Skip navigation.

satırarası

satır aralarındaki gizli hazineler

Posts tagged with "kişisel erişim"

Büyük Prensin Gezegenleri - 1.Gezegen (Kendin Olma)



Kendin ol. Başkalarının sana öğrettiklerini bir kenara bırak. Kendine has bir öğrenme tarzı geliştir. İster deneyimleyerek, ister zihinsel yöntemlerle, istersen canının istediği gibi öğren. Başklarının öğrettiği doğru ve yanlışları gözden geçir. İnsanlığın ortak değerlerinden geriye kalan ne kadar öğretilmiş bilgin varsa onları 'özelleştir'. Senden ne varsa senden olsun.

Adem Özbay

Ayşe Benim Adım!



Beş yaşında ele avuca sığmayan kızıyla alış verişe giden bir anne, bir yandan alışveriş yapıyor bir yandan kızıyla ilgileniyor. Sürekli sağa sola el atan kızı yüzünden hayli zorlanıyor. Mağaza’da dolanırken, çikolata reyonunu gören çocuk aniden annesinin ellerinden kurtulup, “Ben çikolata isterim! Ben çikolata isterim!” diyerek çikolata reyonuna adeta saldırıyor!

Ufacık boyuyla elini çikolata kutularına uzatınca haliyle birkaç kutu çikolata yerlere dökülüyor. Mağazada alıveriş yapanlar kızın hem ısrarına hem de ortalığa dağıtmış olmasından dolayı anne ve kızına bakıyorlar. Mağaza görevlileri annenin yanına gelip yerlere dağılmış olan çikolataları topluyorlar. Anne gayet sakin bir şekilde kızının elinden tutuyor ve “Kızım Ayşe sakin ol! Bak alışverişi bitirip evimize gideceğiz.” diyor.

Kasaya yaklaştıklarında bu sefer küçük kız kasanın önünde duran şekerlere saldırıyor; “Anne ben şeker isterim! Anne ben şeker isterim!” diye bağırarak şeker kutularına el atıyor. Şeker kutularının yerlere dökülmesiyle yine mağazadaki diğer müşteriler onlara bakıyor. Mağaza çalışanları sinirlenseler bile, belli etmemeye çalışarak yerlerdeki şekerleri topluyorlar. Kadın yine gayet sakin bir şekilde kızının elinden tutuyor ve “Kızım Ayşe sakin ol! Bak alışverişi bitirdik. Hesabı ödeyip eve gideceğiz” diyor.

Hesabı ödemek için kasaya yönelen anne, kasiyerden bozuk paraları alıp çantasına yerleştirirken küçük kız bu seferde annesinin ellerine saldırıp “Anne ben para isterim! Anne ben para isterim!” diye bağırmaya başlıyor. Tabı bu esnada cüzdana saldırdığı için bozuk paralar yerlere saçılıyor.

Herkes, bir yandan çocuğun sonu gelmez istekleri ve yaramazlıkları karşısında sinirlenirken, anne yine sakin bir şekilde kızının elinden tutuyor ve “Kızım Ayşe sakin ol! Bak hesabı da ödedik şimdi eve gidiyoruz” diyor.

Tüm bu olup bitenlere şahit olan yaşlı bir teyze anneye yaklaşıp, ”Hanımefendi! Ben 5 tane çocuk büyüttüm. Etrafımda da o kadar anne gördüm. Evladına karşı sizin kadar sabırlı birini hiç görmedim. Kızınız Ayşe’ye karşı ne kadar sabırlısınız?” diyor.

Kızının elinden tutmuş ve mağazadan çıkmaya hazırlanan anne, yaşlı teyze’nin yüzüne bakarken hafifçe gülümseyerek “Teyzeciğim benim kızımın adı Ayşe değil ki! Kızımın adı Fatma.” diyor.

Yaşlı teyzenin şaşkın bakışları arasında cümlesini tamamlıyor:

“Ayşe benim adım!

Ben kızımı değil kendimi sakinleştiriyorum!”

Başarısının Sırrı



Başarısının sırrını sormuşlar birgün Timur’a. “Seni başbuğluğa yükselten sır nedir?” demişler. O da şu cevabı vermiş:

“Hayatımda nice zorluklarla karşılaştım. Ama hiçbir zaman yılmadım, ümitsizliğe düşmedim.”

