Skip navigation.

Alnımı Kaplayan KARAnlıklardan...

Ben, bir şimşek gibi çakar/ giderim...

Posts tagged with "onur orkun kara"

Tedbirsiz Haller I.

, , , ...



Kapıları açık bırak/
Son bu bahar kadar…

Yel değirmenlerine saldıran kahramanlar edindim ve rüzgarda bile ıslık çalabilmeyi marifet olarak kabul ettim. Slogan olmayı ve eylem adımları ile adımlamayı ömrümü. Öyle uzun uzun gün batımlarına çekilip, oda/oda, kent / kent yetişmedim parmaklarımla aklıma ve saçlarımın arasından kayıp gitti ölü kelebekler…

Bu gün buradayım. Bu son baharın güneşli bir hastalık gibi işlediği kemiklerimin üstünde. Tedirgin ten temaslarından ve ruhsal diyalektiğin madde ve tanrı açmalarından uzak. Hepsinden uzak. Herkesten uzak. Dizlerime yakın bu salonda… Fesleğenlerin kokuları bile saklanıyor bu aralar. Rıhtımları bile ve martıları bile görüp, duyup bir yudum çayla aşıyorum. Koku yok! Biliyor musun bunu… Koku hiç yok…

Tarihi, bilimi ve felsefeyi önemsedim; çenemin altına kadar sokup parmaklarımı kaç kez harfler harflere / dedim. Sustum. Ütopik sonlar yazdım, başlamış olan her sürece. Bir gök taşı diledim mesela… Öyle bir hızdaki / kimsenin kimseyi hatırlayacak kadar zamanı / olmasın diye… Bir kule, büyü ve keder… Benim yüzüme dağılmış bütün parmak uçları oldular. Senin saçların kadar/ uzun ve dizlerine kadar…

Dolaşıyorum sanırım kemiklerime, dna’larımda ödeşemediğim bir şey. Hep senden yana çeliyor aklımı… Farkında değil miyim mesela… Zamanın geçtiğinin, senin ve benim zamanlarım… Geçiyor. Ve martılara küfretmeye bile başladım. Bu iyi bir haber. Kelebekleri izlemiyorum sadece… Kapıyı açıp uçmalarını sağlıyorum. Kovarak odalarımdan… Sırnaşık kedilerden ve sokaklardan kaçıp kaçıp/ duvarlarıma geliyorum. Ve sildim elimdeki mürekkep izlerini. Çizilmiyorsa/ yazılamıyordur da…

Sen, gözleri pembe olan balık/
Tırnağımın ucundaki kırıkla acıdı /say içini…

Ben bir renk
Sim/ ve siyah…


http://onurorkunkara.ning.com/

Kelebek... Öldü/

, , , ...



çünkü kelebek öldü.
Gözkapağımın içinde/ ve açmadan pencereyi…

Bu ölüm gibi bir şey diyordum… Debelenmesi bitmişse eğer…
Kaçıp kurtulmak mümkün değil artık, susup kabul etmek yada
Anlaşılmış olmak ve anlatmak uzun uzun mümkün bile değil.
Kaçıp saklanmış olan bir hüner gibi
Takip ederek odaların o loş kokularını yakmak ışık/ anahtarını
Ve son vermek karanlığa.
Çünkü kelebek öldü!
Çarparak ışığına…

Burada duracağım, tam burada… Yarım bir söz, dize ya da raflara kaldırılmış ömür gibi… Dipdiri bazen, bazen soluk soluğa/ ıslanarak ve susarak bazen…

Bu ölüm gibi bir şey diyordum. Gözlerimi açmışsam eğer…
Göz kapaklarımın içindeki o narin keder canlıları için.
Bir titreme, kırılma ve mikroskobik canlılar gibi kıvrımlarla…
İlerlediler zihnimin bütün perdelerine / belki de…
Belki de tutup, bileklerimden hava da asılı kalmamı sağladılar
Birkaç, zümrüt yıl boyunca.
Ahitler, yazgılar ve görkemli tanrılar bularak o karanlığın içinden
İlerledim, ilerledim ve ateşe yaklaştıkça tutuştu kanatları
Kelebeklerin…

Hiçbir şeyi değiştirmeyeceğim, hiçbir cümlenin sonunu ve anlık bir ritimle düşüp yanlarıma/ bir bakış açısını yakalayacağım. Kollarımın birer sarmaşık olarak dolaştığı yastığımla/ aklım arasından…
Kelebek öldü çünkü/
Perden köşesinden havalandı…
Birkaç kere tur attı biblonun etrafında, bir gemici ve sakalları eski
Sonra bana doğru geldi/ geldi… ve üstümden havalanıp ışığa doğru yöneldi
Etrafında dolaştı
Ve kanatları tutuştukça yaklaştı
Kanatları tutuştukça yaklaştı
Ve kanatları yok olduğunda/ öldü
Yerde çırpınarak…

Benim suçum bu… Benim karanlıktan korkmamın bir suç olmasıyla başlayan bir hata bu… Benim suçum.

Kelebek öldü.

Paradigma'ya Övgü

, , , ...

Diyorlar ki...

sanat, sanat içindir...
ya da.
sanat, toplum içindir...

demek istiyorum ki bu ayıp!

Estetik kavramanın, neden toplum düzleminde açıklanmaya çalışıldığını anlamıyorum çünkü. Bakış açısının tekliğinden anlaşılıyor ki, müdahale edilemez bir üst yapının değer sistemleri içerisinde şekillendirilmiş.

