Aslında nedensiz seviyorum seni. Çünkü ancak böyle saf kalabilir sevgi. Bu yüzden hiç sormayacağım kendime. Ben onu neden seviyorum? diye…
Ama sen merak edeceksin tabi ki benim sevilecek yanım nedir diye. İnan ben de kendime soruyorum. Ben sevilecek birimiyim? Ben kendimi sevdirebilecek miyim? Bu çok mu zor? Evet belki zor. Kafama taktığım şu; kalbimi görebilecek misin gözlerimi okuduğun gibi. Eğer görürsen beni sevebileceğini dilerim Allah’tan. Kalbimi diyorum çünkü o içindekilerle yaşlanacaktır ama hep parlayacaktır. O ‘iç’ tir. Dış ise ihtiyar olana kadar güzeldir. Dış için sana vaat veremem. Kollarım kopabilir ama seni yine severim.Ama ellerini tutmak için bir gün sana söz veremem. Ayağım kırık olabilir hareket etmez ama seni sevmemi de engellemez.Sana koşamayabilirim bir gün diye sana hep koşarak geleceğim diye söz veremem.Dilim lâl olabilir ama Seni seviyorum dememe mani olamaz. Hücreye kapatsalar dışarı salmasalar. Ruhumla gelebilirim sana. Her neyse işte sevmek için ihtiyacım olan her şeye sahibim. Rabbim böyle yaratmış çok şükür. Bende sevmek için seni seçtim. Onca yıl hayalini kurdum, hayalimdin… Şimdi gözümde perdesin, nere baksam sen ordasın…
Neyse sana birkaç ipucu vereyim.
Belki ; sadece sen olduğun için Belki; Beni anladığın için Belki; Ben seni sevmiyorum dediğin için : ) Belki; Yüzümdeki gülücüğün sebebi olduğun için Belki; Yıllardır seni en güzel şekilde seveceğimi kendime söylediğim için Belki; Telefon her çaldığında sen olduğunu düşündüğüm için Bekli ; Sesini duyduğumda heyecanlandığım için Bekli; Bana kattığın onca güzellikler için Bekli; Gülümsemenin dünyalara bedel olduğunu düşündüğüm için Bekli; sevipte, sevda türküleri söylemek için Bekli; hasret türkülerini de unutmak için Belki; bu cümlelerin hepsinin başında belki yazmadığını fark edecek misin diye merak ettiğim için. Belki; Aşkımı sana emanet etmek istediğim için. Çünkü mahşerde iyi bir şahit olabilirsin. Belki; Seni bulmaya olan mecalimin kaybetmeye yetmemesinden korktuğum için. Belki; daha çok şey söyleyebilirim.
Şundan kesinlikle eminim; Belkiler bunun yanında önemsiz kalacak belki.
Seni sevmenin başka bir nedeni daha var. Bunu da fark ettiğim için mutluyum. Seni Allah Rızası için sevmek. ‘O’na giden yolda, şu ebedi olmayan dünyada iyi bir yol arkadaşı iyi bir eş olacağına inandığım için SENİ SEVİYORUM AZİZE...
Düşündüm… Hayata hep bir düşün değil;, binlerce düşün penceresinden bakıp gerçeğe hangisinin daha yakın olduğunu görmek gerekir…
Düşündüm.. Hayat gözlerimi açabildiğim kadar açıp en son noktaya kadar bakmak, sonrada yumup hiçbir şey görememek kadar kısa, hayat kısadan da kısa.
Düşündüm… Hayat kendimize yazdığımız mektupların genel adıdır. Gönderen kısmında ismimiz, alıcı kısmında adresimiz yazar.
Düşündüm… Aslında zaman, okyanusları besleyen su kaynaklarından bile çok daha hızlı akıyor.
Düşündüm… Aslında hayat, ölümün hep unutulduğu bir yaşama uğraşıdır.
Düşündüm… Aslında hayat, uyku ile uyanıklık, düş ile gerçek, yalan ile doğru arasında az sonra uyanacağımız anlık bir rüyadır.
