Skip navigation.

Posts tagged with "ahmed arif"

şiirlerin dünyası..

, , , ...



....................................................................................................


çünkü seni çok sevdim

Beni görme diye
Zamanı geceye çevirdim;
Yıldız gözlerine mil çekip,
Dolunayı kurtlara yedirdim..
Unutmuştum ateşböceklerini,
Işıltılarında yol bulup yanıma geldin..
Çünkü seni çok sevdim...

Beni duyma diye
Araya dağları diktim!...
Rüzgarın hızını,
Kuşun kanadını kestim...
Gene de
Saatimin kurgusunda güç,
Yüreğimin atışında sestin..
Çünkü seni çok sevdim...

Beni bulma diye
Adres değiştirdim!...
Terk edip yaşadığım şehri,
Çöllere gittim...
Kum fırtınalarında özlemi savurup,
Savanlarda seni bekledim..
Çünkü seni çok sevdim...

Beni sevme diye
Yönümü çevirdim!..
Cennettin sen, gidip cehenneme girdim,
Gene de
Küllerimi göğsüne gül,
Günahlarımı su yapıp
Ateşlerime serptin...
Çünkü seni çok sevdim...

Çünkü seni çok sevdim!...
Çünkü sen de beni sevdin.


tayyibe atay








.............................................................

Akşam Erken İner Mahpusâneye

Akşam erken iner mahpushâneye
Ejderha olsa kâr etmez.
Ne kavgada ustalığın,
Ne de çatal yürek civan oluşun,
Kâr etmez, inceden içine dolan,
Alıp götüren hasrete.

Akşam erken iner mahpushâneye.
İner, yedi kol demiri,
Yedi kapıya.
Birden, ağlamaklı olur bahçe
Karşıda duvar dibinde.
Üç dal gece sefâsı,
Üç kök hercai menekşe...

Aynı korkunç sevdâdadır
Gökte bulut, dalda kaysı.
Başlar koymaya hapislik.
Karanlık can sıkıntısı...
Kürdün Gelini'ni söyler maltada biri
Bense volta'dayım ranza dibinde
Ve hep olmayacak şeyler kurarım,
Gülünç, acemi, çocuksu...

Vurulsam kaybolsam derim,
Çırılçıplak, bir kavgada.
Erkekçe olsun isterim,
Dostluk da, düşmanlık da.
Hiçbiri olmaz, halbuki,
Geçer süngüler namluya.
Başlar gece devriyesi jandarmaların...

Hırsla çakarım kibriti...
İlk nefeste yarılanır cıgaram,
Bir duman alırım, dolu.
Biliyorum, "Sen de mi?" diyeceksin,
Ama akşam erken iniyor mahpushâneye.
Ve dışarda delikanlı bir bahar,
Seviyorum seni,
Çıldırasıya

Ahmed Arif







İhanet


Garson Rita

ihanet edeli şiire

bırakmış birayı şair

Bira bardağının camından

hilafsiz tüm kızlar

Rita´yı anımsatıyormuş ona



Şimdilerde iç-limandaki

İstanbul meyanesine takılıyor

barda duran Melahat´a

rakıdan başkasını içmem

diyerek, caka satıyormuş



Sonra da

Yunanlı Mariya´nın barında

garson Eleni´yle kırıştırıp

varsa yoksa Metaksa diyerek

vatan hainliği yapıyormuş




Şair üşütmesi



Oğlum şair

şiir senden kaçtıkça

keçileri mi kaçırıyorsun yoksa

Ne öyle kendi kendine konuşmalar

olur olmaz yerde

yüksek sesli monologlar

Sonra giydiriverirler

deli gömleğini sırtına



"Daha üşütmedim kafayı"

diyorsun, hadi inanalım

ya hergün "brötchen" aldığın

yeşil gözlü dilberin

gül kırmızısı bir gülücükle

"kahve ister misiniz?" sorusuna

3 koca fincanla karşılık verip

tansiyonu 180’e yükseltemene

ne demeli?



unutma

atın ölümü arpadan olabilir

ama şairin ölümü

şiirden olmalı,

kahveden değil!


mevlüt aşar










SALKIMSÖĞÜT



Akıyordu su
gösterip aynasında söğüt ağaçlarını.
Salkımsöğütler yıkıyordu suda saçlarını!
Yanan yalın kılıçları çarparak söğütlere
koşuyordu kızıl atlılar güneşin battığı yere!
Birden
bire kuş gibi
vurulmuş gibi
kanadından
yaralı bir atlı yuvarlandı atından!
Bağırmadı,
gidenleri geri çağırmadı,
baktı yalnız dolu gözlerle
uzaklaşan atlıların parıldayan nallarına!

Ah ne yazık!
Ne yazık ki ona
dörtnal giden atların köpüklü boynuna bir daha yatmayacak,
beyaz orduların ardında kılıç oynatmayacak!


Nal sesleri sönüyor perde perde,
atlılar kayboluyor güneşin battığı yerde!


Atlılar atlılar kızıl atlılar,
atları rüzgâr kanatlılar!
Atları rüzgâr kanat...
Atları rüzgâr...
Atları...
At...

Rüzgâr kanatlı atlılar gibi geçti hayat!

Akar suyun sesi dindi.
Gölgeler gölgelendi
renkler silindi.
Siyah örtüler indi
mavi gözlerine,
sarktı salkımsöğütler
sarı saçlarının
üzerine!

Ağlama salkımsöğüt,
ağlama,
Kara suyun aynasında el bağlama!
el bağlama!
ağlama!



Nâzım HİKMET