Bu üst yapıyı ve etik kaygılarının birey / toplum ve idea açısından eş zamanlı denklemlerini yakalıyalım...

Üst kavramı/ toprağın egemenliğini, iş gücünün başarısı elde edince, şekillenmeye çalışılınmış bir yaşamsal mantık.(şekillenmeye çalışılınmış bir yaşamsal mantık. mükkemel anlamıyla şekillenmiş olan değil yani/) bunun temel kuramlarının şekillenmesi için gerekli olan sınır/ tanımlı harita modellerine ya da "yapı" ifadesi kulanılarak şekillenmiş olması/ bir yapı modeliyle (marks/ alt ve üst/ toplum, sınıf, kültür, ekonomi/.. Hegel/ alt ve üst/ birey, idea, estetik,...gibi örneklerle...) gelişmesine tekamül edecek. Ve bu düşünce tarzı üzerinden etik/ kaygılara kadar uzanan bir serüven takip edlecektir.

Geç batı medeniyeti(yunan-helen-roma) dönemlerinde gerek, toplumun ilk deneysel çalışmaları hem güvenlik kaygıları hem de yönetme tutkusu içerisinde barizleşen/ bir süreçler birliği olarak özetlenebilir.

Bu dönemin önemli temel taşları arasında yerini alan/ düşünürler ve aydınlar... Toplumsal tahaküm noktalarını ve yaşamsal öz kaynaklarını irdelerken. Devlet, idea, matematik, geometri, astronomi, estetik, ahlak, vb... konu başlıkları üzerine derin ve ilmi yaklaşmışlardır. Ve sansür mekanizmasının olmaması, olması açısından sakıncalı bulunduğu tespit edilmiştir. Şuanın gerçek değer yargılarınca.
(oligarşi, düşünce sisteminin öz kaynaklarının güvenlik kaygısından doğar/ ya da baskıcı totoliter bir anlayışın yaygınlaşması ile... ki avrupada her iki durumda yaşanmıştır. İmp, sürecindeki devletler ve skolastik düşünce)

O halde, geç batı medeniyeti, kümesinde gelişmiş olan sınırlı uygarlık gerek alternatif bir tehdit ve gerekse bir güvenlik zaafı açısından / doğu(şark) düşünce sistemlerinden uzaklaşmış yada ihtiyaç duymuştur buna.

İhtiyaç/ kelimemizin özü/ ticaret argümanlarının tanımıyla mümkündür. Duygu ya da hissi bir ilave tanım, ihtiyaç kelimesinin gerçek anlamındaki denklemi var etmez.

Bu bir parantezdi...

Şarkın; fikir ve devlet, olguları çeşitli dönemsel olaylar üzerinden şekillenmiş olur... Bu durumu yakından analiz etmek ise bize, bu durumun somut gerçekliğini özetler.

O halde Geç Şark Medeniyetini incelemeye başlayalım biraz da özetleyerek. Doğu medeniyeti, demek neredeyse mümkün olmayan bir dağılım ve değişkenlikleri kapsar. Bunda gerek toplumların merkezleşmesi ve çok hızlı bir şekilde şehirleşmeleri gerekse de toplumsal tüm yasaların kuralların sosyolojik ya da felsefik tüm durumların/ insanın kendi düşünce tarzını oluşturmadan ÖĞRETİlmeye başlamasıyla nihai bir ivme kazanmıştır.

Geç Şark Medeniyeti; UzakDoğu Toplumları, OrtaAsya Toplumları, Hint & Afgan Toplumları ve Arap Toplumları olarak günümüzde haritalanabilir.
Ancak, bu haritalama üzerinde ileriki satırlarda göreceğiz ki, göçler/ büyük oranda etkili olmuştur. Sadece doğu toplumları ve değer kavramaları için değil göç/ olmasının bir sonucu olarak ulaşabileceği her bir nokta için geçerli olacak bir /iç/ süreç yaratacaktır.

Bu haliyle bile, Geç Şark Toplumu… Toplumları ya da, bilinen basit üretici toplumu, klan ve ilkel komüne kadar uzanan bir düzlemde incelemek, yorumlamak ve anlamak bir hayli güç. Çünkü zamanın bize sağlamış olduğu argümanlarda, en temel hücresel varlıkların yaşamış olduğunu kanıtlayan fosillere kadar gidebiliriz. Eğer aradığımız yaşamsal bir süreçse. Ancak toplumları uygarlık ve medeniyet çizgileriyle böyle değerlendiremeyiz. Buna sağlıklı anlamda fikri bir müdahale yapıldığı ilk örnekler olabilecek yazı ve sözlü efsanelerin zamanla kaynaklaştırılmasıyla ulaşmak mümkün. Ancak kaynaklaştırma süreçleri, yine kendi var oluş yasalarınca göç- üzerinden şekillenince pekde tutarlı bir halde irdelenemiyor.
Ancak, bazı yazıtların, öğretiler üzerine kurulu olduğu gözlemlenir ortaAsya toplumu için, UzakAsya Toplumu olarak nitelediğimiz, Tibet, Çin ve Japon kültürlerindeki yazılı kaynaklar ve inanç sistemleri üzerindeki tutarlılık. Hayret verici bir özellik olarak karşımıza çıkar. Tapınakların ve mabetlerin ahitlerin ve dikili taşların, ülke, devlet, toplum ve şehir ve ev sistemlerine kadar uzanan bir yaşam standartını da bu argümanlardan yakalayabiliyoruz. Rahip Toplum modeli demek hatalı olur. Çünkü iktidarın yine güç denklemleri üzerine aşikar olan dönemsel istilalar neredeyse her bin yılda bir güçlü bir dalga olarak yayılmış.

