Ruksan'ca

Subscribe to RSS feed



Uzun ince bir yol sözüyle yaşam yolunu dillendirmişti Aşık Veysel.

Yaşam uzun ince bir yol, gece gündüz gidilen… Birimizin yolu kısa, birimizin uzun belki. Hiç yolu çizilmeden yaşamını yiterenleri de unutmayın.

“Uzun ince bir yoldayım

Gidiyorum gündüz gece

Bilmiyorum ne haldeyim

Gidiyorum gündüz gece”

Bizim halimizi anlatmış burada Veysel. Ülkemizi uzun ince bir yoldan geçiriyorlar.

1938 yılından başlayarak bugüne kadar uzatılan, artık sonunun göründüğü bir yol.

Kimsenin ne falcıya, ne bilim adamına, ne uzmana ihtiyacı var yolun sonunu görmesi için… Yol ince, uzun. Yolun sonuna gelindi. Deniz bitti, kara göründü…

“Dünyaya geldiğim anda

Yürüdüm aynı zamanda

İki kapılı bir handa

Gidiyorum gündüz gece”

Bu yolda kimse kalmamış. İnsanoğlu doğumlu. Doğduğuna göre de ölecek. Uzun veya kısa bir yolun sonunda.

Milletimizin Atatürk’ten sonra yetiştirdiği büyük vatan evlâdı, yavru vatan Kıbrıs’ın kurtarıcısı, önderi, bekçisi, koruyucusu Rauf Denktaş da göçtü sonsuzluğa.

Ülkesinin bağımsızlık sembolü bayrağını elinden bırakmadan.

Kendisini telefonun tellerinde, milletin gözü kulağı önünde aldatarak küçümseyenlerin, “o bitti” diyenlerin oyunlarına gelmeden.

Bu kaybı bile bakın biz nasıl millîyetçiyiz demeye getirerek kullanacaklar.

Niye böyle diyecekler ?



Milletin algısını karıştırmak, anayasalarından Türklüğü çıkarmak, Türk’ü Türklüğe karşı kandırmak için.

Bir insan inanmadığı bir sözü nasıl eder? Benim aklım bunu almaz ama diyorlar işte. Kıbrıs Türk’ü diye bir kavram var ya hazır. Bunlar ağızlarına Türk sözünü alamazken baktılar Kıbrıs’taki halka bu denebilir. Dünya da böyle diyor. Bizim bölücülerimiz duygulanmaz, bunların deyişiyle hislenmezler, rahatsız olmazlar bundan, diye hesaplamış olmalılar.

Bu gün ortalıkta bir Türk lâfı gidiyor. Sadece Kıbrıs için ama. Ülkemize geldi mi iş, adı yok yaşayanların. Bunların aziz milleti. Hangi millet? Onu sorma! Adı yok. Konacak!

Ulusal bir yas ilân edince de durumu tam kurtaracaklar. Koyu milliyetçi görünecekler görünüşe göre. Liboşları da, bölücüleri de, dönekleri de bundan gocunmayacak. İşin aslını biliyorlar ya, dayanıverecekler bir iki günlük eziyete.

Sonra o uzun ince yola devam.

Tünelin ucuna şunun şurasında ne kaldı ?

“Uykuda dahi yürüy’om

Kalmaya sebep arıy’om

İki kapılı bir handa

Gidiyorum gündüz gece”

Dünya Sultan Süleyman’a bile kalmamış. Kimler gelmiş kimler geçmiş… Bu gün burdayız. Yarın nerede olacağız kimbilir?

Rauf Denktaş hayat için, “Üç günlük hayat. ” dermiş.
“Hayatın üç günden ibaret olduğunu anladım.
Birinci gün, bütün geçmiş günler.
İkinci gün, yaşadığımız bugünkü günler.
Üçüncü gün, yarın.
Ancak yarının da gelip gelmeyeceği belli değildir. Bu üç günlük hayat bizi sarhoş etmemeli. Görevimizi unutturmamalı.”
Madem uzun ince bir yolda gece gündüz gidiyoruz, Rauf Denktaş’ın dediği ne kadar doğru değil mi ? Görevimizi unutmamak.
Karşı devrimciler, vatan millet düşmanları, Atatürk düşmanları, Türklük düşmanları vazifelerini iyi biliyor.
Yüzlerce yıldır bıkmadan,usanmadan arı gibi çalıştılar. Her biri neyi hedeflediğini biliyor. Son on yıldır da kandırmaca, aldatmaca, hile yapmaca, beyin yıkamaca, dayak vurmaca, korkutmaca, yıldırmaca, deliğe tıkmaca hepsi hepsi serbest artık bunlara. Çaktırmadan, sezdirmeden millet gaflet uykusundayken ele geçirdiler gücü çünkü.
*

Diyelim ki Atatürk düşmanları, Cumhuriyetimizin karşıtları, yıkıcıları, kemiricileri kazandı.

