Skip navigation.

Alnımı Kaplayan KARAnlıklardan...

Ben, bir şimşek gibi çakar/ giderim...

Posts tagged with "neotrip"

NeoTrip Ne Değildir?

, , , ...

dostlar aşağıda bu konuyu merak etmiş olan bir okuyucumuzun sorusuna verdiğim bir cevap ve ek olarak bu alanda yapacağım çalışmanın bir önsözü yer almaktadır...

evet orası kişisel blog adresimdir pek nadirdir arayıp bulanlar...

aslına bakarsanız kendi kişisel birikimimin bir sonucu olarak ortaya attığım bir tez yahut bir denklem...

malumunuzdur, toplumlar henüz gerek millet, gerek sınır ve gerekse kürsüler (hocalar, imamlar ve hukukçular) aracılığı ile yaşanmakta olunan ve yaşanacak olan pek çok açıya kapalı...
yapmaya çalıştığım şeyi tanımlamak güç, inandığım şey ise bir süreç başlayacak ise bunun katı bir tarafı olacağımdır ve ben bu tarafta yerimi alıp saf tutup çağrı yapabilirim sadece...

üzerinde yaşadığımız dünya, 400 yıldan fazladır kutupsal enerjisini değiştirmeyen ve giderek astral bir boyutta yolculuğunu hızlandırmakta, biz kendimizin yönetemediği belki de ilk defa bir sürece dahil olunduk, geçmişteki medeniyetler bize bunu miras olarak bıraktı, reel dünya tarihini... paganlardan, musa'dan, isa'dan, muhamme't'den okuma alışkanlığımız hazin bir sonucudur bu günü var etmiş olan bütün ilkel sömürgeci savaşlar...

bir ışık yakmalı hanımefendi, kitap satma kaygısıyla insanların içine 2012 korkuları salmanın dışında, enerji ve evren yasalarından yola çıkarak bestseller "sır"ına ermeden. toplumsal bir müdahale yapmalı. basit sorular sorarak ve basit cevapları irdeleyerek....

neotirip, gelişmekte olan ve egemen olan trip modellerimizin yani hayatın bire bir içinde her an kulandığımız refleksel yahut bilinci eylem modellerimizi bir devrime tabi tutma sürecidir. Marks, toplumsal devrimi ön görmez bunu ancak incelediği sınıfsal oluşumlarda metod olarak kabul eder. Felsefe üzerine yapmış olduğu çalışmaları -bireye- egemen olan duygu yoğunluklarının, güdülerin, arzu ve şehvetlerin değişim ve gelişimi ile sağlanacağını zaten söylüyordu.

elbette şimdilik pek de kalabalık olabilmeyi beklemiyorum...
içimden geldiği gibi hareket ediyorum sadece...

bunun sanatsal bir faktörü de elbette ki var ve bence olmalıda
blog sayfalarındna taşan bunca yazı, fotoğraf kareleri ve geçmişi hatırlama çabalarının dışında, sanatın egemen olacağı gerçek bakış açılarının yer alması gerektiği konusunda kendimle hem fikirim bu anlamıyla çalışmalarını sürdürdüğüm www.neotripist.com sitesini yakında yayına sunacağım...

bir şeyin altını çizmek isterim, kendimi marksist olarak tanımlarım...
ideolojiler teorik kaynaklara bağlı olarak eylemsellik bildirir, marksın dört ciltlik kapitalindeki temel soru: herhangibir toplumsal varlığın nasıl yaşamını sürdüreceğiydi" bu gün bu soruya 20. yüzyılın argümanlarıyla cevap veren marksistleri okudukça diyalektiğin hangi noktasında yer almaya çalıştıklarını anlamıyorum... komünal düzen, kabul eidlmeliki bu gün içinde yaşadığımız dünya'nın hiç bir verisiyle mümkün olmayacaktır. ne ekonomik sistemleri, ne ahlaksal boyutları ne de sınıfsal açılarıyla bu insan oğlunun "kıyam" yeniden ayağa kalkış süreciyle gerçekleşebilecek bir asr-ı saadet olabilir ancak.

bu metni izniniz olursa diğer arkadaşlarla da paylaşacağım, size e-mail attığım halde...

ÖnSöz

Zamanın ve Mekanın Sahibi
Bana Kuvvet ver.

