SARIZEYBEK Dergisi'nden Oyhan Hasan Bıldırki'ye Sorduk
Thursday, December 15, 2011 9:52:43 AM
SARIZEYBEK Dergisi'nden Oyhan Hasan Bıldırki'ye Sorduk .Pzt, 12/12/2011 - 06:45 tarihinde dipdalga gönderdi
Posted in kültür sanat dosyası
Aydın Söke’de yayınlanan SARIZEYBEK Dergisi adına dipdalga.net’in sorularını Genel Yayın Yönetmeni Oyhan Hasan Bıldırki yanıtladı.
1. Bölüm
* Kültür-sanat alanında bir kastlaşmadan bahsedebilir miyiz?
Elbette. Öncekiler ve sonrakiler… Sonrakiler hiçbir zaman öncekilerin yerine geçemiyor.
* Şöhretli yazarların, çok satan kitapların; bu güce ulaşmasında niteliğin yeri nedir?
Nitelik aranmıyor. Aralarında konu hırsızlığı bile yapıyorlar. Hatta öteki dillerden yaptıkları çevirileri de kendi eserleriymiş gibi gösteriyorlar. Merak edenler edebiyatımızda kaç tane “otobüs” romanı var, araştırsınlar, hangi korkunç gerçeklere ulaşacaklar görsünler. Nitelik yok, reklâmlar var. Bir de “korsan kitap” şişirmesi…
* Büyük sermaye gücüne sahip yayınevleri ve banka yayınevleri; ne derece estetik, insani değer kaygıları taşıyor? Yayın çizgilerini ve amaçlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Üç beş yazar ya da eserin dışında, yayınevlerinin estetik ve insani değerler taşıyan eserlere kulak astıkları yok. Yakında dinî yayınların ardı ardına yayınlanacağını göreceğimizi çok iyi biliyorum. Başladılar bile… Dergileri geçin TV kanallarındaki yorumcular bile değişti, eskileri bıçak gibi kestiler.
* Piyasa ilişkilerinin uzağında durmaya çalışan, başarılı bulduğunuz, yayınevleri ve dergiler var mı? İsim verebilir misiniz?
Popüler edebiyat dergileri ve arkasındaki yayınevleri, “Kendin çal, kendin oyna” havasındalar. Hiçbirinde benimseyebileceğimiz ne bir yazar, ne bir eser var. Temcit pilavını sevenlerin uğrak yeri olup çıktılar.
* Metropollerdeki; egemen yaklaşımın ve tarzın uzağında dergilerin, yayınevlerinin varoluş koşullarını nasıl görüyorsunuz?
Onlar, birer haysiyet savaşçısı… Zorlukların çilesini çekiyorlar ve bütün olumsuzluklara rağmen edebiyatımıza ayna tutuyorlar. Onları sokak fenerlerine benzetebiliriz, kendi sokaklarını aydınlatırken, evrensele uzanacak örnekler de ortaya çıkarıyorlar.
* Küçük yayınevlerinin bastığı nitelikli eserlerin; okurla buluşma imkânları ve imkânsızlıkları nelerdir? Tanıtım ve dağıtım sorunlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ülkemizde ciddi tanıtım ve dağıtım kuruluşları yok. Hepsi de bir tarafı oynuyorlar. Okurla doğrudan buluşma imkânları yok. Belediyelere, derneklere ve okullara koli koli kitap pazarlama işinden başka bir şey düşünmüyorlar. Küçük yayınevlerini devlet desteklemelidir.
* Estetik düzeyi yüksek bir eserin, popüler olma koşulları var mı?
Estetik değeri yüksek bir eser, popüler eser olabilme pınarlarından beslenmiştir zaten...
* Kültür-sanat alanında verilen ödüllerin bir kastlaşma yarattığını düşünüyor musunuz? Bu ödüller ne derece yeni değerler ile tanışmamızı sağlıyor?