Kazanabilirler mi? Kazandı sözü bile uymadı buna.

Bu karşıtlar, kemiriciler, Osmanlı hayalcileri, Cumhuriyet yıkıcıları hiçbir zaman kazanamaz ki?

Birilerine hizmet etmekle kalırlar. Irkçı millîyetçi Yunan, fırsatını kolluyor ülkemiz üzerinde bitmeyen bin yıllık emellerini diri tutuyor. Papazları, Piskopozları kara cüppeleriyle ellerinde asâlarıyla kol geziyor, işaretliyor ülkemizi. Ermenistan Cumhurbaşkanı açık açık Ermeni öğrencilere, “Biz bu kadarını aldık, Anadolu’nun gerisini almak , Ağrı Dağı’na bayrak dikmek size kalmış” dedi mi demedi mi? Bu sözlere bizi yönetenler cevap verdi mi? Karşı duruş gösterdi mi? Geçiştirdiler, saçmalamış falan diye onları sevip okşadılar mı yoksa?..

İngiliz o nişanları baş eğdirerek boşuna mı taktı?

Yahudi cesaret ödülleri neden takıldı? Urfa’ya bile İsrailli Yahudiler neredeyse burası bizim demiyorlar mı? Kadınları neden burada doğurtuluyor? Buna izin veriliyor? Sonra devletin TRT’si ikide bir İsalı Musalı yayınları niye yapıyor? Bu yörelerimiz açıkça sanki Musa’nın ülkesiymiş, buralar Yahudilerin tarihleriymiş yayınları boşuna mı yaptırılıyor?

İşgalci, bombacı, soykırımcı, acımasız Fransa niye birilerine nişan takıyor? Niye Ermenici oluyor, Ermeni ağzıyla konuşuyor?

Amerika neden tüm idareyi ele aldı? Ordumuzu neden böldü, parçaladı, susturdu?

Niye, her birimimizin içine sızdı, bizi bize kırdırıyor?

Bizimkilerin kara gözleri için mi, yüz yıl sonra ortaya dökülen bu acımasız yayılmacıların, Sevrcilerin bunlara bu iltifatları, bu sevmeleri okşamaları? Bu gelip gitmeleri?

Demek ki kazanan olmayacak ülkemizde. Kazanan eloğlu, bizi bölüp yutmak isteyenler olacak.

Gözü dönmüş Atatürk düşmanlarının eline geçen hiçbir şey olmayacak, aksine bağımsız Cumhuriyetlerini, onurlarını, şereflerini,vatanlarını, milletlerini kaybedecekler! Dımdızlak ortada kalacaklar!

Çevre ülkelerde olanlar bir film masalı mıydı yoksa ?

Olan halkımıza olacak…

*

Halkımız, o gönlü yüce, bilge halkımız sazıyla sözüyle dillendirmiş bu yoldan sapanlara doğru yolu, başa gelecekleri onlarca yıldır, yüzlerce yıldır sazdan söze söylemiş…

Yapacağımız tek şey onlara kulak vermek. Titreyip, silkinip kendimize dönmek !

“Sevenlere gönül verdim, yola çevirdiler beni

Damla bile değil idim, göle çevirdiler beni”

Diye yakınıyor halkımız, üstünden geçilen yol olmak istemiyor. Yüce dağlara sesleniyor, haksızlığı dile getiriyor:

“Yüce dağım yanar bana / Var o yandan, var bu yandan

Al hançeri sinem işle / Vur o yandan, vur bu yandan”

Başına gelecekleri görüyor:

“Deyme’n benim gamlı yaslı gönlüme / Ben bir selvi boylu yârdan ayrıldım

Evvel bağbân idim, dostun bağında / Talan vurdu ayva nardan ayrıldım

Gökyüzünde turna gibi dönende / Baykuş gibi viran yurda konanda

Çok ağladım Ferhat gibi çöllerde / Şirin gibi nazlıyârdan ayrıldım ”

Geçmişimize, kültürümüze, atalarımıza, bizi biz yapan değerlerimize sıkıca yapışmanın zamanı. Olanı biteni, denileni, denilmeyeni, görüleni, görülmeyeni bu gözle incelemenin zamanı.

