Skip navigation.

exploreopera

| Help

Sign up | Help

photo

SÖKE ŞAİRLER VE YAZARLAR DERNEĞİ

SARIZEYBEK DERGİSİ: Türk Edebiyatı'na açılan yeni kapı

Posts tagged with "29. Sayı"

ATLANTİS’TEN GELEN ADAM - İlknur MERSİN / SÖKE

,


Açıldı kristal şehrin kapıları..
Okyanusun altında bir şehir Atlantis.
Bu adam Atlantis’ten gelen adam.
Elleri perdeli, ayakları perdeli,
Sanki balık adam gibi.
Gözleri masmavi,
Derisi yosun yeşili, parlak.
Elinde siyah bir inci tanesi
Ulaştırmak için bunu
Dünyanın, yüreği en güzel kızına,
Uymamış şehrin yasasına
Açmıştı bir yolunu bulup
Şehrin kapılarını
Su perileri yalvardılar ona;
Gitme! Gitme! Diye
Bozulacak büyü,
İnsan olacaksın sonra.
Rüyasında görmüştü Narambis,
O, yüreği güzel kızı.
Su düşleri dönsün istiyordu gerçeğe.
Mercan balıklarının ve deniz lalelerinin
Süslediği odasından çıkmıştı sonunda.
Gün ışığının sıcak ve parlak
Yansımalarını takip ediyordu
Yunuslar şarkı söylüyordu ona.
Narambis, Narambis.
Atlantisin yasalarını hiçe saydın.
Dünyalı olmaya yol aldın.
Saçları rüzgarda dalgalanan,
Uzaklara bakıp düşlere düşlere dalan,
Mucizelere inancı bitmeyen
Gizelya’ya gidiyorsun
Narambis kararlı,
Kaşları çatık
Elinde en nadide
Siyah inci tanesi,
Yükseliyordu derinliklerden
Bitkinlik hissediyordu yavaş yavaş
Çünkü insan oluyordu.
Gün ışığına yaklaştıkça
Elleri değişti önce
Sonra ayakları
Derisi rengini yitiriyordu.
Ten rengine dönüyordu.
Sonrasını hatırlamıyor Narambis.
Uyandığında bir kumsaldaydı.
Bütün vücudu sanki yanıyordu;
Gün ışığı ve tuzlu okyanus suyuyla
İlk defa bir meltem
Okşuyordu tenini
Yavaşça kalktı, oturdu Narambis
Vücuduna dokundu,
Teninin rengi,
Saçları ona çok farklı geldi.
Güzel kokuları fark etti ilk kez.
Siyah inciyi ellerinde.
Bir balık yakalayıp
Çiğ çiğ yedi.
Hep yosun yemişti şimdiye kadar.
İnsan olmak çok zor diyordu içinden
Dili farklıydı elbette
O, Atlantisten geliyordu
Okyanusun altındaki kristal şehirden.
Hava, su,toprak güneş bambaşka yeryüzünde.
Narambis,
Vücudundaki kumları
Yıkadı deniz suyuyla.
Bir ağacın altına uzandı.
Kırmızı renkli,
Yabani bir çiçeği kokladı.
Yeniden düşlere daldı.
Gizelya onu bekliyordu düşünde.
Ormanın derinliklerinde,
Bir ırmak kenarına oturmuş,
Suya bakarak şarkılar söylüyordu.
İnanıyordu gelecekti Narambis,
Gerçek olacaktı düşü.
Bir kuş gelip kondu dala,
Başladı şakımaya.
Uyan! Uyan artık yabancı!
Düş yola, çık dağlara
Bekliyor seni,
Yüreği güzel Gizelya.
Kalktı Narambis,
Tropikal bitkilerin yapraklarından
Bir kıyafet yaptı kendisine
En güzel çiçekleri topladı,
Düştü yollara.
Ormanın gizeminden ürktü.
Yosun gibi yemşeşildi orman.
Benzemiyordu kendi şehrine.
Ayakları toprağa ilk defa değiyordu.
Yolda bir giraffonla karşılaştı.
Elinde ki bütün midyeleri verdi kurtuldu.
Irmağa yaklaştı durdu,
Ayaklarını suya soktu.
Kana kana tatlı su içti.
Irmak ona bir şeyler söylüyordu.
Bir şarkımıydı?
Yoksa Pan’ın flüt sesi miydi duyduğu?
Hayır hayır
Bu Gizelya’nın tatlı sesiydi.
Suyun şırıltısına karışmış
Ona geliyordu.
Irmağı takip etti Narambis
Yukarıya doğru çıkmaya başladı.
Ses gittikçe yükseliyordu.
Onu yanına çağırıyordu.
Büyülenmiş gibiydi bu sesten.
İşte oradaydı, ışık içinde
Uzun saçlı güzel gizelya
Henüz onu tam olarak görememişti.
Narambis yaklaştı ona, sessizce
Atlantis dilinde sevgisini anlattı:
xondore, mirakis, livona.
Ürperdi gizelya.
Hızla ayağa kalktı,
Uzattı elindeki çiçekleri ve siyah inciyi.
Güzel kokulu, yedi renkliydi çiçekleri.
Gözleri buluştu önce.
İkisinde rüyalarında tanımışlardı.
Yaklaştı Narambis,
Sustu gelya.
Sadece onun gözlerine bakıyordu.
Elini uzattı.
Gizelya’ nın saçlarına dokundu.
Yıllardır, su düşlerinde görmüştü onu.
Aşkın ne olduğunu anladı o an,
Okyanus serinliğinde dudaklarıyla
Öptüğünde Gizelya’yı.
Gizelya, tuttu onun ellerini sımsıkı.
Hissetti sıcaklığını.
Ilık ve candandı elleri.
Yitirmemişti inancını
Mucize gerçek olmuştu.
O da anlattı aşkını
Seni Seviyorum dedi dilince.
Yeni yaşamlarına doğru,
El ele yürüyüp gittiler, zamanın akışına.
Onları birleştiren tek şey,
Ölümsüz sevgiydi…

İlknur MERSİN
SÖKE

Read more...