Skip navigation.

Göğe Bakma Durağı..

Gönül Alma, Gönül Vermeyle Olurmuş

VesiLe..

~ 10 Zilhicce 1430 ~
Kurban Bayramımız Hayırlara Vesile Olsun
..
..Bayram havası..

Yine Erken..

~~~~~~Kırmızılı'ya..

Eda Karaytug / Yalnız Bırakıp Gitme Bu Akşam Yine Erken

YaLnızca rafLara diziLi kavanOzLar



Gülemedim ki hiç hasta yatağının başında,
Haberi bu yüzden yoktur annemin sol yanağımdaki gamzeden
Komidinin üstündeki ilaçların sayıları arttıkça
Kutularından yaptığım gökdelenin uzamasına seviniyordum
Ve bilmezdim..
Annemin yaşantısındaki renkliliğin
Yalnızca raflara dizili kavanozların içindeki reçeller olduğunu,




Bilerek mi yanına almadın giderken,
Başının yastıkta bıraktığı çukuru ??
Güveniyordum oysa ben sevgimize
Vapur iskelesi ya da tren istasyonundaki saatin doğruluğu kadar..




Beni, senin gibi bir de annem terketmişti..
Ki göbeğimde durur onun yokluğundan bana kalan çukur
Sıralanmış saksılar vardı limana bakan penceremizin önünde
Ve çiçekler arkasında ekmek kırıntıları serpen martı yüzlü bir anne,




Annesinin dizlerinin dibinden hiç ayrılmayan uslu bir çocuk gibidir
Limandaki deniz!..
Ama sokağa çıkıp dalga olmak geçer yüreğinden..




Hiç bir bardakta dudak payı bırakmadınız bana
Bir kaşık sesini bile çok gördünüz şekersiz içerek çaylarınızı
İki çocuk rahatlıkla oturduğumuz kapının eşiğine
Kendi başıma zor sığıyorum bugün
Büyüdükçe insan yalnız mı kalıyor ne ??




Deniz kıyısında bir martıyla konuşurken görüyormuş dostlarım beni sürekli,
Bir kaptanım çünkü, kağıt gemilerden emekli




Kabuğunu koparmadan ne bir elmayı soyabildim
Ne de iyileştirebildim bir yaramı
Ama karşıma çıkınca kızmadım hiç elma kurduna
Bendim çünkü bıçağı saplayan onun yurduna




Büyüklerle ben yapamıyorum
Çocuklar da almıyor beni oyunlarına
Devlet dairesinde yangından kurtarılmayacak sıkışmış bir çekmece gibiyim
Açılamıyorum sana..




Kardeşiyle sokaklarda hep bir örnek giydirilen
Sen nasıl sevmezsin eşitliği ?!
Yürürken düşen çoraplarını aynı hizaya getirmek için
Annen değil miydi önünde diz çöken ??




Yol kenarlarındaki yağmur mazgallarını kumbara sanıp
Harçlığımı atardım
Bu yüzden en çok denizden alacaklıyım...



Akın / Sunay

BazıLarı 'git' derLer..

"Beni affedin efendim. Bir yanlış anlama da olabilir ama, beni siz mi çağırdınız ?? Bana siz mi 'gel' dediniz ?? " Eflatun'u tepeden tırnağa süzen şeyh ona şu cevabı verdi: "Biz insanlara 'gel' diyenleriz. Doğru yere geldin. " Sevince kapılan Eflatun, kendisine gülümseyen şeyhe şu soruyu sordu: "Peki beni niye çağırdınız ?? Bir emriniz bir ihtiyacınız mı var ?? " Gözlerinin içi gülen şeyh, usul gereği, kalkmadan önce yeri öptü ve 'evet' dedi. "Senin temiz kalbine ihtiyacımız var. Bazıları var ki buraya gelir ve huzur bulur, yine bazıları var ki buraya gelir ve bizler onda huzuru buluruz. " Diğer canlar da yeri öpüp ayağa kalktıklarında, şeyh ellerini göğsünde çapraz yaptı ve hafifçe eğilip eflatunu selamladı. Ardından, Galata Mevlevihanesinin canları ve dedeleri delikanlının başına üşüştüler. Biri sıcak su ve temiz bir bezle yüzündeki kan izlerini temizlerken diğeri kaşı üzerindeki yaraya kantaron merhemi sürdü. Bir başkası ise bembeyaz bir tülbentle yarasını sardı. Eflatunun hikayesini hemen hepsi, az yada çok tahmin edebiliyordu. Ama uzun söze gerek olmadığını en iyi bilen kişi, Mevlevihanenin şeyhi İbrahim Dedeydi. Eflatun'a yatacak bir yer bulmak için dışarı çıktıklarında, şeyh İbrahim Dede ona şöyle dedi: "Senin buraya gelmenin sebebi sadece bizim 'gel' dememiz değil, ayrıca onların sana 'git' demeleri. Hiç kimseye 'kötüdür' deme. Aslında onlar, bilmeden iyilik eden insanlardır.. " Suskunlar / İhsan Oktay Anar ---- ------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------ -- -

