Wednesday, 28. October 2009, 22:24:27
Anlatın bayım
Susmayın!
Hem ne kaybetmişim ki
Dinlemekten…
Şimdi bantladım ağzımı,
Ellerimle
Ve
Dinleyeceğim
Müdahale etmeden,
Edemeden…
Lakin siz de söz verin,
Az olsun anlatacaklarınız,
Öz olsun bir de.
Tamam bayım,söz dedim,
Dinleyeceğim.
Sonra biraz lugat karıştıracağım,
Biraz “Yeni Turan” okuyacağım
Halide edip’ten.
Belki sonra biraz da şiir,
Tevfik Fikret’ten.
Hem malum geçmem lazım derslerden...
.
.
.
Tuesday, 21. July 2009, 06:54:19
Bebeğimi görebilir miyim" dedi yeni anne. Kucağına yumuşak bir bohça verildi ve mutlu anne, bebeğinin minik yüzünü görmek için kundağı açtı ve şaşkınlıktan adeta nutku tutuldu! Anne ve bebeğini seyreden doktor hızla arkasını döndü ve camdan bakmaya başladı Bebeğin kulakları yoktu...
Muayenelerde, bebeğin duyma yetisinin etkilenmediği sadece görünüşü bozan bir kulak yoksunluğu olduğu anlaşıldı. Aradan yıllar geçti, çocuk büyüdü ve okula başladı. Bir gün okul dönüşü eve koşarak geldi ve kendisini annesinin kollarına attı . Hıçkırıyordu... Bu onun yaşadığı ilk büyük hayal kırıklığıydı; ağlayarak "Büyük bir çocuk bana ucube dedi..." Küçük çocuk bu kadersizliğiyle büyüdü. Arkadaşları tarafından seviliyordu ve oldukça da başarılı bir öğrenciydi. Sınıf başkanı bile olabilirdi; eğer insanların arasına karışmış olsaydı. Annesi, her zaman ona "Genç insanların arasına karışmalısın" diyordu, ancak ayni zamanda yüreğinde derin bir acıma ve şefkat hissediyordu Delikanlının babası, aile doktoru ile oğlunun sorunu ile ilgili görüştü; "Hiçbir şey yapılamaz mı?" diye sordu. Doktor "Eğer bir çift kulak bulunabilirse, organ nakli yapılabilir" dedi. Böylece genç bir adam için kulaklarını feda edecek birisi aranmaya başlandı. İki yıl geçti bir gün babası "Hastaneye gidiyorsun oğlum, annen ve ben, sana kulaklarını verecek birini bulduk ancak unutma bu bir sır" dedi. Operasyon çok başarılı geçti ve adeta yeni bir insan yaratıldı.
Yeni görünümüyle psikolojisi de düzelen genç, okulda ve sosyal hayatında büyük başarılar elde etti. Daha sonra evlendi ve diplomat oldu. Yıllar geçmişti, bir gün babasına gidip sordu: "Bilmek zorundayım, bana bu kadar iyilik yapan kişi kim? Ben o insan için hiçbir şey yapamadım..." Bir şey yapabileceğini sanmıyorum" dedi babası, "fakat anlaşma kesin, su anda öğrenemezsin, henüz değil..." Bu derin sır yıllar boyunca gizlendi. Ancak bir gün açığa çıkma zamanı geldi... Hayatinin en karanlık günlerinden birinde, annesinin cenazesi basında babasıyla birlikte bekliyordu. Babası yavaşça annesinin başına elini uzattı; kızıl kahverengi saclarını eliyle geriye doğru itti annesinin kulakları yoktu. "Annen hiçbir zaman saçını kestirmek zorunda kalmadığı için çok mutlu oldu" diye fısıldadı babası"..ve hiç kimse annenin daha az güzel olduğunu düşünmedi değil mi?
Gerçek güzellik fiziksel görünüşe bağlı değildir, ancak kalptedir!
Gerçek mutluluk, gördüğün şeyde değil, asıl görünmeyen yerdedir... Gerçek sevgi, yapıldığı bilinen şeyde değil,yapıldığı halde bilinmeyen şeydedir
Friday, 10. July 2009, 21:28:13
Çocuklar!
