olume duskun ol ki, hayat bulasin

Subscribe to RSS feed

muammer ketencoğlu



muammer ketencoğlu güldaniyem

Akordeon ustası Muammer Ketencoğlu Türkiye'de çağdaş sanatçılar arasında Rebetiko, Batı Anadolu Folklorü ve Balkan müziğinde en tanınmış isimdir. Ketencoğlu, geleneksel müzik alanında dünya ölçüsünde oluşturduğu kariyeri ile uluslararası düzeyde aranan bir sanatçı haline gelmiştir.
1964'te İzmir'in Tire ilçesinde doğdu. Öğrenim gördüğü körler okullarında iyi bir müzik eğitimi aldı. Akordeon, piyano ve bateri çaldı. İlk albümü "Sevdalı Kıyılar"ı 1993'te, Rebetiko müziği ile ilgili hazırladığı seçkileri de 1994 ve 1996 yıllarında yayınladı. Ermeni, Gürcü, Azeri ve Orta Asya geleneksel müziklerini içeren dört ayrı kasetten oluşan ve etnomüzikolog kimliğini ortaya koyan "Halklardan Ezgiler" dizisini 1995'te yayınladı.
Köklerini Doğu Avrupa geleneksel müziğinden alıp Amerika'da gelişen Klezmer müziği ile ilgili seçkisi "Klezmer Müziğinin Öncüleri" ise 1995'te dinleyiciyle buluştu.
1996'dan başlayarak hem Rebetiko müziği çaldığı topluluğu "Kompania Ketencoğlu" ile hem de "Bir Balkan Yolculuğu Topluluğu ile Türkiye'de ve yurt dışında pek çok etkinliğe katıldı. Mart 2003’te Kompania Ketencoğlu’na eklediği yeni repertuar ve müzisyenlerle Muammer Ketencoğlu ve Zeybek Topluluğu’nu kurdu. 2006 yılında Muammer Ketencoğlu ve Kadın Sesleri Topluluğu'nu kurdu.
Batı Anadolu geleneğindeki zeybek havalarından oluşan albümü "Karanfilin Moruna"yı Nisan 2001'de, Bir Balkan Yolculuğu Topluluğuyla kaydettiği albümü "Ayde Mori"yi ise Eylül 2001'de dinleyiciyle buluşturdu.2006 Eylül ayında Balkan Yolculuğu adlı albümü yayınlandı. Bu albüm topluluğun trafik kazasında hayatını yitiren klarinetçi üyesi Aytunç Nevzat Matracı'ya ithaf edilmiştir.
Çeşitli gazete ve dergilerde dünyanın her yanından geleneksel müzikle ilgili yazıları yayınlanan sanatçı 1995 Kasımından bu yana her hafta Açık Radyo 94.9'da "Tuna'nın Beri Yanı" adlı programı hazırlayıp sunmaktadır.


"kitabın kısa tarihi". 1- kitap yapımının malzemeleri


1. Metnin Malzemesi
Kitap yapımcıları kitap metni için papirüs, çeltik, palmiye yaprakları gibi bitkiler, hayvan derileri (parşömen ve vellum) ve kumaş kırpıntıları veya odun hamuru kullanageldiler. Çinli Ts'ai-Lun Louen, 105 yılında kağıdı icat eden kişi olarak bilinir. Bir sır olarak saklanan kağıt yapım tekniği 751 yılındaki Talas savaşında esir düşen Çinli kağıt yapımcılarından öğrenildi. Kağıt yapım ustalığı 1150'de Afrika'ya ulaştı ve 1200'lerde İspanya ve İtalya yoluyla Avrupa'ya yayıldı.

Kağıt incunabula döneminde kullanıldı ve ilk kitaplar odun hamurundan yapılan kağıdın tersine yüzlerce yıl dayanabilen kırpıntılar ve kumaş liflerinden yapıldı.

2. Fligran

Fligranlar üretim sürecinde kağıt liflerine kakılan dekoratif imgelerdir. İmge basit bir dış-hat, metin veya farklı tonlar içeren ayrıntılı imgeler olabilir.

Fligran kullanımı bugün kaliteli kağıtlarda sürüyor ve fligran terimi, güvenlik için dijital bir dosyaya gömülmüş işaretler anlamında da kullanılıyor.