Bu günü anlamak, bu günü var etmiş olan toplumun şekillendirdiği direyin bastıramadığı ve engelleyemediği en keskin dürtüsü artık. İkna, eğitim ve inançlarla sağlamlaştırılmaya çalışılan bu günün Dünya'sında, sonuçları kendisine yakıştıramayan yeni bir nesilin doğums ancıları yaşanıyor. Cinnet, iç savaş ve küresel hazin SONUÇlar bunu müjdeliyor insan oğlunun ortak bilincine. NEDENlerin, önemli olmayacağı yeni bir çağın eşiğinde, yıldızlar boyu yalnızlığın tek gerçek cevap olduğuna inanılan BEDEL ile yüzleşen bizleirn ve yüzleşecek olan yeni nesillerin çağlarına emanet edilecek, miras bırakılacak ve böyle öğretilecek bu cümleleirn içindeyiz. Her kimsek...

Geçmişin, bin yılları aşan bir insanlık geçmişinin izleirni süreceğiz ve her durakta ne olmadığımızı bir kez daha kanıtlayacağız. Modern zamanlar olarak kabul ettiğimiz, ilkel sömürgeciliğimizin, mabetler düzeyindeki inanç sistemleirmizin ve akıl/ ruh çelişkileriyle benliklermizin var ettiğini kabul ve izahına gerek olmayan 21.yy vebalarını, koleralarını ve tarifsiz helaklarımızın kanıtlayacağı bir Bizliğin durum değerlendirmesi değil sadece... Yöntem, metod ve bir tarz öneren formülünü inceleyeceğiz.

Belirmeliyim ki bu yolculuğa, kişisel tarihimin KARAnlık dönemlerini sonlandırdığım son altı ayımdan sonra çıkıyor olmamdaki anlam, evimin alt katında kitaplarım, satranç masam ve düştarlamın içinde geçirmiş olduğum demlenme sürecimin en tadlı meyvası olacağını biliyorum.

Son zamanlarda çok sık duyduğumuz MARDUK ve 2012 seneryolarının ve buna bağlı olarak öne çıkmış kavramların çekim merkezine meşagatli olan yolumuza girmiş bulunuyorum. Dünya'ya gözlerimi açtığım andan beridir ne yaşamışsam bence anlamı şuan bu kelimeleri yazıyor olmam.

onurorkunkara


NeoTrip Buluşma

İlk ve Son
Yer:Suadiye Garı
Tarih:01 Ağustos 2009 Cumartesi 18:00
onurorkunkara

zaman sarı...

, , , ...



senin ve benim zamanlarımdan...
"Göz kapaklarımızdaki tozla ve haşın bir ruhun acısıyla... aşık olduk. "
...
sana bakmayı öğrenmemiş bir gökyüzünden/
atıyorum elsiz ve ayaksız sözlerimi...
hiç bir yere gitmesin diye/ penceren !

yarılan bir ses kadar, çıkamadım gündüz sokaklarına,
el değiştirmiş diye yönetimler... sivil ve itahatsiz bir oyuna benzer işte/
aşk bile ve bazen üstelik bir iç savaş gibi kaybedelir kazanılırken/ bile...
devrimler, darbeler ve iç çekişler...

tekin olmayan çocukluklar bulalım, anlatabilmek için bir birimize/
diğerimizi...diğerlerimizi...
en çok sana/ ve beni...
düşüyorum... sımsıkı çakılacağım yere ve bir yerlere,
silinmemiş yollar bu işe yarar unutma!
yarım izlenmiş filimler...
ve unutulmamış yüzler...

aradığın bir şeyin var olduğuna inandığından beridir...

aradığım bir şeyin var olduğuna inandım ben de/ evet...
en sonunda göçler yaşamaya başlarsın, bedeni taşıdığın...
basit bir doğa olayı gibi işler içine kış!
herhangi bir gün herhangibir yerde / diye..
şans, kader ve gökten bir tanrı ...
bütün iyi çocukların bildiği bir lisan gibi konuşursun/ kendine bile...
neyi unuttum biliyor musun?
en basit sorumu...
verilebilecek cevaplar bu yüzden saçma artık...
bu yüzden mesela sabahları erkenden kalkıp,
kent, sokak ve insanlar diye/
bilindik bir manzaraya itina ile daha fazla yaşatması için kendimi sunmaktan vazgeçtim.
kurtarmıyorum sokaktaki kediyi!
ve öldürüyorum karıncaları bile...

yok ol! yok ol! yok OL!

