Skip navigation.

Kişisel Bi'şey...

"-sözcük rüzgar olup esmeli, yağmur olup yağmalı"

NEDEN[siz] SEVİYORUM SENİ!..

NEDEN[siz] SEVİYORUM SENİ!..

Aslında nedensiz seviyorum seni. Çünkü ancak böyle saf kalabilir sevgi.
Bu yüzden hiç sormayacağım kendime. Ben onu neden seviyorum? diye…

Ama sen merak edeceksin tabi ki benim sevilecek yanım nedir diye. İnan ben de kendime soruyorum. Ben sevilecek birimiyim? Ben kendimi sevdirebilecek miyim?
Bu çok mu zor? Evet belki zor. Kafama taktığım şu; kalbimi görebilecek misin gözlerimi okuduğun gibi. Eğer görürsen beni sevebileceğini dilerim Allah’tan. Kalbimi diyorum çünkü o içindekilerle yaşlanacaktır ama hep parlayacaktır. O ‘iç’ tir. Dış ise ihtiyar olana kadar güzeldir. Dış için sana vaat veremem. Kollarım kopabilir ama seni yine severim.Ama ellerini tutmak için bir gün sana söz veremem. Ayağım kırık olabilir hareket etmez ama seni sevmemi de engellemez.Sana koşamayabilirim bir gün diye sana hep koşarak geleceğim diye söz veremem.Dilim lâl olabilir ama Seni seviyorum dememe mani olamaz. Hücreye kapatsalar dışarı salmasalar. Ruhumla gelebilirim sana. Her neyse işte sevmek için ihtiyacım olan her şeye sahibim. Rabbim böyle yaratmış çok şükür. Bende sevmek için seni seçtim.
Onca yıl hayalini kurdum, hayalimdin…
Şimdi gözümde perdesin, nere baksam sen ordasın…

Neyse sana birkaç ipucu vereyim.

Belki ; sadece sen olduğun için
Belki; Beni anladığın için
Belki; Ben seni sevmiyorum dediğin için : )
Belki; Yüzümdeki gülücüğün sebebi olduğun için
Belki; Yıllardır seni en güzel şekilde seveceğimi kendime söylediğim için
Belki; Telefon her çaldığında sen olduğunu düşündüğüm için
Bekli ; Sesini duyduğumda heyecanlandığım için
Bekli; Bana kattığın onca güzellikler için
Bekli; Gülümsemenin dünyalara bedel olduğunu düşündüğüm için
Bekli; sevipte, sevda türküleri söylemek için
Bekli; hasret türkülerini de unutmak için
Belki; bu cümlelerin hepsinin başında belki yazmadığını fark edecek misin diye merak ettiğim için.
Belki; Aşkımı sana emanet etmek istediğim için. Çünkü mahşerde iyi bir şahit olabilirsin.
Belki; Seni bulmaya olan mecalimin kaybetmeye yetmemesinden korktuğum için.
Belki; daha çok şey söyleyebilirim.

Şundan kesinlikle eminim; Belkiler bunun yanında önemsiz kalacak belki.

Seni sevmenin başka bir nedeni daha var. Bunu da fark ettiğim için mutluyum.
Seni Allah Rızası için sevmek. ‘O’na giden yolda, şu ebedi olmayan dünyada iyi bir yol arkadaşı iyi bir eş olacağına inandığım için SENİ SEVİYORUM AZİZE...

..::Düşündüm::..


Düşündüm…
Hayata bir başlık atmadım…

Düşündüm…
Ben ve hayat iki iyi arkadaşız.

Düşündüm…
Hayata hep bir düşün değil;, binlerce düşün penceresinden bakıp gerçeğe hangisinin daha yakın olduğunu görmek gerekir…

Düşündüm..
Hayat gözlerimi açabildiğim kadar açıp en son noktaya kadar bakmak, sonrada yumup hiçbir şey görememek kadar kısa, hayat kısadan da kısa.

