Skip navigation.

Göğe Bakma Durağı..

Gönül Alma, Gönül Vermeyle Olurmuş

Martı UçuŞu


Üç yıl önce, son kız arkadaşından ayrıldığında, hem kız arkadaşı, hem de kendisi benzer düşüncelerle karşı karşıya kalmıştı. Günlerce bu çelişkiyi açıklamaya çalıştıysa da, bir sonuca varamamıştı.
Nasıl oluyordu da biten bir ilişkide her iki taraf da haksızlığa uğrayanın kendisi olduğunu düşünebiliyordu ??
Aradığı açıklamayı en nihayet, bir çift martının uçuşuna tanık olduğu bir günde bulmuştu ressam..
Kaldığı evin az ilerisindeki falezlere kurmuştu o gün tuvalini.
Tam resme daldığı sırada, yakınından havalanan bir martı denize doğru süzülüşe geçmişti.
Hemen ardından, karşı kayalardan fırlayan bir başka martı da aynı yönde alçalmaya başlamıştı..
İkisi de suya çarpmalarına az bi mesafe kala, seri birer manevra yaparak göğe doğru yükselişe geçmiş; adeta kanatlarıyla birbirlerine sarılmış bir vaziyette, falezlerin seviyesini bir hayli aşana dek yükselişlerini sürdürmüşlerdi.
Bu iki martının uçuşunu izlerken kendince bir çıkarımda bulunmuştu:
Bağlanabilmek için, önce bağımsız olmak gerekir.
Oysa insanların çoğu, yeni ilişkilere eski bağlarla geliyorlardı..
Geçmişten taşıdıkları ister güvensizlik, ister anlaşılamamak, isterse de çevrelerine ördükleri savunma duvarları olsun, her ba yeni ilişkiyi özgürce yaşamalarını engelliyordu.
Daha önce ilişkilerinde haksızlığa uğradıkları konusunda belki haklıydılar ama;
haksızlık edenin karşı taraf değil de, bırakamadıkları 'geçmişleri' olduğunu göremiyorlardı.

İşte farklı kayalarda, ayrı ayrı kendine yetebilmeyi gerçekleştirebilmiş bu iki martı,
birbirleri için 'geçmişte'ki yerlerini terk edebilmiş; sıfır seviyesine inerek benlik bağlarından arınmış,
böylece 'bir' olarak göğe doğru yükselebilmişlerdi..
Ressamın martılı resimler yapma alışkanlığı işte o günlerden kalmaydı.
Ama martısı artık tek başına uçmaktan usanmış, alçalacağı gün için sabırsızlanmaya başlamıştı.
Belki bunu gerçekleştireceği kıyı burası değildi ama, yine de hiç bir yere ayrılamıyor, tepede daireler çizmeye devam ediyordu.
Hava iyice karardığında, Diana'nın bu akşam da sahile uğramayacağını anlamıştı..

Kayıp Gül / Serdar Özkan


Kudüm.. Düm.. teK..



Yarım küre biçiminde bir çift küçük davuldan oluşan ve İslam musikisinin önemli çalgılarından olan “kudüm” dindışı ve mehter müziğinde “nakkare” adıyla anılmakta idi.
“Kudüm”ün çapları yaklaşık 28-30 cm civarındaki davulları dövme bakırdan yapılmış olup biri büyük diğeri küçük iki çanağa benzer.
Yüksekliği ise yaklaşık 16 cm. olan çanaklar dibe doğru daralırlar.
Büyüğünün ağzına iki küçüğünün ağzına bir milim kalınlığında deri gerilir.
Kudüm çanağı, eskiden dut ağacından yapılırmış.
Birisinin üzerine deve, diğerininkine de merkep derisi gerilir.
Iki canagin büyüklügünün birbirinden farkli olmasinin sebebi icra sirasinda farkli tini elde etmek icindir.
Tiz ses veren davul (tek) sola;
öbürü (düm) sağa konur.
Daha ince bir derinin gerildiği 'tek' boyut olarak da 'düm'den biraz küçüktür.

Devrilip sallanmalarını önlemek için simit denen içi pamuk doldurulmuş bir çift meşin halka üstüne oturtulurlar.
“Kudüm`ün bakır gövdesi metalik tınıyı gidermek amacıyla çoğunlukla dıştan meşinle kaplanır.

Zahve denilen, kemikten ya da tahtadan yapılmış, uçları yuvarlak iki değnekle, bu enstrümana yavaş yavaş vurularak usûl tutulur. Mevleviler arasında yaygın olarak kullanılır. Bununla ilgili olarak bir anekdot anlatılır. Anekdot, Yenikapı Mevlevîhanesi şeyhi Osman Selâhaddin Efendi'ye aittir.