Sizler bizim başımızın tacı, gözümüzün bebeği, gönül bahçemizin tatlı meyvesi, geleceğimizin güzel umudu, yarınlarımızın sahipleri ve bekçilerisiniz.
Ne olur, ne kadar değerli varlıklar olduğunuzu bizler gibi, siz de iyi anlayın, kendinizi boşa harcamayın; çok bilgili, çok erdemli, çok yararlı, çok büyük kişiler olmayı amaç edinin; onun için de çok okuyun, çok çalışın ve öğrendiklerinizi uygulayın.
Prof. Dr. M. Esad Coşan (Rh.a)
~ ~ ~
Çocuklarla Başbaşa, Merhum Mahmud Esad Coşan Hoca efendi’nin Gülçocuk dergisinde kaleme aldığı yazıların tamamından oluşmaktadır. Cennet güllerine nasihat ve tavsiyelerin yer aldığı bu değerli eseri çocuklarınız büyük bir keyifle okuyacak.http://www.internetpazar.com/cocuklarla-basbasa.html şipariş için link...
Thursday, 9. July 2009, 05:03:38
Seminerlerde beyaz bir tahtaya küçük bir siyah nokta koyar
ve insanlara sorarım:
“Ne görüyorsunuz?”
İnsanlar genelde derler ki:
“Küçük siyah bir nokta.”
“Aşk olsun!” derim,
“Koskoca beyaz sayfa dururken bir siyah noktayımı gördünüz?”
Dostlarımızın, etrafımızdaki insanların o kadar güzel tarafları varken genelde üzerlerindeki birkaç siyah noktayı görürüz. 99 tane çok güzel yönü varken bir tane iyi olmayan yönü vardır ve biz insanların çoğunlukla zayıf noktalarına, olumsuz yönlerine odaklanırız. Sürekli oraya odaklandığımız için siyah noktalar büyür büyür ve tüm beyazlıkları kaplar. Bu da bizim mutsuz olmamızı sağlar. Ama insanların ve olayların güzel taraflarına odaklandığımızda, beyaza odaklanıp beyazı büyütmeye çalıştığımızda bir bakacağız ki siyah noktalar beyazların içinde yok olmuş.
~~
"İnsanların güzel taraflarını görün ki hayatta mutlu olabilesiniz. Mutlu olabilmek için hayata tepki göstermemek lazım. Günlerimizin mutsuz geçmesinin altında yatan en büyük sebebin, hayata gösterdiğimiz tepkiler olduğunu bilmemiz gerekiyor."
Hayata Gülümse - Sıtkı Aslanhan
Thursday, 18. June 2009, 17:19:09
Üç idrâk...belki üç sır. Katlanmayı bekleyen basamaklar ve koca bir kapı.
Ben bu kapıyı dahi aralayamayan çocuk...ama meraklı:
I - ...sükût. her satır başına düşen koca bir derya; ama yalınız. Tek başına belki koca kainatı elpençe divan durdurabilir. Ama alem ötesine güç yetiremez...
...ve işte anahtar: sükût ve aşk...aşk-ı sükût.
II- ...varlığından sıyrılış; hiçlik...ama kuru bir hiçlik değil. ...ince bir çizgidir denge; onu kayıp ediş, hiçlikte çırpınıştır. Ötelerin kapısıdır hiçlik, doğru; fakat gelişi güzel hiçlik değil.
...ve işte çözümlenmesi gerekir ilâçlar: hiçlik ve varoluş... ama nasıl bir var..?
/ ben bile âcizim idrakten... /
III- ...koca bir buluş. Sevgi ve aşk; işte dengenin ötesi: Habîb!
Sükût’u bilmeseydik, içimize dönemezdik; aşk olmasaydı sükût’tan haz alan olur muydu (?)
Benliği bırakmasaydık “varlık iddiasından” kim caydırırdı bizi;
Ya hiçlikte bir var oluş bulamazsak, “ene”ye koşan yolları kim kapardı bize... (?)
Bütün bu yolları geçemeyen nasıl erer üçüncü kapıya;
Sükût bilmeyen nasıl konuşur Seninle, aşka niyet etmemiş nasıl sükût bilsin...
Hiçlik tatmamış olan nasıl tanır Seni, nasıl sever seni bütün varlığıyla...