Bakınız bayrağımızla adımızla katıldığımız bir yarışmaya gönderdikleri çocuğa. Bir inceleyin bu kimmiş, neyin nesiymiş, kollarındaki dövmelerin derin anlamı neymiş, neleri savunurmuş da başına talih kuşu kondurmuşlar?

Yunan bizimkilerin timsah gözyaşları döktükleri kökeninden olan kişiyi uğurlarken bağrına basmış, yazılı bez açmış stadında, gözümüze sokmuş. Milletsiz vatansızlara doğru sallamış.

Bütün yaptığı iş top oynamak olan bir kişiyle, bir ulusun kahramanını bir tuttuk ya aşk olsun bize, bizim gibi geçmişini unutma yolunda olanlara…

Böyle gidersek, her birimiz karınca gibi bildiğimizi, gördüğümüze bir kişiye olsun anlatmazsak, ayındırmazsak gaflet uykusu uyuyanları, yolun sonuna varırız, az kaldı gidilecek yol…

Seneye bunların zorlamay la Kürtçe dedikleri , bu adla bir dil yaratmaya çalıştıkları aslında küçük bir yerel ağzın adı olan Kirmançi ile Avrupa şarkı yarışmasına gideriz. Hem öyle bir gideriz ki bu yıl bizi kazandırırlar, seçilen yarışmacının özelliklerine vurularak, seneye bölünmüşlüğü de bu dille Ankara’nın göbeğinde ilân ederler…

Kırk bir pâre top atışı eksik kalır…

Söyle ozanım, söyle Cumhuriyetin son âşığı, söyle Atatürkçü ermişim, dervişim, büyük şairim, bilgem, halkımın öz temsilcisi Veyselim:



“Düşünülürse derince,

Uzak görünür görünce

Bir yol dak’ka miktarınca

Gidiyorum gündüz gece”

*

Şaşar Veysel iş bu hâle

Kâh ağlaya kâhi güle

Yetişmek için menzile

Gidiyorum gündüz gece


Feza TİRYAKİ, 15 Ocak 2012

Müzik terapi





Müzik terapi

Müzik konusunda araştırma yapan uzmanların görüşüne göre müzik, konuşmadan önce de var idi. Konuşma için gerekli olan soyut kavramlar, hafıza, semboller, çağrışımlar, analojik bağlantılar insanla beraber gelişmiş ve olgunlaşmıştır. Tabiatın her zerresinde ise büyük bir nizam ve ahenk içinde devam eden ritim ve melodi beraberliği bulunmaktadır. Kuş seslerindeki ahenk ve ritim mükemmelliğinde; elektronların, atomların, galaksilerin hareketleri ile vücudumuzdaki sıvıların dolaşımlarının büyütülen seslerinde müziğin varlık alemiyle ilgi ve ilişkisini gözlemleyebilmekteyiz.
Dünyada müzik ve müzikterapi tarihi anlayışı bizi antropoloji, tarih, ethnoterapi, ethnomedicin, psikoloji, pedagoji, sosyoloji, spiritüalite, parapisikoloji gibi bilimlerle işbirliğine götürmektedir.

Tarih açısından konuya girdiğimizde çok eski yıllara yolculuk yapmamız gerekir :
Azerbaycan’da Gobustan Kayalıklarında görülen dans eden insan şekilleri, 12 – 14 bin yıllık müzik ve hareket gerçeğini ortaya koymaktadır. Uygur Türklerine ait Hoten şehri Çerçen kazası yakınında Mülçe ırmağı kenarında bulunan Mingyar kaya resimleri 6-8 bin yıllık bir geçmişten haber vermektedir.