Düşündüm…
Hayat kendimize yazdığımız mektupların genel adıdır. Gönderen kısmında ismimiz, alıcı kısmında adresimiz yazar.

Düşündüm…
Aslında zaman, okyanusları besleyen su kaynaklarından bile çok daha hızlı akıyor.

Düşündüm…
Aslında hayat, ölümün hep unutulduğu bir yaşama uğraşıdır.

Düşündüm…
Aslında hayat, uyku ile uyanıklık, düş ile gerçek, yalan ile doğru arasında az sonra uyanacağımız anlık bir rüyadır.

Düşündüm…
Aslında hayat, gözlerim kapalıyken bile görebileceğim bir suret, kulaklarım kapalıyken bile duyabileceğim bir ses ve her aynaya bakışımda bana bakan bir yüzdür.

Düşündüm…
Aslında ölüm, birbirini gören aynaların içinde uzayan sayısız yollar kadar uzun, dokunsam tutulacak kadar yakındır.

Düşündüm…
Aslında kimse düşlerinin terkine uğramadı. Hayat zaten bir düş! Bir gün düşeceğiz toprağa ve hayat denen bu düşten ilk kez uyanmış olacağız.

Düşündüm…
Hayatıma iyi bakmalıyım. Çünkü o kendine küsse, kimse bana yeni bir hayat hediye etmeyecek.

Düşündüm…
Yaşamak büyüdüğünden beri hayatı hep küçük gördü.

Düşündüm…
Ölümün gözlerine yaşarken bakarsak oda bize anlamı olan sonsuz bir hayatla bakar.

Düşündüm…
Ölüm sırası gelmeden kimse sıranın kendisinde olduğunu anlayamıyor.

Düşündüm…
Ölüm isimlerimizin başındaki beylik sıfatları tanımıyor..

Düşündüm…
Aslında ölüm, cevabı hep bilinen bir sorudur.

Düşündüm…
Aslında ölüm, sevgilinin bize gönderdiği bir mektuptur.

Düşündüm..
Bilmek kadar insana acı veren başka bir karmaşa yoktur.

Düşündüm…
Kolay anlatılıyor acılar, kolay yazılıyor kolay yaşanmıyor oysa.

Düşündüm..
Aynalara her bakışta yüzümdeki maskelerden gerçek yüzümü seçemiyorum.

Düşündüm..
Çok vefasızım, telefon rehberindeki dostlarımın sayısı bir hayli azalmış.

Düşündüm…
Ben yoksam kimse yoktur.

Düşündüm…
Omuzlarının üzerinde zirveye çıktığım insanlara sırtımı dönmemeliyim.

Düşündüm…
Ben aşkı seslerden bir ses değil, bütün sesleri susturan bir çığlık yapmak için arıyorum.

Düşündüm…
Aslında ses sessizlikte anlam buluyor. Sessizlik her yerde konuşabilen ses oluyor.

Düşündüm…
Aslında ben büyümekten değil, içimdeki sesi yitirmekten korkmalıyım.

Düşündüm…
Ellerim kaleme, düşüncelerim kelimelere tutundukça yazmaktan ve okumaktan asla vazgeçmemeliyim.

Düşündüm…
Renklerin mavisini seviyorum diye siyahlardan nefret etmemeliyim.

Düşündüm…
En değerli an içerisinde bulunduğum andır. Çünkü az sonrasının olup olmayacağı bilinmezdir.

Düşündüm…
Özgürlük bedeli gerçekten çok ağır olan bir mücevherdir. O yüzden herkeste bulun(a)maz.

Düşündüm…
Boş vermek hiçbir şeydir. Hiçbir şey boş vermek kadar anlamsız değildir.

Düşündüm…
Kalplerini yormayanlar düşüncelerimi çiğnediler. Cümlelerimin canı yandı.

Düşündüm.
İnsan kendi yaşamının yağmurlarında ıslanma fırsatını kaçırmamalı.

Düşündüm..
Umut Kafdağı’nın ardında da olsa beklenmeye değer..