Sevgi’den sıyrılamamış, her noktada sevgi gören aşkı nasıl bilsin;
Sevgi’de bîhûş olan, aşkı nasıl görür...maşûk’u, sevmesi gerekeni nasıl akleder.
...
İşte ey Habîb!.. Her kapı sana açılır; açılmak da zorundadır. Bu satırlar arasında kaybolmak varken, ben hâlâ “enaniyet” güden bîçare...
kıtmîriniz olma hayâlinde, nefsaniyet izleri taşıyan varlık iddiasında mahlûk...
...
Sükût’ta boğularak...bütün çağrış ve bağrışlar mühür; şu satırlara düşen lütfâ nokta...
...
Ben bir Hiç...ve Sen;
Ey bütün mevcudâtın, ister istemez aradığı, bulmak için çırpındığı sır;
Değeri bir türlü idrâk edilememiş sonsuz ve Lütf-û Kebîr...
...
Ve işte Kelâmullah: “Habîbim!”
...”Habîbullah”.
Sunday, 31. May 2009, 17:38:56
Bakmayın günümüzdeki insanların çorak gibi görünmesine.. Bu millet, tarihinde öldükten sonra bile hayatı ve eserleriyle “hoş bir sâdâ” bırakmış pek cok büyük insan yetiştirdi..
Mesela Peygamberin övgüsüne mazhar olan Fatih Sultan Mehmed…
Şüphesiz Şehzade Mehmet’in kulağına Peygamber (as.)ın müjdesini ilk fısıldayan iffet, şefkat ve basiret örneği annesi Hüma Hatundur. Oğlunu karnında taşımaya başladığı andan itibaren Sünnet-i Seniyyye terbiyesi vermiş, abdestsiz yere basmamış, besmelesiz emzirmemiştir. Mukaddes hedefini ve asli vazifesini dem dem ruhuna nakşedenlerin başında o gelir.
Müslümanın ezeli emeli, peygamber tebşiri İslambol’un oğlu tarafından fetholunacağını sanki keşfen bilmiş, oğlunu fatih’e yaraşır tarzda yetiştirmek için gerekli her şeyi yapmış, müstesna bir kabiliyeti yetiştirip tarihe emanet eden mükemmel babası Sultan II.Muraddır.
Bir ev düşünün.. İçinde yaşayanlardan hiçbiri, hiçbir sabah namazını kazaya bırakmıyor. Günün her saatinde kubbeleri Kur’an tilavetinin insani vecde getiren ilahi terennümleriyle yıkanıyor.. Küçükten büyüğe herkes hayrat düşünüyor, iyilik konuşuyor. İşte Fatih’in evi…
Talebesinin ruhunu gergef gibi işlemiş, kozasını örmüş, nihayet ipekböceğini kozasından çıkarıp uçmaya başlayınca, önünde tek bi hedef olması için Fatih’i benzersiz bir hükümdar yapan Ak Şemseddin’den bahsetmeye bilmem gerek var mı?
İşte Fatih bu şartlar altında Fatih oldu.
Eğer imkanlarınız hatta dünyanızı aşan büyük hedefleriniz,kalıcı emelleriniz varsa.. Eğer sizi hedefinize ulaştırıp emellerinizi gerçekleştirebilecek sabra, sebata, ihlas ve gayrete sahipseniz…
Ve eğer bu uğurda bazı çilelere, dertlere, yorgunluklara, güçlüklere sıkıntılara katlanmayı göze alabiliyorsanız.. Rahmet tecelli eder ve hedefinize ulaşırsınız.
Friday, 29. May 2009, 12:04:36
Sunday, 12. April 2009, 17:58:10
Bugünlerde yağması beklenen bereketli Nisan yağmurları, vücuda zindelik ve enerji kazandırıyor.
Çünkü içinde “kullanılabilir demir” var.
Kış boyunca en alt seviyeye inen vücudun demir miktarını en doğal yoldan geri kazanabilirsiniz:
Yağmur gördüğünüzde dışarı çıkıp bol bol ıslanın!..
