji üreten yapılardan bazıları hala dünyanın çeşitli yerlerinde sağlam olarak bulunmaktadır iddiasını kanıtlamak amacıyla bunların yerleriyle ilgili pekçok araştırma yapılmış fakat başarısız olunmuştur. Bu kadar bol miktarda suyun bir anda ortaya çıkışı ile ilgili teorilerden birisi olan buz kristalleri kuşağı ya da nem kuşağı teorisi bu teorilerden birisidir. Küresel ısınma ile ilgili projelerden birisinde, kutuplardaki buzların tamamının eriyerek okyanus su seviyesini ne kadar yükselteceği ile ilgili çalışmalar yapılmıştı. Çalışmaların sonucunda yeryüzünün tamamını etkileyecek büyüklükteki bir tufanın meydana getireceği suyun yağan yağmurlarla açıklanamayacağı sonucuna varıldıktan sonra bu suyun nereden geldiği ile ilgili varsayımlar ileri sürülmüştü. Bunların içlerinde en akla yatkın olanı yoğun nemden oluşan bu kuşağın yokedilerek yağan yağmurlarla global ölçekte bir sel felaketine yol açması fikridir.
Kırmızı olarak kendi yazdıklarım hariç diğer bütün bilgiler bir çok ve bir çoktan da fazla siteden Nibiru hakkında derleyip topladığım , parçaları birleştirebilmek için çok ama seve seve uğraştığım yazılardır.Kaynakları en son kısımda belirteceğim.....
İnsanlığın henüz yeni yeni çözmeye başlağı kainatin sırlarını bundan binlerce asır önce Sümerlerin tabletlerinde açık ve net olarak gördüğümüz kainatın yaradılışından insanlığa kadar bir çok olayı bilmeleri bir kehanetmiydi yoksa onlara Zecharia Sitchin kitabında bahsettiği gibi Nibiru’dan gelenler mi yardımcı olmuştu ? Sümer tabletlerinin bir çoğu henüz çevirilememiş olsada çevrilebilinenleri (Muazzez İlmiye Çığ ve Hatice Kızılay ve Samuel Noah Kramer bu tabletleri çevirerek sınıflandırdılar...) bize bu konuda ışık tutacak gibi.Istanbul arkeoloji müzesinde bulunan çevrilebilinmiş tabletlerinden bazıları ;
SÜMER’E GÖRE GÜNEŞ SİSTEMİMİZİN OLUŞUMUNA DAİR OLAN BİLGİLER ; APSU ( GÜNEŞ)”başlangıçtan beri varolan”
TİAMAT (İLKSEL DÜNYA) ”yaşamın kızı”(Bakire Ana)
MUMMU (MERKÜR) “doğmuş olan” Apsu’nun güvenilir yardımcısı ve elçisi.
Apsu ve Tiamat’ın arasındaki uzay boş değil ilksel elementler ile doludur ve her ikisinin suları birbirine karışarak Lahmu (Mars) ile Lahamu (Venüs) doğar. Sonra sırası ile diğer gezegenler..
TİAMAT (İlksel Dünya) Büyük Kuyruklu Yıldızın (Marduk- “Buz Dag”) etki alanına girer ve onun uyduları ile çarpışır. Bu çarpışma sonrası artık bugünkü bildiğimiz yörüngelerinde dönmeye başlayan Kİ (Dünya) ve KİNGU(Ay) ile Mars üzerinde diğer gezegenlerle arasında bir sınır oluşturan, ( Göklerin sularını ayıran, Göklerle Dünya’yı sınırlayan ) Dövülmüş Bilezik olarak adlandırılan meteor zinciri oluşur. Yeryüzünde bu çarpışmanın derin izi olarak bilim insanlarına göre Pasifik Okyanusu görülmektedir. Ay’ın harap gezegen haline dönüşümünün de bu çarpışma ile gerçekleşebileceği (Bilim insanları Ay’ın çok sayıda gök cisimlerinin şiddetli çarpışlarına uğradığını belirtmektedir )belirtilmektedir.
Bu çarpışma ile yer yüzü ve ay şu anda sahip oldukları yeni yörüngelerine otururlar. Artık dünya gece ve gündüzünün olduğu bir yörüngeye sahiptir. Yeryüzü ısısı düştükçe buharlar suya dönüşür ve yeryüzü karalar ve okyanuslar olarak ayrılır. Günümüzde kabul gören evrim yer yüzünde şekillenmeye başlamıştır ve yeryüzünde ilksel canlılar oluşmaya başlar.
Yeryüzünde ilksel canlılar oluşmaya başlar. Tevrat ve İncil’de aktarılan yaratılış öyküsü aynı şekilde yer almaktadır..farklı olarak olanlar Tevrat’ta olanların tamamı Rab ‘a atfedilmektedir.
SÜMER YARATILIŞ TABLETLERİ
ENUMA ELİŞ (Yaratılış) Toplam yedi tablettir. Her bir tablet yaratılışın aşamalarını aktarır. Son tablette yaratılış tamamlanmış ve güzel bir gök sistemi ortaya çıkmıştır. (Tanrı dinlenmeye çekilmiştir) Tevrat, İncil ve Kur’an a göre Tanrı altı günde yaratılışı tamamlar. Yedinci gün dinlenir.
SÜMER TANRI ve TANRIÇALARI
AN (ANU) (Bellek, Bilgelik,Us)60 ANTU(Dişil anlamdaş) 55 50 ENLİL 45 NİNLİL 40 ENKİ 35 NİNKİ 30 NANNA / SİN25 NİNGAL 20 UTU/ ŞAMAŞ 15 İNANNA / İŞTAR 10 İŞKUR / ADAD 5 NİNHURSAG SUMER TANRI ve TANRIÇALARI Altı Eril ve altı dişil İlah vardır. Bu büyük Tanrılara ek olarak onların, çocukları, torunları, yeğenleri, kuzenleri vs.. Ayrıca genel görevlere atanmış yüzlerce Tanrı bulunmaktadır. Bunlara genel olarak A-NUN-NA-Kİ (Gökten Yere İnenler) denir. Sadece 12 Tanrı büyük Tanrılar grubunu oluşturur.
SÜMER TABLETLERİNE GÖRE YARATILIŞ
İNSANIN YARATILIŞI Yeryüzünde ilkel insanımsı canlı olduğu belirtilmektedir. Bu ilkel insanımsının hayvanlarla birlikte yaşadığı, onlar gibi ot ve et yiyen ve onlar gibi su içen, vücudu kıllarla kaplı konuşamayan ve düşünemeyen, tıpkı hayvanlar gibi her istediği ile çiftleşen, iyiyi ve kötüyü bilmeyen, güzel ile çirkini anlamayan bir yaratık olduğu belirtilmektedir.
(Yaratılış tabletleri ve Gılgameş destanında aktarılan Enkidu’nun gelişimi öyküsü) Sonra Anunnaki’ler yeryüzüne gelir. Yeryüzünde yapmaları gereken işler onlara ağır gelir. Uzun süre tek başlarına çalışırlar daha sonra büyük Tanrı’dan kendilerine yardımcı olması için bir Amelu (İlkel İşçi) yaratılmasını istediler.
