“KÜLTÜR”ÜN İZİNİ SÜRMEK
Sunday, May 6, 2007 10:17:22 AM
Karaağa köyünün yaşlıları köy odasında anlatırlardı. Şemsilerin Veli, Suluboğaz yaylasında barınıp, Ketenlik geçidinde pusu kurarmış. Uykusuz, aç ve oldukça da yorgun olan askerleri kandırıp, parasını ellerinden alırmış. Varsa silahlarına da el koyarmış.
Osmanlı Devleti'nin çöküşüyle Çanakkale Savaşı'ndan sonra, ordunun bozulmasıyla Türk askeri, kestirim yollardan memleketine, köyüne dönüyordu. Karlı dağları gruplar halinde aşıyorlardı. Aç susuz, perişan bir halde bölük bölük yürüyorlardı; bazen tek kişi, bazen üç ya da on kişi. Hepsinin yüreklerinde memleket hasreti var. Çanakkale'den, kıyı Ege şehirlerden, Afyon-Isparta üzerinden Sultan Dağları'nı da şarak güneye geçenler vardı.
Uzun bir yürüyüştü bu.
İşte bu dönemde Akşehir'in Karaağa Köyü'nde Şemsilerin Veli isminde kaba saba, eşkıyalığa heveslenen ordudan ayrılma bir adam, Sultan Dağları'ndan Konya gitmeyi düşünen askerleri pusuya düşürüp parasını alıyormuş
Karaağa köyünün yaşlıları köy odasında anlatırlardı. Şemsilerin Veli, Suluboğaz yaylasında barınıp, Ketenlik geçidinde pusu kurarmış. Uykusuz, aç ve oldukça da yorgun olan askerleri kandırıp, parasını ellerinden alırmış. Varsa silahlarına da el koyarmış.
"Eden belasını bulur." derler ya, bu oldukça hikmetli bir sözdür. O da bulmuş belasını.
Bir gün Afyon yöresinden yola çıkan bir grup öncü , Sultan Dağı'ndan geçiyormuş. Şemsilerin Veli durur mu? Öncü askerleri de tuzağına düşürmüş. Güya sinip korkmuş gibi yapan bu askerlerin de bütün parasını ve silahlarını almış..
O da ne? Bir bakmış, etrafı sayısız asker tarafından çevrilmiş.
Tuzağa düşürüldüğünü, pabucun pahalı olduğunu anlayan Veli, teslim bayrağını çekmiş. Berikiler onu öldürmemişler ama ölmekten beter hale düşürmüşler. Onca asker sırasıyla güçlü kuvvetli olan Veli'nin sırtına binmeye başlamış. Veli'nin boynuna kasaturalarının ucuyla dokunu dokunuvermişler. Böyle böyle dağlardan, bellerden, ormanlardan aşmışlar.
Gören görmüş, görmeyen duymuş.
Bu durum Veli için bir zulüm haline gelmiş. Ketenlik belinde kahrından ölmüş.
Köy odasındaki ihtiyarlar: "Bu olay, eşkıyanın dünyadaki cezasıdır." diyerek örnek olarak dinleyenlere anlatırlardı.
KARA VELİGİL'DEN BAŞÇAVUŞ HASAN
Akşehir'e 22 kilometre uzaklıktaki Karaağa beldesinde Kara Velilerin Hüseyin'in oğlu Hasan Eren diye biri vardı. Başçavuş lakabını askerde almış. Ona "on yedili" de derlerdi. Madalyası da vardı.
Başçavuş dayı ile karşı karşıya otururlardı.
Haziran-Temmuz aylarında, hayvanların otlak yeri olarak ayrılan Karlıbucak yaylasına çıkılır.
Kara Veliler, birlik ve beraberliğe çok önem verirlerdi. Yeğenlerinden İlyas Tunca, öz dayısı olan Hasan Başçavuşla yaylada hayvan otlatırlardı. Orada bir mevsim yatılı olarak kalırlardı.
Bir gün Başçavuş Hasan, omzunda dolma tüfeği de olduğu halde, koca bir kayanın üzerine çıkarak, yanık ve oldukça gür sesiyle salâ vermeye başlar. Bu ses, yeğeni İlyas'ı hayretler içinde bırakır.
Yerinde duramaz, salâ veren Hasan Başçavuş'a doğru koşar. Nefes nefese sorar.
Max nested elements reachedMax nested elements reached













