şiirlerin dünyası..
Wednesday, 8. August 2007, 20:25:22

....................................................................................................
çünkü seni çok sevdim
Beni görme diye
Zamanı geceye çevirdim;
Yıldız gözlerine mil çekip,
Dolunayı kurtlara yedirdim..
Unutmuştum ateşböceklerini,
Işıltılarında yol bulup yanıma geldin..
Çünkü seni çok sevdim...
Beni duyma diye
Araya dağları diktim!...
Rüzgarın hızını,
Kuşun kanadını kestim...
Gene de
Saatimin kurgusunda güç,
Yüreğimin atışında sestin..
Çünkü seni çok sevdim...
Beni bulma diye
Adres değiştirdim!...
Terk edip yaşadığım şehri,
Çöllere gittim...
Kum fırtınalarında özlemi savurup,
Savanlarda seni bekledim..
Çünkü seni çok sevdim...
Beni sevme diye
Yönümü çevirdim!..
Cennettin sen, gidip cehenneme girdim,
Gene de
Küllerimi göğsüne gül,
Günahlarımı su yapıp
Ateşlerime serptin...
Çünkü seni çok sevdim...
Çünkü seni çok sevdim!...
Çünkü sen de beni sevdin.
tayyibe atay

.............................................................
Akşam Erken İner Mahpusâneye
Akşam erken iner mahpushâneye
Ejderha olsa kâr etmez.
Ne kavgada ustalığın,
Ne de çatal yürek civan oluşun,
Kâr etmez, inceden içine dolan,
Alıp götüren hasrete.
Akşam erken iner mahpushâneye.
İner, yedi kol demiri,
Yedi kapıya.
Birden, ağlamaklı olur bahçe
Karşıda duvar dibinde.
Üç dal gece sefâsı,
Üç kök hercai menekşe...
Aynı korkunç sevdâdadır
Gökte bulut, dalda kaysı.
Başlar koymaya hapislik.
Karanlık can sıkıntısı...
Kürdün Gelini'ni söyler maltada biri
Bense volta'dayım ranza dibinde
Ve hep olmayacak şeyler kurarım,
Gülünç, acemi, çocuksu...
Vurulsam kaybolsam derim,
Çırılçıplak, bir kavgada.
Erkekçe olsun isterim,
Dostluk da, düşmanlık da.
Hiçbiri olmaz, halbuki,
Geçer süngüler namluya.
Başlar gece devriyesi jandarmaların...
Hırsla çakarım kibriti...
İlk nefeste yarılanır cıgaram,
Bir duman alırım, dolu.
Biliyorum, "Sen de mi?" diyeceksin,
Ama akşam erken iniyor mahpushâneye.
Ve dışarda delikanlı bir bahar,
Seviyorum seni,
Çıldırasıya
Ahmed Arif

İhanet
Garson Rita
ihanet edeli şiire
bırakmış birayı şair
Bira bardağının camından
hilafsiz tüm kızlar
Rita´yı anımsatıyormuş ona
Şimdilerde iç-limandaki
İstanbul meyanesine takılıyor
barda duran Melahat´a
rakıdan başkasını içmem
diyerek, caka satıyormuş
Sonra da
Yunanlı Mariya´nın barında
garson Eleni´yle kırıştırıp
varsa yoksa Metaksa diyerek
vatan hainliği yapıyormuş
Şair üşütmesi
Oğlum şair
şiir senden kaçtıkça
keçileri mi kaçırıyorsun yoksa
Ne öyle kendi kendine konuşmalar
olur olmaz yerde
yüksek sesli monologlar
Sonra giydiriverirler
deli gömleğini sırtına
"Daha üşütmedim kafayı"
diyorsun, hadi inanalım
ya hergün "brötchen" aldığın
yeşil gözlü dilberin
gül kırmızısı bir gülücükle
"kahve ister misiniz?" sorusuna
3 koca fincanla karşılık verip
tansiyonu 180’e yükseltemene
ne demeli?
unutma
atın ölümü arpadan olabilir
ama şairin ölümü
şiirden olmalı,
kahveden değil!
mevlüt aşar

SALKIMSÖĞÜT
Akıyordu su
gösterip aynasında söğüt ağaçlarını.
Salkımsöğütler yıkıyordu suda saçlarını!
Yanan yalın kılıçları çarparak söğütlere
koşuyordu kızıl atlılar güneşin battığı yere!
Birden
bire kuş gibi
vurulmuş gibi
kanadından
yaralı bir atlı yuvarlandı atından!
Bağırmadı,
gidenleri geri çağırmadı,
baktı yalnız dolu gözlerle
uzaklaşan atlıların parıldayan nallarına!
Ah ne yazık!
Ne yazık ki ona
dörtnal giden atların köpüklü boynuna bir daha yatmayacak,
beyaz orduların ardında kılıç oynatmayacak!
Nal sesleri sönüyor perde perde,
atlılar kayboluyor güneşin battığı yerde!
Atlılar atlılar kızıl atlılar,
atları rüzgâr kanatlılar!
Atları rüzgâr kanat...
Atları rüzgâr...
Atları...
At...
Rüzgâr kanatlı atlılar gibi geçti hayat!
Akar suyun sesi dindi.
Gölgeler gölgelendi
renkler silindi.
Siyah örtüler indi
mavi gözlerine,
sarktı salkımsöğütler
sarı saçlarının
üzerine!
Ağlama salkımsöğüt,
ağlama,
Kara suyun aynasında el bağlama!
el bağlama!
ağlama!
Nâzım HİKMET