Düşündüm…
En çok beklenen en beklenmedik anda gelendir…

Düşündüm
Anlaşılamamak anlaşılır bir durumdur.


Alıntı!(Nurdal Durmuş)

ELVEDA

Son defa bakıyorum sana bulutlar, gökyüzü… elveda! Kuşların çığlığı,
s/ağırlığı dünyanın... elveda! Acıyanlarım bana; (da) elleri böğründe
kalanlarım... üzülmeyin; biter bir gün, acı yanlarım… Salkım saçak
sancılarım… elveda!
Ey gel geç Leyla, ey dünya… Ey kör sevdalarım... elveda... Ey, çöllerin
Serabı… Ey, yandıkça yandıran tuzlu suyu denizlerin... elveda...

Atamadığım çığlıklarım... Yollardaki izim... Dinmeyen sızım... Besteleri
boynu bükük sazım... elveda...

Gün b/atımları, hey! Dayanamam bu sarı/solgun bu "olgun" ayrılığa...
Bu her akşamki kıyamete... Ah, ben ki sabahlardan geliyorum... Birdenbire bu
vakitli elveda?

Ellerini alıştır vedaya... Ve duaya…
Bak, avuçlarında tuttuğun zamanlar dağların ardına düştü... Titrek bir
istasyona, çığlık bir v/edaya hazır mısın?

Ne zaman gelir bu giden bahar! Bu kış hangi ölümdür! Sonbahar yaprakları kaç
veda mektubudur! Ömrümüz kaç elveda... Kaç sonbahar, kaç çığlık... Saydın mı
aynalarda değişen yüzlerini...

Ellerini alıştır vedaya... Ve duaya…
Yol uzun... Her adım bir ayrılık... Kapı arkası gurbet ya... Yaka paça götürüyorlar bizi... Çocukluğumuzu,
gençliğimizi...


Bilsen ki her an bir zelzele... Duysan ki ne velvele...
Sen iyisi mi ellerini alıştır vedaya...
Ve duaya... Her derde devaya...

"Ali Hakkoymaz"

"İnşaallah"




Bunca şeyi anlayınca,”inşaallah”,
Çoktan dilimin en zarif duası oldu bile.
Yeniden kabul edilmenin beklentisiyle “inşallah” derken içten içe
Ne sunulan tarlalara baktım ne de başka bir şeye.

Zaten iyisinden bir tevekkül borçluyum rabbime

“inşaallah” dedikten sonra başlayan işe
Ruhum uyanıverdi,hani o yıllardır durmadan kıvranan
Sen de yeter ki onu an ,çünkü
İnşallah derse yakaran, inşa eder Yaradan.





Tamam Gidiyorum



Nasılsa beni senden soracak hiç kimsemiz yok

nasılsa beni yolcu etmen için hazırdır nedenlerin

merak etme beni

nasılsan öyledir halim..

yanında olamayacağım her mesafede

Saçına dokunma isteğimin ihtimali dahi yok artık

bu yüzden önemi de yok nerde olacağımın

ve seslenen sen olmayacaksın madem

ßana sanıp adımı duyacağım hiçbir yöne kalbim çarpmayacak

Siyah şimdi bana daha mı çok yakışacak bana

oysa ne çok dilerdim geceyi kıskandıran gözlerine bürünmeyi

Kaç bin adım sonra hayalin silinir gözlerimden

Peki üç cümlenin birinde adını anma alışkanlığım tükenir mi ?

bahardı gözlerin..

Şimdi takatim yeter mi boynuma kadar kış mevsiminden geçmekten

Elime dahi dokunmadan nasıl verdin bana bu şekli

Sen varsın

gerçeksin madem..

Nasıl benden bahsedebiliyorum



Ardından kaç yıl sonra yollarsın sende kalan aklımı

Aklım bulunca tanır mı senden geriye enkaz kalmış beni

Şimdi yetimler mi muktedir ruhumu teskin etmeye

Nasıl bir sensizliğe düştüm ki

Dünya koca bir çukur gibi bedenime

Allah aşkına değmesin saçlarına artık şimal rüzgârları

İzin verme..!