Şöyle bir düşünelim bakalım: Hangimiz ödül almış bir yazar ya da şairin birkaç eserini okuduk? Kaç eserini kitaplığımızda saklıyoruz? Türkiye’de verilen ödüller, sadece reklâm amaçlı ve “Hamurum ekşi değil” anlayışının ödül aynasına düşmüş görüntüleridir. Ödül tarlalarında o kadar çok “unutulmuş ödüllüler” var. Ancak aramızda daha çok onları hatırlamayanlar var.
* Popüler ürünlerin yarattığı bilinci; estetik ürünlerin algılanmasında bir engel olarak görüyor musunuz?
Popülerlik bizim işimiz olmamalı. Son zamanlarda çıkan popülerlik iddiasındaki kitapların çoğu vitrinlerde sararmış olarak boy atıyor. Ama şişirilen balonlar sayesinde gerçekten de estetik eserlerin algılanmasında engel oluyorlar.
* Edebiyat eleştirmenliğinin durumunu, popüler üretimlerin ele alınışı açısından nasıl değerlendiriyorsunuz? Yaygın medyada popüler ürünlerin eleştirisine neden pek rastlanmıyor?
Günümüz edebiyatında, edebiyat eleştirmenleri yok ama birçok “reklâm yazıcısı” var. Bu yazıcılardan ne bekleyebilirsiniz? Yaygın medya alacağı parayı umur ediyor ve sevilen eserleri okuyucusuna tanıtmıyor.
* Kültür-sanat ve iktidar-sermaye ilişkisi nasıl olmalı? Mevcut durumu nasıl görüyorsunuz?
Kültür ve sanatı, kültür ve sanat olarak bırakmalıyız. Onun yolunun üstüne iktidarlar ve sermayeler çıkmamalıdır. Mevcut durumda “kara mizah” örnekleri o kadar çok ki... Yazar ya da şairin ideolojisi vardır diye önü kesilmemeli. Başka türlü kültür ve sanat ocaklarının bacalarının tüteceğini düşünebiliyor musunuz?
* Edebiyatçının; toplumsal bilinç yaratma, toplumsal dönüşümlere katkı sunma gibi bir misyonu var mıdır? Edebiyatçının misyonu ne olmalıdır?
Edebiyatçı, içinde yaşadığı toplumun önderidir aslında. O, hem çağının, hem de içinde yaşadığı toplumun aynası olmalı, birer sokak lambası gibi ülkesini baştan uca aydınlatmalıdır.
* Evrensel bir kardeşlik dilinin yaratılmasında; toplumsal muhalefet nasıl bir işlev görür?
Evrensel bir kardeşlik... Benim saçma bulduğum bir hayal. Dün Suriye ile kardeştik, bugün ne haldeyiz görüyoruz. Bence önce ve her şeyden önce “adam olmak” erdemine ulaşmalıyız. Adam olmuşların çoğaldığı bir dünyada o kardeşlik dediğimiz gökkuşakları doldurur gökyüzünü. Gerisi istismara yönelik bir türküdür, yıllardır söylenir ama hiçbir toplumu kardeşlik köprüsünde buluşturamaz.
2. Bölüm
* İstanbul, Ankara, İzmir dışında yayın hayatını sürdüren dergilerin, yayınevlerinin; sesini metropollere ve bölge dışına duyurabilme koşulları var mı? Dağıtım ve tanıtım alanında ne tür zorluklar yaşanıyor, nasıl aşılmaya çalışılıyor? İnternet olumlu bir işlev görebilir mi?
İnternet, muhteşem bir şemsiye. Taşra dergileri, yayınevleri, kendi gayretlerinin dışında seslerini metropollere ve öteki bölgelere duyuramazlar. Biz Sarızeybek dergisi olarak, bu çemberi kırdığımız düşüncesindeyiz. Yurt dışında ve içinde temsilciliklerimiz var. Dergimiz edebiyat dünyasında sesini duyurmak isteyen ülkemizin yazarlarına, şairlerine kucağını açık tutuyor.
* Derginiz ne tür bir ihtiyacın ürünü? Hangi amaçlarla doğdu, bugün geldiğiniz noktada kendinizi nerede görüyorsunuz?