Bu bize, şark toplumunun bilindik var sayımların dışında gerçekten ve bilimsel olarak bu güne şekil veren üst/ medeniyet erdemlerinden farklı doktrinlere sahip olduğunu gösterir. Bu o halde benzer bir tavır ve mantıkla açıklanamaz yahut içerik sokulamaz ve ya içerik haline getirilemez.
Bunun anlamının, bir medeniyetler savaşı olduğunu savunmakta yetersiz bir denklemle, panik barışma/ çabalarının ötesine taşımaz bilinci.

Bu son dönemlerde ortaya çeşni yapılmak istenen/ antik yunan ve Tibet/ öğretilerinin çizgisel varlığını temel öğretiler haline dönüştürmek. Aşamaları ile karşımıza çıkmakta.
Elbette ki, sanılanın aksine iyi bir denklemleştirme çabasıdır. İyi bir süreç edinme çabası ve iyi bir eleştiridir. Medeniyetlerin ortak bilinçleriyle dünyanın taşınmış olduğu tüm durum ve haller…

Ancak temel özleri itibariyle yaşamsal forumların düşünenin/ üstün sayılacağı bir temel noktada zaten kaçınılmaz olarak işlemiştir çark. O halde, bu iki medeniyetin temel dinamiklerini irdelemekte fayda var. Zira bu haliyle bize sadece bu günü/ bu günü fark ettirmeyi sağlar ki… Buda değiştirmeye yetmez. Çünkü her bilgi Artık yorumlanan ve posası atıldıktan sonra yaşamın içinde işlevleşen bir öğreti halinden çok, libidoya toplumsal anlamda göze batmalara, egonun fark ettirme çabaları olarak. İnsanın kullanımı için özgür bırakılmış yasaklanmamış bir düşünce-eylem birliği mantığı çıkarmıştır ortaya. Buna itiraz edecek oluşum şuana kadar ilerlemiş olduğumuz tüm harflerce sizi şaşırtmaz umarım.

Tibet ve Antik yunan, düşünce sistemleri arasındaki benzerlik, yaşam formları arasındaki benzerlik kadar aşikardır. Ancak doğa koşullarının belirlemiş olduğu doğal sınırlar dışındaki içeriklerden bahsetmekteyim. Tibet, kültürünün öz dinamikleri ve Tibet toplumunun gelişen süreçleri, Antik yunan dönemselliği ile uyum içerisindedir. Bir farkla.
Yaşamsal olan kaynaklar itibariyle.

Bu bize o toplumun oluşma nedeninden, sonucuna kadar/ ancak en önemlisi olan -bedel-
Diyalektikleriyle tartışılmaz bir doğru koyacaktır önümüze.

Paradigmaya Övgü/
Bölüm II.
Onur Orkun KARA

Ne için...

, , , ...

Duvarlara sığınıyor dudakların/
Yıkmak denen bir büyü
İşte ve tamam şimdi gözlerinde…
Eksik anlatılmasın diye bütün SÖZler…

Yurtlar ediniyorum bir bir
Ve harflere iz vurarak
Keskinleştiriyorum bütün uçlarımı
Kırıldım mı?
Ve bu iksirler yüzünden mi?
Uzak hep yankılar/ omuzlarıma…

Ne için/ sanki tutup ellerinden kaldırdın
Toprağımın altındaki tek hecelikleri…
Bak, çarpıyor işte nabzımda bile…
Duymuyor sanki /…

Bu yüzden, tutuşturdun gözlerini
Aklını kaldırırken taşlardan…

Sana zakkum kokan burçlar inşa edelim
Ve öyle at/
Kendini sandıklarından…
Asılsız kentler kurtarıyorsun
İşgale gerek duyulmayan
Ve saatleri hep geri alınan

Şimdi: 02:10
Geç kalma…

— Ne için/

Terk eder kanatlar kuşları
Sular biçimsiz bulutları
Ve yağ istiyorsan susturulmuş masallara
Suç/ son oyuncak…
Kır ve öyle ak…
Sırtlamışken gölgeni.

Yok, sayabiliriz yıldızları
Ve aynasız bir maske takabiliriz…
Bunu yapabiliriz…
Ne için…

Bunu bana sen anlat…

Kehanet/ Ayrık Otlar

, , , ...





Güneşin doğuşunu bile pazarlıyorlar... Sana bakıyorum da, çektiğin fotoğraflara kızıyorsun... Yetersiz bir istek demek ki bu, gereksiz bir süreç gibi... Ses/ ışık ve kül... Odalara sinmiş kokularla yer değiştiriyorsa... Parmakların. Kavurucu sıcaklar edindik bak(!) üşüyordun sen ve yanaklarındaki tutuşma hissi... Ayaz zamanlar biriktirmememize neden oluyordu... Bunu bize yapıyordu değil mi? Bizim sandığımız her şey... Mobilyalar, kıyafetler ve çıplaklığımız. Tutuştuk diye/ kovulduk ve korkuyorum evet bu yol uzun sürecek, çantamı alıp çıkmalıyım ve o zaman öğrenmeliydim... Bir kaza değil bu/ adı; çarpışma da olsa... Bilinçli bir ölüm biçimi... Lütfen aynı şeyi söyletme... İntihar... Meyilli değilim. Bir ülkeye ait değilim. Yerleşik düzenlere ve kurumlara... Sana değilim evet... Bana bir yabancı olarak...

- Tamam değiştir şu kanalı -hayataevet- evet değiştir.