Büyük Tanrı bu dileği ve şikayetlerin haklı olduğuna karar verdi ve bir amelu yaratılması için görevi büyük bilim ustası ENKİ ’ye verir. ENKİ “sözü edilen yaratık yeryüzünde var” der. “Zaten mevcut olan bu kaba insanımsı yaratığın üstüne Tanrıların suretini oturtalım aradığımız AMELU doğar ” diye yanıtlar.
ENKİ uzun yıllarca süren uğraş sonunda Tanrıların ve mevcut yaratığın kanından bir canlı yaratır. Sevgili eşi Ninki ilk yaratılanı taşır tam 10 ay dönümü. Ve sonunda beklenen gün gelir ADEPU (Lu Amelu) (İşçi Oğlu) (Kırmızı kil ya da kandan olan anlamında) doğar. (TANRILAR BÜYÜK ŞÖLENLE KUTLAR BU MUTLU GÜNÜ.)
SÜMER TABLETLERİNE GÖRE YARATILIŞ Dokku ( Dokuma / Doku ) odalarında EA ( ENKİ) ve Ninhursag ya da NİNTİ ( Hemşire,Yaratıcı yardımcısı,Yaşam veren Hanım, Kaburga Kemiğinin Hekimi-Hanımefendisi) ve sekiz ayrı organdan sorumlu Tanrı ve Tanrıçalar ( Hekimlikte Uzmanlık ) artık çok sayıda amelu üretilebiliyordu. Her seferinde Tanrılar/Tanrıçalar DOKKU odalarında yedi dişi yedi erkek üretebiliyorlardı.
Yaratılan bu canlı bilmekten yoksundu, Tanrıların işlerini görmek amaçlı Aden bahçesinde çıplak olarak çalışıyordu. Bunlardan en önemlisi üremiyordu.
Aden bahçesinde bir süre sonra, ( kırık tabletler yüzünden gerçek nedenleri bilemiyoruz).Tanrılar arasında çok ciddi bir çatışma olur. Enlil ve Enki birbirlerini suçlarlar. Kızgın Enki sadece sureti ile Tanrı’ya benzeyen değil bu kez bilmesi ile de Tanrı ile özdeş olan artık tamamen Tanrılardan birisi olanı yaratır. İNSAN..
İNSAN Tanrılarına her şeyi ile benziyordu. Ve An/u ( Büyük Tanrı) “İşte şimdi kendiniz gibi olanı yarattınız, sizin gibi her türlü iyiliği ve kötülüğü bileni”.O da artık acılar çekerek doğuracak..
Tevrat, İncil, Kur’an yaratılış öyküsü bazı yerlerde bozulmuşsa da hemen tümü aynıdır. Büyük bilim insanı ve bilge hekim Enki uğraştığı iş ve yaptığı eylemler ile özdeşleştirilerek, ( uğraş alanı olan DNA’nın yapısına benzeyişi nedeniyle ) her zaman yılan (İncil: Nahaş=yılan Sumer: NHSH= yılan/ deşifre etmek, arayıp bulmak,.) figürü ile resmedilmiştir..
Yaratılan Adem ve Havva bilmeyi öğrenince Enlil tarafından Aden’den kovulmuş Aden’in doğusuna yerleştirilmişlerdir.. Sonra da pek çok çocukları olmuştur. Tanrılar ve Tanrıçalar kendileri gibi olan yer oğullarını ve kızlarını (Ki-Engi) beğenip sevdalandılar.. Cinsel ilişkilere girmeye başladıklarında ise..
En büyük Tanrı ya da yüce İlah (AN) “Yeter” diye bağırdı.. “Ruhum insanı sonsuza dek korumayacaktır; hata yaptı, çünkü etten bedendir.” Çünkü insan hayvani köklerine dönüyordu..
BÜYÜK FELAKET “TUFAN” Artık bir karmaşa vardı ve bu insanlar çok gürültü yaparak Tanrı/çaların huzurunu bozuyordu. Aslında kaçınılmaz felaket olan son buzul çağının sona ermesi bunun için fırsattı.. İnsanlar habersizdiler ve hepsi sulara gömülüp yok olacaklardı.
Enki saf ve temiz olan Zi-Usu-Dra’ya ( Türkçe fonetik ile okunduğunda; İzi Su Tengri) yeni bir nesil oluşturabilmesi için duvarın (kamışların) ardından bilgi verip bir gemi yapmasını sağlamasa idi.. Tufan yerde ne var ne yoksa hepsini yok ediyordu. Tanrılar yer yüzünden uzakta olan biteni gözlüyorlardı..
Bir tablet onları anlatıyor. “Tanrılar köpekler gibi korktular, dış duvara dayanıp çömeldiler.. İnanna doğum sancısı çeken kadın gibi bağırarak, Heyhat eski günler kile döndü dedi. Anunnakiler ve bütün Tanrılar onunla birlikte ağladılar.” Tufan bitip Nuh (Zi Usu Dra ) Tanrı/çalar için kurbanlar kesti.. Pişen etlerin kokusu Tanrı/çaların iştahını açtı hepsi bir bir yeryüzüne inip kendileri için hazırlanan sofranın başına geçtiler. Ve Rab (Tekvin) “İnsanın yüzünden artık toprağı lanetlemeyeceğim çünkü insanın tasavvuru gençliğinden beri kötüdür”
TEVRAT ve SÜMER TABLETLERİ Buraya dek aktarılanlar kutsal kitaplarda aktarılanlarla hemen tama yakın uyum içindedir. Tevrat’ta betimlenen İbranice “Rab”= Hükümdar, Kral, Yönetici, Efendi.. Avod “İbadet” kelimesi aynı zamanda çalışmak anlamını da yüklenmektedir..
Sumer mabetlerinde düzenli olarak ibadet görevlerini yerine getiren ve bağışlar yapan ailelerin erkek çocukları buluğ çağında mabete bırakılır ve çocukların cinsel eğitimleri mabet fahişeleri tarafından yapılırdı. Mabet fahişeleri doğuramaz, doğurursa, doğan çocuk Tanrı çocuğu olacağı için öldürülürdü. ( Bakire Meryem’in çocuk sahibi olması ve doğan çocuk İsa’nın Tanrı’nın oğlu kabulü.).. Mabet fahişeleri Tanrı adına seks yaptıkları için kutsal sayılırlardı ve diğer kadınlardan ayrılmaları için başları örttürülmüştü. Daha sonraları evli ve dul kadınlarda mabet fahişeleri gibi kabul edilmiş onlarında başları örttürülmüştür.
Genç kızlar, cariyeler ve sokak fahişelerinin ise başlarını örtmesi yasaktı. Bu gelenek önce Yahudilere oradan Tevrat’a geçmiş, Hıristiyanlıkta ise rahibeler aynı şekilde başlarını örtmüşlerdir. İslam’da ise örtme önce erkekten kaçma şeklindedir.. Erkeğin olmadığı bir yerde Kur’an okunurken ya da dua ederken örtünme ise tipik bir Sumer geleneğidir.
Sepette Mısır Sarayına Ulaşan Musa; Sumerin son dönem kralı aslen Akad’lı Sargon’un sazdan bir sepet içinde Nippur’daki Sumer sarayına gelişi, orada büyümesi ve sonrada bir Sumer’li gibi idareye geçmesi, kral olması. Suların kana çevrilmesi öyküsü; uyurken bahçıvan tarafından tecavüze uğrayan İnanna’nın öfkesinden ülkedeki tüm kuyuları su yerine kan ile doldurması.