Söke’de kitabı bulunan otuzu aşkın yazar ve şair var. Yayınlanan yerel gazeteler, arada sırada bu yazarların eserlerini yayınlamaya devam ediyor. Eli kalem tutup devamlı üretenlerin sayısı da az değil. Söke’de Yerel Basın ve Yayın Hayatı adlı tezin sahibi Hilal Güler’in yaptığı tespitlere göre yazanların sayı yüz elliyi buluyor. Bu zenginlik bağlı olduğumuz Aydın ili de dâhil olmak üzere hiçbir ilimizde yok. Sarızeybek’in yanında Beşparmak dergisi de devamlı yayınlanıyor. Yerel kalemlerin ürünlerini yayınlamak amacıyla yola çıktık. Aralarında günümüz Türk edebiyatında ses verenler de var. “Dip dalga”nın sesini duyurmak amacıyla, özünde başkaldırmak anlamı da yatan Sarızeybek dergisini kurduk. İki ayda bir yayınlanan dergimiz 53. sayısına ulaştı.
* Derginiz; ülke çapında ya da bölgenizde; estetik bir incelme, toplumsal duyarlılık yaratma açısından nasıl bir işlev görüyor?
Edebiyat yapıyoruz. Bugün hayatta olmayan yazar ve şairlerimizin eserlerinden örnekler sunuyoruz. Genç seslere kulak veriyoruz. Ülke çapında yarışmalar düzenliyoruz. Yurdumun Şairleri Antolojileri çıkarıyoruz.
* Ülke çapında ya da bölgeniz açısından; derginiz bir ihtiyaç olarak görülüp, sahipleniliyor mu? Kayıtsızlıkla karşılandığınızı, derginizin varlık koşullarının zora girdiğini düşünüyor musunuz?
Sahiplenme, yurdumuzun her yanında olduğu gibi, üç beş fedakâr insanın omzunda. Herkes ihtiyaç olduğunu biliyor ama yoksulluklarının ateşiyle yanıyorlar. Kayıtsızlığın ötesinde, zaman zaman vergiciler de kapımızı çalıyor. Şimdi dergimizi ücretsiz dağıtıyoruz. Giderlerimizi bağışçılarımız aracılığıyla karşılıyoruz.
* Bulunduğunuz ildeki ya da çevre illerdeki; üniversite öğrencilerinin derginize katkısı ve ilgisi ne düzeyde? Edebiyat öğretmenlerinin kültür ve sanata ilgisi nasıl? Lise öğrencilerinde derginize yönelik bir duyarlılık gözlemliyor musunuz?
Üniversite öğrencileri yazarlarımızdan bazılarıyla ilgili tezler hazırlıyorlar. Hakkında öteki Türk ülkelerinde tez hazırlanan yazarlarımız da var. Edebiyat öğretmenleri her yerde oldu gibi bizim ilçemizde de dergilere soğuk bakıyorlar. Bunun iki nedeni var: ilki, edebiyat öğretmenleri, yönetmelik mahkûmu. İkincisi “Aman ha” baskısı. Buna rağmen yüksekokul, lise ve ilköğretim öğrencilerinin desteklerini görüyoruz. Edebiyat öğretmenlerinden de dergimizin kadrosunda olanlar var.
* Metropollere öğrenim için giden öğrencilerden, öğrenim sonrası geri dönenlerde; kültür-sanat, düşün alanına katkı yapma çabası görüyor musunuz? İdealist yaklaşımların, toplumu dönüştürme iradesinin; bir süre sonra kendiliğindenliğe teslim olduğu durumlarla ne ölçüde karşılaşıyorsunuz?
Ne yazık “katkı yapma çabası” göremiyoruz. Onlar kendi dertlerinin ateşiyle yanıyorlar. Bir yerde iş bulma derdinin peşinde nefes tüketiyorlar.