Dengemin içi-dışı ve bilincimin altı-üstü harici ve dâhili bedbahtlarımı var etti. İtiraz etmiyorum buna, bir baba, Atatürk iki ve Allah üç... Giderek yer değiştirirken organlarım ve dizlerime bile alışıyorken değişti sıralamalarım. Bayrak törenlerinde en arka sıradaki çocuk benim(!) memnun ol buna mesela, önüne geçmedim... Yemekhane kuyruğundaki kavgada hayretle izleyen ve araya giren, ranzanın altında ve yastığının üstünde ve kelimelerin içinde cümle cümle dışımdaki/ söz. Benim. -dong- Irandaki mehdi çağrısı -hayata- göre rejimin bir daveti ve sorunlu zaten bu günlerde... Çok uluslu yasalara izafiyet şekilsizlikleriyle geçtik, Fransız devrimi ve janjakrusso savsaklığı kandırdı bizi. Kardeş olamaz, sevgilidir halkların kökeni. Türlere daha varmadan... Hayır, sana o zaman... Ve bana açıkla; taş, toprak kadar kemik doğada ve ruh kadar bazen bulut bazen gözyaşı kadar yağmur fırtına ve yeni bir gün, yeniden doğuş, küllerinden ürperen bir tanrı ve saçlarından çözülmüş ırmaklar/ hep sana... Sana olsun / bana olan her şey!

-Donugdonuk-aynaya bakıyorum, üçü bir arada yapışyapış ağzımda, sigaranın gereksiz dumanı ve bu ışığın altında... Hayır, ışık üstümde, tanrı katından sarkıtılan biçimli ampullerle ve altımda halılar... Kırmızı ve yeşil ve beyaz kaftan... Kaftan / demeyi seviyorum sana... Sana hiç çaktırmadan ve beklemediğin anlarda /bütün boşluklarından sana bakıp bakıp, kaf/taann... Demeyi, uzun uzun ve dudaklarımca... Benim kafkam... Fotoğraflar çek ve büyük puntolarla anlat sanki hiç yaşanmamış gi...bi duyguları... Anlamadığın öldürmedikçe kendini/ olmayacağın birPLAT...

Benim topraklarımda talan, henüz feodal bağlardan kulesiz sarkıtılan saçlardan ve yatak odalarının kokularından daha beter ayaklanmalar doğuruyor diye. Satmıyorum ve pazarlamadım da sırt çantamı. Devrim olmuyorsa/ devrem olur koç... Ve kabul et şuanda zaten devrim olan da bu... Hiç uyumuyorum ve aklımda geziniyor karıncalar. Kışa hazırlık yapmalıyım kaç ceset toplayabilirim loş tuvalet kapılarında kemirebilmek için kendimi. -bunuokuyansanakosunimzatosun- Yalan söylediler biliyorsun... Belki de benden önce sen öğrendin bunu. Yel değirmenleri yok, kırmızı başlıklı kız yaladı kurdun bile malını çekip burnuna aklını, robinhood öldü ve rahip olan arkadaşı aldı eline ipleri. Kimin kuklaları bunlar... Kimin ve hangi çocukluğun... TheCrow ve joker süper kahramanlarım ve fightclup ne film abi... Sen bankaları havaya uçurmayı planla ve marla aşkına o götüne soksun bradpiti... Başka bir çağda olduğumu söylemiş miydim? Benim hatırladığım hiç bir kavga yok ortada... Tarafları saklanmış, tarafları toplumsallaşmış entellektü(elite)mize köşe yazarı kıvamında ajanlık yapmış... İhbar altındayım bakma halen daha. Köşeden ilk çıkan ekip bir sonraki sokağa dönünceye kadar bekliyorum yatakta... Evet, rahatım artık... En azından bu sefer yatakta bekliyorum. Ve seni değil artık... Senin ellerin değil ve kokunu... İnatçı, aksi ve sımsıkı gözyaşlarını değil... Biliyorum tutkuluydu bu yüzden bağışlıyorum seni. Bana kareler çek ve gönder dünyanın neresi olursa ve belki sadece bir kentin... Kız kulesinin fotoğraflarını çek, kaldırımların ve sümüklü çocukların onlara kuru üzüm ver... İncimm...


Kahramanım, kahramanım... Masalımın sonu ve sizi azad ediyorum... Gelemem sizinle ülkenize ve düşlerinizdeki sarayların merdivenlerine... Günün ilk ışığını karşılayacağım görevim bu benim. Tırnaklarımı yemeliyim... Bir sigara daha yakıp satranç oynamalıyım dört hamle sonra mattım. Kızıp masayı dağıtmalıyım belki de... Ya da kan bağışlamalıyım, neredeyse zehirleniyordu ruhum... Satılırken köleler, hayır rahip değilim ben... Ve rüyalarını yorumlayamam artık. Sen değilsin züley-ha!

Çocukları kurtarmam gerek bağımlılıklardan... Kuşağımı tüm bu masal saçmalıklarından... PeterPan bombalar taşır mı hiç kıtalardan kıtalara... Acelem yok biraz daha uyumalıyım ve biraz daha haber bültenlerini önemsemeliyim özür dilerim. Seninle bir film bile izleyemem. Belki kim bilir yazabilirim... Okuyamam bir roman -zaradam- ne ya... Ben sana İstanbul boğazının nasıl Nil olduğunu ve serrumyazatları koruyucuları tarafından nasıl savaş yapıldığını yazacağım. Dört cilt son kitap yakında bitecek. Ne değilim biliyor musun? Büyümüş biri değilim... Büyüdüğümde ne olacağıma karar vermiş değilim... Astronot olmayı istiyordum ben hatırlıyorum da, aklımda yıldızlar oldum olası hep var... Şimdi, 03 ve kent ışıkları içinde etin neler yapıyor odalarda...