Çok eski zamanlara bizi ulaştıran tarih ve kültür birikimi, Proto Türk kültürü ile gözlendiğinde, Alman bilim adamı Dr. Wolfram Eberhard tarafından yazıya geçirilmiş bilgiler önem taşımakta olup, Türk kültürünün M.Ö. III bin yıllarında Çin kültürüne; müzik, dans seramik, tiyatro, hayvan terbiyesi v.b. konularındaki etkileri belgelenmektedir. Fransız araştırıcı Maurice Curan’ın Çin kaynaklarına dayanarak Lavinniac müzik ansiklopedisinde neşredilen verilere göre, Eski Türk müzik enstrümanları ve pentatonik (beş sesli) müzik icra şekli Çin kültürünü geniş biçimde etkilemiştir. Bu konuda Eduard Chavannes, Bela Bartok, Robert Lach isimli araştırıcılar ve büyük Türk Etnomüzikologları Mahmut Ragıp Gazimihal ile Ahmet Adnan Saygun, Ferruh Arsunar araştırmalar yapmışlar, Türk müzik kültürünün Orta Asya – Anadolu bağlantısını ve Çin kültürüne etkisini belgelerle ortaya koymuşlardır. Bu araştırmalara göre Proto Türk kültürünün önemli merkezleri, Sensi ve Kansu eyaletleridir. Hakas ve Tuva kültürü, Altay Türk kültürü bizi M.Ö. 3000 yılları ile buluşturmaktadır. XX . yüzyılın başında Sovyet araştırıcılar Rudenko ve Griaznov, Altay’lardaki Pazırık Vadisinde buzların altında ”Çeng” adı verilen bir enstrüman buldular. Rudenko, bu enstrümanın ait olduğu Proto-Türk kültürü tarihini 3700 yıl önceye götürmektedir.
Türk tarihi ve kültüründe önemli bir yeri olan müzik ve dans ve bunlarla yapılan tedavi konusunda; pentatonik müzik formu ve Baksı-Kam tedavi geleneğinin yanısıra olgunlaşıp yerleşen makam müziği ile tedavi’ günümüz tıbbında yeniden güncelleşmiş bulunmaktadır. Bin yıldan daha önceki zamanlarda Orta Asya’da, Horasan ve Uygur bölgelerinde gelişerek yayılan makam musikisi hakkında Farabi, İbn-i Sina, Ebu Bekir Razi, Hasan Şuri, Hekimbaşı Gevrekzade Hafız Hasan Efendi, Haşim Bey eserler yazmışlar ve makamların duygular ve organlarla ilişkilerini tasniflerle belirtmişlerdir. Pentatonik müzik Türk illerinde gelişmeye devam ederken, yedili sistem olan ve bir tam sesin dokuz komadan oluşması esasına dayalı makam sistemi, takriben dört yüzü geçen makam zenginliği ile kültür ve sanatımıza büyük katkıda bulunmuştur.

M.S. 834-932 yıllarında yaşamış olan müslüman Türk bilginlerinden Ebu Bekir Razi, melankoliklerin tedavisi üzerine yazdığı bir eserinde şöyle diyor: “… melankolik hasta kesinlikle meşguliyetle tedavi edilmelidir. … melankolik hasta balık tutma veya avlanma gibi eğlenceli işlerden biri ile uğraşmalıdır. Mümkünse çeşitli oyunlara alıştırılmalıdır; huyunu, ahlakını, davranışlarını beğendiği ve sevdiği kimse ile buluşup görüşmeli özellikle güzel sesle okunan şarkılar dinlemelidir.”

Büyük Türk Bilgini Farabi (870-950) makamların ruha etkisini şöyle sınıflandırır:

1. Rast makamı: İnsana sefa(neşe, huzur) verir.

2. Rehavi makamı: İnsana beka (sonsuzluk fikri) verir.

3. Küçek makamı: İnsana hassasiyet ( duyarlılık ) verir.

4. Büzürk makamı: İnsana havf ( çekinme, sakınma duygusu) verir.

5. İsfahan makamı: İnsana hareket kabiliyeti ve güven hissi verir.

