By Maximus®

muskose

Subscribe to RSS feed

Yaptım oldu, dahası da olacak...

Üşenmedim test ettim bu güne, bu gün toplam 12 programlama dilinde ekrana "hello world" yazdırabiliyorum. Artık gerisini siz düşünün.

Acı eşiği nedir ?

,

Son zamanlarda arkadaşlarla yaptığımız sohbetlerde de sıkça geçen bir terim acı eşiği. Nedir demekten daha ziyade ne kadardır diye sormak daha anlamlı sanki. Araştırdım (google, wiki falan filan), üşendim 100 kişiye falan da sormadım. En genel anlamıyla insanın acıya dayanabilme oranıdır bu terimin ifade ettiği şey. Eee nedir yani biz de biliyorduk aptal değiliz herhalde falan diyorsanız konuyu burada kapatıp gidebilirsiniz. Ama benim bahsetmek istediğim kendi acı eşiğim...

Son günlerde sanki hayat tarafından teste tabi tutulan ben, artık öyle bir acı eşiğine sahip oldum yada sahip olmak üzereyim ki bunu ölçen bir cihaz falan olsa sanırım en kırmızı alarmlarını verdiririm o cihaza yada ne bileyim bu acı eşiği kilo hesabı falan olsa sanırım vücut ağırlığımın onlarca mislini okurdum göstergeden. Hayat ne garip, insanlar ne garip gibi zırvalardan bahsetmeyeceğim tabiki. Sitemlerim, kırgınlıklarım, üzüntülerim var ama kimin yok ki değil mi ? Bu soru "kimin yok ki" değil bende son günlerde, daha ziyade "insan bunlara ne kadar dayanabilir" sorusuna yanıt aramaktayım. Ne olur bulan biri varsa bir şekilde yanıtı bana ulaştırsın. Artık dayanacak gücüm kalmadı gibi bir cümle kurmak için fazla genç, fazla güçlü, fazla sağlıklı, fazla sabırlıyım belki ama eşiğe karşı koymak da bir o kadar güç. Bu eşiğe yaklaşıldıkça insan; çevreden kendini soyutlama, evden çıkmama, sürekli yorgunluk, müthiş bir enerji kaybı, sürekli yorgun hissetme, asık bir surat, dinlendirmeyen bir uyku, konsantrasyon eksikliği, zamanı dibine kadar verimsiz kullanma gibi problemlerle karşılaşabiliyor malesef. Tüm bunları aşmam ne kadar zaman alır bilemiyorum. Bu konuda bildiğim bir şey varsa o da insanın acı duyarken bırakın tamı yarım bile olamadığı gerçeğidir. Belki de ilişkiler bile bu yüzden bitiyor. Birbirini delicesine üzen iki insanın karşısında bulunan insana hissettirdiği acılar sonucu elde kalan iki yarımdan az insan ne yaparsa yapsın ondan sonraki zamanlarda iki yarım bir tam etmiyor, edemiyor...

Nasıl geçer ki yaz ayları Sakaryada ?

, , ,

Sakaryada okula geri dönüş, bir sınav stres işleri, uyum sağlama çabası, yeni çevreler edinme, yeni arkadaşlar ve (bu gerçek) yeni dostlar edinmekle geçen bir yılın sonuna geldim. Çocukluğumdan beri ineklerin, tavuk çiftliklerinin falan olduğu yemyeşil doğasıyla hatırladığım annemin köyüydü Sakarya. İstanbul'a 2 saatti hep ama kimi zaman çok uzaktı. Çünkü adı köydü...

Çocukluğumda babamın esnaf olmasından ötürü ben hep uzaklardaki köylerine uzun süreli yaz tatillerine giden arkadaşlarımın yolunu gözleyen çocuk oldum. Bana anlattıklarını sadece kafamda yaşayabilirdim bir çok kez. Fıntık topladıklarını, çaya gidip yüzdüklerini, onları (ayı gibi olması çok önemli) köpeklerin kovaladığını, köydeki çocuklarla koskocaman ateşler yaktıklarını genellikle temmuz - ağustos ortası arkadaşlardan mahrum geçen 1 - 1,5 ay kadarlık bir sürenin sonrasında geri döndükleri ilk gün dinler ve aklıma tek bir yer getirirdim "Sakarya" ve bir de utanmadan savunurdum "bizim köyde de var lan valla bak" halbuki iş öyle değildi.