Çek, parmak uçların kadar acıtmıyor fikrin, bütün gölgelerini... Çekil ve uzak dur bu koltuğun üstünde yok hiç bir heves, kaburgalarıma gömerek dizlerimi... Koruyorum aklımı ve aklımın odalarındaki kapıları sıkısıkı kapatıp çekiyorum perdeleri... Bir bulut ağırlığınca batıyorum çünkü içime... Ayak parmaklarımı izlerken omuzlarımdan... Çek ve saçlarımdan tutup at beni pencerelerden ve balkon sefalarından ve fesleğen kokularından... Dağılacağım(!) At beni daha derinlere... Çek ve saçlarımdan tutup at beni pencerelerden ve balkon sefalarından ve fesleğen kokularından... Dağılacağım(!) At beni daha derinlere... Hiç unutmayacağım bu iyiliğini... Seni değil evet...

dua:

Sağımın ve solumun
Kapılarımın ve odalarımın
Kadifelerimin sahibi...
Yak beni narında.

SaltOkunur...

, , , ...




Anlıyorum, seslerini toplamak iklimlerin nasıl bir telaşsa yapraklar için, kediler içinde öyle yağmurdan kaçmak... Üstüne başına dikkat etmeden yürüdüğün zamanlarını biliyorum ben senin, çıplak gölgeleri doldurarak gözlerime bir odadan bir odaya uyku arayan ve çoğu zaman yanılan ama hep direnen ve hep direnen/ sen miydin o yoksa sırtın mıydı? Bilmiyorum... Anlıyorum, kuşlar kanatlarında sakladıkları telaşlarla uçtular, anlıyorum bütün koyu karanlıklar bir boşluk biçimi o kaldılar ve anlıyorum, geç kalıyorsun hep olamadıklarına... Hiç bir şey kadar olmamak ne demek bunu anlamıyorum. Öğrendiklerinle kalmak ve bir adım sonranda yeniden düşmek kuyulara yeniden göz açıp ve kapattım dudaklarını susmak. Bana en çok biliyorum...

Fesleğenleri düşünme, düşünme çalışmayan duvar saatlerini ve el yordamı ile bulduğumuz tozları, bildiğin ne varsa ciğerlerimde benim... Nefes alıyorum ve karışıyor sokağa, herhangi bir anda oradan tesadüfen geçen bir ense, saç kökü ve topuk sesi mi parmakların... Dişlerini sık ve avuçlarını koru hep haklı bul kendini bir anda ve ulu orta hep savun gerçeğini ve inan kimse senin kadar bile olamıyor... Üzüldün mü buna bilmiyorum... Üzüldüm sana bunu biliyorum. Böyle görkemli sanmak kendini böyle kıtalara sığmaz ve böyle satılmaz bence duruşlar bile... Elbette karşımda kollarını sağa ve sola yayarak ve bağırarak ve yakamı çekiştirerek konuşuyorsun. Seni sinirlendirdiğimi biliyorum. Gözlerini kısıp, tırnaklarını kesip ve saçlarını boyadın / değilsin en çok bunu biliyorum sadece kendin...

Büyük cümleler kur, saçma kelime oyunlarıyla/ çırılçıplağa deki mesela çığ kadar çıplak ve okuyorum korkma ne kadar saçma bile olsa alt bilincini... Yer çekimsiz olan ruhlar böyle yaşar, ne ister/olmayı/ ne de bekler ölmeyi... Sana yakışıyor bu telaşlar ama... Daha bakımlı oluyor yanakların daha kokulu ve çok dar olmasa da sırtın ısıtıyor tuzaklarını. Düş/ parmak uçların düşsün... Oy ve çıkar ne varsa... En fazla kan kadar rahim/ kan kadar irin ve kan kadar ceninler içinde bulursun... Bulunduğunu ve nihayet dediğin / anda... Unutma çocuk, onlar asma bahçelerinde kavimler yakanlar... Buna inanma/ inan kadere ve intikamını kutla kadehinde -kırmızı- yakışır sana. Bana en çok kara unutma.

Çocuklar işaret ediyor parmaklarıyla ve gülüp geçiyorlar yaptıklarına, bak kızım... Sek sek oynamanın ilk kuralıdır çizgilere basılmaz. Öyle rüzgâr ne yandan esse o tarafa yatılmaz, kökleri olan ağaçlardan öğren bunu. Duydum... Kızmışsın parklara ve halı sahalara... Kızmışsın bulutlara ve dolu dolu yağan martılara... Duydum, küsmüşsün artık kendi mısralarına bir boka yaramıyor diye satırlar... Duydum, kırmışsın kemiklerini ve yine dönmüş ayakların aynı kapılara... ne farkı kalıyor değil mi bir diğeriyle aranda. İtiraf etmeliyim kaldı saçlarında onca zamanım ve ödeşelim dik göz kapaklarını... Bundan kork. Benden korkma... Koş...

madem bir savaş istiyor tanrılar...
olimpos dağına gerek yok/
sen turuva kadar imkansız
ben aşil kadar ihtimalsiz...


deepsound: gümüşvazolar
söz: enkoyu
müzik ve yorum: gri

Bi'an

, , , ...