Yukarıda gördüğünüz filigran 1690'da Philadelphia'da kurulan ilk Amerikan kağıt fabrikasında, William Rittenhouse tarafından yapılan kağıda kakıldı.

3. Düz ve Çizgili Kağıtlar

Aşağıda, resmin sol tarafında görülen çizgi örüntülü kağıt [laid paper], kağıt hamuruyken üzerinde durduğu ızgaralı çerçevenin yapısını gösteriyor.

1700'lerin ortalarında John Waterman liflerin farkedilebilir bir örüntü oluşturmadığı düz bir kağıt geliştirdi. Bu kağıt ince hatları olan harfler için uygundu. John Baskerville bu kağıdı Virgil'in 1757 baskısı için kullandı.

4. Rulolar
İlk kitaplar rulolardan oluşuyordu. Kağıt, kumaş veya papirüs tabakaları birbirine tutturularak uzun bir şerit oluşturuluyor ve rulo halinde sarılarak saklanıyordu.

Metin genellikle bir yüze yazılıyor ve "paginae” adı verilen yazı alanlarına ayrılıyordu. Rulolara, Latince rulo yapmak sözcüğünden türeyen “volume” adı veriliyordu. Ve rulonun dış kısmına, "titulus" adı verilen ve üzerinde rulonun içeriğini betimleyen bir notun bulunduğu bir kağıt parçası iliştiriliyordu. Rulonun sarılması ve açılması zordu ve belli bölümlere ulaşabilmek hiç de kolay olmuyordu. Sonunda kitaplar akerdeon tarzında katlanmaya başladılar. Bu, modern kitabın ilk öncüsüydü.
Dördüncü yüzyılda rulonun yerini kodeks aldı. Kodeks, sırt tarafından birbirine bağlanan katlanmış yapraklardan yapılıyordu. İstenen sayfalara kolaylıkla ulaşabilmeyi sağlayan kodeksler aynı zamanda daha rahat taşınabiliyordu.

5. Kodeks
İlk Hıristiyanlar kodeks kitap formunu benimsediler. Kodeks bir yaprağın ikiye katlanıp dört sayfa edilmesi ve sonra bunların sırt tarafından birbirine tutturulması biçiminde oluşturuluyordu. Bazı tarihçiler kodeksin Hıristiyan metinlerini Yahudi rulolarından ayırmak için bilinçli olarak kullanıldığını söylüyorlar.

En ünlü kodeks kitaplarından biri yaklaşık 800 yılında hazırlanmış olan Kells İncili'dir. İrlanda'ya özgü tarzda resimlenmiş olan bu şaheserde, üzerinde metin olmayan tam sayfa süslemelerden oluşan ve "ara-kapak sayfası" [carpet page] denilen sayfalar vardır. Ara-kapak sayfaları dört incili birbirinden ayırmak için kullanılır.

6. Resimli Elyazmaları
Resimli elyazmalarında kitap yaprakları istenen boyutta kesiliyor ve bir işaretleme aletiyle sayfa düzeni taslak olarak belirleniyordu. Sayfa üzerindeki kimi yerler resimler veya konu başlarında kullanılan resimli gömme harfler, resimleyici tarafından sonradan resmedilmek üzere boş bırakılıyordu. İlk zamanlarda bu iş kilisenin "scriptorium" adı verilen yazı odalarında çalışan rahip ve rahibeler tarafından yapılıyordu. Ama sonraki yıllarda kilise dışından insanlar da elyazmaları üretmeye başladı.

Renkler, bitki veya hayvanlardan elde edilen özlerin bileşiminden elde edilen pigmentlerden yapılıyordu. Çok ince bir katman halindeki saf altın varaklar resimlerin üzerine uygulanıyordu. Ve en pahalı renk Afganistan'dan getirilen yarı-değerli bir taş olan lapis lazuli'den elde edilen maviydi. Resimlere "minyatür" adı veriliyordu. Bu, resimlerin boyutuna bir gönderme olmayıp kırmızı pigment anlamına gelen Latince "minum" teriminden geliyordu.