6. Neva makamı: İnsana lezzet ve ferahlık verir.

7. Uşşak makamı: İnsana gülme ’dilhek’ verir.

8. Zirgüle makamı: İnsana uyku ’nevm’ verir.

9. Saba makamı: İnasana şecaat (cesaret, kuvvet) verir.

10. Buselik makamı: İnsana kuvvet verir.

11. Hüseyni makamı: İnsana sulh ( sükunet, rahatlık) verir.

12. Hicaz makamı: İnsana tevazu (alçak gönüllülük ) verir.

Büyük islam bilgin ve filozoflarından İbn-i Sina ( 980-1037), musikinin tıpta oynadığı rolü şöyle tanımlamaktadır: “…tedavinin en iyi yollarından, en etkililerinden biri, hastanın akli ve ruhi güçlerini arttırmak, ona hastalıkla daha iyi mücadele için cesaret vermek, ona en iyi musikiyi dinletmek , onu sevdiği insanlarla bir araya getirmektir…”
İbn-i Sina, Farabi’nin eserlerinden çok yaralandığını ve hatta musikiyi de ondan öğrenerek Tıp mesleğinde uygulamaya koyduğunu söylemektedir. Arapça yazdığı Kitap’ün necat ve Kitab’ün Şifa’daki oniki fasıl tamamen musikiye ayrılmış olduğundan, bu kısım Baron Rodolph Dearlangar tarafından Fransızca olarak ’La musique Arap’ adıyla yayınlanmıştır.
Eski Türk hekimlerinden Şuuri’nin ’Tadil-i Emzice’ adlı eserinde müzik ile tedavi hakkında geniş bilgi vardır. Şuuri, ’Tadil-i Emzice’de belirli makamların günün belirli zamanlarında etkili olduğunu belirtmektedir. Ona göre:

* Rast ve Rehavi makamları: Seher zamanları etkilidir.

* Hüseyni makamı: Sabahleyin etkilidir.

* Irak makamı: Kuşlukta etkilidir.

* Nihavend makamı: Öğleyin etkilidir.

* Hicaz makamı: İki ezan arası etkilidir.

* Buselik makamı: İkindi zamanı etkilidir.

* Uşşak makamı: Gün batarken etkilidir.

* Zengüle makamı: Gurubdan sonra etkilidir.

* Muhalif makamları: Yatsıdan sonra etkilidir.

* Rast makamı: Gece yarısı etkilidir.

* Zirefkend makamı: Gece yarısından sonra etkilidir.


Şuuri’ye göre musikinin meclis adamlarına olan etkileri de birbirlerinden farklıdır.

* Ulema ( Alimler ) Meclisine: Rast ve Tevabii makamları

* Ümera ( Emirler ) Meclisine: Isfahan ve Tevabii makamları

* Dervişler Meclisine: Hicaz ve Tevabii makamları

* Sufiler Meclisine: Rehavi ve Tevabii makamları etkilidir.

Günümüzden 900 sene önce Selçuklu Sultanı Nureddin Zengi tarafından Şam’da yaptırılan Nureddin Hastanesi’nde musiki makamları tedavi amacıyla kullanılmıştır. Sonraki dönemlerde 700 senedenberi Amasya, Sivas, Kayseri, Manisa, Bursa, İstanbul (Fatih Külliyesi) ve Edirne şifahanelerinde 100 sene önceye kadar musiki ile tedavi uygulanmıştır. Evliya Çelebi seyahatnamesinde şöyle yazılıdır: “””Merhum ve mağfur Bayezid Veli … Vakıfnamesinde hastalara deva, dertlilere şifa, divanelerin ruhuna gıda ve def’i sevda olmak üzere on adet hanende ve sazende gulam tahsis etmiştir ki, üçü hanende biri neyzen, biri kemani, biri musikari, biri santuri, biri udi olup, haftada üç kere gelerek hastalara ve delilere musiki faslı verirler…”

Anlaşıldığına göre, Horasan kaynaklı Türk Sanat musikisi ve Horasan-Anadolu musiki makamlarımızın olgunluğu ile gelişen pasif-receptiv müzik terapi geleneği icrası sırasında hastalar rahat bir şekilde oturarak veya uzanarak dinlenme halinde idiler. Bu tedavi şeklinde amaç, hastaların emosyonel (duygu) durumlarını değiştirerek onları rahatlatmak ve kendine güvenlerini kazanmalarına yardımcı olmak idi.

Günümüzde tarafımızdan uygulanan teknikte bu esaslara sadık kalınmıştır. Hasta istirahat pozisyonunu alır, bir seans süresince geniş ve rahatlatıcı bir ritim ve su sesi eşliğinde, Ney, Rebab, Çeng, Ud, Dombra ve Rübab ile emprovize (ritimli taksim) yapılır ve uygun makamlar üzerinde çalışılır. Bu şekilde bir icra sırasında, otizm’den ve psikolojik çocuk hastalıklarından Geriatri’ye kadar çeşitli psikolojik ve fizik hastalıklarda olumlu değişmeler ve iyileşmeler gözlenmektedir. Bu konuda Dr. L. Gutjahr ve Prof. V. Mechleid tarafından EEG ölçümleri yapılmış ve en az 1000 yıllık bu gelenek bugünün labarotuvarında doğrulanmıştır. 400’den fazla olduğu bilinen bu makamlardan önemli olan 15 tanesi üzerinde uygulamalardan sonra tedavide kullanılacak kaset ve CD’ler tarafımızdan vücuda getirilmiştir.
Viyana’da Meidling Rehabilitasyon Merkezi’nde komada bulunan hastalara Türk musikisi makamları dinletilerek terapi uygulamaları yapılmakta olup, beyinde alfa ve teta dalgalarının değiştiği tespit edilmiştir ve bir çok hastanın müzik terapi seansları ile komadan çıktıkları gözlenmiştir.

