Bir kalyon yüreğim.
Tuesday, 7. July 2009, 12:38:13
Seferlerden alınmış bir kalyon yüreğim, yosunlu ve yorgun olmayan limanları ararken aşksız kalmış. Dünyanın ortasında kaldırım taşlarından kurulu kentin sarhoş evsizi. Sözcüklerle bakarken dünyaya, yaralanırken sözcüklerle, gülerken ve delirirken sahte mutluluklarla. Susuyorum şimdi durmadan... Susuyorum, sesim harfleniyor: Sana dönüşüyor...
Şimdi yatağında yalınayak, bir akarsu denize koşuyorum. Kendimi özlemle çoğaltıyorum. Kentin kenar süslerine dönüşen lambalarının altlarında olabilecek tavşan deliklerini arıyorum. Teninin üzerinde işlenebilecek kelimeleri topluyorum sahilden, yarı akıllı kuşlarla...
Frigya mezarları gibi olabilirdi girdiğim gizli delik. Bir elimde mührüm, kanlı karanlık üzerinden tenine yol arıyorum. İçime girip büyüyen, bu beni aşan enerji izin vermiyor etrafa saçılan akıl parçalarımın bir araya gelmesine. Umursamıyorum, yürüyorum gece yarısından sabaha doğru... Kaçmanı diliyorum benimle başka bir dünyaya -gözlerinde dalgın bir melodi- birkaç saniye de olsa çıplak, mutlak sessizliğe. Bizim olan mutluluğa...
Kimse bağışlamadı beni ucunda durduğum uçurum çizgisinde. Kimseyi alıkoymadım hayattan geride bırakırken. Sen; içimi kaplayan bu korkuyu, saydam kanı esirgemesini istediğim insan.enin için akıyorum kelimelerin arasından... Vazgeçerek bildiğim densizliklerden, tanı diye yüzümü iz bırakıyorum, kalbim aklıma el verdiğince. Bir yolun ortasında duruyorum. Bir çingenenin kahkahasında patlayan güneşe bulanıyor gün. Bir an dudaklarıma dokunduğunu duyuyor rüzgar. Çıkıyorum doruğunu görmediğim merdivenden , iniyorum dibini görmediğim...
Unuttum yüzümde dağlanan bütün şifreleri. Bütün güneşler yüzüne doğmalı...
Tutkulu benliğime, doğumumda gizlenen sırrı bilmenin sersemliği üzerimde. Etrafı zincirli yolun üstündeki çarpık taşlarla oynayan çocuk gözlerim. Cennetler çiçekleniyor. Duyuyor musun? Olmazdın ve olmayabilirdin. Bir kelimen yeterken, üzerime denizlerin gelip, boğmasına gözyaşları cehennemi... Durmuş, akşamüstü kenti çıkarıyorum gözlerinden sabahlara... Kolaymış gibi karanlık parkın sessiz kabullenişi yalnızlığı... Sabah boyu oynayan çocukları seviyorum.
Ardışık kaygısızlık krizlerime yabancı oldum. Anlatmaya çalışan bir masal kahramanıyım...
“Sahi, ben o ölümü ilk nerede ölmüştüm?”
Beni kutsayan bu güzelliğe harcanacak bir ömrüm var...
Basit: (var) olmasaydın, (var) olmazdım...
Şimdi yatağında yalınayak, bir akarsu denize koşuyorum. Kendimi özlemle çoğaltıyorum. Kentin kenar süslerine dönüşen lambalarının altlarında olabilecek tavşan deliklerini arıyorum. Teninin üzerinde işlenebilecek kelimeleri topluyorum sahilden, yarı akıllı kuşlarla...
Frigya mezarları gibi olabilirdi girdiğim gizli delik. Bir elimde mührüm, kanlı karanlık üzerinden tenine yol arıyorum. İçime girip büyüyen, bu beni aşan enerji izin vermiyor etrafa saçılan akıl parçalarımın bir araya gelmesine. Umursamıyorum, yürüyorum gece yarısından sabaha doğru... Kaçmanı diliyorum benimle başka bir dünyaya -gözlerinde dalgın bir melodi- birkaç saniye de olsa çıplak, mutlak sessizliğe. Bizim olan mutluluğa...
Kimse bağışlamadı beni ucunda durduğum uçurum çizgisinde. Kimseyi alıkoymadım hayattan geride bırakırken. Sen; içimi kaplayan bu korkuyu, saydam kanı esirgemesini istediğim insan.enin için akıyorum kelimelerin arasından... Vazgeçerek bildiğim densizliklerden, tanı diye yüzümü iz bırakıyorum, kalbim aklıma el verdiğince. Bir yolun ortasında duruyorum. Bir çingenenin kahkahasında patlayan güneşe bulanıyor gün. Bir an dudaklarıma dokunduğunu duyuyor rüzgar. Çıkıyorum doruğunu görmediğim merdivenden , iniyorum dibini görmediğim...
Unuttum yüzümde dağlanan bütün şifreleri. Bütün güneşler yüzüne doğmalı...
Tutkulu benliğime, doğumumda gizlenen sırrı bilmenin sersemliği üzerimde. Etrafı zincirli yolun üstündeki çarpık taşlarla oynayan çocuk gözlerim. Cennetler çiçekleniyor. Duyuyor musun? Olmazdın ve olmayabilirdin. Bir kelimen yeterken, üzerime denizlerin gelip, boğmasına gözyaşları cehennemi... Durmuş, akşamüstü kenti çıkarıyorum gözlerinden sabahlara... Kolaymış gibi karanlık parkın sessiz kabullenişi yalnızlığı... Sabah boyu oynayan çocukları seviyorum.
Ardışık kaygısızlık krizlerime yabancı oldum. Anlatmaya çalışan bir masal kahramanıyım...
“Sahi, ben o ölümü ilk nerede ölmüştüm?”
Beni kutsayan bu güzelliğe harcanacak bir ömrüm var...
Basit: (var) olmasaydın, (var) olmazdım...