* Okurlarınız ağırlıklı olarak kimlerden oluşuyor? Dergiye okur profilinizin katkısı ne düzeyde oluyor, olumlu ya da olumsuz geri dönüşleri yeterli düzeyde görüyor musunuz?
Okurlarımızı üç grupta toplayabiliriz: Yurt dışından ve içinden olmak üzere bizde yazan şair ve yazarlarımız, ilçemizin elit tabakası, abonelerimiz arasında yer alan esnaflar ve işçiler, öğrenciler.
* Bildiğimiz kadarıyla, dergi eylemi bir avuç idealistin iradesiyle hayat buluyor. Derginiz kaç adet basılıyor? Mali sorunları nasıl aşıyorsunuz?
Dergimiz beş yüz adet basıldığında “dahası yok mu?” diye aranıyor, bin adet bastığımızda elde kalıyor. Mali sorunları borçlanmak ve sonra ödemek kaydıyla, bağışlarla aşmaya çalışıyoruz. Dergimizi, Söke Şairler ve Yazarlar Derneği destekliyor.
* Dergi eyleminizde; yerleşik geleneksel tutumların baskısıyla, kısıtlayıcılığıyla karşılanıyor musunuz?
Baskı, idarelerden geliyor. Bunun tek sebebi var. Cahillik, yönetmelik bilmemezlik... Yasa maddelerini farklı yorumlamak.
* Derginizin kendisini yinelememesi için ne tür tedbirler alıyorsunuz?
Kendisini yinelemek... Sarızeybek’te bu yok. Bizim şair ve yazar sayımız oldukça fazla.
* Derginiz toplumsal sorunlarla ilgili mi? Bölgenizde ilgi gösterdiğiniz, çözümüne katkı sunduğunuz sorunlar oldu mu?
Toplumsal sorunlar, herkese, her bölgeye göre başka başkadır. Sarızeybek, önce sevdalılarının sesini duyurmak amacını güdüyor. İlçemizi bu seslerle tanıtmak amacını güdüyor. Yurt içinde ve Aydın’ın öteki ilçelerinde düzenlenen şiir günlerine katılıyor.
oyhanhasanbildirki@gmail.com
http://oyhanhasan.blogcu.com/
(dipdalga.net)
Posted in kültür sanat dosyası
Aydın Söke’de yayınlanan SARIZEYBEK Dergisi adına dipdalga.net’in sorularını Genel Yayın Yönetmeni Oyhan Hasan Bıldırki yanıtladı.1. Bölüm
* Kültür-sanat alanında bir kastlaşmadan bahsedebilir miyiz?
Elbette. Öncekiler ve sonrakiler… Sonrakiler hiçbir zaman öncekilerin yerine geçemiyor.
* Şöhretli yazarların, çok satan kitapların; bu güce ulaşmasında niteliğin yeri nedir?
Nitelik aranmıyor. Aralarında konu hırsızlığı bile yapıyorlar. Hatta öteki dillerden yaptıkları çevirileri de kendi eserleriymiş gibi gösteriyorlar. Merak edenler edebiyatımızda kaç tane “otobüs” romanı var, araştırsınlar, hangi korkunç gerçeklere ulaşacaklar görsünler. Nitelik yok, reklâmlar var. Bir de “korsan kitap” şişirmesi…
* Büyük sermaye gücüne sahip yayınevleri ve banka yayınevleri; ne derece estetik, insani değer kaygıları taşıyor? Yayın çizgilerini ve amaçlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Üç beş yazar ya da eserin dışında, yayınevlerinin estetik ve insani değerler taşıyan eserlere kulak astıkları yok. Yakında dinî yayınların ardı ardına yayınlanacağını göreceğimizi çok iyi biliyorum. Başladılar bile… Dergileri geçin TV kanallarındaki yorumcular bile değişti, eskileri bıçak gibi kestiler.
* Piyasa ilişkilerinin uzağında durmaya çalışan, başarılı bulduğunuz, yayınevleri ve dergiler var mı? İsim verebilir misiniz?