Düşündüm… Aslında hayat, gözlerim kapalıyken bile görebileceğim bir suret, kulaklarım kapalıyken bile duyabileceğim bir ses ve her aynaya bakışımda bana bakan bir yüzdür.
Düşündüm… Aslında ölüm, birbirini gören aynaların içinde uzayan sayısız yollar kadar uzun, dokunsam tutulacak kadar yakındır.
Düşündüm… Aslında kimse düşlerinin terkine uğramadı. Hayat zaten bir düş! Bir gün düşeceğiz toprağa ve hayat denen bu düşten ilk kez uyanmış olacağız.
Düşündüm… Hayatıma iyi bakmalıyım. Çünkü o kendine küsse, kimse bana yeni bir hayat hediye etmeyecek.
Düşündüm… Yaşamak büyüdüğünden beri hayatı hep küçük gördü.
Düşündüm… Ölümün gözlerine yaşarken bakarsak oda bize anlamı olan sonsuz bir hayatla bakar.
Düşündüm… Ölüm sırası gelmeden kimse sıranın kendisinde olduğunu anlayamıyor.
Düşündüm… Ölüm isimlerimizin başındaki beylik sıfatları tanımıyor..
Düşündüm… Aslında ölüm, cevabı hep bilinen bir sorudur.
Düşündüm… Aslında ölüm, sevgilinin bize gönderdiği bir mektuptur.
Düşündüm.. Bilmek kadar insana acı veren başka bir karmaşa yoktur.
Düşündüm… Kolay anlatılıyor acılar, kolay yazılıyor kolay yaşanmıyor oysa.
Düşündüm.. Aynalara her bakışta yüzümdeki maskelerden gerçek yüzümü seçemiyorum.
Düşündüm.. Çok vefasızım, telefon rehberindeki dostlarımın sayısı bir hayli azalmış.
Düşündüm… Ben yoksam kimse yoktur.
Düşündüm… Omuzlarının üzerinde zirveye çıktığım insanlara sırtımı dönmemeliyim.
Düşündüm… Ben aşkı seslerden bir ses değil, bütün sesleri susturan bir çığlık yapmak için arıyorum.
Düşündüm… Aslında ses sessizlikte anlam buluyor. Sessizlik her yerde konuşabilen ses oluyor.
Düşündüm… Aslında ben büyümekten değil, içimdeki sesi yitirmekten korkmalıyım.
Düşündüm… Ellerim kaleme, düşüncelerim kelimelere tutundukça yazmaktan ve okumaktan asla vazgeçmemeliyim.
Düşündüm… Renklerin mavisini seviyorum diye siyahlardan nefret etmemeliyim.
Düşündüm… En değerli an içerisinde bulunduğum andır. Çünkü az sonrasının olup olmayacağı bilinmezdir.
Düşündüm… Özgürlük bedeli gerçekten çok ağır olan bir mücevherdir. O yüzden herkeste bulun(a)maz.
Düşündüm… Boş vermek hiçbir şeydir. Hiçbir şey boş vermek kadar anlamsız değildir.
Son defa bakıyorum sana bulutlar, gökyüzü… elveda! Kuşların çığlığı, s/ağırlığı dünyanın... elveda! Acıyanlarım bana; (da) elleri böğründe kalanlarım... üzülmeyin; biter bir gün, acı yanlarım… Salkım saçak sancılarım… elveda! Ey gel geç Leyla, ey dünya… Ey kör sevdalarım... elveda... Ey, çöllerin Serabı… Ey, yandıkça yandıran tuzlu suyu denizlerin... elveda...
Gün b/atımları, hey! Dayanamam bu sarı/solgun bu "olgun" ayrılığa... Bu her akşamki kıyamete... Ah, ben ki sabahlardan geliyorum... Birdenbire bu vakitli elveda?
Ellerini alıştır vedaya... Ve duaya… Bak, avuçlarında tuttuğun zamanlar dağların ardına düştü... Titrek bir istasyona, çığlık bir v/edaya hazır mısın?