CesuR kOrku

Ne var ki korku yüreksiz bir insanın nefreti.... ....nefret cesur bir insanın korkusU.

-haYır çOk aPTaLca



bu oyun çok güzel bi evle başladı:
şöförü olmayan güzel bi otobüs..
güzel bi kutu..
ve güzel bi kız..
hayır sanırım ben yanıldım ?!
çünki biraz daha önce başlamıştı..
hiç bi anlamı olmayan iğrenç bi sözcükle başladı,
o sözcük 'metastaz'
saçma sapan bişeydi
hatta mamut bile olabilirdi
üstelik annemi de ağlatmıştı;
sonuç olarak doktorlar bişey bilmiyorlar..
saçma sapan konuşuyorlar,
giydikleri pantolonlar da çok kötü,
sizce bu halde anneme yardım edebilirler mi ??
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~









yetişkin olmak buydu;
iki yüz kilometre yapabilen bi arabayla altmış kilometrenin üstüne çıkamamak..



~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~





arkadaşlar gözlükler gibidir; önce sana ilginç şeyleri gösterirler, ama sonra yorarlar; ama bazen gerçekten harika gözlükler de bulabilirsiniz.. benim.. Sofie'm vardı..




~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~




-eğer ben günün birinde evlenirsem ?!
--mutlaka buna engel olucam..
-büyüdüğün zaman ne olucaksın
--hükümdar
-vay canına bi hükümdar mı, bi ülken de olucak mı ??
--kesinlikle, ayrıca haremim ve kölelerim de; bana hizmet edicekler
-çok iyi..
--ya sen ??
-şeyy ben, hayır çok aptalca..
--hadi söylee ?!
-hoşuna gitmeyebilir?!
--ama ben sana söyledim hadii.
-turta olmak istiyorum, çilekli bi turta, kremşantili.. bi pastanenin vitrininde..
--turta mı olucaksın yani, yani pasta mı ??
-tabiii ki, başka ne olabilir ki ben turtalara bayılırım..
--turta..turtaa.. auuv evet yaa bi turta.. evet bu harika bişey..







Cesaretin Var mı Aşka ?? | Jeux D'enfants

Martı UçuŞu


Üç yıl önce, son kız arkadaşından ayrıldığında, hem kız arkadaşı, hem de kendisi benzer düşüncelerle karşı karşıya kalmıştı. Günlerce bu çelişkiyi açıklamaya çalıştıysa da, bir sonuca varamamıştı.
Nasıl oluyordu da biten bir ilişkide her iki taraf da haksızlığa uğrayanın kendisi olduğunu düşünebiliyordu ??
Aradığı açıklamayı en nihayet, bir çift martının uçuşuna tanık olduğu bir günde bulmuştu ressam..
Kaldığı evin az ilerisindeki falezlere kurmuştu o gün tuvalini.
Tam resme daldığı sırada, yakınından havalanan bir martı denize doğru süzülüşe geçmişti.
Hemen ardından, karşı kayalardan fırlayan bir başka martı da aynı yönde alçalmaya başlamıştı..
İkisi de suya çarpmalarına az bi mesafe kala, seri birer manevra yaparak göğe doğru yükselişe geçmiş; adeta kanatlarıyla birbirlerine sarılmış bir vaziyette, falezlerin seviyesini bir hayli aşana dek yükselişlerini sürdürmüşlerdi.
Bu iki martının uçuşunu izlerken kendince bir çıkarımda bulunmuştu:
Bağlanabilmek için, önce bağımsız olmak gerekir.
Oysa insanların çoğu, yeni ilişkilere eski bağlarla geliyorlardı..
Geçmişten taşıdıkları ister güvensizlik, ister anlaşılamamak, isterse de çevrelerine ördükleri savunma duvarları olsun, her ba yeni ilişkiyi özgürce yaşamalarını engelliyordu.
Daha önce ilişkilerinde haksızlığa uğradıkları konusunda belki haklıydılar ama;
haksızlık edenin karşı taraf değil de, bırakamadıkları 'geçmişleri' olduğunu göremiyorlardı.