Eyüp peygamber ve sabrı; bir Sumer’linin Tanrısına ağıtlı şiiri, ondan af dilemesi ve başına gelen tüm kötü olaylara rağmen ona kızmak yerine onu yüceltmesi, Tanrı’nın da sonunda onu affedip, güzelliklerle karşılaştırması. İbrahim Peygamber, Saray ve Oğulları; Sumer tablet metinlerinde, üniversite eğitimi almış, tüm Tanrıları bilen, karısından çocuğu olmayınca, bir cariyeden oğlu olan (İsmail) sonra cariyesinin büyüklük hırsı nedeni ile cezalandırılması.. Abram’ın karısı ile Harran bölgesine yerleştirilmesi, kendi Tanrısını en büyük ve tek Tanrı haline getirişi..Karısını firavuna kız kardeşi olarak tanıtması.Büyük koyun sürülerinin sahibi oluşu.. Bunları satmak amacı ile şimdiki İsrail’e gelişi.. Karısının adının artık Sara oluşu ve diğer oğulları....
Bu kısma kadar olan tablet(Muazzez İlmiye Çığ , Hatice Kızılay ve Samuel Noah Kramer ‘sundugu. ) çevirilerinin ardından Tevrat, Kur’an_ı kerim,incil’den bazı örneklerle sümerlerin tablerindeki benzerliklerin karşılaştırılmaları ;
Evrenin Yaratıdılışı: Sümerlilere göre evren, bir şekilde ilksel bir denizden doğmuş olan birleşik bir gök ile yerden oluşuyordu; göğü yerden ayıran hava-tanrısı Enlil olmuştur. Üstü gök, Gök Tanrısının, altı yer, Yer Tanrıcasının oluyor. Bilgelik tanrısı ile hava Tanrısı yeri bitkiler, ağaçlar,sularla donatıyor. Hayvanlar yaratılıyor ve hepsini idare edecek Tanrılar meydana getiriliyor.
Tevrat’a gore tekvin 1:2-9 “ Suların ruhu üzerinden Tanrı’nın ruhu hareket ediyordu. Tanrı ‘suların ortasından kubbe olsun, suları ayırsın’ dedi ve Tanrı kubbeyi yaptı. Altta olan suyu ustte olan sudan ayırdı ve Tanrı kubbeye ‘gök” ve alttaki kuru toprağa “yer “dedi.
Enbiye Suresi, ayet 30:
“Gökler ve yer yapışık iken onları ayırdığımızı, bütün canlıları sudan meydana getirdiğimizi bilmezler mi?”
İnsanın Yaratılışı: Sümerde tanrılar, özellikle dişi Tanrılar çoğalmaya başlayınca işlerinin çokluğundan, yiyeceklerini hazırlamanın zorluğundan yakınıyorlar ve bütün Tanrıları var eden Deniz Tanrıcası Nammu’ya bir çare bulması için yalvarıyorlar. O da bilgelik Tanrısına bilgeliğini ve marifetini göstermesini söylüyor. Bilgelik Tanrısı yumuşak kilden şekiller yapıyor ve Tanrıcaya sesleniyor;
Ey annem! Adını vereceğin yaratık oldu, Onun üzerine Tanrıların görüntüsünü koy Dipsiz suyun çamurunu karıştır, Kol ve bacakları meydana getir. Ey annem! Yeni doğanın kaderini söyle! Işte o bir insan!
Tekvin bap 9:6 Tanrı yeri, göğü, yıldızları bitkileri hayvanları yarattıktan sonra Tanrı dedi; “Suretimizde benzeyişimize göre insan yapalım! O yeryüzünde herşeye hakim olsun. Ve Tanrı insanı kendi suretinde yarattı ve onları erkek ve dişi olarak yarattı.”
Mumin Suresi, ayet 12:
“İnsanı süzme çamurdan yarattık”
Rahman süresi, ayet 14: “Allah insanı pişmiş çamura benzeyen balçıktan yarattı”
Tek tanrılı dinlere göre insanın yaratılışındaki amaç Tanrı’ya, Allah’a Sümerlilere göre Tanrılara dualarla, yakarışlarla, ve kurbanlarla hizmet etmesidir.
Gerek tek tanrılı dinlere gerekse Sümerli yazarlara göre yaratılış iki şekilde gerçekleştirilmiştir: ilahi buyruk ve fiilen “yapma” ya da “oluşturma”.
Ademin cennetten kovulması, Tevrat’ta gecen Havvanın ademin kaburga kemiğinden yaratılması, Cennet motifleri, Tufan, Eyub Peygamber’in Hikayesi, Habil Kabil Hikayesi, Babil Kulesi ve insanlığın dagılması, Kişisel Tanrı, Hukuk, Etik ve Ahlak, İlahi Ceza ve ülke çapında Felaket, Afet, Ölüm ve ölüler diyari gibi birçok motif kökeni Sümer yazılı tabletlerine dayanmaktadır.....
~*****~
Nibiru'ya gitmek ~ Kısım 1 -b'nin ve Kısım 1'in sonu..... ~
Kırmızı olarak kendi yazdıklarım hariç diğer bütün bilgiler bir çok ve bir çoktan da fazla siteden Nibiru hakkında derleyip topladığım , parçaları birleştirebilmek için çok ama seve seve uğraştığım yazılardır.Kaynakları en son kısımda belirteceğim.....
~.....Geri dönecekler bizi almak için geri dönecekler.....~
Sonsuzluktan bahsediyorum sana Biz « nefilim »leri unutulmuş olanları Ebedi mutluluğa ulaştırmak için Nuh’un gemisi ile geri dönecekler Kızıl Ejderin koruduğu kanatlı dünyanın sırtına Altından nehirlerin aktığı Upuzun yeşil ve kırmızı yer ile göğün ormanları Ciğerlerinin nefes nefes diyorum nefes dolduğu Özgürlüklerin özgürce olduğu Yaşamın kutsal sayıldığı savaşların olmadığı Biz ki bir cennetten gelmemiş miydik? O aşktan dünyaya bizi yeniden almak için geri dönecekler.....
Nibiru’ya gitmek.....
Nedir Nibiru ? Bütün uygarlıklarda varolan ama hep gizli ve sırlarlarla dolu kalmış bilinemeyen ya da zamanla unutturulduğumuz hemen hemen her ırkta her dinde bahsi geçen bir çok ismi olan Nibiru nedir neresidir ?