Popüler edebiyat dergileri ve arkasındaki yayınevleri, “Kendin çal, kendin oyna” havasındalar. Hiçbirinde benimseyebileceğimiz ne bir yazar, ne bir eser var. Temcit pilavını sevenlerin uğrak yeri olup çıktılar.
* Metropollerdeki; egemen yaklaşımın ve tarzın uzağında dergilerin, yayınevlerinin varoluş koşullarını nasıl görüyorsunuz?
Onlar, birer haysiyet savaşçısı… Zorlukların çilesini çekiyorlar ve bütün olumsuzluklara rağmen edebiyatımıza ayna tutuyorlar. Onları sokak fenerlerine benzetebiliriz, kendi sokaklarını aydınlatırken, evrensele uzanacak örnekler de ortaya çıkarıyorlar.
* Küçük yayınevlerinin bastığı nitelikli eserlerin; okurla buluşma imkânları ve imkânsızlıkları nelerdir? Tanıtım ve dağıtım sorunlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ülkemizde ciddi tanıtım ve dağıtım kuruluşları yok. Hepsi de bir tarafı oynuyorlar. Okurla doğrudan buluşma imkânları yok. Belediyelere, derneklere ve okullara koli koli kitap pazarlama işinden başka bir şey düşünmüyorlar. Küçük yayınevlerini devlet desteklemelidir.
* Estetik düzeyi yüksek bir eserin, popüler olma koşulları var mı?
Estetik değeri yüksek bir eser, popüler eser olabilme pınarlarından beslenmiştir zaten...
* Kültür-sanat alanında verilen ödüllerin bir kastlaşma yarattığını düşünüyor musunuz? Bu ödüller ne derece yeni değerler ile tanışmamızı sağlıyor?
Şöyle bir düşünelim bakalım: Hangimiz ödül almış bir yazar ya da şairin birkaç eserini okuduk? Kaç eserini kitaplığımızda saklıyoruz? Türkiye’de verilen ödüller, sadece reklâm amaçlı ve “Hamurum ekşi değil” anlayışının ödül aynasına düşmüş görüntüleridir. Ödül tarlalarında o kadar çok “unutulmuş ödüllüler” var. Ancak aramızda daha çok onları hatırlamayanlar var.
* Popüler ürünlerin yarattığı bilinci; estetik ürünlerin algılanmasında bir engel olarak görüyor musunuz?
Popülerlik bizim işimiz olmamalı. Son zamanlarda çıkan popülerlik iddiasındaki kitapların çoğu vitrinlerde sararmış olarak boy atıyor. Ama şişirilen balonlar sayesinde gerçekten de estetik eserlerin algılanmasında engel oluyorlar.
* Edebiyat eleştirmenliğinin durumunu, popüler üretimlerin ele alınışı açısından nasıl değerlendiriyorsunuz? Yaygın medyada popüler ürünlerin eleştirisine neden pek rastlanmıyor?
Günümüz edebiyatında, edebiyat eleştirmenleri yok ama birçok “reklâm yazıcısı” var. Bu yazıcılardan ne bekleyebilirsiniz? Yaygın medya alacağı parayı umur ediyor ve sevilen eserleri okuyucusuna tanıtmıyor.
* Kültür-sanat ve iktidar-sermaye ilişkisi nasıl olmalı? Mevcut durumu nasıl görüyorsunuz?
Kültür ve sanatı, kültür ve sanat olarak bırakmalıyız. Onun yolunun üstüne iktidarlar ve sermayeler çıkmamalıdır. Mevcut durumda “kara mizah” örnekleri o kadar çok ki... Yazar ya da şairin ideolojisi vardır diye önü kesilmemeli. Başka türlü kültür ve sanat ocaklarının bacalarının tüteceğini düşünebiliyor musunuz?
* Edebiyatçının; toplumsal bilinç yaratma, toplumsal dönüşümlere katkı sunma gibi bir misyonu var mıdır? Edebiyatçının misyonu ne olmalıdır?
