Skip navigation.

Alnımı Kaplayan KARAnlıklardan...

Ben, bir şimşek gibi çakar/ giderim...

Posts tagged with "suikast"

Irak, Ergenekon ve Tüketim Araçları

, , , ...

Bir babalar günü hediyesi...


Irak, Ergenekon ve Tüketim Araçları

Geçmiş yüzyılların düşünürleri üretim araçları ve özgürlükler üzerine kafa yormuş ve bunun bir sonucu olarak deneysel bazı devletler ve devletleşmeler süreci başlamıştır…
Bu günü yorumlamanın dışında anlamak, geçmiş bazı deneyimlerin doğru tahliliyle mümkündür. Süreklilik bunu gerektirir, insanı bu sürekliliğin içinde birey ve toplum açılarıyla gözlemlemek, ne olamadığımızı söyleyecektir. Bu anlamıyla gelişen süreçlere yakından bakmamız gerek.

Irak Operasyonu ve Tüketim Araçları:
Bir yüzyıl önce bölgeyi mercek altına aldığımızda, dönemsel güç odağı olan İngilizlerin üretim araçlarını besleyecek kaynaklara ulaşmak için ticaret yoluna yaptığı müdahaleler göze çarpar. Thomas Edward Lawrence, Osmanlı İmparatorluğu'na karşı yürütülen Arap Ayaklanmasında, Birleşik Krallık irtibat subayı olarak aldığı görevi başarıyla tamamlayacak ve bölgede sonu gelmez bir kargaşa başlayacaktı… Bu durumu son günlerde yakından takip ediyoruz.
Büyük kapital güçlerin bu bölgedeki çalışmalarını göç yollarına ve ticaret yollarına olan bağlılıklarıyla açıklamak ilerleyen yıllar için pekte mantıklı gözükmemektedir. Çünkü ticaret gelişebilen bir öz varlığa yani kapitale odaklıdır ve kapital değişimini elbette üretim araçları üzerinden tarifler. Bu durumun yaratacağı aşikâr sonuç tüketimin oransal tarifleridir.
Tüketim toplumları yaratmak, değişebilen kapital için büyük ve tarifsiz alanlar yaratmak demek olacaktı. İç savaşlarla ve dünya savaşlarla silah sanayinden kazanılan milyon dolarlın yanında bu sermaye gücü daha önem kazanacak ve yatırımlarla dünya markalarıyla inanılmaz bir boyut alacaktı. Tabi ki bunun toplumsal ayaklarını, uydu tv sistemleri, elektronik bağımlıklar ve sistem içindeki diğer araçlar sağlayabilecekti…
Tüketim, batı toplumlarının yoğun reklam erozyonuna bağlı olarak kabullendiği hatta Özgürlük olarak nitelendirileceği yeni bir yaşam yapısı’ doğuruyordu… Şark, bu yaşam anlayışının ötesinde daha geleneksel bir biçimde ve mütevazilikle hayat ve hayat için gerekli kaynakları sağlıyordu. Şark için markalaşma söz konusu değildi daha ziyade “olgunlaşma, erme ve tekamülünün gelişmesi” daha önemliydi.

Dünya ticaretini kalbinden vurmak, ikiz kuleleri uçaklarla devirmek aslında tam olarak da buydu. Tüketmemek. Ve Ortadoğu bunu yapıyordu. Gelenekçi yaşam tavrı ve doktorinci iktidar anlayışlarıyla bunu gerçekleştiriyorlardı. Buna müdahale tabiî ki bunu yöneten merkezlerin imhası ile başlayacaktı çünkü zaten o merkezler başarısız deneyler doğurmuşlardı. Bütün dünyanın tüketme eğilimi içinde olması dışında, bütün dünya ya petrol satarak gelir sağlayan bu bölgeden verdikleri parayı geri alamayan batı toplumlarının gözünün döndüğü bu tek an. Evet, gerçekten uçaklar bile çarpabilir yahut binalar bile bombalanabilir…

Irak operasyonu, batı medeniyetinde yine bilindik bir Özgürleştirme fesatlığı ile kabul ve hatta takdir görerek insanlarına kabul edildi. Marks, insan bilincini çevrenin belirlediğini söyler… Bu mümkünse şayet batı medeniyeti içinde yer alan bireylerin daha masum oldukları söylenebilinir. Kim kandırılmış birinin suçlu olabileceğini düşünür ki. Irak operasyonu, Saddam iktidarına karşı ve güya Nükleer düzeydeki bombalara karşı ve kesinlikle Usame Bin Ladin ‘e karşı başlatılmış oldu. Olduğu öğretildi ya da… Öğrenilmiş öğrenmeye programlanmış ve öğrendikleriyle tanımlayabilecek sınavlara girmiş bir nesil olarak bu vazgeçemeyeceğimiz bir doğruydu. Ancak, yerine oturmayan bariz taşların daha ABD’nin Irak operasyonu BM’ye taşıdığı günlerde yetersiz kanıtlar ileri sürmesiyle görünür bariz bir hal alması bazı doğruların bile yalanı besleyeceğini göstermiştir.
Savaş, savaşın doğası gereği ifade edildiği andan itibaren kaçınılamaz bir süreç doğurur. Bu süreç Irak için o ya da bu nedenle başlamış oldu. Burada Tüketim araçlarına dair bir parantez açmak gerekli sanırım, ırak halkı yıllardır uygulanan uluslar arası tahakkümlerle tüketim eğrisi bölgede en düşük olan ülkelerdendir. Bu savaşta Adidasın işine sanki değil mi? Ya da Burger King’in hiç olmadı Coca-Cola’nın… Hayır, bunlar çok uluslu şirketler ve kesinlikle savaşa karşı cici çocuklar.