Teorilere göre 10. gezegen denen Nibiru (NASA'nın 2001 KX76 olarak katalogladığı gezegen) güneş etrafındaki 3657 yıllık her dönüşünde dünya'ya yakın olarak gelip geçerken dünya üzerinde türlü felaketlere sebep olmaktadır. Bu seferki geçiş ise çeşitli kaynaklara göre 2012 yılında gerçekleşecektir. Güneş sistemimizdeki elemanlar olarak Zecheria Sitchin Güneş'i ve Ay'ı da cisim olarak ele aldığında 11 cisim söz konusu olmaktadır. Nibiru'yu bu sisteme eklediğinde Sümer tabletlerini çeviren Sitchin'e göre 12 sayısına ulaşılmaktadır. Güneş ve Ay'ı saymazsak 9 gezegenden oluşan güneş sistemimizde Nibiru 10. Gezegen olmaktadır. Zecheria Sitchin'in kitabında anlatılan 12. Gezegen ile bugün tartışılan 10. Gezegen aynı gezegendir. Son zamanlardaki, Güneş sistemimizdeki gezegenlerin parlaklıklarındaki artış, Jüpiter'in uyduları ile arasında iyonize bir bağlantı oluşması, gezegenlerin manyetik çekim güçlerindeki artış ve değişimler, Jüpiter, Uranüs ve Neptün atmosferlerindeki sıradışı değişiklikler dünya üzerinden teleskoplarla izlenmektedir. Son aylarda tüm dünya'da görülen atmosferik anormallikler ve çeşitli büyüklükteki depremlerin yoğunluk kazanması ile ilgili açıklamalar 10. gezegenin gelişi ile ilgilidir. Pioneer 10 ve 11'in dünyada'dan uzaklaşma hızlarındaki azalmaların da 10. Gezegen etkisi ile olduğu ileri sürülmektedir.
(Günümüzde Pluton Astronomlarca Gezegen Statüsünden çıkartılmıştır. Bu nedenle Bilim Dünyası resmi gezegen sayısını günümüz itibari ile 8 ile sınırlandırmıştır. 10. Gezegen terimi Plüton'un da yer aldığı 9 gezegenlik dizilime göre anlatılmıştır.)
Nibiru’nun uygarlıklar boyunca efsanelere efsane olmuş isimleri 32 ayrı ve aynı dünya neydi neydi bu dünyanın aynı kapıya çıkan yörüngesi ;
Eski çağlardan itibaren astronomide Planet-X'in pekçok ismi mevcuttur. Sümerler gezegeni "12. Gezegen" veya "Nibiru" (geçen gezegen olarak çevrilebilir) olarak isimlendirmişlerdir. Babilliler ve Mezopotamyalılar 3 isim daha kullanmışlar: "Marduk", "Cennetlerin Kralı" ve "Büyük Cisim". Eski çağ yahudileri yıldızların arasındaki uzun yörüngesi sebebiyle ona "Kanatlı Dünya" demişlerdir. Mısırlılar iki isim kullanmışlar: "Apep" veya "Seth". Yunanlılar "Typhon" ismini koymuşlar ayrıca yazılı olarak çok sık geçen "Nemesis" ismini de kullanmışlardır. Diğer eski uygarlıklar "Göğün Lordu Şiva" ve "Yıkım Tanrısı" ismini kullanmışlar. Eski Çin halkı "Gung-gung", "Büyük Siyah" veya "Kızıl Ejder" ismini kullanmışlar. Finikeliler "Büyük Phoenix", Yahudiler "Yahweh", Mayalar "Göksel Quetzalcoatl" veya "Tzoltze ek'". Nibiru Latince "Lucifer" olarak kullanılmış. İncil'de 8:10-12 kısmında "Wormwood" olarak geçer. Diğer isimler ise: "Kırmızı veya Mavi Yıldız". Ramala'da "Fiery Messenger" olarak geçer. "Büyük Yıldız" olarak İncil'de sözü edilir. "O'nun Yıldızı" olarak Edgar Cayce değinmiştir. "Büyük Kuyrukluyıldız" ve "Kıyamet Kuyrukluyıldızı" olarak Grail'in mesajında geçer. İlk çağlara ait ingiliz yazılarında "Shipton Anne", "Kızgın Ejder" olarak geçer. Güneş Sistemimizle ilgili en son bilgilere göre "X", "10. Gezegen" olarak isimlendirilmiştir. NASA tarafından "2001 KX76" ismi verilmiş, bu isim daha sonra "Ixion" olarak değiştirilmiştir.
** Nibiru'nun en çok kullanilan diğer ismi neden Marduk? Sümer dilinde Nibiru, Babil dilinde ise Marduk denmekte. MÖ. 2200 yılında Marduk, zor kullanarak Nibiru'nun kontrolünü Anu'dan devraldı. Şu anda Nibiru'nun hakimi Marduk olduğundan Nibiru'ya yer yer Marduk ismi veriliyor.
Nibiru – Tiamat – Dünya oluşumu - Tiamat’ın yokoluşu ve Ay’ın Gerçek yüzü ;
Tiamat iki parçaya ayrıldı. Tiamat'ın büyük parçası Dünya'mızı, diğer küçük parçası parçalanarak asteroid kuşağını oluşturdu. Bugünkü asteroid kuşağını oluşturan parçalar bir zamanlar Tiamat'a aitti. Tiamat, Galaktik Federasyon tarafından 18 milyon yıl önce neden yokedildi? Çünkü Tiamat üzerindeki yaşayan reptoid/dinoid (ejder) uygarlığı tehlike arz ediyordu. Bu medeniyeti ortadan kaldırmak için Taiamat yokedildi. Daha ayrıntılı açıklama: Gezegenlerin dönüş yönlerinin aksi yönden dört uydusu ile birlikte gelen Nibiru (Marduk) ilk önce Neptün ile karşılaştı. Çekim gücü ile onun yüzeyini tümsekleştirdi ve sonunda bu tümsek o kadar büyüdü ki gezegenden koptu. Böylece Neptün'ün uydusu Triton oluştu (Triton tüm gezegenlerin tersi yönünde döner). Daha sonra Nibiru Uranüs'e yaklaştı ve çekim kuvveti ile onun kendi etrafındaki dönüş eksenini eğdi ve ayrıca çekim kuvveti ile Uranüs'ün 4 tane uydusunun olmasına yolaçtı. Bu uydulardan üçünü Nibiru kendisi aldı ve geride Triton'u olduğu gibi bıraktı. Böylece Nibiru'nun 4+3 yedi uydusu oldu. Nibiru Jüpiter ve Satürn'e yaklaşarak Güneş ekseni etrafındaki yörüngelerini çarpıttı. O anda Satürn'ün yörüngesinde bulunan Satürn'ün dev uydusu Gaga, Nibiru'nun etkisi ile Satürn'den uzaklaştı ve bugünkü Plüto halini aldı. (Plüto'nun diğer gezegenlere göre çok küçük boyda olması, yörüngesinin Neptün'le kesişmesi ve diğer gezegenlerin yörünge düzlemi ile olan büyük farkı gibi anormallikleri nedeniyle Prag'ta toplanan Uluslararası Astronomi Birliği, 24 Ağustos 2006'da Plüto'yu gezegen statüsünden çıkardı. Çünkü, Plüto hiçbir zaman gezegen olmamıştı. Sadece bir zamanlar Satürn'ün uydusuydu.)
