portugaise=aşk mektubu
Friday, September 25, 2009 5:43:54 PM
Balkondayım, elektrikler kesildi. Şehir karanlığa gömüldü tamam da, neden hiç ses yok? Aslında şu an ışıktan gözlerim kamaşıyor benim.. kimsenin göremediği.. seviyorum karanlığı da, siyahı da… bütün kusurları örter deseler de; ben gerçeği bütün çıplaklığıyla karanlıkta görüyorum. Hiçbir şey düşünmüyorum yalnızken siyahlığın vakurundayken, sadece olguya odaklanıyorum. Her şey görünüyor bana, bazen görmek istemesem de…
“Portekiz Mektupları”nı okumaya başladım bugün, 17. yüzyılda yazılmış ama hala son derece etkili. Bir rahibenin karşılıksız aşkını anlatıyor. Din görevlilerinin evlenmesi, aşk yaşaması yasak olduğu için muhtemelen idam edilmiştir, işte bu yüzden yazarının kim olduğuna dair kesin bir bilgi yok. Sadece 19. yüzyılda yapılan bir araştırmaya göre; Marina Alcaforado tarafından Chamilly Kontu’na yazıldığına dair bir söylem var.
Seviyorum böyle kitapları. Detayları en ince ayrıntısına kadar veren romanları… topuz saçlı, kabarık etekli, yemek yerken bile diken üstünde otururmuş gibi duran Fransız kadınlarını, fötr şapkalı erkekleri, cumbalı evleri, hani şu büyük avlusu olanlar…
Karşılıksız bir aşk… üstelik “mutsuzluğum için teşekkür ederim. Sizi tanımadan önce yaşadığım dinginlikten nefret ediyorum” diyecek kadar karşılıksız… ben der miydim acaba böyle bir şeyi? İçinde sırf “O” var diye sever miydim acıyı, katlanır mıydım? Bilmiyorum… “Sizi tanıdıktan sonra yaşadığım dingiLlikten nefret ediyorum” diye değiştirirdim sanırım.
“Aşk kendini birinde kandırmaktır.” diyor kitap. Doğru biraz, sonunu bile bile masallara girişmez miyiz? Erkeklerin en sevdiği oyun “baştan çıkarma” oyunuymuş. Bu yüzden kiminle oynamaları gerektiğini, ışığın nerden geldiğini seziyorlarmış. “her baştan çıkarma yeni bir fetih demekmiş ve onlar “fetih” için yaratılmışlar-mış… kendimizi bu kadar savunmasız kaptırmasaydık aşka, fethedilmeye gerek kalmazdı.
Aşk bir çıldırma haliymiş anladım, hepimizin çıldırmak istediği zamanlara denk gelince yaşanılan.. aşk bize ne veriyor ki, ne tattırıyor ki; o tadın eksikliğini çekiyoruz hep? Hep onu arıyoruz? Daha da çekeceğimizi bile bile kaçmıyoruz? Pesss.
Bilmemek benim uyuşturucum ama bunlardan kaçıp manastırdaki mahpusluğu uzatırsam; uyanışım çok acılı, çok sarsıcı, çok sancılı olacak. Gene de gözlerim yeniden görmeye başladığında özgür olacağım.
Tek bildiğim masallarda yakışıklı prens bizi uykudan uyandırırken; gerçekte onun öpücüğüyle gaflet uykusuna daldığımızdır.//alıntı[/font][/FONT]