Ticaret, üretim araçları ezberini modern teknolojilerin gelişmesiyle bozdu şüphesiz, yerini alan yeni mekanizmanın ise ne kadar vahşi olabileceğini kendisi bile tahmin edemiyordu üstelik. Bu yeni süreç, Tüketim Araçları sürecidir. Çok uluslu şirketlerin insan doğasındaki sahip olma içgüdüsüne hitap eden ve en az geçtiğimiz yüzyıldaki sömürgecilik kadar ilkel olan bir yöntemi takip ederek gelişmesine devam eder… Bunun Ergenekon’la ilgisi ne değil mi?



Ergenekon ve Türkiye:

Anadolu coğrafyasında yaşayan halkların ortak bir tanımı vardır, buna ilkel milliyetçilikle bakmakta mümkün, devletçi ve ya ümmetçi bir açıyla bakmakta mümkün. Ancak, insan kavramı henüz sınırlara tabi devlet anlayışlarında mukaddes bir tanım değil maalesef yerini dolduran harç malzemeleri genelde tüm Dünya’da kullanılan ırksal yaklaşımlardır. Bu tanım, bu coğrafya için Türk’tür.

Ergenekon, ağızda sakız gibi dolaşmasının dışında bir türk mitidir. Ergenekon destanı, Genel olarak, düşman tarafından hile ile yenilgiye uğratılan Türklerin, Ergenekon Ovası'nda yeniden türeyip tekrar eski yurtlarına dönerek düşmanlarıyla çarpışmalarını anlatır… Destanın dışında bu gün Türkiye’de ki politik süreç geçmiş yüzyılın son ve başlarında görülen benzeşmeler üzerine kuruludur yine…

İttihat ve terakki cemiyeti, son zamanlarda adını sıkça duyduğumuz ve neredeyse aileden biri olup çıkan bir neyi düğü belirsiz şey… Bir parti mi? Gizli bir oluşum mu? İyiler mi? Kötüler mi? Diye diye karıştırılan bolca kafadan sonra… karşımda duran apartmanın serinliği ile yazabilirim ki iyi ya da kötü olması dışında bir varlık- güçlü ve olgusal etrafında kitleleri toplaya bilmiş üst tanımları olan toplumsal bir oluşum. Osmanlı hanedanlığı her zaman övgüye değer kişilerle temsil edilememiştir. Bunun nedenleri üzerine konuşmanın da çok bir anlamı yok şuan bilinen en basit gerçek şu ki geçtiğimiz yüz yılın başlarında İmparatorluk toprak kayıplarına ve devletsel hiyerarşisinden kayıplar vermeye başlamıştır. Bu sürece müdahale etmek isteyen talim ve terbiye görmüş eli kalem tutan gençlerin kurmuş olduğu bir yapı. Demek sanırım onların hakkını vermek olacaktır.
Atatürk’ün bir süre katkıda bulunmasının ardından genelde güneyde çıkan iç ayaklanmaları önleye bilmek için (ki güneyde çıkan iç ayaklanmaların oluşumuna kısa değinmiştik yukarda…) aldığı görevler ve bunların sonucunda sabit olmayan bilgilerce ancak bana göre bir Osmanlı Süpermen’i olarak yoluna devam etmiştir.

Buraya kadar her şey yolunda ve normal tarihi verilerle ilerler ancak bir açıya dikkatinizi çekmek istiyorum. Kuzey Arabistan da faaliyet gösteren Lawrence ’in islamın içinde bir Dini bakış açısı sunup ermişlik ya da şeyhlik düzeyine ulaşmasına rağmen neden ve nasıl deşifre olduğudur… asıl mesele gerçekten Lawrence mıydı? Öyle ise yüz yıl sürdüğü ileri sürülen planların ya da gizli ve derin planların neden birkaç yılda üstelik iyi bir kitleleşme sağlamışken deşifre edilmesiyle var olduğu tam olarak açıklanamaz ve ya buna kimse ikna olmaz…

Dilerseniz çok yorumlamadan bölgede ki başka mim noktalarına bakalım… Yukarda Tüketim araçlarının neler yapabileceğini açıp durduk… Başka bir arcı nasıl inşa edeceğini ve o araç üzerinden aslında bölgesel dinamiği nasıl elinde tutabileceğine bakalım birazda.