Ne zaman gelir bu giden bahar! Bu kış hangi ölümdür! Sonbahar yaprakları kaç veda mektubudur! Ömrümüz kaç elveda... Kaç sonbahar, kaç çığlık... Saydın mı aynalarda değişen yüzlerini...
Ellerini alıştır vedaya... Ve duaya… Yol uzun... Her adım bir ayrılık... Kapı arkası gurbet ya... Yaka paça götürüyorlar bizi... Çocukluğumuzu, gençliğimizi...
Bilsen ki her an bir zelzele... Duysan ki ne velvele... Sen iyisi mi ellerini alıştır vedaya... Ve duaya... Her derde devaya...
Bunca şeyi anlayınca,”inşaallah”, Çoktan dilimin en zarif duası oldu bile. Yeniden kabul edilmenin beklentisiyle “inşallah” derken içten içe Ne sunulan tarlalara baktım ne de başka bir şeye.
Zaten iyisinden bir tevekkül borçluyum rabbime “inşaallah” dedikten sonra başlayan işe Ruhum uyanıverdi,hani o yıllardır durmadan kıvranan Sen de yeter ki onu an ,çünkü İnşallah derse yakaran, inşa eder Yaradan.
Bir güzel söz bir tutam çiçek kırpıntısından Dünyalar benim olur seni bilir tanırdım. Seni her gördüğümde pırpır çarpıntısından Yüreğimi yerinden çıkacakmış sanırdım.
Yaratılmış tek örnek aleme gör misali Gözüm kimseyi görmez olurdu kör misali Ne oldu ne değişti şimdi nankör misali Önce Allah der sonra bir sana inanırdım..!
Bir yasam öyküsüne katlanılamayacak kadar' uzun! Bir gülümseyişe bir kıpırdanışa bir dokunuşa vakit ayıramayacak kadar kısa!
Hayat;
Gerçekleri sırtlayıp taşıyamayacak kadar ağır bir kuşun kanadına konupta ona bile hissettirmeden uçabilecek kadar hafif!
Hayat;
Her anını dibine kadar yaşamaya çalışmak için nefes nefese koşturmayı göze alacak kadar dolu. Bütün yaşadıklarının sadece bir hayal olduklarını hissettirecek kadar boş!
Hayat;
Koskoca ömürde 'bir yalnız gün daha nasıl geçecek şu saatler nasıl bitecek' diye şikayet edebilecek kadar muamma! Göz açıp kapayıncaya kadar geçen sürede nihayete erebilecek kadar da basit!
Hayat;
Kendini oluşturan her büyüyü her cazibeyi her rengi yürekleri hoplatacak kanlarimizi kaynatacak kadar parlak ve güzel! Gözlerimizi acılarla hüzünlerle ayrılıklarla ölümlerle buluşturduğumuzda sadece 2 renk! Gri ve siyah!
Hayat;
Her anını tuallere yazılara şiirlere gösterilere döküp sergileyebileceğin kadar sanat! Tek bir uyanışta görevinin tek bir oyundan ibaret tek bir rol olduğunu farkedebileceğin kadar da kısır ve monoton!
Hayat;
Senin tek bir 'evet' inle başkalarına bölüştürüp sunabileceğin nefes alıp verişlerinle 'paylaştırabileceğin' kadar hayret verici ve cömert! Tek bir 'hayır' ınla herşeyi mahvedebileceğin yok edebileceğin kadar da cimri ve densiz!
Hayat;
Gerçek yaşam öykülerine katlanabilecek gücü bulup buluşturup daha da büyüğünü oluşturabilecek kadar heybetli ve zor Herşeyden vazgeçip 'yaşama veda etmeyi isteyecek' kadar da güçsüz ve zayıf!
Hayat;
Sevmeyi bilecek bilmiyorsa öğrenecek tadacak sunacak paylaşacak .... ve böyle sevgilerle bütün sevgileri çoğaltabilecek kadar anlam'lı... Nefreti seçip sıçratmak sıçrattıkça da o pisliğe bulaşacak kadar anlam'sız...