Bu hafta yağmurlar başlarken etrafınıza dikkatle, fark etmek için bakın. Yaprakların boyutlarını, renklerini, tomurcukları hafızanıza kaydedin... Üşüyorsanız yağmur suyunu toplayın ve evde ısıtarak duş alın... Evcil hayvanınız varsa bu sudan içirin, mümkünse yağmurda dolaştırın. Evde yaşlılar varsa onların da ellerine, yüzüne, saçlarına yağmur suyu sürün. Hatta mümkünse hafta başında, kanınızdaki demiri ölçtürün; ıslana ıslana dolaştıktan sonra kanınızdaki demiri tekrar ölçtürün... Böyle tavsiye ediyor uzmanlar.
Nisan yağmurlarında kullanılabilir sevgi var, hissedilebilir şefkat var ve hoşgörü var... Üstelik yağmurlar mayısta da yağacak, martta da yağıyordu... Nisanda da sevgi yağmurları yağıyor yine, her yerde.
Peki biz,,, biz, nerdeyiz?.. Bu yağmurların altında mıyız?
Etrafımıza biraz daha dikkatle bakıyor muyuz; bitkilerin rengini, yaprakların boyunu ve tomurcukları görebilecek kadar?.. Yağmurlar yağarken kaplarımızı doldurmak geliyor mu aklımıza, tekrar yıkanmak için?.. Yaşlılarımızın da bundan mahrum kalmamasına çaba gösteriyor; suyu, elimizle onların da ellerine, yüzlerine, saçlarına sürüyor muyuz?.. Aynı sudan hayvanlarımıza bile içirmeyi düşünüyor muyuz?..
Fark ediyor muyuz gerçekten; nisan yağmurları yağıyor... Ve sevgi yağmurları yağıyor; bir nisandan diğer nisana kadar...
Biz altında dolaşıyor muyuz?..
Islanmayı, biliyor muyuz?..
Wednesday, 8. April 2009, 12:53:52
Son dönemlerde hayatımızın sanallığı mı belirginleşti, yoksa yaşadığımız hayatta bir
anormallik mi var?
Sanki hiçbir şey yerli yerinde durmuyor…
Taş yerinde ağır olmuyor…
Ekmek , para doyurmuyor kimseyi, ruhumuz mu açtır, nedir?
Aşk, aşk gibi değil…
İş, iş gibi değil…
Hayat, hayat gibi değil…
Kadın, kadın gibi değil…
Erkek, erkek gibi değil…
Velhasıl dünya, dünya gibi değil…
Yönlendirilen, senaryosunda başkalarının imzaları olan hayatlar yaşıyoruz; farkında
olmadan… Kendimize ait doğrularımız yok ki, onları savunacak cesaretimiz olsun.
Çünkü manipüle edilmiş, iğdiş edilmiş beyinler kendi hayatlarına sahip olamıyor.
Hepimiz çığlık çığlığa bağırıyoruz belki: Düşünceye özgürlük, biraz hoşgörü, biraz
adalet diye…
Kendi hayatımızdaki adaletsizlikleri görmezden gelip başka hayatlara adalet
dağıtmaya, içimizi cehenneme çeviren acılarımızı unutup başka hayatlara acımaya
alıştık…
Çünkü;
Böylesi daha kolay…
Böylesi daha steril…
En azından ellerimiz kirlenmiyor…
Ruhlar kirlenmiş kime ne(!) Kim görüyor, kimin ruhunu…
Başkalarının aşklarını eleştirirken yanı başımızda duran adamı ya da evimizde bizi
bekleyen kadını unuttuk… Kendi aşkımızı başkalarıyla kıyaslarken içimizdeki
yetinememe hissi ağır bastı ve aşkı da küçümser olduk… Bizim yaşayamadığımız aşkı
başkaları niye yaşasın ki, biz aşık değilsek kimse aşık, kimse mutlu olmasın;
ayıplayalım ki unutsun herkes sevginin gücünü…
Çünkü;
Böylesi daha kolay…
Böylesi daha steril…
En azından ellerimiz kirlenmiyor…
Ruhlar kirlenmiş kime ne(!) Kim görüyor, kimin ruhunu…
Senaryosu başka eller tarafından yazılmış hayatlarımızda yine başkalarının
düşünceleri hakim olsun, kendi dinimizi başkalarından öğrenelim; onlar söylesin biz
inanalım. Peygamberi, iftira atıldığında; onunla ilgili karikatürler yapıldığında
savunalım hiç tanımadan… Tepkiler Muhammedi olsun olmasın kimin umurunda. Biz
vicdanımızı rahatlatalım.