Nibiru’nun izlediği daha sonraki yolun üzerinde bulunan Jüpiter’in çekimi sebebi ile Nibiru,11 uydusu olan Tiamat’a çok yaklaştı ve Tiamat çekim kuvvetleri ile ikiye bolündü. Bu olay öncesi Tiamat son derece sulak bir gezegendi (Asteroid kuşağındaki şu andaki donmuş bol miktarlardaki buz). Ayrıca Nibiru'nun yörüngesindeki 7 uydunun tamamı Sümer Yaradılış epiği Enuma Elish'e göre Tiamat'a çarptı. Tiamat bu şekilde bir büyük bir küçük iki parçaya ayrıldı. Küçük olan parça parçalanarak asteroid kuşağını oluşturdu. Büyük olan da Gaia (Shan ya da bugünkü dünyamız) haline geldi. Asteroid kuşağını oluşturan parçalar çekim kuvvetleri ile diğer buz vs. parçalarla birlikte çarpışma sonrasında Güneş'e doğru çekildiler ve bir kısmı Güneş'e düşerek yokoldu ama bunların büyük kısmı ise Güneş'e düşmeyip bugünkü asteroid kuşağı bölgesinde (Bir zamanlar Tiamat'ın yörüngesinin olduğu yerde) bir araya geldiler.Böylece diğer gezegenlerin dönüş yönünün aksi (Nibiru'nun geliş yönü ile aynı) yönde dönecek şekilde bugünkü Asteroid Kuşağı oluştu. Büyük parça (Gaia) ise Güneş etrafında yeni bir yörüngeye oturdu ve bugünkü Dünya'mızı oluşturdu. Tiamat neden yokedildi?
Reptoid/dinoid ırkının Tiamat üzerinde büyük kolonileri vardı. İnsanlar ve sürüngenler Tiamat üzerinde barış içinde yaşıyorlardı. Sürüngen ırk, insan ırkı ile birlikte yaşamak istemedi ve insanları yok etme isteği Galaktik Federasyon tarafından beğenilmedi. Bu yüzden Nibiru Tiamat'taki yaşamı yoketmek üzere görevlendirildi. Tiamat iki parçaya bölünerek yaşam yokedildikten sonra sürüngenler Maldek isminde küçük bir savaş gezegenine geçtiler. Bu gezegeni ileri teknoloji silahlarla donatmışlardı. Tiamat'ın eski yörüngesine yakın bir yerde Nibiru ile Maldek birbiri ile çatışmaya başladı. Nibiru'nun Maldek'e saldırısı sırasında reptoid/dinoid ırkı kendilerini savunmak için çok yoğun nükleer silah kullandılar. Maldek yokoldu ama Nibiru'nun yüzeyi de hasar gördü. Nibiru'nun koruyucu kalkanları iş görmez hale geldi. Yenilen reptoid/dinoid ırktan kalanlar kaçarlarken Venüs ve Mars gezegenindeki adına Hybornea denen başka insan kolonilerinin bulunduğu büyük yerleşim bölgelerini de yokettiler. Reptoid/dinoid ırk bu yıkımdan sonra Güneş Sistemimizi ellerinde kalan gemileriyle terketti. Maldek gezegeninden arta kalan parçalar, Tiamat'ın parçalarına karışarak asteroid kuşağına eklendiler. Böylece, bugünkü asteroid kuşağını oluşturan parçaların Tiamat ve Maldek'in parçalarından oluştuğunu biliyoruz. Nibiru'nun uydularının Tiamat'a çarpmalarıyla meydana gelen büyük yıkım sonucunda çok sulak bir gezegen olan Tiamat iki parçaya ayrıldı demiştik. Uyduların Tiamat'a şiddetle çarpmaları ile Tiamat ikiye bölünürken Tiamat'ın devasa okyanusları uzaya saçıldı. Bunlar devasa buz kütlelerini oluşturarak bugün hala dönmekte olan kuyrukluyıldızları oluşturdular. "944 Hidalgo" gibi çok eski olanlar artık gaz ve buz materyallerini bitirip kuyruksuz kometler halinde Güneş Sistemimizdeki periyotlarına devam etmekteler. Her 76.8 yılda bir dünyamızdan gözlenen Halley kuyruklu yıldızı da Sitchin'e göre Tiamat'ın bir parçasıdır. Ay'ın kökenine gelince: Tiamat'ın bu çarpışma öncesi 11 uydusu vardı ve bunlardan en büyüğü olan Kingu Gaia'nın (Dünya) uydusu Ay olacak şekilde Dünya'nın yörüngesine Galaktik Federasyon tarafından düzgün bir şekilde kondu (Ay'ın fiziksel ve elemental yapısı Dünya ile uyuşmamaktadır, yani Ay'ın kökeni Dünya'nın kendisi değildir). Yani bugünkü uydumuz Ay bir zamanlar Tiamat'ın uydusuydu. Titius-Bode kanununa göre bugünkü asteroid kuşağının bulunduğu yerde bir zamanlar Tiamat gezegeni vardı. Nibiru, Tiamat'ın 7 uydusunu alarak yoluna devam etti. Karbon, silikon, metal, gaz ve buz parçalarından oluşan asteroid kuşağındaki parçalar bugün bir araya gelseler bir gezegeni oluşturacak çoklukta değiller. Ayrıca Jüpiter'in varlığı da bunların bir araya gelip bir gezegen oluşturmasını çekim kuvvetleri sebebiyle engelliyor. Tiamat'ın küçük parçası ve Maldek'ten arta kalanlar parçacıklar aynen Nibiru'nun aksi yöndeki dönüşü ile aynı yönde olmak üzere Mars ile Jüpiter arasındaki boşlukta dönmeye başladılar ve bu kuşağı oluşturdular. Bu parçaların bir kısmı Satürn tarafından da yakalandı ve Satürn'ün bugünkü bilinen kuşağının bir kısmını oluşturdu. Satürn'ün halkasındaki diğer parçalar Nibiru'nun çekimi ile Satürn'ün yüzeyinden çekilenlerdir. Bugün asteroid kuşağını oluşturan irili ufaklı parçaların birbirlerine yakın öbekler oluşturmayıp, birbirlerinden çok uzaklarda bulunduklarını ve bunlardan onbinlercesinin her ay yaklaşık 5000 tane olmak üzere astronomlarca kataloglandığını biliyoruz. 100 km. çapından büyük olan 220 tanesi dışında 1000 km'lik çapıyla en büyükleri 1801 yılında Sicilya'daki Palermo gözlemevinde Giuseppe Piazzi tarafından keşfedilen Ceres'tir. Asteroid kuşağını oluşturan bütün parçalar bir araya toplandığında Ay'ın 35'te 1'i kadar bir hacim tutacağı hesaplanmıştır ki bu miktar Ceres'in yaklaşık 3'te 1'idir. Sanılanın aksine çok fazla bir malzemeden oluşmayan bu kuşak, ayrıca uzayın derinliklerine gönderilen uzay araçları (probe) için, kuşağı oluşturan kalıntı parçacıkların birbirlerinin arasındaki mesafeler uzak olduklarından pek bir tehlike arzetmemektedir.
Güneş Sistemimizin Gruplandırılmasında Asteroid Kuşağının Kullanılması Günümüzde Mars ile Jüpiter arasında yer alan ve bir kısmı bir zamanlar Tiamat'a ait olan materyalden ve yokedilen Maldek'in arta kalan parçalarından oluşan asteroid kuşağı sınır alınarak İç Güneş Sistemi ve Dış Güneş Sistemi olarak güneş sistemimizi gruplandırdık. Buna göre Güneş ile Asteroid kuşağı arasındaki iç güneş sisteminde sırası ile Merkür, Venüs, Dünya ve Mars olmak üzere 4 gezegen; Asteroid kuşağından itibaren de Jüpiter, Satürn, Uranüs, Neptün, Plüto ve Nibiru (Marduk) olmak üzere 6 gezegen (dış güneş sistemi) toplam 10 gezegen bugünkü güneş sistemini oluşturdu. Tüm bu olayların sonunda Nibiru (Marduk) 3600 küsur yıllık basık elips şeklindeki yörüngesini takip etmeye başladı.