Hayat;
Gerçek yaşam öykülerine katlanmaya değecek kadar 'Yaşanmaya değer'
Hayat;
onu kısaltmanın haksızlık olduğunu anlatacak kadar öğretici Bir daha bulunmayacak yaşanmayacak kadar 'tek'...
Hayat
Sadece senin dilediğin kadar uzun! Sadece senin dilediğin kadar kısa!
Uzat ellerini ve tut! Sadece o kadar yakınlıkta! Tüm uzakları 'yakın' etmek senin hakkın. Yani Yasama(k) hakkın!
Aşk nedir Aşk ebedidir Aşk sebebindir Aşk dönmemektir Aşk sahiplenmektir ... Aşk pişmanlık değildir Aşk korkmadan sevmektir Aşk hiç yalan söylememektir Aşk geride bırakılanı üzmemektir Aşk giderken kendisini götürmemektir Aşk kör gözlere bir nuru çok görmemektir Aşk ikirciklikten uzak değerlerini gizlemektir Aşk her şeye rağmen affedip sevileni özlemektir Aşk emektir Aşk Bendeki Sensin
Beş kere beş yirmi beş ... Üç kere üç dokuz... İki kere iki dört... - Mü ki? - İnanmıyorum. - “İki kere iki dört”çülere üzüntü ile bakarım...Vah onlara ki git gide gerçeklerden uzaklaşırlar. Dünyaları hep aynı renkaynı irilik ve düzgünlükte taşlarla örülüdür.
- İki kere ikiciler...Sonucun dört olduğuna inanma mahkumları Ki onlar evetçilerdiryalnız hesap yaparlar. ...
-Ekonomi tarihi bu hesapların yıkılışını anlatır. ...
-“İki kere iki dört eder”cilerin ömürleri iki kere ikinin dört etmezliğinin ispatı ile doludur.
-Ama şu dünyaya böyleleri lazım. Onlar arzın kasisleri. Dikkat ederiz ve saparak geçeriz.Veya hedeflerimiz istikametindeki ak kireçli hektometre taşları.Bakarak geçeriz. ...
Dünya rakamlar üstünde döner demekle öküz boynuzunda tedirgin sallanır sanmak arasında fark yok.
-Sanatkarlar ki dünyaya lezzet katarlar... -Estetler ki yaşayanlara seviye sunarlar... -Önderler ki toplumlar onların sırtındadır... -Hiçbirinin kesinliğeinsanın işaretlediği kesinliğe ihtiyacı yoktur.
Onların;
ikileri ve dörtleri ile muhasebecinin kerratı arasında akrabalık bulamazsınız.
İki kere iki hep şüpheli sonuçlara dayanır. Dört diye bir gerçek elbette var. Ama iki kere ikinin dördü ile sıfırdan sonraki dördüncü rakam aynı değil.
İnsan rakamlardan yakalanmıyor. Aklından iz’anındanirfanından yakalanıyor. Veya yüreciğinden gönlünden tasavvurlarından... olmadı sevdalarından. Ve öncüler insanı; yüz binleri milyonları peşi sıra götürebiliyorsa sır budur. Onlar iki kere ikinin dört etmediğini çok iyi bilirler.
Onların; hücrelerindeki gen dizilişleribeyinlerini çift sürer gibi dolaşıp duran kılcal damarlar hep bu dördün itirazcısıdır.
-İki kere iki bazen kırk bile eder. Dünya eder. ...
-İki kahraman iki daha...Bir millet eder... -İki hasta iki daha...Hastane eder... ... -İki beceriksiz öğretmen iki daha dört etmez... Bir okul dolusu zavallı yavru eder... -İki hain iki daha...Beş bin yıkıcının habercisidir... ... -İki cesur iki daha...Gün gelir vatan kurtarır... -İki ana iki daha...Yarındır... -İki evlat iki daha...Güvendir... -İki dürüst iki daha...Yükseliştir... ...
-İki sarı yaprak iki daha...Sonbahardır... Ama dört sarı yaprak değildir. Israr ederseniz dolu dolu yaşamıyorsunuz demektir...Sizden ancak veznedar olur.
En iyi veznedara cam kafesler içinde bir metrekarelik dünya bağışlarlar