Saidi Nursi(Kurdi) geleneği feodal yapılı toplumsal dinamiklerle tamda bu kaosun içinde filizlenmeye başlar dönemsel olarak. Ancak bu filizlenmenin yüz yıl sonraki hali tam anlamıyla bölgesel bir güç dinamiği olmakmış meğer. İslam, içindeki fetih ve cihat anlayışı ile modernizemin şaşkınlığına uğrayan batı toplumlarını tehdit ederken, batı bu şark menşeli fikir ve hürriyet akımlarını yine onun içindeki öznelerle yok edebileceğini biliyordu. Fakat bu Arabistan, ırak ve Suriye gibi bölgesel güçlerle süreklilik içinde olan ancak hiçbir zaman egemen olamayan dinamiklerle belirlenmez bir durumdu. Bu durum bir dönem önce kıtasal bir egemenliği olan yine bu topraklarda yaşatacaktı en sıcak savaşını… Keza ırak mayın tarlasına döndüğünde bahsetmiştim kuzeyde daha kuzeyde bir şeylerin yer değiştireceğini bu yıllar önce bu bölgenin efendisi olan S.s.c.b ve uzantısı Rusya için iç huzursuzluk yaratmış ve Gürcistan müdahaleyi yapmıştı hatırlayacağınız gibi.
İslam’ın içindeki fetih ve cihat anlayışını yine İslam menşeli ve fakat içinde bu kökleri barındırmayan yeni bir mezheple haledilebilinir olacağı şaşkınlık yaratmaz sanım kimsede. Keza nur cemaatinin faaliyetleri öğrenci evleri ve ışık evlerindeki araştırmalarım 2 yıla yakan bir zaman içlerinde yaşamış olmam bu gözlemlerimdeki haklılığa bir kanıt olacaktır. Hizmet anlayışını temel kabul eden ve cihat anlayışını törpüleyen bu akım şüphesiz bu günün Türkiye’sinde çok önemli bir güç merkezidir.
Bunun tam olarak adı ılımlı islamdır…

Gelelim, tüketim araçlarının müdahalesine…
Pazar, ekonomik bir kavram olmanın dışında yer bildiren bir ifadedir bu günün dünyasında Pazar, kavramı eğer batılı toplumlar için geçerli değilse ve uzak doğu için çok yetersiz bir lükse belirttiği yön şüphesiz Ortadoğu coğrafyasıdır. Bu coğrafyanın etnik ve mezhepsel ayrılıkları Pazar kavramını tetikleyen unsurlar için(çok uluslu şirketler) tercih edilen bir yöntem olmadığı ortaya çıktı. Dünya da yaşanan ekonomik krizde gözlemlenen o ki, kapitalizmin prematüre çocukları başarısız olmuştur. Bu kavram, gergin bir piyasada hızla büyümek isteyen şirketlerin satış eşittir kâr mantığına yönelmesi sonucunda belirginleşmiştir. Satış yapacak kişinin niteliksel varlığını pekiştirecek bir motivasyon aracı olarak gelişen müdürlülük ekleriyle bu sakat çocuklar doğmuştur. Sistem kendisine çeki düzen verme ihatacını doğurmuştur keza krize biz böyle bakıyoruz.
İşte bu şirketlerin her bölge için her devlet için her nüfus yoğunluğunun sık yaşandığı yer için tesis alt yapılı büyük hamleler yapması önemli yatırımlar demek oluyor ve bu da büyük bütçeler var ediyordu. Bu durumu yine Ortadoğu coğrafyasında bir Avrupa birliği gibi kurulacak bir yapı ile gidermek mümkün olacaktı. Bu yapının şüphesiz lider ülkesi Türkiye olacak.

İşte bu gün Türkiye de Ergenekon diye var olan soruşturmalar ya da davalar tüm bu paylaşım savaşının tarafları arasında gerçekleşmekte.

Atatürk sonrası kazım Karabekir’in yerine ismet paşayı iktidar yapan İttihat ve terakki derin ilişki ağı bu günün seksen darbesini, susurluk kazasını, gazi mahallesi olaylarını, Kürt isyanlarını, suikastları organize ve inşa etmeye devam eder…

Bir önemli soru (sanıyorum ki- kimseye söylemeyin) Erdoğan’ın iktidar oluşu toplumdaki dini histeriyi çoğaltmış mıdır? Sekiz yılda kaç defa türban duymuşsunuzdur? Beklide Erbakan sonrası bir hava gazı alımıdır? Ya da nur cemaatinin örgütlenmesine müsaade edilerek balık avı mı yapılacaktır?
Başbakan Erdoğan zehirleniyor mu?
Yarın darbe olsa şaşırır mıyım?
-ne kadar alıştırdılar darbeye böyle, darbe geliyor geliyor diyerek…


Müsait oldukça bu tip yazımlarıma devam edeceğim… Bu soruları da o zaman cevaplamak kısmet olur umarım…


baba?