Edebiyatçı, içinde yaşadığı toplumun önderidir aslında. O, hem çağının, hem de içinde yaşadığı toplumun aynası olmalı, birer sokak lambası gibi ülkesini baştan uca aydınlatmalıdır.
* Evrensel bir kardeşlik dilinin yaratılmasında; toplumsal muhalefet nasıl bir işlev görür?
Evrensel bir kardeşlik... Benim saçma bulduğum bir hayal. Dün Suriye ile kardeştik, bugün ne haldeyiz görüyoruz. Bence önce ve her şeyden önce “adam olmak” erdemine ulaşmalıyız. Adam olmuşların çoğaldığı bir dünyada o kardeşlik dediğimiz gökkuşakları doldurur gökyüzünü. Gerisi istismara yönelik bir türküdür, yıllardır söylenir ama hiçbir toplumu kardeşlik köprüsünde buluşturamaz.
2. Bölüm* İstanbul, Ankara, İzmir dışında yayın hayatını sürdüren dergilerin, yayınevlerinin; sesini metropollere ve bölge dışına duyurabilme koşulları var mı? Dağıtım ve tanıtım alanında ne tür zorluklar yaşanıyor, nasıl aşılmaya çalışılıyor? İnternet olumlu bir işlev görebilir mi?
İnternet, muhteşem bir şemsiye. Taşra dergileri, yayınevleri, kendi gayretlerinin dışında seslerini metropollere ve öteki bölgelere duyuramazlar. Biz Sarızeybek dergisi olarak, bu çemberi kırdığımız düşüncesindeyiz. Yurt dışında ve içinde temsilciliklerimiz var. Dergimiz edebiyat dünyasında sesini duyurmak isteyen ülkemizin yazarlarına, şairlerine kucağını açık tutuyor.
* Derginiz ne tür bir ihtiyacın ürünü? Hangi amaçlarla doğdu, bugün geldiğiniz noktada kendinizi nerede görüyorsunuz?
Söke’de kitabı bulunan otuzu aşkın yazar ve şair var. Yayınlanan yerel gazeteler, arada sırada bu yazarların eserlerini yayınlamaya devam ediyor. Eli kalem tutup devamlı üretenlerin sayısı da az değil. Söke’de Yerel Basın ve Yayın Hayatı adlı tezin sahibi Hilal Güler’in yaptığı tespitlere göre yazanların sayı yüz elliyi buluyor. Bu zenginlik bağlı olduğumuz Aydın ili de dâhil olmak üzere hiçbir ilimizde yok. Sarızeybek’in yanında Beşparmak dergisi de devamlı yayınlanıyor. Yerel kalemlerin ürünlerini yayınlamak amacıyla yola çıktık. Aralarında günümüz Türk edebiyatında ses verenler de var. “Dip dalga”nın sesini duyurmak amacıyla, özünde başkaldırmak anlamı da yatan Sarızeybek dergisini kurduk. İki ayda bir yayınlanan dergimiz 53. sayısına ulaştı.
* Derginiz; ülke çapında ya da bölgenizde; estetik bir incelme, toplumsal duyarlılık yaratma açısından nasıl bir işlev görüyor?
Edebiyat yapıyoruz. Bugün hayatta olmayan yazar ve şairlerimizin eserlerinden örnekler sunuyoruz. Genç seslere kulak veriyoruz. Ülke çapında yarışmalar düzenliyoruz. Yurdumun Şairleri Antolojileri çıkarıyoruz.
* Ülke çapında ya da bölgeniz açısından; derginiz bir ihtiyaç olarak görülüp, sahipleniliyor mu? Kayıtsızlıkla karşılandığınızı, derginizin varlık koşullarının zora girdiğini düşünüyor musunuz?
Sahiplenme, yurdumuzun her yanında olduğu gibi, üç beş fedakâr insanın omzunda. Herkes ihtiyaç olduğunu biliyor ama yoksulluklarının ateşiyle yanıyorlar. Kayıtsızlığın ötesinde, zaman zaman vergiciler de kapımızı çalıyor. Şimdi dergimizi ücretsiz dağıtıyoruz. Giderlerimizi bağışçılarımız aracılığıyla karşılıyoruz.