"Belkide egildin ve elini kestim bu parcayla..Acidin sen!"
VirginBlack - OurWingsAreBurning

SuyaAtılmışSözler II.

, , , ...



yakılmış gölgelerini sakla içinde/
bir karanlık böyle büyür...

arZsız ve yapraksız ağaçlar gömdüm ben,
ciğerlerime önce...
sonra küskün uyanmış çocukların gözlerine...
sabırsız kanatlanan bir gövde kadar,
bariz artık düşürdüğümüz aTlaslar...
tüy kadar / kader...

geri dönmek suç sayıldığı için
taşınmayan adresler buluyorum birTen bire...
gelişi güzel söylenen bir marş...
saçları örülmüş bir bayrak töreni...
ve sökülmüş duvarlar kadar bariz etiMde
tadın kadar/ keder...

beni içine çek/ İçin...
kesilmiş izler topluyorum bir bir.
ödünç ve bol küfürlü nikotin sıralarında.
okulun arkasından evet...
görkemsiz şatoma doğru kaçık bir patika bularak...
ilikledim cesedimi.
daha çok/ İçin...

doğru, sen kazandın mutlak bir oyunu
saçmaladın, dağıttın saçlarını ve domaldın...
içinde hacimler açarak/
dizlerinin üstüne çök!
böyle yüzleşir
ekilmiş tohumlar...

yak...
ve çek içine...


geriye bir tek karakutun sağ kurtulacak! SuyaAtılmışSözler olsun yine diye...

tek düze takdim...

, , , ...

kimkimdir...
necidir..


iyi bir şey söyledin sanırım...
o kadar iyi ki seni ayağabile kaldırmıştı,
güzeldin...
ıslanmış bir ÖğledenSonraya benziyordun,

Bu yüzden, daha fazla sonuç çıkarmak istemedim kendime, bir biri ardına sıralanmış gölgelerin arasında, sağında bazen ve bazen tam ortalarında durmak... Bu yüzden hastaneye ait bu bankta karşıya doğru koşan / yankıyı izliyorum... "kontrol altınada tutulabilinir özgürlükler vakfı" sanki sanki... minik bir terapi süresi kadar rahat, ilerleyebiliyor içeri... kaldırmı tanımlamak, ordan yazmaya başlamak, otomobillerden bahsetmek biraz güneş ve rüzgar biraz diye eklemek... çayın ne kadar kötü olduğundan ya da samimi minik bir öyküye benzesin diye simitçi ile diyalogtan bile başlamak mümkün... herşey mümkün neslihan fotoğrafımı çek...

sersem şarkılar buluyorum kendime bilemezsin, sık sık döşenmiş kaldırım taşlarının aralarında, toz'sa toz! kir'se kir kadar ter... ve renkler... bariz bir paradigma, tam bir bütün değildir... tam bir bütün gibiyim üstelik. neyin nerede bir boşluğa düştüğünü anlayamadan yahut neyin içini boşaltığımı görmeden. geçip gitti güneşin yakıcılığı bile... hayır, kötü çocuklara benzemiyoruz... çok utnagaç olduğumuz bile söylenebilir, kaldırımda karşılaştığımızda süslü bir üniversiteliyle, önce ouz şaşırıyor ne yapacğaını , sonra ben saklıyorum elleirmi ve en son yankı "yabi geçelim" diyip dalıyor kalabalığa... olacak iş değil sanırım... daha sabırsız olamadığımız için bir birimizi anca yeniyoruz satrançta, tavla ve masatenisi... bu nasıl bir frp dostum, ilkelçağlar kadar bariz/ kazanmak ve kaybetmek... kuleler kadar çıplak apartmanlar ve orman cadıları kadar çirkin sesleri. susuturmaya çalıştığımız içimizdeki herşey... neslihan fotoğrafımızı çek, herşey zaten çok güvende...

çıkıp, akşamüstleirni karşılamak gerek...
bir biraz ve illaki ouz ve yankı...
gerek kalmadı bir kareye bile...
çizilmiş değilse eğer...

Alamudun Son Sözleri

, , , ...

ne yapamayacağını biliyor musun dedi...


"Sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı
Hangi hasta gönüllüyü kasdediyorsun etme"

cevap vermemelisin zaten hiç yazılmamış bir mektuba, açık kalmış bir kapıyı kapatmamalısın. odalardan odalara ağrısız varlığını taşıyıp, sonuçsuz hesapların içinde kaybetmelisin mesela aklını... daha estetik yapar bu seni. daha az gülümsemiş olmak ve bakışındaki tuhaf duygu, saçlarını düzeltmeyi emrediyor muydu sana? yapmamalısın bunu mesela, dağınık odalara saklanmış bir neslin tam ortasındayız. bize ait olanlar çok uzak. pazar günlerinin banyo ve ütü kokuları, haftanın konseri yada bir western film... seninle yanılmış bir darbenin içindeydik, bütün sorulmuş soruları ezbere yemin törenlerinde sakladık önce arka cebimize sonra bir mitingde düşürdük. bulamıyorum ben halen daha... malumun olsun.

denklemler kurmamalısın olasılıklı açıklanabilinen her şey için, nelerde diyorum ben... soyut matematik ve "Empyrium" nöbetleri gibiydi... astımlı gençlik yıllarım. çilli ve saçlarıyla hep bir alıp veremediği olan, bariz vişneçürüğü rengindeki kanım, nabızlarımı yokluyordu biliyordum bu yüzden mavi kadar net şimdi. tüm yabancılaşmalarım. eko sistemin içindeki tutarsız yerim av ile avcı düzeyindeki paradigmaya sığamadı sanki. ve egemen sınıflar çarpsın ki beni, değiştirmedim hiç zaten oluyor / olan hiç bir şeyi... yinede küsebilir çocuklar kırılmamalısın bu yüzden, martılar çöp toplayabilir mesela büyük köprülerin dibinden, sular akmaya bilir. korkma, temizdi ellerimiz kan kadar berrak üstelik. kimse göremezdi bu cinayeti... sustun, çevirdin aklını, gözlerini kıstın... kendine çekidüzen verdin ve bir kapı aralığından bir apartman boşluğundan / düşürdün beni...

acı çekmeyeceğini düşünmemelisin, basit bir sonuç olarak yaşadığını hatırlatacak sana. bana yada diğerine... ortak ilizyonlar görme çabamızdaki bilinç altı/safı bir güdü işte, rüyalar kişiselleştirilmiş bir balta! alfa omega ve bilemediğin artık kaç çeşit foton kuşağı varsa, soktuk içine içimizi, güya enerji yoğunluklu var oluşlar, güya tibet, güya son baharda taksim... güya nirvana... masal ülkesi ve çok tanrılı dinler kadar rahat sevişelim eğrilerimiz düz hatlarla koruyordu sınırlarımızı. hiç bir deliğin/ bir diğerinden daha derin değil! gözlerim bile... abartıyorum sanırım öfkemi, katılıyorum çok oluyorum bazen kendime bile... böyle anlatılmamalı aşk üstünde meşk dizelerine öykünürken/ böğürürken yani, steril bir eldivene sürtünen dudak kadar iğrenç tanımlarken. tam da şimdiyi/ tamda şimdi, bütün bunları unutmayı düşünmemelisin.... otoparklar bu yüzden sadece otoların, kızmamalısın evet. biraz azot daha çek içine ciğerlerimden, ensemi ısır! tenimi yokla, acı/ acıma/... ormanlardan hiç çıkmadık biz! öğrenilmiş duygular ve her şey aslında. kim binaların görkemli kuleler olmadığını söyleyebilir ki... orta çağ kadar feodal bağlıyorum kendimi. elimde bir orak bile var. dilersen o kapıdan bir daha gir (!)

izlememelisin gün doğumlarını artık, kedilere kırıntılar biriktirmemelisin, kalabalıklar içinde daha kalabalık/ duvarların arasında daha duvar/ daha ilkbahar... ve yaz... hatırla, dönüyordum kendimden, terlemiştim üstelik sen saklanmıştın ışıksız şehirlere ben gölgeler topluyordum... yeniden şimdi... torbamda üç din ve çok eski diller, aramıyorum yani! bulmayacağım yani! merak etmeyeceğim üstelik 'kaç melekli ellerin'

... birazdan kalkıp kahve yapacağım... pencereden ışıksız bir kenti izleyip şuan ne yapmam gerektiğini, şuan ne düşünmem gerektiğini, düşüneceğim...

yağmur yağıyordu, ıslandım... saçımın köşelerinden yüzüme damlıyor ve ben bunu hissediyorum... ve zaten bir renk böyle silinir... biraz daha şimdi... her seferinde biraz daha...