Neden derseniz eğer bu zaten düşünülebilecek tek ihtimaldi. Yeşilliklerin, fındıklıkların, derelerin, tavuk olsunn inek olsunn bilumum bu tarz çiftlik hayvanının buluştuğu bildiğim tek yerdi. Yeter mi o zamanlar benim yaşımda bir çocuğa bunlar ? Teorik olarak evet ama uygulama olarak asla. Çünkü hep çok yakındı Sakarya. Sabahtan yola çıkıp akşamına İstanbulda olmaktı bazen adı, bazen de köy çocuklarının pek de olmadığı, yalnız başıma bağ bahçe gezdiğim bir yerdi sadece.

Şimdilerde ise adının bir çok anlamı var benim için bu küçük şehrin (Dikatler buraya şehir dedim !!!). Evet şehir... Yukarıda anlattığım yerlere, yeşillikle dolu köylere sadece 20 dakika mesafede şehir merkezindeyim şimdilerde. Artık Sakarya çocukluk aklımdaki serüvenlerle dolu köy imajını kaybedip okul, iş ve aşkım'a (o kendini biliyor...) biraz daha yakın olmak gibi anlamlar kazanıyor. Çocukluğumdan beri hep olmasını istediğim "bir yaz da ben gitsem de bir ay hiç gelmesem ne biçim de merak edip özlerler heeaa arkadaşlarım beni" hayalinin tam da eşiğindeyim finallerimin son bulmasıyla. Ha bir başka bakış açısı olarak "tüm kışı burada geçirmedin mi a güzelim bu yazı neden bu kadar geç geldi" diye soranlara karşı da acayip hazır cevabım "kışın yaz tatili olur mu hiç ?". Yirmili yaşların ortalarına geldiğim şu günlerde bir çocukluk hayalime kavuşmak neden beni mutlu etmiyor diye düşünüyorum içten içe ama cevap zaten aklımda yalnızlık... Sevdiğim insanın yanımda olma ihtimalinin çok düşük olması beni yoruyor ve Sakarya artık hiç eğlenceli değil, köy çocukları bile yok sad ama bildiğim bir şey var ki bu okulun bitmesi için daha çoook Sakarya günlerim olacak. Yaz okulu, iş derken bakalım nasıl geçecek Sakaryada yaz ayları, belkide köyde beni ayı gibi kocaman köpekler kovalar kim bilir...

Süper bir fikrim var...

Belki reklamlarına denk geleniniz vardır, yıllardır kartondan ev, kibritten yazlık, deniz kabuğundan samanlık falan yaparken en birinci malzememiz olan o sevimli sarısına aşık olğudumuz bir türlü kurumak bilmeyen ve japon yapıştırıcısının gazabına uğrayan uhu patafix diye bir bok çıkarmış.



Resimde görüldüğü üzere bu patafix sakız gibi görünüyor ama reklamda hafif kararmış top yapılmış olarak bir kadının elinde yuvarlanıyor. Tabi zeki çevik ve ahlaklı oluşumdan ötürü aklımda şimşekler çaktı ve dedim ki; "Ulan bu bizim çocukluğumuzdan beri top yapıp sağa sola yapıştırdığımız tatak" !!!

Bu da bana süper bir kampanyatör girişimini tetikletti. Bundan sonra burnunuzda oluşan tatakları yuvarlayıp atmayın ve biriktirin, yuvarlayın patafix yapın alın verin ekonomiye can verin !!!

Tutar mı diye sorduğum kimseden olumlu yanıt alamamış olsamda girişimlerim sürecek uleeeyyynn...

Biraz göl manzarası biraz da efkar...

, ,

Yahu arkadaş iyi ki kampüste sulak bir kısım var da gözümüz gönlümüz açılıyor, yakında kampanya başlatacağım mühendislik fakültelerine girmek isteyen kızlara güzellik sınırı getirilsin yada epilasyon malzemeleri bedavaya dağıtılsın diye yahu, bıyıklı kız görmekten bıktım be abicim...



Neyse ki bahsettiğim sulak mekan güzelim sapanca gölü ve tam karşımda duruyor, bir iki muhabbet bir de kahvemizi elimize alıp geçemesek karşısına hepten bitmişiz ki sorma gitsin. Fotoğraf gelecekten haber verir gibi 2024'ü gösteriyor ama hiç te niyetim yok o tarihlerde hala bu bankta oturmaya allah biliyor...

Kısraklarıma tecavüz ettiler arkadaş...