çirkin ve hiç bağışlamadığın
bi'an/ kapattım gözlerimi

İçeri giriyordum yada tam büyük bir öfke ile çıkarken, sesini duydum...
Dirhem kadar değerlidir bazen tüm anlar. Daha uysal olmalıydım biliyorum.
Daha iyimser olmalıydım, daha az ve daha saygılı... İşaretlemek yetmiyor işte,
Kadife bir kitaptan öğrenilmiş söz gibi. Daha çoğuna ihtiyaç duyuyorsun bu yüzden.
Belkide anlamak için... Anlamak ve unutmak, anlamak ve bağışlamak ve olduğu
gibi kabuletmek tüm her şeyi...

Duvarlarım sarsılıyor benim ve içime üflenmiş oyuklarda irin bağlıyor kaburgalarım.
Bir kerecik OL yetmiyor. Ve bir ikincisi içinse hiç tahammül bulunmuyor. Bunu öğreniyorsun
dizleirmden, birden bire kalkarken oturduğum yerden. Ve bırak beni... Kokun, hatırlamak için
zorlanmadığım bir formül... Onu hazırlıyorum burada. Bir kaç diş izi, bir kaç esmer tılsımı ve
çok az zakkum kökü... Yanılmıyorum değil mi?

Karşımda ilk duruşun diye mi düşünüyordun, pek anlayamıyorum... Bu son sadece.
Önce topraktım ben ve sen benim içimde. Şimdi, dışında ve dışımda... Kendine bakıyorsun
benim gözlerimden... Biliyorum. Biliyorum, tutmak yetmiyor isimleri aklında,
hatırlamak yetmiyor sesleri ve hep bu yüzden suçlu bulunur değil mi? Şövalyeler bile...

Kuşatmaya gelebilirdim ancak, işaretindeki küçük parmak kadar gerçek bir saldırıda...
Ve yenik sayıldı tüm ordularım. Yel değirmenleri hayal/ hayalden bir orduya... kalabalık
sayıldı bir gece bütün izler/ sen tanrının aziz kızı kuzuları dağlara sürüyordun ve ben dağları kuzularla düşlüyordum. İdeolojik sapkınlığımız yürüdü önce aklımıza, sonra dilimde küfürler ve üstelik altımda bütün görkeminle...

Sana neyi mi anlatıyorum?
Bütün asillerin ve baldırı çıplak bütün yoksulların sevişmlerini... Irklara ayrılacağız birazdan, birazdan özgürleşip yakacağız Romayı bile... Hatırlıyor musun, yıl binsekizyüz seksenler... Ve senin ellerin soğudu önce, yanakların biçim kazandı ve gözlüğün pek yakıştı... Yani bunu bile alet ettim sevişmelerime... Yine de biliyorum... Bütün kuşatmalar hiç birinden zaten farksız değil ki...

Kan kadar gerçeksin çünkü şuanda,
karşımda ve anladım girip ya da çıkmadan uzaklaşmayacaksın kapıdan...

Çirkin ve hiç bağışlamadığım
Bi'an/ kapattım kulaklarımı
Ve sesin asılı kaldı
Merdiven boşluklarına....


bir süre sonra hiç:
tıklayınız:

Kargalar Soy Sürsün Diye...

Yarım...

, , , ...



ben, kuşların bile kanatları olduğuna inanmıyorum...

Tedirgin olmamaya çalışan gölgeler edinirsin zamanla, suya bir taş atıp halkalanmasını izlerken gidikçe çoğalan, gittikçe uzaklaşan gölgeler... Her yerini dokuması için bütün ağırlıkların; ödünç aldın kendinden, kendini... Bir vadeye kadar ve korkunç bir ses kadar akıttı kulaklarına bütün azap surelerini. Yanlızlık, acı ve irin ve ter ve aldatılma ve aşk ve sevgi ve şefkat ve kırbaç... Tamamlamıyor, geri vermedikçe kendine/ kendini...

Ucuz bir denge bu, daha fazlası için aya anlam vermekten vazgeçtiğimizden beridir. Yıldızları unuttuyoruz bunca ışıklı tabelalar arasında ve denize ihtiyacımız yok. Eğer, gömmeyeceksek bir firavunu derinliklerine ve bir yüzükle, belki bir toka ile ya da boyununa asılmış tek kanatlı gümüş bir melek ile... Gerek yok, çok düşünmeye... Saçlarını düzeltiyorsun, aklın kadar güzelleştiğini düşünerek ve artık hiç bir kime sürtünemez kemiklerine diye/ kırıp kaburgalarını, sökülsün istiyorsun içinden ceninler... Tamamlamıyor, içine almadıkça kendini/ kendinden...

Bir sayfa hazırlıyalım sana da, bir defter açalım yeniden ve şahit tutalım bütün bulutları ve kaldırım taşlarını ve avucundaki en derin izi. Bir kesik kadar canını acıtıyor, çizilmiş yollar... Buna kader diyelim yine de. Kimse yaralandığını söylememiş olsun sana ve öpülsün yanakların kokulu kokulu. Aferimlerinle büyü, diplomalarınla ve şık ve güzel bakışlarınla... Bembeyaz olsun parmakların ve simsiyah -ben-lerin... Tamamlamıyor diyorum sana... Silip atmadıkça kendini/ kendimden...

Kurtulmanın, tene dayatılan bir barut zehiri olduğu anlar vardır... Bir küvvetin içinde iki jiletle bir birini bileyen bakışlar vardır. Sözler vardır, duyulur ve unuttulsun diye gömülür derinlerine... Bir gece hiç yoktan dirilir cesetler bile/ diye yeniden ortaya çıkar bütün çukurlar. Adım at ve düş, adım at ve öl... Daha çok! hiç bir kimsede kalmayacak kadar ve hiç bir kimsenin kalmasına izin vermeyecek kadar büyük bir hızda düş. Kırılsın yüzündeki gülme biçimi ve saçlarına saklanmış kelebeklerin kanatları tutuşsun bu hızda. Çok hızlı ilerliyoruz muhteşem sonumuza... Ve çok... Tamamlamak için kendimizi/ kendimiz olarak gördüğümüz bir -şey- ile...