1) NİHAVEND MAKAMI:


Oğlak Burcu (Yay Burcu). Satürn, Jüpiter. Toprak-Ateş tabiatlı. Sıcak-kuru yapıdadır. Öğleden sonra ( ikindi ) zamanı etkisi fazladır. Sarı safra, gündüz ve erkek bağlantılıdır. Kan dolaşımı, karın bölgesi, kalça, uyluk ve bacak bölgelerine etkilidir. Kulunç, bel ağrısı ve tansiyon rahatsızlıklarına faydalıdır. Kuvvet ve barış duygusu verir. Akıl hastalıklarına etkili olduğu konusunda önemli bilgiler vardır. En eski makamlardandır. Ebu-selik kelimesinden geldiği söylenmektedir (Güzel yazma ve söyleme yeteneği).

2) RAST MAKAMI:



Koç Burcu Ateş tabiatlı, kuru-sıcak tabiatlı makam. Gece yarısı ve seher zamanları etkilidir. Soğuk organlar olan kemik, beyin ve yağlara etkilidir. Fazla uyumayı engeller. Düşük nabzın yükselmesine yardımcı olur. Özellikle çocuk bünyesinde nem hakim olduğu için; bu nedenle oluşan dengesizlikleri düzeltir. Akıl hastalıklarına iyidir. Sarı safra bağlantılıdır. Erkek karakter gösterir. Gündüz, Salı günleri etkisi fazladır. Oğlak burcu ve su ile ilişkilidir. Tedavi değeri yüksek olan dört esas makamdan birisidir. Sefa, neşe, iç huzuru ve rahatlık verir. Felç illetine devadır. Başa ve göze etkilidir. Kaslara tesiri vardır. En eski makamlardandır. Farsça “doğru” “dosdoğru” “sağ” ve “gerçek” demektir. Spazmı çözücü özelliği nedeniyle spastik ve otistik hastaların tedavisinde yararlıdır. Mars gezegeni ile bağlantılıdır.

3) REHAVİ MAKAMI:


Terazi Burcu. Rüzgar tabiatlı. Sıcak ve kuru. Seher zamanı ve ikindiyle yatsı arası etkilidir. Aslan Burcu, Güneş ve Pazar günüyle ilgilidir. Nemli ve kuru, sarı safra, erkek, sağ omuz, baş ağrıları, burun kanamaları, ağız çarpıklığı ve balgamdan gelen hastalıklara, akıl hastalarına faydalıdır. Doğuma yardımcı olur. Göğüs, mide ve yan böğür (basen) için faydalıdır. Sonsuzluk ve yer çekiminden kurtulma duygusu verir. Urfalı; Urfaya ait demektir. X. Yüzyıldan önceye giden bir geçmişi vardır. İbn-i Sina ve Evliya Çelebi´de bahsi çok geçer. Sonraları Rast makamı, Rehavi makamının yerini almıştır. Diğer adı Ruhavi´dir.

4) HÜSEYNİ MAKAMI:


Akrep Burcu ( Kova Burcu). Su tabiatlıdır. Satürn etkilidir. Nemli ve sıcak. Sabah ve gün ağarırken etkilidir. Sabah-öğlen arası etkisi fazladır. Cumartesi özel gündür. Güzellik, iyilik, sessizlik, rahatlık verir ve ferahlatıcı özelliği vardır. Karaciğer, kalp ve ruhların iltihabını söndürür ve yok eder. Mide hararetini giderici özelliği vardır. Büyük erkeklerde görülen gizli ateşli nöbeti ve günde bir kere gelen ateşli nöbetin giderilmesinde faydalıdır. Sol omuza etkilidir. Sıtma hastalığına iyidir. Barış duygusu verir. İç organlara etkilidir. Tabiat ile birleştirir. İçindeki, gizli pentatonik yapı sebebiyle, kendine güven ve kararlılık duygusu verir; bundan dolayı otistik ve spastik hastalara faydalıdır. En eski makamlardan biridir. En az altı asırlıktır. Mert bir ifadesi vardır. Kalp, karaciğer ve mide için faydalıdır. “Küçük sevgili” ve “Hüseyin ile ilgili” demektir.