Ay'ın yapay olarak Dünya'nın yörüngesine yerleştirildiği söyleniyor? Günümüzde halen yanıtlanamamış sorulardan ilk 10 tanesi:
1. Dünya'daki toprak elementleri ile uyuşmayan bir yapısı olması (Ay'dan gelen taşlar incelendiğinde krom, titanyum ve zirkonyum ağırlıklı bir yapı gözlenmiştir) 2. Dünya ile Ay'ın yoğunlukları arasındaki fark (Dünya 5.5 g/cm küp, Ay 3.34 g/cm küp) 3. Dünya'nın dönüşü ile tam olarak aynı olarak kendi etrafında dönmesi, tam senkronizasyon (Dünya'nın dönüşü ile (24 saat) kendi dönüşünün aynı olması (24 saat). Bu yüzden hep aynı yüzünü görürüz, Ay bize arka yüzünü hiç göstermez) 4. Ay'ın Dünya etrafında mükemmele yakın dairesel bir yörüngede dönmesi (Ay eğer Dünya tarafından sonradan çekim kuvveti ile yakalanmış olsaydı, Ay'ın Dünya etrafındaki yörüngesi elips olurdu) 5. Dünya ile Ay arasındaki mesafenin çok yakında olması (güneş sistemimizde ve dışında gözlenen gezegenlerin uydularının hem bu büyüklükte hem de bu yakınlıkta olması durumu hiç gözlenmemiştir) 6. Ay üzerindeki en büyük ve küçük kraterler incelendiğinde derinliklerinin neden çok sığ olduğu halen cevaplanamamıştır 7. Ay'ın, diğer gezegenlerin uydularının uyduğu "ekvator düzlemi" kuralına uymaması (Güneş sistemindeki ve dışındaki hemen hemen bütün uydular, etrafında döndükleri gezegenin ekvator düzleminde döner. Fakat, Ay, Dünya'nın Güneş etrafındaki yörünge düzleminde dönmektedir) 8. Ay'ın bize bakan yüzünün daha deforme olması (Ay'ın bize bakan yüzüyle, hiç göremediğimiz karanlık yüzeyini karşılaştırdığımızda, karanlık yüzde meteorların yolaçtıkları kraterlerin ve çeşitli sonradan olmuş deformasyonların, bize bakan yüzüne nazaran çok daha az olduğunu görürüz) 9. Diğer bir cevaplanamayan konu da Ay'ın dış kabuğunun 60 km olarak, Dünya'nınkinden 2 kat kalın olmasıdır. Ay yüzeyindeki kraterler nasıl volkanik aktivitelerle oluşmadıysa, kabuğun kalın olmasının sebebi biriken lav olamaz. 10. Dünya'nın merkezindeki eriyik haldeki çekirdek, Dünya'dan daha yavaş dönmekte ve bu sürtünme yüzünden dünyanın manyetik alanı oluşmaktadır. Ay'ın merkezinde erimiş bir çekirdeğin bulunmadığını bilimadamları hesapladılar. Gerek Rus gerek Amerikalıların uzay araçlarındaki magnetometrelerle yaptıkları ölçümlerde, Ay'ın biz zamanlar çok yüksek bir manyetik alana sahip olduğu, bunun kalıntılarının da Ay'dan gelen kayalarda gözlenebileceği söylenmiştir.
Ay bugün dünya'nın yörüngesine yerleştirilmeden önce Tiamat'ın uydusuydu demiştik. Apollo 11'in Ay'ın Durgunluk Denizi'nden (Mare Tranquillitatis) getirdiği ay taşlarının yaşları, Sky and Telescope dergisindeki makaleye göre 7 milyar yıl bulunmuştur. Apollo 12'nin Fırtınalar Okyanusu'ndan (Oceaus Procellarum) getirdiği ay taşlarının yaşları ise, potasyum-argon metoduyla yapılan ölçümlere göre 20 milyar yıldır ve bu, Güneş Sistemi'nin yaşından da eskidir! Chemistry dergisindeki Urey'in makalesinde, Ay taşlarının Plutonium-244'ten oluşan Xenon izotopları içerdiğini, bunların Dünya'da bulunmayan elementler olduğunu saptamıştır. Dünya'da bulunmuş en eski kaya Greenland'da bulunmuştur ve 3.7 milyar yaşındandır. Ay'ın bu bilgilere göre Dünya'dan daha eski olduğu ortaya çıkar. Ay taşlarının diğer bir özelliği de çok zayıf bir termik iletkenliğe sahip olmasıdır. Yani, sıcaklığı neredeyse hiç iletmezler. Ergime noktası yüksek olan elementler, Dünya'da az bulunurlar. Buna karşılık, ergime noktası yüksek olan elementlerin Ay bileşiminde çok fazla bulunması da ayrı bir konudur. Ay taşlarında ve Ay'da saptanmış bulunan Titanyum, Zirkonyum ve Yttrium miktarı, Dünya ve Evren'deki ortalamanın üzerindedir (Science News, 16 Ağustos 1969). Ay üzerinde rastlanan Mascon'ların nedeni de hala izah edilememiştir (Apollo-8 astronotları Ay denizleri üzerinden geçerken araçlarının hızlandığını, alçalıp yükseldiğini göstergelere bakarak tespit etmişlerdir. Daha sonraları Ay çevresinde dolaşmış insanlı ya da insansız her araç, Ay denizlerinin bu etkisini kaydetmiştir. Bilimadamları bu sorunu, o bölgelerdeki gravitasyon çekiminin öteki bölgelere göre daha fazla olması şeklinde cevaplamış, Ay üzerindeki bu noktalara kütle konsantrasyonu anlamına gelen "mass concentration" sözcüğünden türettikleri "Mascon" adını takmışlardır). Ay'la ilgili yapılan sismik çalışmalarda, Dünya'da kullanılanlardan yüzlerce kez daha hassas cihazlarkullanılmıştır. Apollo-12'nin ay modülü Ay yüzeyine çarptığı zaman oluşan yapay deprem sarsıntısı 55 dakika sürünce bilimadamları çok şaşırmıştı. Ayrıca, sinyaller küçük dalgalardan başlayarak belli bir tepe noktasına ulaşmış, sonra da Dünya'da alışılagelmiş olanlara hiç benzemeyen bir şekilde periyotlarca sürüp gitmişti. Bu da Ay'ın yüzey kabuğunun 15-20 mil kadar altının boş olduğunu gösterir. Bilimadamlarının, saatlerce süren yapay deprem titreşimlerini çok güzel ileten bir yapının, ancak o yapı metal bir küre ise olabileceğini söylemeleri de Ay'ın 15-20 mil altında metal bir küre olduğunu anlatır. Tiahuanaco şehrindeki meşhur Güneş Kapısı, 120x360 metre ölçülerinde yekpâre bir andazit taştır ve ağırlığı 10 tondur. Üzeri uçan tanrılar ve taşıtlar figürleriyle süslü taşta 27 bin yıllık bir takvim işlenmiştir. Gökyüzünün 27 bin yıl önceki halini gösteren kabartmalarda, tüm gezegenler işlendiği halde Ay orada yoktur.. Dr. Bellamy ve Dr. Allan'a göre Güneş Kapısı sembollerinde Ay, dünya