Tanrı de sen buna ve ben sen diyip susayım. Yastığıma gömüp aklımı, tırnaklarımla duvarlara işaretler vurayım, dişlerimi sıkarken ve dirseklerimden aşağılara söndürülmüş kibritlerle -karalamış- olayım ezbere bildiğim sözleri. Sen buna delilik de ve ben sana bir deli olarak bakmış olayım. Pencerenden, uzaklardan ve odalarının içinden. Seni tedirgin eden bütün koyuluklardan bir heyula gibi... Arkanı sakın dönme... Sakın dönme! Elinde bütün keskinlikleriyle sözlerini hazırlamış bir şeytan ve çarpacak yüzüne ne olmadığını... Tamamlamıyor içini, dua ve yemin ve tövbe... Çıkarıp atmadıkça kendinden/ bir maske olan kendini...

Gel kurtaralım kendimizi kıtalardan, Çağlardan diyorum sana. Araf, tunç ve samanyolu boyunca... Dişlerini kıran bir titreme ve kendine gelen sular gibi bir nuhun gemisi... Batıralım bu sefer. Her deney başarıslzıkla sonuçlansın. Her barışma girişiminde kan dökülsün ve güller saçılırken havaya. Bir karşılaşma bu kadar gerçek olabilir. Sanki dün gibi ve ne kadar zaman geçmiş sahi... Değişmiş duvarların rengi bile... Tamamlamak için/ oyalıyor beni bütün şarkılar... Sustur mekanik notalarını sana keman çalacağım....

ben, kuşların bile kanatları olduğuna inanmıyorum
bana bir melek olduğundan bahsetme.
geldiğin yere dön ve unutma...

" yarım olur/ ruh olursa beden de
ve bedenin için de ruh varsa "



bir süre sonra hiç:
tıklayınız:

Kargalar Soy Sürsün Diye...

Ne Habersin Ne Türksün Seni Gören Ürksün

, , , ...



HaberTürk kanalında "sansürsüz" programını izliyorum, CHP ve MHP temsilcileri ve TBMM(elhamdülillah) bi'şeyin bişeysi gözlüklü abiyle tartışıyorlar... Aç/ aç... Açtım! yok yok açılım mevzularını.... Senkronize bir şekilde Tar- Tart- Tartışıyorlar üstelik... Haberin içeriği gerçekten Türkçedir. Kulanılan dil font müzkler falan... Bakınız ki, yeniden Osmancılık açılımı, in the BOP/ (Hop hop....) sponsorluğunda reklam filmi tadında sızıyorken gözlerimize. Yar bana bir murat(!) bardakçı, vah karagözüm Osmanlı kesinlikle türküm. Doğruyum ve derebeyleriyim... Şeklinde kanıtlanmaya çalışılırken salya sümük ve nota NATO programlarda. Fatih beyin BİGbirader olduğu kanal ve gazete inatla TÜRK yahu şaka değil... Ve illaki Müslüman; yaşar Nuri, cübbeli ve Harun Yahya kadar. Hâşâ! USA(bin) FETO(!) kadar değil. Tövbe hiç bir kimse...

Mevcut kanal, iyi güzel ve hoş, aynı zamanda kesinlikle hem fikir, tam bağımsızlıkta ve Türk milletinin azim ve kararlılığında... Büyük ekonomiden yana, büyük adımlardan ve büyük ofset matbaalardan... Bu yüzden yana yana, Osmancılık madem kaçınılmaz ha! O halde illa Türk ve illaki Modern islamla taçlanmalı ki -ılımlı- olmaz zinhar... O öcü, o ABD planı(nasıl deşifre ediyorum bak) o ABD nin parçalama planı, bitirme ve yıkma.... Eee Eee uyusun da büyüsün pisi pc... Pis kaka o...
Ama HTKULÜP ve Cemiyet hayatımız iyi şükür... Malumunuz -cemiyet- öztürkçemsi Osmancılıkta -kalça kıç- muhabbeti...

Bak... Bak. Edepsiz ben...

MHP ile CHP 'nin tarafları birbirine girdi, cumhurbaşkanlığı konusunda meğer hiç biri zaten istememiş GÜL’E oynaya... Yok, öyle değildi o cümle Sayın Gül'e oy vermeyi... (oldu böyle) Hiç utanmıyor koca adamlar, çocuklara kötü örnek bu iki taraf, komünistler ve ülkücüler... Allah Allah...( kızdı) baba, SUSUN LAN(!) diye veletler sustu. Mahallenin sokağını bastı, komşunun misafirleri... Yok, Kürtler değil yahu...

Cahiliye anlatılıyor, çok belli ki Akepe kankası TBMM bilmem ne sözcüsü- hadislerden örnek verecek... Veriyor da bakınız ki " ne Arap ın acemden, ne acemin Hintliden".... VESAİRE VESAİRE, sanki askerlik arkadaşından anı anlatıyor lavuk... Alemlerin Peygamberi, efendi hatırlatırım ampül yanan aklınıza... Sözü eksik söyleme cüretinizi bağışladım yine de kanal değiştirerek. Ama bu zaten, hey koç yeahh gowww gowww gibimsi Özal gençliği işte büyümüşler cici cici...