Bilirim kokunun aşamayacağı uzaklık yok

Bilirim gelirde beni kefenler nefesin

Ölmemi istemezsin şimdi

Dokunman gereken alnıma duvarlar çarpar



Nerdesin ?


♥ Yürek Yangını...♥

Bir güzel söz bir tutam çiçek kırpıntısından
Dünyalar benim olur seni bilir tanırdım.
Seni her gördüğümde pırpır çarpıntısından
Yüreğimi yerinden çıkacakmış sanırdım.

Yaratılmış tek örnek aleme gör misali
Gözüm kimseyi görmez olurdu kör misali
Ne oldu ne değişti şimdi nankör misali
Önce Allah der sonra bir sana inanırdım..!

// Kenan Mim Eryiğit //

Sen Yarum İdun / Yasemin Yıldız



Sen yarum idun,
Sevdalım idun,
Ölesiye sevdum seni
Herşeyim idun...




HAYAT;




Bir yasam öyküsüne katlanılamayacak kadar' uzun!
Bir gülümseyişe bir kıpırdanışa bir dokunuşa vakit ayıramayacak kadar kısa!

Hayat;

Gerçekleri sırtlayıp taşıyamayacak kadar ağır bir kuşun kanadına konupta
ona bile hissettirmeden uçabilecek kadar hafif!

Hayat;

Her anını dibine kadar yaşamaya çalışmak için nefes nefese koşturmayı göze
alacak kadar dolu.
Bütün yaşadıklarının sadece bir hayal olduklarını hissettirecek kadar boş!

Hayat;

Koskoca ömürde 'bir yalnız gün daha nasıl geçecek şu saatler nasıl bitecek'
diye şikayet edebilecek kadar muamma!
Göz açıp kapayıncaya kadar geçen sürede nihayete erebilecek kadar da basit!

Hayat;

Kendini oluşturan her büyüyü her cazibeyi her rengi yürekleri hoplatacak
kanlarimizi kaynatacak kadar parlak ve güzel! Gözlerimizi acılarla
hüzünlerle ayrılıklarla ölümlerle buluşturduğumuzda sadece 2 renk!
Gri ve siyah!

Hayat;

Her anını tuallere yazılara şiirlere gösterilere döküp sergileyebileceğin
kadar sanat! Tek bir uyanışta görevinin tek bir oyundan ibaret tek bir rol
olduğunu farkedebileceğin kadar da kısır ve monoton!

Hayat;

Senin tek bir 'evet' inle başkalarına bölüştürüp sunabileceğin nefes alıp
verişlerinle 'paylaştırabileceğin' kadar hayret verici ve cömert! Tek bir
'hayır' ınla herşeyi mahvedebileceğin yok edebileceğin kadar da cimri ve
densiz!

Hayat;

Gerçek yaşam öykülerine katlanabilecek gücü bulup buluşturup daha da büyüğünü
oluşturabilecek kadar heybetli ve zor
Herşeyden vazgeçip
'yaşama veda etmeyi isteyecek' kadar da güçsüz ve zayıf!

Hayat;

Sevmeyi bilecek bilmiyorsa öğrenecek tadacak sunacak paylaşacak ....
ve böyle sevgilerle bütün sevgileri çoğaltabilecek kadar anlam'lı...
Nefreti seçip sıçratmak sıçrattıkça da o pisliğe bulaşacak kadar anlam'sız...


Hayat;

Gerçek yaşam öykülerine katlanmaya değecek kadar 'Yaşanmaya değer'

Hayat;

onu kısaltmanın haksızlık olduğunu anlatacak kadar öğretici
Bir daha bulunmayacak yaşanmayacak kadar 'tek'...

Hayat

Sadece senin dilediğin kadar uzun! Sadece senin dilediğin kadar kısa!





Uzat ellerini ve tut! Sadece o kadar yakınlıkta! Tüm uzakları 'yakın' etmek
senin hakkın.
Yani Yasama(k) hakkın!

