Saturday, 14. November 2009, 01:26:29
...
eskiden sen baktığında görebiliyordum düşlerimi, şimdi kim gözlerime baksa, sensizliğin intihar sahnelerinde buluyor kendisini sen hiç bir çift gözün içinde öldürüldün mü..? ben senin gözlerinde şahadet getiriyorum.
Wednesday, 11. November 2009, 19:13:19
alıntı
Geç anladım zamanın da yorulacağını ve o güzelim saatlerin de bir gün duracağını. ‘Günaydın’ dendiğinde karanlıklarla savaşılmayacağını, ‘iyi uykular’ dendiğinde güneşin aranmayacağını.
Kimbilir belki yanlış bir yerden başlamıştı hayat, ama doğmakla anlaşılmaz ki hayatın değeri. O müthiş kavuşmasını görmeseydim bedenin toprakla, belki daha da anlamayacaktım hayatın önemini.
Yüreğimin tozunu aldım dün gece. Geç anladım kıtaların da hareket edebileceğini. Sanki yürek koca bir atlas da, sınırları var.. Silinmez bölünmez sanki... ama dün gece... Anladım artık o kadar da zor değil kıtaların hareketi. İnsan zannediyor ki böyle gelmiş gidecek böyle. değil... Anlamıyor bir afilli yumruk yüzüne değmedikçe. Belki bir göktaşı, belki deprem, belki bir çift göz nebileyim. Bir milat yani...ben sana döksem kelimeleri, toplasam roman yazsam adına, mil çekiliyse gözlerine görebilir misin? Gidince geri dönersin ama, döndüğünde aynı yerde misin? Ben kelimelerimi sana açık ettim bunca zaman, hepsine değip geçen rüzgar gibiydin. Dün gece tozunu aldım eskimiş günlerin. Bunca zaman sızlamadı da yüreğin, şimdi mi farkına vardın sevdiğinin.
Kader bir başka kaderle karışınca ancak kadermiş. Yoksa sen dur orada öyle çini vazoda, dünyanın 9.harikası gibi...kaderim kaderine değmedikten sonra ne fayda?
Ama geç...geç anladım yüreğimin bir yangın söndürücüye ihtiyacı olduğunu. Ve o yangın söndürücünün kendi gözyaşlarım olduğunu. Meğer kimse söndüremezmiş içimin yangınını benden başka, meğer kimse ısıtamazmış yüreğimi, ben istemeden. Şimdi koy bir yanına geçmişi, öbür yanına gelecek günleri.. Hangisinin acısıdır kıtaları sallayan? .. Hangisidir takdire şayan?
Yüreğimin tozunu aldım dün gece. Tarihleri karaladım, pusulamı kırdım, kitapları topladım, mektupları yırttım, gemileri yaktım, çığlık çığlığa uzandı hayat kollarıma. Yolculuk bitti ve kıtalarda kader buluşmaları..Ve seller aşındırıyor artık yüreğimin duvarlarını. Ağlamak yok, hadi artık sus. Deli çizgiler atmışsın bunca zaman boynuma. Ben nice uysal çizginin içinde yeterince oyalanmışım. Döndürülmüyor zaman en başa... Yüreğimden çekilen kelimelere bir bak... neler söylüyor sana... Sen benim güvercin kırılganlığımı unuttun da, söylesene biraz geç kalmadın mı bana?
Gitme demişim yüreğime, gitmemiş.. Onca sözcük tıkılıp kalmış, esirgenmiş. Sonra dökülmüş bir denizin ortasına, değememiş kulaklarına. Hadi canım, beterin beteri var, üzülmeyelim... Bir yangın varsa eğer ve sarmışsa tüm bedenini, biri çıkar susturur ağlayan kelimelerini. Bundan böyle düzgün çiz yüreğinin mühim çizgisini. Öyle düzgün çiz ki, tütmesin o yangın yeri. Malum bir kabulleniş gerekir filmin bittiği yeri.
Bir zamanlar gözlerimi kör, kulaklarımı sağır eden, hatsız hudutsuz, sevgili. Bir zamanlar kıtaları hareket ettiren, coğrafyayı değiştiren, hain savaşçı, kaçınılmaz barışçı. Ben seni hiç bir zaman ‘kader’ deyip fırlatmadım ki. Yavaş yavaş eriyip gitti masumiyetin.
En güzel yerinde durdurdum şimdi, seyrediyorum eski filmi. Baştan yazılabilir mi aynı senaryo, tekrar çekilebilir mi aynı film, oyuncular hala aynı oyuncu mu? ... Gitme demiştim yüreğime, gitmemiş bak... Giden başka şeylermiş.... Tozunu aldım dün gece, orada sana ait hiçbirşey kalmamış...!
Thursday, 5. November 2009, 00:54:29
canım
aklımda hasta yatağında hayata inat yüzünde beliren o tatlı gülüşün...hani "artık benim için çabalama ben artık iyileşmeyeceğim" der gibi alaycı bakışın.boynumda düğünümde takılmak için saklanan aile yadigarı kolye,çok şey söylemek isteyip susan o mahçup hallerin kaldı.aniden çığlık atar gibi çalan telefon,çekingen bir ses,sonra derin bir sessizlik.sonrasında tek bir soru "gitti mi?" ve tek bir cevap "gitti." üzerime ne geçirdiğimin bile farkına varmadan evden çıkışım,yanına gelişim,üzerine örtülmüş beyaz boylu boyunca bir çarşaf...başucundaki koltuğa oturuşum,çarşafı aralayıp elini tutuşum,soğumaya yüz tutmuş pamuk ellerin,biraz daha cesaretimi toplayıp yüzünü açışım,son kez sana doymaya çalışan bakışlarım,arkamda beni durdurmaya çalışanlar,"lütfen gitme beni bırakma.şimdi olmaz daha değil" deyişim.sana uzun uzun bakıp hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını anlayışım.kendimi hiç olmadığım kadar yalnız hissedişim.evden çıkarılışın,tabutunun başında saatlerce bekleyişim,bir türlü engel olamadığım gözyaşlarım,yine beni hasta olmamam için eve sokmaya çalışan kalabalık,senin yerine üzerinde en sevdiğin çiçekler olan tabutuna sarılışım.yanıma gelip başsağlığı dileyenler,susmayan telefonlar,sürekli birilerinin bir şeyler demesi fakat benim o an hiçbirini duymayışım.her şey o kadar bulanık ki zihnimde.her şey parça parça.sen gittiğinden beri her şey yarım.hiçbir şeyin tadı kalmadı.yaptığım hiçbir şeyde anlam aramıyorum şu sıralar.bildiğim tek şey var senin bir daha gelmeyeceğin...seni çok özlüyorum ve çok seviyorum.daha vedalaşmamıştık biz seninle.elimde mutlu günlerimizden kalma fotoğraflarla sana doymaya çalışıyorum.aklımda anılarımız.aklımda kırmızı terliklerim,ilk mavi boncuklu küpelerim,senin yaptığın o enfes dondurmalar,çizgi film kasetlerim,babamların çektiği videoda kucağından inmeyişim,akşamüzeri bahçede yaptığımız çay keyfi,"sen benim kızımsın,prensesim" deyişin kaldı.zaman yaşadığım acıyı nasıl ya da ne kadar dindirecek bilmiyorum.ama seni çok seviyorum prensesim.