İşte farklı kayalarda, ayrı ayrı kendine yetebilmeyi gerçekleştirebilmiş bu iki martı,
birbirleri için 'geçmişte'ki yerlerini terk edebilmiş; sıfır seviyesine inerek benlik bağlarından arınmış,
böylece 'bir' olarak göğe doğru yükselebilmişlerdi..
Ressamın martılı resimler yapma alışkanlığı işte o günlerden kalmaydı.
Ama martısı artık tek başına uçmaktan usanmış, alçalacağı gün için sabırsızlanmaya başlamıştı.
Belki bunu gerçekleştireceği kıyı burası değildi ama, yine de hiç bir yere ayrılamıyor, tepede daireler çizmeye devam ediyordu.
Hava iyice karardığında, Diana'nın bu akşam da sahile uğramayacağını anlamıştı..

Kayıp Gül / Serdar Özkan


Kudüm.. Düm.. teK..



Yarım küre biçiminde bir çift küçük davuldan oluşan ve İslam musikisinin önemli çalgılarından olan “kudüm” dindışı ve mehter müziğinde “nakkare” adıyla anılmakta idi.
“Kudüm”ün çapları yaklaşık 28-30 cm civarındaki davulları dövme bakırdan yapılmış olup biri büyük diğeri küçük iki çanağa benzer.
Yüksekliği ise yaklaşık 16 cm. olan çanaklar dibe doğru daralırlar.
Büyüğünün ağzına iki küçüğünün ağzına bir milim kalınlığında deri gerilir.
Kudüm çanağı, eskiden dut ağacından yapılırmış.
Birisinin üzerine deve, diğerininkine de merkep derisi gerilir.
Iki canagin büyüklügünün birbirinden farkli olmasinin sebebi icra sirasinda farkli tini elde etmek icindir.
Tiz ses veren davul (tek) sola;
öbürü (düm) sağa konur.
Daha ince bir derinin gerildiği 'tek' boyut olarak da 'düm'den biraz küçüktür.

Devrilip sallanmalarını önlemek için simit denen içi pamuk doldurulmuş bir çift meşin halka üstüne oturtulurlar.
“Kudüm`ün bakır gövdesi metalik tınıyı gidermek amacıyla çoğunlukla dıştan meşinle kaplanır.

Zahve denilen, kemikten ya da tahtadan yapılmış, uçları yuvarlak iki değnekle, bu enstrümana yavaş yavaş vurularak usûl tutulur. Mevleviler arasında yaygın olarak kullanılır. Bununla ilgili olarak bir anekdot anlatılır. Anekdot, Yenikapı Mevlevîhanesi şeyhi Osman Selâhaddin Efendi'ye aittir.


Yenikapı Mevlevîhanesi'nin yakınındaki bir köşkte,
düğün münâsebetiyle hazır bulunan müzik ekibinin çifte nâra {kudüm'e benzer}sı patlar.
Çalan çingene, o civardaki mevlevîhanede bunu bulacağını düşünerek, oraya koşar.
Kudumzenbaşı'dan kudüm ister.
Ancak bu yaman çalgıcının isterken, "kudûm-i şerif" demeyip;
"çifte nâra" deyişi de canını sıkar.
Ona "çifte nâra demezler, kudûm-i şerif derler" karşılığını vererek, kapıdan koğar.
Sonra gidip, durumu şeyhe şikâyet eder.
Rind bir zat olan Osman Selâhaddin Efendi,
"neşelerini kaçırmayaydın, vereydin" deyince
kudûmzenbaşı
"ama efendim kudûm-ı şerife,
bu çingene çifte na'ra diyor" diye mukabele eder.
Şeyh Efendi de şu karşılığı verir:
"Zararı yok; o, çingene eline düşerse çifte nâra,
tekkeye gelirse yine kudûm-ı şerif olur"


Gel dergeh-i munlâya da bak gör ne safa var,
Her bir elem-i mühlike bin derd-i deva var.
Efsâne-i zühhâd gibi zerk u riya yok
Avâz-ı kudüm u ney ü tanbur-ı neva var.

Hüseyn Fahreddin Dede

Ne ZamAn SöYLeyeCeKsin??

"Daha zamanı gelmedi.."
Wrong Rosary / Uzak İhtimal


Bir Ben miYim bu kAdar az ??

..Es'e'ye

Bir ben miyim bu kadar az ??
Bu yoksulluktur..
Ne haram yedim, ne eğildim
Bu yalnızlıktır..
Ya çok sevdim unutuldum;
Ya birinde çok şey buldum,
Bir gecede aşka durdum..
Ağlama gönlüm
Gönlüm ağlama
İnsan diyorlar aslıma ?
Aslımız topraktır!!
Bu gönül bir aşktan anlar
Ömrüm bir seraptır..
Ne doğruyum, ne de eğri
Yaşadığım nerden belli..
Bu garipliğim az şey mi ??
Ağlama gönlüm gönlüm ağlama


Nazan Öncel / Ağlama Gönlüm