5) HİCAZ MAKAMI:


Yay Burcu. Ateş tabiatlı. Sıcak özellik gösterir. Jüpiter bağlantılıdır. Yatsıdan sabaha kadar olan zamanda etkisi fazladır. Kuru- soğuk nedenli hastalıklar için faydalıdır. Kemiklere, beyne ve çocuk hastalıklarına tedavi edici etkisi vardır. Üro-genital sisteme ve böbreklere etki gücü fazladır. Alçakgönüllülük duygusu verir. Düşük nabız atımını yükseltir ve göğüs bölgesi diğer önemli etki alanıdır. En eski makamlardandır. Zengüle ve Zirgüle makamları ile yakınlık gösterir. Adını Arabistan´daki Hicaz bölgesinden almıştır.

6) ACEMAŞİRAN MAKAMI:



Ateş tabiatlıdır. Kuru-sıcak makamdır. Fecirden kuşluk vaktine kadar etkilidir. Kemiklere ve beyne etkilidir. Vücutta yağ dengesine yardım eder. Yaratıcılık duygusu ve ilham verir. Durgun düşünce ve duyguları canlandırır. Hanımlarda doğumu kolaylaştırır. Anne karnındaki çocuğun yanlış duruşlarının düzelmesine yardım eder. Ağrı giderici ve spazm çözücü özelliği vardır. Lezzet verir, gevşemeye yardımcı olur. En eski şed makamlardandır.

7) SEGAH MAKAMI:


Su ve toprak tabiatlıdır. Soğuk makamdır. Kuşluktan ikindiye kadar olan zamanda etkilidir. Hararetten meydana gelen şişmanlık, uykusuzluk, yüksek nabız, kalp, ciğer ve kas rahatsızlıklarına faydalıdır. Beyin nöronlarına etkisi vardır. Mistik duygular oluşturur. XIV. Yüzyıldan eskidir.

8) SABA MAKAMI:



Şecaat, cesaret, kuvvet ve rahatlık verir. Seher vaktinde daha etkilidir.

9) BUSELİK MAKAMI:



Nihavend makamı ile benzer özelliği gösterir.

10) ISFAHAN MAKAMI:


İkizler Burcu (Yengeç Burcu); Hava tabiatlı, ikindi ile yatsı arası etkilidir. Su bağlantısı vardır. Soğuk ve nemlidir. Beyaz balgam ile ilgilidir. Dişi, gece karakterli, Pazartesi bağlantılıdır. Soğuk tabiatlı olduğu gibi, ateşli hastalıklardan vücudu koruyucu özelliği vardır. Ense, boyun, omuzlar ve sol dirsek için etkilidir. Güven hissi, uyum sağlama, hareket yeteneği, zihin açıklığı, gönül yenileme, düzgünlük verme, zekayı açma ve hatıraları tazeleme özelliği vardır. En az yedi asırlık bir makamdır.

11) NEVA MAKAMI:


Kova Burcu (Oğlak Burcu); Satürn. Hava tabiatlı, kuru-soğuk özellik gösterir. Kara safra bağlantılıdır. Dişi özellik gösterir. Gece ve kuşluktan ikindiye kadar olan zamanda etkisi fazladır. Göğsün sağ tarafına, böbreklere, omurilik, kalça ve uyluk bölgelerine etkisi vardır. Üzüntüyü giderir ve lezzet verir. Gönül okşayan makam adıyla bilinir. Kötü fikirleri kovduğu, cesaret ve yiğitlik verdiği, gönül sevinci oluşturduğu ileri sürülür. Kuvvet ve kahramanlık duyguları meydana getirir. Akıl hastalıklarının tedavisinde faydalıdır. En eski makamlardandır. Buluğ çağındaki kız çocuklarının kadın hastalıklarına tedavi etkisi vardır. “Ses, seda, makam ve ahenk” demektir.