Son günlerde koparak ve defalarca izlediğim şu artık ünlü diyebileceğimiz haber (azgın aygır 5 kısrağa ve bir eşeğe tecavüz etti) sanki son zamanlarda hayatıma tecavüz edilmesini tarif ediyor. Oradaki zavallı çiftlik sahibinin bahsettiği gibi tecavüz tek taraflı olur bizimkisi isteklisi diyor ya galiba bu da beni kapsıyor. Sen misin yeniden okul yollarına düşen, arandın al otur şimdi üzerine her şekle şemale ve kapasiteye uygun kazıklarımız var diye üstüme üstüme geliyor ödevler, sınavlar, projeler. Kısa ve net sıı kılll dımmmm. Sevgilimle taksimde ıslak hamburger yiyip bira içmek istiyorum arkadaş !!! Şunun şurasında sakarya - taksim arası 1,5 saat yol ama nerdeeee. Bu kadar isyandan sonra bari güzel bir fotoğraf ekleyeyimde ele güne karşı dost var düşman var iyi görüp iyi bilsinler yalandan da olsa wink

AŞK üçgeninde kaldım arkadaş (Aşk, İş, Okul)

Projelerin arttığı son günlerde okul konusu yine ilk önce elenip son sıradaki yerini alıyor tabi bu sırada aşkı asla rolantiye almıyoruz ve yine 1 numaralı yerini korumaya devam ediyor (hep olduğu ve olacağı gibi) diyelim ki zılgıtı yemeyelim smile

Neyse efendim yazabilen bir insan olduğumdan ben kendim, bir iki irili ufaklı (proce demeyi seviyorum) proce aldık. İşler bölünsün diye de 2 arkadaş yapıyoruz ki gerçekten çok performanslı oluyor (Teşekkürler Çekirge bigsmile). Gel gelelim önümde güzel 2 iş şansı var bu da tabiki para demek belki biraz daha fazla rahat, biraz daha fazla FF bigsmile

Bu kadar fazla efor barındırıyormuyum bünyemde bilmiyorum ama harcamam gerektiği kesin, artık beklemeye dayanamadığım üçgenin bir numarasında yer alan aşka kavuşmam için de okulun bir an önce bitmesi gereennnkli. Ama bunlar güzel gelişmeler yine de neyse ki güzel şeyler olabiliyor böyle ara sıra. Gecenin bu saatinde kod yazan bu bünye de bir gün toprak olacak diyor ve bu belki gereksiz, belki de anlamsız girdiyi sonlandırıyorum.

Belkide bu girdiyi şu an dizimde bilgisayarla uyuya kalmış halde rüyamda yazıyorum, onu bile bilmiyorum....

Çözemiyorum ki acep neden böyle ???

Nedense iyi bir şey olunca üst üste yeni iyi şeyler, kötü bir şey olunca da üst üste kötü şeyler üst üste geliyor ya....

Aslında zamana yayılsa, aralara serpiştirilse bunlar, güvercinlere atılan çekirdekler misali. Kimi haylaz çocukların içini boşaltıp attığı kabuk misali kötülükler olsa heves kaçıran, kimi de yaşlı teyzelerin şefkatiyle atılan iyilikler olsa damaklarda müthiş bir tat bırakan...

Vizelerim Başladı Çoook Çalışmam Lazım Çok...

, ,

Ve beklenmeyen, gelmesi istenmeyen, sevilmeyen, övülmeyen ama kötü geçtiğinde diz dövdüren vize süreci başladı... Bu süreçten nefret mi etsemmm yoksa öğrenciyi sadece 1 saatlere sıkıştırıp, sen işinde iyisin, senden hayatta olmaz diyen zihniyeti mi suçlasam anlamadım.

Neyse en iyisi ben biraz çalışayım smile

Vizeler bitecek tam demoktatik Türkiye gelecek gibi sloganlar atmak mı atmamak mı arasındayım ya hadi neyse. Finaller de bitsin de sömestr tatilinde şu an sadece under construction ibaresi yer alan gönüllerin birincisi http://www.muskose.com 'u kodlamaya başlayıp bitireyim artık sıkıldım yahu.

Merhaba Dünya, (Hello World)

Merhaba dünya, bu gün yeni bir başlangıç. Yaklaşık 7 aydır içerisinde bulunduğum www.sahibinden.com ailesinden ayrılıp tekrar okul günlerime dönüşümün miladı bu gün. Hadi bakalım hayırlısı.