7. Tahta Kalıp Baskı
Aşağıda gördüğünüz baskı, Batı Avrupa'daki basım tarihi bilinen en eski tahta kalıp baskı. 1423 tarihli bu tahta baskı bir elyazmasının kapağının iç kısmına yapıştırılmış olarak bulundu. Baskıdaki suyun çiziliş biçimi baskının hazırlanmasındaki Çin etkisini gösteriyor.


klasik müzik

BARIŞ SEMBOLÜ

BARIŞ SEMBOLU İLK NE ZAMAN KULLANILDI


Bu barış sembolü ilk kez 1958 yılında İngiltere'de, Nükleer Silahsızlanma Kampanyası (CND) tarafından kullanıldı. Sonradan 1960'ların savaş-karşıtı hareketi tarafından uluslararası bir amblem olarak benimsendi. Aynı zamanda dönemin karşı-kültürü tarafından da benimsendi.

Bu barış sembolü profesyonel bir tasarımcı olan Gerald Holtom tarafından tasarlandı ve 21 Şubat 1958 tarihinde tamamlandı. Holtom bu sembolü, Nükleer Silahsızlanma Kampanyası'nın Londra'dan, nükleer silah araştırma tesisinin bulunduğu Aldermason'a düzenlendiği dört günlük yürüyüş için tasarlamıştı.

Bu sembol bayrakla işaretleşme dilindeki "N" ve "D" harflerinin birleşmesinden oluşuyor. Bu iki harf "Nükleer Silahsızlanma" anlamına gelen "Nucleer Disarmament" sözcüklerinin baş harflerine işaret ediyor. Bayrakla işaretleşme dilinde "N" harfi bayrakların aşağı doğru tutulmasıyla oluşturulurken, "D" harfi ise bir bayrağın aşağı ve diğer bayrağın ise yukarı doğru tutulmasıyla oluşturuluyor.

rumi...


BEN’İN ÖLÜMÜ / RUMİ

Yıllar boyu kendi varlığımı hiçlikten devşirdim. Sonra bir hamlede, bu iş bitti. Ve böylece, bir zamanlar her kimsem, ondan kurtuldum, bulunuştan kurtuldum, korkudan ve ümitten kurtuldum, sonu gelmez isteklerden kurtuldum.

Benden gayrı herkesle olduğunda, hiçkimseylesin
Yalnız benimle olduğunda, herkeslesin
Herkese böylesine bağlanmaktansa, herkes ol
Bu çokluk haline geldiğinde, hiçbir şeysin. Bir boşluk.

Allah’a ilişkin bir şeyleri bilmek nedir? Allah’ın huzurunda yanmak. Yanmak.

Bismillah —Allah’ın adıyla— de: tıpkı bir hayvana, kurban edilirken dendiği gibi. Gerçek adını bulmak için, eski benliğine — Bismillah.

Senin ateşine atılmış işe yaramaz bir odun parçasıyım ve çok geçmedi ki dumandan ibaret kalıverdim. Seni gördüm ve hiç oluverdim. Bu hiçlik varoluştan daha güzel, varoluşu eritip bitiriyor; ve fakat bu hiçlik geldiğinde, işte o zaman, varoluş serpilip gelişiyor ve daha fazla varoluş yaratıyor!

Gökyüzü mavi... Dünya, yol üzerine çömelmiş kör bir adam... Ama her kim senin hiçliğini görürse, mavinin ötesini ve kör adamın ötesini görür... Aşk gökyüzünde yitip gitmek içindir...

“Sana getirecek bir şey arayıp durdum, hem de nasıl, bunu tahayyül edemezsin. Uygun düşecek bir şey yok gibiydi. Altın madenine altın, Umman Denizi’ne bir damla su getirilir mi hiç! Ne düşündüysem getirmek için, kimyonun geldiği Kirmanşah’a kimyon götürmekten farksız olacaktı.... Bütün tohumlar var senin ambarında. Hatta benim aşkıma ve nefsime bile sahipsin, sana bunları da getiremezdim. Ve işte sana bir ayna getirdim. Kendine bak ve beni an.”

Giysisinin altına sakladığı yerden aynayı çıkardı. Varlığın aynası nedir? Yokluk. Her zaman bir armağan olarak bir yokluk aynası getir. Başka bir armağan getirmek mi — bu aptalca bir şey olur.

Benliği dövülen bir duvar gibi yıkılır. Allah’la bir olur, capacanlı ama beşeriyetinden arınmış olarak.

Bencilliğini, bu sınırlar ötesindeki bir sese doğru eritip, yok et.