12) IRAK MAKAMI:


Boğa Burcu; Venüs bağlantılıdır. Toprak tabiatlıdır. Kuşluk ve ikindi vakti etkilidir. Kuru-soğuk karakterdedir. Kara safra ile ilişkilidir. Karakteri dişi olup, etkisi Cuma günü ve geceleri fazladır. Menenjit, beyin ve akıl hastalıklarına faydalıdır. Omuz, kol, sol kol ve ellere etkilidir. Başın üst tarafına etkisi belirtilmektedir. Lezzet verir, düşünme ve kavrama konusunda etkilidir. Korku gidericidir. Saldırganlığı önleyici ve nevrotik hastaları tedavi edici etkisi vardır. Tarih olarak en az 7 asırlıktır. Spiritüel tesiri görülür. Irak-ı Acem´den gelmektedir.

13) BÜZÜRK MAKAMI:


Aslan Burcu. Ateş, Güneş. Soğuk ve sıcak-kuru tabiatlıdır. Fecirden kuşluk vaktine kadar etkili olmaktadır. Kara safra, dişi ve gece bağlantılı olup, Merkür gezegeni ve Çarşamba günü ile ilgilidir. Zihni temizler, vesvese ve korkuyu def eder. Fikre yön verir. Kulunç ve beyin hasarı ile ortaya çıkan şiddetli hastalıklara yararlıdır. Güç kazandırır. Boyun, boğaz, göğüs, ciğer ve kalp ve yan böğür (basen) için etkilidir. Farsça “büyük” demektir. Yedi-sekiz asırlık bir makamdır.

14) ZİREFKEND MAKAMI:


Yengeç Burcu. Merkür. Su tabiatlı. Uyku vakti etkilidir. Sıcak- nemli özelliğe sahiptir. Kan, erkek ve gündüz bağlantıları vardır; günü Çarşamba´dır. Sırt, mafsal ağrılarına ve kulunca faydalıdır. Beyinle ilgili ağız çarpılmasına, kalp, ciğer, göğüs, kalça ve sağ omuza etkilidir. Meclisin neşesini arttırır, derin duygu hissi verir. Farsça “döşek ( yatak)” demektir. XIII. asırdan önceye aittir.

15) ZENGÜLE MAKAMI:


Başak Burcu ( Terazi Burcu). Venüs etkisi. Toprak tabiatlı, sıcak ve nemli. Günbatımından sonra etkilidir. Hava bağlantılıdır. Kan, erkek, gündüz ve Cuma günü ilişkisi vardır. Kalça eklemleri ve bacak içleri ile ilgisi bulunur. Kalp hastalıklarına, menenjit ve beyin hastalıklarına etkilidir. Beyin hastalıkları ve ruh hastalıklarının tedavisi için mide ve karaciğer ateşini yok eder. XIII. asırdan önce Hicaz makamından ayrılarak oluşmuştur. Hayal ve sırlar telkin eder, uyku verir masal duygusu verir. Farsça “çıngırak, def pulu, zil” demektir. İran mitolojisinde bir Türk kahramanın adıdır.

Sertab Erener - Senin Mutlulugun Benim Dogum Gunum

EKSİLDİK...

EKSİLDİK...




Öyle eksildik ki yaşarken; bize dokunan her şeyi eksiltiyoruz.
Yalnızlığımızla çoğalıp, kalabalıklığımızla eksiliyoruz
ve öylesine kalabalık ki yalnızlığımız:
Ne yana dönsek kendimize çarpıyoruz…

Cahit Sıtkı Tarancı


Kimileri seviyorum der, çünkü ezberlemiştir.
Kimileri diyemez, çünkü gerçekten sevmiştir...

- Can Yücel



Her şeyden önce iyi yaşa. Sırf tesadüfen bu dünyaya gelmiş gibi, laf olsun diye günlerini geçirme. Eğer gerçek aşkı tanıyacak kadar şanslıysan; bütün kalbin, ruhun ve bedeninle sev. Hayatını öyle yaşa ki; her an kendi elini sıkabilesin. Ve her gün hiç olmazsa faydalı bir şey yap ki; gece yaklaşırken örtüleri üzerine çekip kendi kendine; “Ben elimden geleni yaptım” diyebilesin...

- William Shakespeare

Eğer gerçek aşk istiyorsan; ten'e değil, kalbe dokunacaksın.

- Bob Marley

İkimiz olduktan sonra, bütün hüzünler, sıcak bir yakınlaşma için bahanedir...

- Oğuz Atay
Yeter, aklından çıkar artık onu diyor kimileri.
Siz de aklınızla değil de, yüreğinizle sevseydiniz anlardınız beni.

- Cemal Süreya

Bırakın 'senin için ölürüm' laflarını.
Önce kendiniz için yaşamayı öğrenin, sonra başkası için ölürsünüz.

- Can Yücel