yörüngesinde 11.500-13.000 yıl arası bir zamanda belirmektedir. Takvimdeki hesaplamalara göre Ay'ın 13 bin yıl önceki Dünya etrafındaki dönüşü yılda 425 turdu. Bugün bu tur sayısı 365'tir. Pek çok sebepten dolayı, Ay dünya'nın çevresine yapay olarak yerleştirilmiştir deniliyor. Jüpiter'in uydusu Phobos'un ve Plüto'nun da yapay olarak yerleştirildiği söyleniyor. Pek çok farklı kaynağa göre yapay bir uydu olan Ay'ın ve Phobos'un içinde bir uygarlık var. Bir zamanlar Satürn'ün uydusu olan Plüto'nun (Gaga) Güneş sisteminizi gözlemek ve korumakla görevli bir karakol olduğu belirtiliyor. Pek çok kaynakta yazılanlara göre bu üçünün amacı Dünya'yı yakından izlemek ve sürüngen kötü niyetli istilacılar gibi dışarıdan gelecek tehlikelere karşı korumak. Phobos ve Plüto gibi Nibiru'nun kendisinin de yapay ama çok büyük bir uydu olduğu belirtilenler arasında. Ay'ın, Phobos ve Plüto'nun Galaktik Federasyon tarafından Dünya'yı tehlikelere karşı korumak amacı ile yapay olarak yerleştirilmişlerdir bilgisi İnternet'te pek çok yerde mevcut. Bunlardan dünyamıza en yakın konumda olan uydumuz Ay ise apayrı bir inceleme konusu. Gerek NASA'nın gerek astronotların birebir gözlemledikleri, gerek Dünya üzerinden teleskoplarla sürekli görülen Ay anormalileri (Ay üzerinde görülen ışıklı cisimler, büyük iş makinaları benzeri cisimler, görünüp kaybolan dev yapılar) hakkında çok fazla yazılmış kaynak mevcut. "Lunar Anomalies", "TLP" (veya "Transient Lunar Phenomena") anahtar kelimelerini kullanarak bunlara ulaşabilirsiniz. Sonuç standart astronomik birim ile çakışınca da buluşlarını açıkladılar. Yıllar sonra başka türlü yaklaşımlarla gezegenlerin güneşe uzaklıkları için katsayılar buldular. Amaç, o güne kadar keşfedilmemiş gezegenleri bulmak ve olası uzaklıklarını saptamaktı. Bunlardan en sonuncusu ise Fibonacci yaklaşımıdır. Titius-Bode kanunu duyurulduktan sonra bu dağılımlara göre dünyanın her yerinde gezegen avcılığı başlamıştı. Ayrıca Titius-Bode bu kanunu keşfettiklerinde Asteroid kuşağı, Uranüs ve Neptün daha keşfedilmemişti. 1781 yılında William Herschel Uranüs'ü ve 1801'de Giuseppe Piazzi Asteroid kuşağının en büyük cismi olan Ceres'i, 1846'da Johann Galle Neptün'ü ve 1930'da Clyde Tombaugh Plüto'yu keşfettiklerinde bunların uzaklıklarının Titius-Bode kanuna uyduğu görüldü……
Bir yaşamca evler gibi yanyana dizilmiş evlerki her biri ayrı ayrı memleket duvarları,sınırları yanyana evler. Türk evi,Kürt evi,Rum evi..... Odalarında karanlık,odalarında ışık , avlularında salkım saçak ıhlamur, mor üzüm , yeşil üzüm. Kiminde papatya günebakarak sizi selamlayan kiminde kucak dolusu hercâî menekşe sizi saran.... Birinin bahçesinden türkü sesleri çınlar, yandaki bahçeden alkış sesi diğerinden de dans edenlerin ayak sesleri..... Hayır silah sesi duyamazsınız hiç! Yanyanadır şairlerin evleri, ağaçları her daim meyva verir bu yüzdendir ki çokça taşlanırlar, durmaksızın taşa tutulurlar üstelik durmaz hiç sızıları yine de şairlerler taş toplamazlar ! Ev ev dolaşıp kardeş ve aşk bahçelerinden sevgilerini toplarlar ve diyar diyar, bucak bucak durmaksızın her şair göçebedir.....
Yokuş yukarı tepeliyorum tepeyi ya da o beni tepeliyor. Hüzün ayaklarımın altında gözlerimden dökülen şehir paralı dürbünlerce iki euro'ya dikizlenecek kadar ucuz değil. En tepeye varanadek her merdivende bir bedel ödersin ki kalbe saf girebilesin.Dileklerim bileklerime dolanıyor.Ataları köle olan zenci bir işportacının bendeki köleliği görüp dileğini azaddan yana tut dercesine bileğimdeki kelepçenin yanına taktığı el işlemesi bilekliğin son düğümünü atarken « .tutuyorum seni içimde.» kördügüm oluyorum.....
Çinli bir sokak sanatçısına tatlı aksanı için gülümsüyorum «" you're my heart you're my soul. " » ç ve ş vurgulu bolca aksanlı. Dans edenleri rahatsız etmemek adına adını içimden gezdiriyorum.Sağ tarafta alkış kıyamet bir gösteri yapılıyor yavaş yavaş yaklaşıyorum bir kadın kadını kaybetmeye çalışıyor sihirbazın kadın olmasına hayret edip « "benim kadar kimse kayıp olamaz" .madame regardé moi , je suis perdu!. »Kaybolmuşluğumu kıyametin içinden alıyorum.Denize kıyısı olmayan bir şehirde sakla.n.m.baç oynarken unutulmuşluğumun en nadide kokusu sızlıyor burnumda "ip ten al a bilir misiniz beni ?! " iptal oldum hayata. Lanterno'nun içine bakıyorum uzaktan gökyüzünden yere oradan da bana yansıyan Tanrı bağışının simgesi gibi küçük fenerin ve kulenin her bir yerindeyim her şeyim beni görmelisin.La Savoyarde'm çin çin çan çınlıyorsun beyaz kalbimde.....
Trans geçirdiğim bütün merdivenlerce büyülenip büyüyorum adım adım ve adım başı adın.İnsanlar kediler gibi dizilmişler merdivenlere ev kedileri ve sokak kedileri her boyda her ebatta aralarından kendi ve kedi adımlarıyla yan yan ve an o an gibi sürüm sürüm yürüyorum.Hava çok bilindik o Paris havası "hava sizlik" derin bir yağmur çekiyorum içime gözlerimden baloncuklar çıkartıp gözlerine varanadek patlatamıyorum hiçbirini. Ait hissetme hissim aitsizlik hissetti siz de hiss-i kabl-el vuku mu? Ayinlerce kutsanmış iki yarım kalbin aitliği bütün olmazsa hiçbir şeye ait olamaz öyle değil mi? Aittim,aittin,aitim aaa ittin beni tepeden en tepeden neden ?! Birinde var olamazken her şeyinle kendini o'na ait hissetmek nedir bilir misin? Defalarca ölüp defalarca doğmak ve duymak dünyanın ilk sesini yani yüksek voltajda ağlamak.....