Sonra da kendisini azimli, ümitli olmaya iten olayı şöyle anlatmış:

“Bir gün düşmanla çarpışmış, tek başıma kalmış, kaçıp bir harabeye sığınmıştım. Benim için her şey bitmiş, hiçbir kurtuluş ümidi kalmamıştı. Artık hedefe ulaşabilmem imkânsızdı. Hayal kırıklığı içine düştüm.

“O anda bir karınca gözüme ilişti. Bir buğday tanesi almıştı ağzına. Büyükçe bir taneydi. Kendinden büyük olduğu halde taşımaya çalışıyordu. Bir tümseğe kadar getirdi. Çıkarmaya çalıştı. Fakat tepeye varamadan yuvarlandı. Bir kere, iki kere, üç kere... Bıkmadı, usanmadı. Yuvarlanan buğday tanesini tekrar aldı. Belki bu çıkıp düşmeler elliyi geçmişti. Sonunda karınca başarmıştı tümseği aşmayı. Kendi kendime düşündüm:

“Bu karınca kadar da mı olamıyorum? Ondaki kararlılık, azim, gayret ve ümit bana ilham kaynağı oldu. Önemli olan gayret etmekti. Bunun için de ümidi yitirmemek gerekiyordu. Hiçbir zaman ümidimi yitirmedim ve maksadıma ulaştım.”


Çaresiz Kaldığın Zamanlarda



Çaresiz kaldığın zamanlarda, git bir taş ustası bul seyret. Adam belki yüz kere vurur taşa. Ama değil kırmak, küçücük bir çatlak bile oluşturamaz. Sonra birden, yüz birinci vuruşta taş ikiye ayrılıverir. İşte o zaman anlarsın ki, taşı ikiye bölen o son vuruş değil, ondan öncekileridir.

Jacob Riis


Ömrünün çoğu, küçücük bir çatlak bile oluşturmayan vuruşlarla geçer. İşte tam o zaman yaşarsın çaresizliği. Ümitsizlik tüketir seni. Sonu gelmeyecekmiş duygusu kocaman bir taş gibi yuvarlanır yoluna. Ayakların dolanır, yolda kalırsın. Vazgeçer, bırakırsın. Oysa, sadece yüzbirinci vuruşa ulaşman beklenir senden. Sonuca giden yolda yürümeyi sonucun kendisine ulaşmak kadar sevimli görmedikçe, taş ustasının bilgeliğine erişemezsin.

Poilane



Lionel Poilane'nin babası Fransız bir fırıncıydı ve Lionel genç bir adamken aile fırını ona miras kaldı. Öylece oturup, ateşi izlemektense o, çarpıcı ve farklı olmak için çabaladı.Geniş çaplı bir araştırma yaptı ve 8000'den fazla Fransız fırıncıyla kullandıkları teknik üzerine konuştu. Organik tatlandırıcı kullanmakta Fransa'da öncü oldu.

Baget pişirmeyi reddetti, çünkü bunların çok tatsız Fransızlar'a çok yabancı olduğunu (bunların çoğu Viyana'dan getiriliyordu) düşünüyordu. Dünyada ekmek pişirmeyle ilgili bütün kitapları topladı ve çalıştı.
Keşfettiği ekşi hamurun içinde tatlandırıcı, su, maya ve deniz tuzu vardı ve odun ateşinde pişiriliyordu.

Poilane tecrübeli fırıncıları istemedi (onların öğrenmeme sorunları olduğunu düşünüyordu) ve bunun yerine onun yanında yıllarca çalışmaya istekli genç adamları işe aldı. İlk bakışta, Fransa'nın kurulmuş düzeni ürünleri reddetti, çünkü farklı ve cüretkar olduklarını düşünüyorlardı. Ama ekmeklerin üstün kalitesi ve Poilane'in başarma azmi sonunda onları zafere götürdü.Fikir müthiş bir hızla yayıldı ve şimdi Paris'teki bütün ünlü restoranlar Poilane ekmeğiyle servis yapıyor. Dünyanın dört bir yanından insanlar Poilone'nin 'daki küçük dükkanına büyük boy bir ekşi hamur ekmeği ya da çoğunlukla daha fazlasını almaya geliyor. Kurduğu şirket dünyanın dört bir tarafına elde yapılmaya başlayıp küresel pazara yayılan bu ürünü ihraç ediyor. Sadece geçen yıl, Lionel 10 milyon$'dan daha fazla ekmek satışı yaptı.