Yav, o bu değil de USA(bin) FETO(!) dan bahsetmiyor şu cici çocuk sunucu bile.... Sıkı demokrattır abimiz, o kadar ki kravatını azcık bile gevşetmez, söz sürelerine sadıktır ve saçları her daim arkaya yatıktır. Söz dinlemiş demek aferim... Baba kızınca -bilaheyn- bırakıp topu(tüfeği) girmiş eve... Ne yapsın, menopozlu bir anne, memur bir baba ve inanç sahibi bir dede... Ve genç Atatürkçü (oda babadan kalma takım gibi) idealist abimiz... Bak bak, ne diyor (maillerden fırsat buldukça) içinde bir pop star yatıyor ama hadi hayırlısı...

TBMM’ bilmem nesine soruyor; DTP ve PKK ile görüşecek misiniz? ve ekliyor... Lütfen açıkça söyleyin çok soruyorlar... ( e çak o zaman çak çak.. Reytingler iyi gidiyor ahbap)

TBMM mi görüşecek akp ile, akp mi TBMM ile mi? yoksa hepsi DTP ye mi girecek. Derken PKK hepsine tek tek mi girecek anlamadım... Kafam bi milyon gidip yarısına üçü bir arada nescafe alsam... mı?

Bildiğim o ki, ben değil. Ben askere gidip dağ taş ova bayır gezeceğim. Yurdu savunacağım ve sen söyle... Kimden baba?

Efendim, sirkler vardır bilir misiniz? Bol sihir, Bol akrobasi ve cici abiler cici cici ablalar bol olduğu. Sirkleri severim bütün çocuklar gibi, sahiplerini asla, hayvanlara yazık en basitinden.

Yahu, kimse kıvırmasın... (her köşede dansöz vaaarrr) serdar ortaç bile diyor artık o kadar aleni yani... Ve ozanlık ölmemiş ne güzel...

İki kutup var hanımlar beyler.... USA(bin) FETO ve Generaller

Bir tek durum var;

(aylar önce yazmıştım, ırak'a yönelik ABD operasyonu Afganistan üzerinden noktalayacaktır böl yönet stratejisini. Dünya artık birleşmeler üzerine kurulu bir sisteme geçmek zorunda olduğunu anlayacaktır, gerek ekonomik krizlerle ve gerekse küresel yaşam kaynaklarımızın tahribatları nedeniyle. Bu sürece, ab iyi bir model olacak ve bölgemizde Osmanlı, büyük Rusya, Afrika birliği ve uzak doğu birlikleri gibi BİRleşmiş devlet modelleri oluşacak artık ve bir zaman sonra da ABD bunların Hepsini tek elde toplayacaktır.)

Bunları yazdığım zamanlarda kusura bakmayın ne zeisgest denen şey vardı ne de ırak operasyonunda ABD, ben öğrenceydim daha o zamanlarda... Ve bu güne bakalım şimdi... Büyük Osmanlıyı konuşuyoruz, Rusya arka bahçesini düzenliyor, güya sıkı devrimci abimiz hüügoooo cavez amcamız güney amerikayı birleştiriyor, yani her şey tıkırında şükür...

Ancak bir tek durum var dediğim meseleye dönmek istiyorum,

Bu gün Türkiye’de yaşanan tüm sıkıntılar bu Osmancılık bakış açısının oturtulmaya çalışılmasının bir sonucudur. Elbette malum güç odaları İran ve Afganistan deneyimden dili yanmış bir şekilde mevcut İSLAM modelini tehdit edici bulmakta ve yerine NUR-U İslam dedikleri fetocu bir yaklaşımı düşünmekteler. Buna göre cihat anlayışı törpülenmiş ve keskin İslami yargılar inceltilmiştir. Öyle ya samanyolundaki cici ablalar tamda Modern ve laik devletimize uygun islam dinine bağlı çocuklar imajını verir. Ve bunu da anlatıyorlar ABD üniversitelerinde.

Burada bir çatışma var; devletin model ve organları nasıl etkilenecek sorusuyla açığa çıkan...

Hemen söyleyeyim; devrimciler taksime girecek ellerinde karanfillerle, cemaatlerin sözcüleri -şeytan- kutularının içine ve isteyende AnıtKabire.

Aaaa! Mesele ne o zaman?

Mesele şu ki canlarım, general motor zarar ediyor, coca-cola zararda, burger king ve adidas zarar ediyor. Şimdi şuanda bir daha söylüyorum. Zeisgest- aydınlanma saçmalığından uzak. ABD dünya devleti modelini uygulamaya başlamıştır. Çünkü çok uluslu şirketleri artık ulus, din ve sınır gibi kavramları aşmak istiyor.

Hatırlatırım ve sorarım hepinize. Fransız ihtilali neden gerçekleşmiştir?
Cevap verelim...

Sermayenin özgür dolaşım yasaları oluşsun diye... Değil mi?

ABD Dünya devleti modeline geçerken...

evet evet, 40 yıl dünyada Müslümanlık yaşanacak
evet evet, Tanrı Türkü koruyacak
evet evet, Komünal Düzene Kapital gebe

hayır hayır ben çok gencim daha.



Ve Son...

,

Gelen bazı uyarılar doğrultusunda daha rahat ve derli toplu çalışabileceğim bir alan bulmuş bulunmaktayım... Arzu eden okurlarımında aktif katılımda bulunacağı alana aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz... Artık günlük yazı ve yorumları mevcut siteden takip edebilirsiniz...
Visit ErkekSureleri...