Aşk Nedir

Aşk nedir
Aşk ebedidir
Aşk sebebindir
Aşk dönmemektir
Aşk sahiplenmektir ...
Aşk pişmanlık değildir
Aşk korkmadan sevmektir
Aşk hiç yalan söylememektir
Aşk geride bırakılanı üzmemektir
Aşk giderken kendisini götürmemektir
Aşk kör gözlere bir nuru çok görmemektir
Aşk ikirciklikten uzak değerlerini gizlemektir
Aşk her şeye rağmen affedip sevileni özlemektir
Aşk emektir

Aşk Bendeki Sensin

İKİ KERE İKİ BAZEN DÜNYA EDER‏

,

Beş kere beş yirmi beş ... Üç kere üç dokuz... İki kere iki dört...
- Mü ki?
- İnanmıyorum.
- “İki kere iki dört”çülere üzüntü ile bakarım...Vah onlara ki git gide gerçeklerden uzaklaşırlar. Dünyaları hep aynı renkaynı irilik ve düzgünlükte taşlarla örülüdür.

- İki kere ikiciler...Sonucun dört olduğuna inanma mahkumları Ki onlar evetçilerdiryalnız hesap yaparlar.
...

-Ekonomi tarihi bu hesapların yıkılışını anlatır.
...

-“İki kere iki dört eder”cilerin ömürleri iki kere ikinin dört etmezliğinin ispatı ile doludur.

-Ama şu dünyaya böyleleri lazım.
Onlar arzın kasisleri. Dikkat ederiz ve saparak geçeriz.Veya hedeflerimiz istikametindeki ak kireçli hektometre taşları.Bakarak geçeriz.
...

Dünya rakamlar üstünde döner demekle
öküz boynuzunda tedirgin sallanır
sanmak arasında fark yok.

-Sanatkarlar ki dünyaya lezzet katarlar...
-Estetler ki yaşayanlara seviye sunarlar...
-Önderler ki toplumlar onların sırtındadır...
-Hiçbirinin kesinliğeinsanın işaretlediği kesinliğe ihtiyacı yoktur.

Onların;

ikileri ve dörtleri ile muhasebecinin kerratı arasında akrabalık bulamazsınız.

İki kere iki hep şüpheli sonuçlara dayanır.
Dört diye bir gerçek elbette var.
Ama iki kere ikinin dördü ile sıfırdan sonraki dördüncü rakam aynı değil.

-Bunu bildiniz bildiniz...
-Bilemediniz...talihinize küsünüz.

Veya iyi bir ekonomist olmayı deneyiniz.
...

İnsan rakamlardan yakalanmıyor.
Aklından iz’anındanirfanından yakalanıyor.
Veya yüreciğinden gönlünden tasavvurlarından... olmadı sevdalarından.
Ve öncüler insanı;
yüz binleri milyonları peşi sıra götürebiliyorsa sır
budur. Onlar iki kere ikinin dört etmediğini çok iyi bilirler.

Onların;
hücrelerindeki gen dizilişleribeyinlerini çift sürer gibi dolaşıp duran kılcal damarlar hep bu dördün itirazcısıdır.

-İki kere iki bazen kırk bile eder.
Dünya eder.
...


-İki kahraman iki daha...Bir millet eder...
-İki hasta iki daha...Hastane eder...
...
-İki beceriksiz öğretmen iki daha dört etmez... Bir okul dolusu zavallı yavru eder...
-İki hain iki daha...Beş bin yıkıcının habercisidir...
...
-İki cesur iki daha...Gün gelir vatan kurtarır...
-İki ana iki daha...Yarındır...
-İki evlat iki daha...Güvendir...
-İki dürüst iki daha...Yükseliştir...
...


-İki sarı yaprak iki daha...Sonbahardır...
Ama dört sarı yaprak değildir. Israr ederseniz dolu dolu yaşamıyorsunuz demektir...Sizden ancak veznedar olur.

En iyi veznedara cam kafesler içinde bir metrekarelik dünya bağışlarlar


2x2=?