Yenikapı Mevlevîhanesi'nin yakınındaki bir köşkte,
düğün münâsebetiyle hazır bulunan müzik ekibinin çifte nâra {kudüm'e benzer}sı patlar.
Çalan çingene, o civardaki mevlevîhanede bunu bulacağını düşünerek, oraya koşar.
Kudumzenbaşı'dan kudüm ister.
Ancak bu yaman çalgıcının isterken, "kudûm-i şerif" demeyip;
"çifte nâra" deyişi de canını sıkar.
Ona "çifte nâra demezler, kudûm-i şerif derler" karşılığını vererek, kapıdan koğar.
Sonra gidip, durumu şeyhe şikâyet eder.
Rind bir zat olan Osman Selâhaddin Efendi,
"neşelerini kaçırmayaydın, vereydin" deyince
kudûmzenbaşı
"ama efendim kudûm-ı şerife,
bu çingene çifte na'ra diyor" diye mukabele eder.
Şeyh Efendi de şu karşılığı verir:
"Zararı yok; o, çingene eline düşerse çifte nâra,
tekkeye gelirse yine kudûm-ı şerif olur"


Gel dergeh-i munlâya da bak gör ne safa var,
Her bir elem-i mühlike bin derd-i deva var.
Efsâne-i zühhâd gibi zerk u riya yok
Avâz-ı kudüm u ney ü tanbur-ı neva var.

Hüseyn Fahreddin Dede

Ne ZamAn SöYLeyeCeKsin??

"Daha zamanı gelmedi.."
Wrong Rosary / Uzak İhtimal


Bir Ben miYim bu kAdar az ??

..Es'e'ye

Bir ben miyim bu kadar az ??
Bu yoksulluktur..
Ne haram yedim, ne eğildim
Bu yalnızlıktır..
Ya çok sevdim unutuldum;
Ya birinde çok şey buldum,
Bir gecede aşka durdum..
Ağlama gönlüm
Gönlüm ağlama
İnsan diyorlar aslıma ?
Aslımız topraktır!!
Bu gönül bir aşktan anlar
Ömrüm bir seraptır..
Ne doğruyum, ne de eğri
Yaşadığım nerden belli..
Bu garipliğim az şey mi ??
Ağlama gönlüm gönlüm ağlama


Nazan Öncel / Ağlama Gönlüm

VeLhasıL, İnSan OLmak zOr zanAAt


...------..----------------------------------------------....







İnsan biraz çocuk olmalı,,,
bir balon gördüğünde.. i s t i y o r u m ..diye tutturup ağlayabilmeli
İnsanın bir annesi olmalı, eteğini ..çe kiş ti re ce ği
İnsan yolda yürürken birazda etrafına bakmalı, değişik hayatları.. gör mek i çin,,,
İnsan gecenin bir vakti yatağından fırlayıp, seni seviyorum diye bağırmalı,,
İnsan sabah uyandığında yatağının baş ucunda bir gül ile bir not bulmalı,,
"uyandırmaya kıyamadım"
İnsan heyecan duymalı,, yeni günün getirdiği ışıklar için,,
İnsan.. si nir len me li,.. kavga etmeli inandığı değerler için,
İnsan arada.. a ş ı k ..olmalı, sonunda acı olduğunu bilerek,,
İnsan bazen de sarhoş olmalı, bir türkü tutturup sokakları arşınlamalı,,
İnsan anlamsızca beklemeli telefon çalmasını, belki arayan 'o'dur diye
İnsan.. ef kar lan ma lı.. tabii biraz da;
belki hiç olmayacak şeylere.. s ı r f .. e f k a r .. o l s u n ..diye,,
İnsan ara ara kocaman olmalı, dünyalar kadar; herkesi kucaklamalı,,,
İnsan bazen kendi olmalı, bazen herkesten bir parça,,
İnsan bazen de aptal olmalı, inanmak istediği şeylere inanmalı
İnsan gerçek olmalı, rüya görebilmek için,,
İnsan.. ö l me l i.. zamanı gelince,,
V e l h a s ı l ,
İnsan olmak zor zanaat..



|Alıntıdır.. |

KimLesin..


Herkesle beraber olsan da bensizsen kimseyle beraber değilsin;
Herkesten çekilsen, kimsesiz kalsan, benimle olduktan sonra herkeslesin..
-----------------------------.----- Rûmi


.. yaş aLışkaNLığı


Bu bir yaş alışkanlığı meselesi.
Ömrümün son döneminde hayatıma girmesi söz konusu oldu.
İlk başta büyük bir açlıkla girdim internete,
fakat sonunda saatlerin geçtiğini ve elimde çok az bir bilginin kaldığını fark ettim.
Kullanmasını bilemedim demek ki, terbiyesini almamışım.
Dolayısıyla bana zaman kazandıracakken
zaman kaybettirir hale geldiğini gördüm.
Yine de arada sırada giriyorum.
Kâğıt israfını önlemek için günlük yazıları takip ediyorum.


İnternet Hakkında / Ümit Meriç

.. buLur mU ??


Akıllısı beni bulur mu
??

Bayram haYr'ı..


Bayramımız hayr'lı olsun..

Ey GökYüzü..

Gök-yüzünü

..okumak istiyorum.. y e n i d e n
..