...

Kelimeler de yanar..

Subscribe to RSS feed


Nefse ve onu biçimlendirene,
Sonra da ona kötülük ve takva kabiliyetini verene yemin olsun ki,
Elbette nefsini temizleyip parlatan kurtulmuştur.
Onu kirletip gömen de ziyan etmiştir.

Şems sûresi/7-10

LAİK AKLIN KRİZİ

19. yüzyıldan kalmış gerici pozitivist ve materyalist koordinatlar üzerine inşa edilen laik akıl, eşyanın ve olayların bir biçimde kutsalla ilişkilendirilmesine fena halde bozuluyor.
Bu aklın eline silah verin, ilk doğrulttuğu "din ve iman" oluyor.
Bu aklı doktor yapın, ilk düşman olduğu "alternatif tıp" oluyor.
Bu aklı siyasetçi yapın, düşman olduğu ilk unsur "millet" oluyor.
Bu aklı hukukçu yapın, ilk katlettiği "hak ve adalet" oluyor.
Bu aklı ekonomist yapın, ilk düşman olduğu "helal para" oluyor.
Bu aklı bilim adamı yapın, ilk düşman olduğu "hakikat" oluyor.
Bu akla felsefe öğretin, ilk hedefi "hikmet" oluyor.
Bu aklın eline medyayı verin, ilk manipüle ettiği "haber" oluyor...

Mustafa İslamoğlu



Sevgili Dost
Her sabah yeni bir manzara görecekmiş gibi camlara koşup
değişen hiçbir şey olmadığını görmek ne soğuk..

A.Ural

Var olup da yokmuş gibi duran sevgili!

Var olup da yokmuş gibi duran sevgili

Var olup da yokmuş gibi duran bir sevgili vardır.
Ona bağrını açmış duran bir insan vardır.
Döşünü yumruklayan, yumrukladıkça kabaran döşünün altında büyüyen ve sonra üstlendiği acıya katlanamayarak birden düşüp ölen bir insan... Âşık... Âşıklar...
Bir Kurban Bayramı'nda kurbanlık hayvanın melül mahzun bakışında yanıp kavrulmak yok mu, işte acunun bütün acılarının toplandığı yer orasıdır.
Orası, döşüne, ciğerine sığınmış, orada yitmiş, erimiş olup da halinden haber vermeyen sevgilinin yurdudur...
Oraya sığınmış olan sevgili de, sevdiğini özler. Ancak dışarıya ses vermez. Çünkü bütün sevgiler gizlidir. Bir sevginin mahremiyetini açığa vurmak cinayettir. Hem de cinayetlerin en alçakça olanı...
Ona belki bir telefonun cılız sesiyle ulaşmak bile mümkündür. Ancak has âşık asla bu pespayeliğe başvurmaz. Asla sevgisinin kelimelerini tellerin, telsizlerin emanetine terk etme bahtsızlığını yaşamaz. Çünkü sevginin emanet edilebileceği hiçbir emanetçi olmamıştır yeryüzünden. Yalnız bugün değil, başından beri, dünya kurulduğundan ve onun üzerinde âşık ruhlar yeşerdiğinden bu yana...
Kapının menteşeleri hafiften gıcırdar.
Odada bir meltemin esintisi dolanır.
Bir fısıltının merhaba diye seslenişinin işitildiği sanılır. Bütün bunlar gerçek midir?
Onu, o anda yaşayan için elbette gerçekliğin en gerçeğidir bütün fısıltılar, tüllerin havalanıp dalgalanması... Ama böyle bir şey var mıdır, olmuş mudur, olması olası mıdır? Meçhuldür. Meçhul kalmaya devam eder.
Her şey âşıkın yüreğinde olup biter. Yüreğinde ve ciğerinde...
Kussa, o anda ortalığa yanmış, kavrulmuş ciğer parçaları savrulup dökülecektir...
Kussa, ağzından kendini kusmuş olacaktır. Kendi, yani sevgili olan, kendiyle bir olan, kendi birinde buluşmuş olan...
Ona, belki ayrılığın sesiyle ulaşılır.
Ona belki henüz bestelenmemiş melodilerin hırçın ritmiyle ulaşılır.
Ona belki davulların gümbürtüsünden sonra devam eden kulak çınlamasıyla ulaşılır.
Ona belki ulaşabilecek binlerce yol bulunabilir.
Ama has âşık bilir ki, ona ulaşmayı vaat eden bu yolların tümü çıkmazla biter...
Ne utanç! Ne zavallılık!
Ve ne hüsran! Ancak âşık bilir ki, kendisi o hüsran orada olduğu için bu dünyada vardır. Bunun bilincindedir.
Gene bilir ki, ona ulaşmayı vaat edip de ulaşmayı beceremeyen utancın orada olmasıyla varlık kazanmıştır.
Yoksa bir hiçtir o. Yoksa hiç var olmamış, varlığa gelmemiş biri olarak kalacaktır.
Fakat bir âşık hiçbir zaman keşke var olmasaymışım demez. O, kendi marifetinin eseri olan utançtan, kendi marifetinin eseri olan mahrumiyetten, kendi marifetinin eseri olan hüsrandan memnundur. Dünyaya hiç olmazsa zavallılığı, hüsranı, var olmanın çileli ağırlığını tattırdığı ve dünyalıkları böylesi değerlerle tanıştırdığı için kıvanç duyar.
O kıvancı yaşamasa da onun yaşanılası bir kıvanç olduğunu duyar, duyumsar, duyumsatır. Ve sevgilinin varlığında gelişen kendi helakinin içinde gülümseyerek gönderir dünyaya son bakışını... Bakışının saplandığı noktada sevgili olan bulunmaktadır...


Rasim Özdenören
İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur


Atilla İlhan




Nereye gidersem gideyim, geriye hep bir
İstanbul kalıyor...
Durduramazdım içimde asa gören denizi.
Merec-el bahreyn'e ulaşmasaydım eğer!

Çünkü beni fark ettiğin anda ve bunu benim de bildiğim anda ne senin senliğin ne de benim benliğim kalır. Geriye sadece içimizde taşıdığımız Âdem ve Havva ve aramızdaki ezel olasılığı kalır. Bu yüzden şimdi sadece yüzümü değil kalbimi de her an izleyen bir çift göze dair terbiyeyle, aramıza bir uçurum koyuyorum. Senden kaçıyor, kendimi senden gizliyorum.

| Nazan Bekiroğlu


Bekleniyor işte bazı şeyler.
Bir ölümü bekler gibi.
"Şah damarlarına bakmayı akıl edemeyenler, Allah'ı hep gökte aradılar."

Tekin Deniz