Birileri yazsın, biz oynayalım…
Çünkü;
Böylesi daha kolay…
Böylesi daha steril…
En azından ellerimiz kirlenmiyor…
Ruhlar kirlenmiş kime ne(!) Kim görüyor, kimin ruhunu…
Kızlarımız başörtüsüyle okula gidemiyor mu? Unutalım, paraları olanlar yurtdışında
okutsunlar kızlarını, parası olmayanlar da evlendiriversin bir zahmet; ya da
başlarını eğip başörtülerini çıkarsınlar; mağlup, kimsesiz hissetsinler kendilerini,
çok mu dert...
Muhalefet, sorunu çözemediniz der. Hükümet çözüm arayışlarının sürdüğünü söyler,
olur biter.
Bize ne yaşananlardan, bizim hayatımız değil ki bu…
Komşularımız aç olsun ne çıkar, yardım programları var ya..
Onları izleyip birkaç damla gözyaşı akıtacağız ve üzüldüğümüzü, elimizden bir şey
gelmediğini söyleyeceğiz hesap gününde…
İşlerimizi layıkıyla yapmayacağız çünkü, patronlarımız bunu hak etmiyor, biz onlar
için çalışıyoruz, ömrümüzü tüketiyoruz ya bu yeter bize… Bir sürü bahanemiz var ve
o bahaneler bizi koruyacak savunmalarımızda…
Bize ne hayattan bizim hayatımız değil ki bu, yaşayıp gidiyoruz işte kendi
hayatımızın figüranları olarak.
Çünkü;
Böylesi daha kolay…
Böylesi daha steril…
En azından ellerimiz kirlenmiyor…
Ruhlar kirlenmiş kime ne(!) Kim görüyor, kimin ruhunu…
Monday, 6. April 2009, 13:52:28
Büyük adam, yaratılış gayesini bir an hatırından çıkarmayan,bu hedefe doğru yürüyen ve bu hedeften hiçbir zaman şaşmayan ve ayrılmayan adamdır. Büyük adam, her harekatının, her an zaptedildiğini bir an bile aklıdan çıkarmayarak,her anının hesabını vereceğinin dikkat ve şuuru ve "İNNA LİLLAHİ VE İNNA İLEYHİ RACİUN" hakikatinin idraki içinde bulunan adamdır.
Büyük adam, Allah'ın rızasından başka hiçbir şeyi gaye edinmemiş ve nefsine;"Ey nefis takva ve amel-i salih ile Halıkını razı ettiysen,halkın rızasını tahsile lüzum yoktur. O kafidir. Eğer halk da Allah'ın hesabına rıza ve muhabbet gösterirse iyidir. Şayet onlarınki dünya hesabına olursa kıymeti yoktur. Çünkü onlar da senin gibi aciz kullardır" diyebilen ve o esasa riayet edebilen kişidir.
Büyük adam, davası büyük olan adamdır. Büyük adam, himmeti büyük olan adamdır. Büyük adam, hedefi büyük olan adamdır. Büyük adam , nefs-i emmaresini yenmiş adamdır. Büyük adam, dünyaya, menfaate, şöhrete, mala, paraya, makama ve nefsine esir olmayan adamdır. Büyük adam, meşru lezzetleri dahi davası uğruna terk eden adamdır. büyük adam, şeytanına "Eyne'l-mefer" (kaçış nereye) dedirten adamdır. Büyük adam, darağaçlarına, zindanlara, kurşunlara, tehditlere ve tehlikelerin her türlüsüne meydan okuyan, papuç bırakmayan adamdır.
Büyük adam, şehitlik makam ve rütbesinin üstünde makam ve rütbe tanımayan adamdır. Büyük adam, büyüklük davası olmayan adamdır. Ve nihayet büyük adam, bütün küçüklüklerden sıyrılmasını bilmiş ve bütün büyüklükleri şahsında cem'etmiş adamdır.
SELAM VE DUA İLE...
1 2 3 4 Next »
Showing posts 1 -
10 of 34.