Tepeye vardığımda ziyaret saati geçtiği için içeri giremiyorum.Bir saatim var kocaman bir saatim arka kapının daha ıssız olacağını düşünüp dış cepheden ufak ufak yol alıyorum yokuş yukarı ne kadar hakkım varsa veriyorum/devriliyorum.Ihlamur ağaçlarının uzun uzadıya eski evleri asker gibi korumaları ve savaştan kalma izlerin gözlerime değin/değen, gözlerimi ateşkese davet eden taş kaldırımlı dar sokakların içime içime daralmasıyla kendi kendime sığmaz oluyorum.Mini mini cafélerin önünden geçerken kendimi saldığım bütün anların kırk yıl hatırı olsaydı beni hatırından çıkaramazdın !.Gözüme biri çarpıyor sonra ki gözlerim benim mi bunu bile bilmiyorum.Güzel bir ressam güzel bir tepenin kaderini çiziyor kapana sıkışmış kalpleri fırçasının aralarında iyileştirebilecek kadar iyi bir sanatçı"mutluluğu resmetmeli" .Tam o sırada bir çarpışma anı yaşıyorum kalabalık bir çarpışma değişik sessizlik tonlamalarıyla « " excuse-moi mademoisele, excuse-moi mademoisele ,excuse-moi mademoisele " , - j'ai l'habitude - » her sevgi dolu çarpışmadan sonra kırılıp dökülmeye - alışkınım - .....
Cümle.n.m. üstüme devrildi köşe başında « ".bak ben her şeyim, her şey benim, bak her şeyim, bak her şeyimsin." » İçeri almalısın beni içinin içerisine almalısın bütün kapılarını gerekirse tek tek vuracağım, yüzüme kapattığın bütün kapıların ve kapılarındaki yüzümü yüzünden alıp içinden ve dışından bakacağım hem de iyi bakacağım ikimize.Beyazın içinde bulundurduğu bütün renklerce Basilique du Sacré-Cœur 'ün en derin genişliği gibi ve kalbi gibi yüzyıllardır sevdiğim ,içimde taşıdığım,yaşlandığım bak .saf kalbim. . . . .sin.
Elinde bir şişe serum , göğsünü yarmış şiirin içine bakıyordu ;
- Hmmm bu şiiri iyileştirmeliyim sayın doç.dr. Aşk ben asistanınız olarak sizi ilham alıyorum bir ara vaktiniz varsa sizinle uzun uzun bu konuyu görüşmek isterim kulağıma küçük tiyolar fısıldamalısınız. . . . .
- Tabii neden olmasın bu benim görevim sen duymak iste yeterki. Bütün inceliklerini kulaklarına öyle çok fısıldarımki zamanla başka hiçbir şey duyamaz olursun. . . . .
· fısıldar usul usul kanına karışır aşk · d n a haritanda cumhuriyet-i aşk · vadilerce cennet, · ırmaklarca duygu seli, · ummanlarca muammalı geceler ve · geceler boyu yarana bastığın devrik cümleler..... ; (gel.sen..... gül.sen.... bil.sen... sev.sen..... öp.sen.... gitme.sen..... sen.gel..... sen.gül..... sen.bil..... sen.sev.. sen.öp.. sen.gitme içine devir[daim(a)] beni seviyorum bütün senleri )
narkoz yemiş kelebekler....... yükleme giden damarlar tıkalı.............................. sonu gelmeyen bir özleme hali…….......................................
Elindeki serumu tek seferde kafasına çekti taşikardisinin üstüne devrilerek uyuya kaldı şiir cerrahı.
Sınırları yüzü.nden dökülmüş bucakları.nın en yüksek dört duvarlı gezegeni.nden yarından yazıyorum sana..... .m. Ben canı.nı dişleri.nin arasına sıkıştırırken yapışık ikizi.n hep bu saatlerde gelirsin 32 kısım tekmil birden canı.n sin.....sın .m. Kendi.ni benden sivrilten biley taşı.n , dip suları.nda kuraklık yaşayan sabır taşı.n ,içi.nde tuttuğu.n dilek taşı.n..... .m. Vakit tek bir an dünya ansızın atıp duran , vaktimi kalbimle atıp ayırt ettiğim aitliğim ben c’anımı daraltıp beklerken anımdan can gidersin..... Kendi elimde olmayan el frenimi içime içini çekiyorum..... Her c’anımı daraltıp en içinin içinde saklanıyorum.....
Uykusuzluğu pekiştirmek için kahveüstü’nü giye ve yiyemediğimiz altlarıda dahil üstümüze almalıyız ‘üşüme ve üşütme’den.Üstümüze giyindiğimiz akşam üstlerinin üstlerine üstlerine gidip üstlerine hep/r hissi birbirimize b’ulaşıp yazmalıyız;
Gözlerimizden çağlıyoruz « gör beni » birbirimizin içini çağırarak « g’ör beni » gidemediğin ve yüzyıllarca kaldığın olmalıyım.Kıyamadığın olmalıyım eğer illâ ki kıyım olacaksa denizin ve denizimde kıyım olmalısın.....Her tanenle bir tanem üstüme çığ gibi yağmalısın ruh su gibi bedende kap, ruhumuz birer çağlayan sığışamıyoruz kendi kendimize birbirimizin en içine esir düşen her bir damlalarca ki boşa gitmemeli hiçbir damla birbirimizin kıyısında birbirimizi tutmalıyız ve bizi bizde en c’en’net’ olanım hep d’olalım.....
Hiss-i kabl-el vuku ;
Yeni doğan birinin 'her şey'i yeniden öğrenmesi gibi dengeyi , görmeyi , duymayı , dokunmayı , okumayı , okunmayı , yazmayı , yazılmayı , susmayı , susamamayı , sevmeyi.........................^^...........^^.............^^............................ gülümsemeyi...........................)...............)..................)................... özlemeyi........................................!.................!..................!............ uyumayarak, yemeyerek, içmeyerek, ama çok, hep, her, sonsuzca, tekrar tekrar severek ,gülümseyerek ve özümleyip özleyerek diğer yarının içinde esir düşmek hiçbir şeye ait olamazken 'her şey'inle ait hissetmek güneşsiz bir havada bile güneşe doğmayı ve ısıtmayı öğreterek ve havayı böylece « hava bizlik » yapabilmek nefesini nefesime ,nefesimi nefesine sözlerle aldım verdim ben seni sevdimlerle sevmeyi öğrenmek.....hissedebilmek..... İki esir , iki yarı bir olunca ‘tam tam’ iki düş , iki birbirine düşmüş düş gibi gibi ki gibisi fazla gör , oku , yaz , duy , söyle , dokun , okuna ve dokunabilmeliyiz her şey ile ‘tam tam’ hep böyle ”mıh gibi” derdi ya Attilâ İlhan işte öyle .seni seviyorum. .tut beni. düşürme kendi içinden başka hiçbir yere..... Ay tutulması gibi ve güleç gökyüzünü bugüne ve her yeni güne her çizdiğim mutluluk dolu yüzlerce yıllık şiirlerde kendi canımda daralıp seninle çoğalarak « .tutuyorum seni içimde. »
.Bak her şeyim .iyi ki. ıhlamur kokulu sevgiler.inle saf kalbim…..sin.
(dinlenmesi gereken şarkı bu yazıya ; metropolis - her cennet)