* Bulunduğunuz ildeki ya da çevre illerdeki; üniversite öğrencilerinin derginize katkısı ve ilgisi ne düzeyde? Edebiyat öğretmenlerinin kültür ve sanata ilgisi nasıl? Lise öğrencilerinde derginize yönelik bir duyarlılık gözlemliyor musunuz?
Üniversite öğrencileri yazarlarımızdan bazılarıyla ilgili tezler hazırlıyorlar. Hakkında öteki Türk ülkelerinde tez hazırlanan yazarlarımız da var. Edebiyat öğretmenleri her yerde oldu gibi bizim ilçemizde de dergilere soğuk bakıyorlar. Bunun iki nedeni var: ilki, edebiyat öğretmenleri, yönetmelik mahkûmu. İkincisi “Aman ha” baskısı. Buna rağmen yüksekokul, lise ve ilköğretim öğrencilerinin desteklerini görüyoruz. Edebiyat öğretmenlerinden de dergimizin kadrosunda olanlar var.
* Metropollere öğrenim için giden öğrencilerden, öğrenim sonrası geri dönenlerde; kültür-sanat, düşün alanına katkı yapma çabası görüyor musunuz? İdealist yaklaşımların, toplumu dönüştürme iradesinin; bir süre sonra kendiliğindenliğe teslim olduğu durumlarla ne ölçüde karşılaşıyorsunuz?
Ne yazık “katkı yapma çabası” göremiyoruz. Onlar kendi dertlerinin ateşiyle yanıyorlar. Bir yerde iş bulma derdinin peşinde nefes tüketiyorlar.
* Okurlarınız ağırlıklı olarak kimlerden oluşuyor? Dergiye okur profilinizin katkısı ne düzeyde oluyor, olumlu ya da olumsuz geri dönüşleri yeterli düzeyde görüyor musunuz?
Okurlarımızı üç grupta toplayabiliriz: Yurt dışından ve içinden olmak üzere bizde yazan şair ve yazarlarımız, ilçemizin elit tabakası, abonelerimiz arasında yer alan esnaflar ve işçiler, öğrenciler.
* Bildiğimiz kadarıyla, dergi eylemi bir avuç idealistin iradesiyle hayat buluyor. Derginiz kaç adet basılıyor? Mali sorunları nasıl aşıyorsunuz?
Dergimiz beş yüz adet basıldığında “dahası yok mu?” diye aranıyor, bin adet bastığımızda elde kalıyor. Mali sorunları borçlanmak ve sonra ödemek kaydıyla, bağışlarla aşmaya çalışıyoruz. Dergimizi, Söke Şairler ve Yazarlar Derneği destekliyor.
* Dergi eyleminizde; yerleşik geleneksel tutumların baskısıyla, kısıtlayıcılığıyla karşılanıyor musunuz?
Baskı, idarelerden geliyor. Bunun tek sebebi var. Cahillik, yönetmelik bilmemezlik... Yasa maddelerini farklı yorumlamak.
* Derginizin kendisini yinelememesi için ne tür tedbirler alıyorsunuz?
Kendisini yinelemek... Sarızeybek’te bu yok. Bizim şair ve yazar sayımız oldukça fazla.
* Derginiz toplumsal sorunlarla ilgili mi? Bölgenizde ilgi gösterdiğiniz, çözümüne katkı sunduğunuz sorunlar oldu mu?
Toplumsal sorunlar, herkese, her bölgeye göre başka başkadır. Sarızeybek, önce sevdalılarının sesini duyurmak amacını güdüyor. İlçemizi bu seslerle tanıtmak amacını güdüyor. Yurt içinde ve Aydın’ın öteki ilçelerinde düzenlenen şiir günlerine katılıyor.
oyhanhasanbildirki@gmail.com
http://oyhanhasan.blogcu.com/
(dipdalga.net)












