Skip navigation.

exploreopera

| Help

Sign up | Help

photo

SÖKE ŞAİRLER VE YAZARLAR DERNEĞİ

SARIZEYBEK DERGİSİ: Türk Edebiyatı'na açılan yeni kapı

Posts tagged with "Deneme"

KONUK : ( Sevginin yüceliğinin örneği )

,

KONUK :


Şiiristan denen bir gönül ülkesinde; şiir ustalarından bir şaire, dostlarından biri ziyarete gider. Ayaküstü kısa hoş sohbetten sonra üstadın çalışma odasına geçerler.
Konuk kişi her adımını, her hareketini, her sözünü en ince noktasına kadar gözleriyle takip eder üstadın.. Gözler. İzler. Gözetler.. Gördüğü de şu olur. Evinin salonunda, oturma odasında, çalışma odasında, ne bir vazo gözüne çarpar. Ne de içinde, bir çiçek demeti.. Oysa; iyi bilmektedir ki, şair üstat çiçekleri, doğayı çok sever. Sevmekte söz mü? Adeta aşıktır. Gözüne bir tek vazo çarpmaması, ona ilginç gelir..Bunu, mutlaka sorup öğrenmelidir. Başkaca, içi rahat etmeyecektir. Meraklı yapısı, onu zorlar durur. Uygun bir zamanı kollamaya koyulur… Bu arada gözü; çalışma odasının penceresinden terasa ve evin bahçesine takılır. Her taraf bin bir çiçekle bürünmüştür. Öyle ki; küçük bir doğa harikası, bir cennet köşesi görüntüsündedir. Fakat; hiçbir yerde, vazo içinde çiçek, gözüne ilişmez. Dayanamaz daha fazla sorar:
-Üstadım; bilirim ki, doğanın hayatınızda, büyük bir yeri vardır. Hele çiçekler; sizin için asla vazgeçilmez varlıklardır. Bahçenizdeki botanik güzellik bunu doğruluyor. Ancak…
-Evet, ancak !?
-Ancak; evinizin hiçbir köşesinde ne vazoya benzer bir şey var, ne de vazoya konmuş çiçek göremedim. Hoşgörün ama, bunu anlayamadım.. Bilirsiniz, ben biraz meraklıyımdır da..
Usta şair; küçük bir gülüşle, biran için sessiz kalır. Ardından da, şu ibret verici sözlerini söyler:
-Çiçekler dalında güzeldir. Onları dalından koparırsanız, ölürler ve kururlar. Bir daha sevemezsiniz…
-Ama üstadım…
-Lütfen dinleyiniz. Henüz sözümü, bitirmiş değilim…
-Affedersiniz.. Buyurun.
-Ben; küçük çocukları da, çiçekler kadar severim. Sanırım, herkes sever… Siz de,seversiniz. Ama; hiçbir zaman başını kesip, vücudundan ayırarak sevemezsiniz. Öyle değil mi?
Ne diyeceğini bilemeyen konuk dostu, renkten renge girip, kararır, bozarır. Birkaç kez yutkunur. Bunu, göz ucuyla gözleyen üstat, ağır ağır sözlerini bitirir:
-İşte onun için; benim evimde ne vazo, ne de, vazoda çiçek bulunmaz.
Taş gediğine konmuştur. Sözlenecek söz kalmamıştır. Üstat gergin havayı yumuşatmak için, bir şiir kıta-sını mırıldanmaya başlar:

“ Sevgi duvarını aştığım yerde
Sen benim gölgemi de bulamazsın
Söyle, gölgemin olmadığı yerde
Silik ayak izlerim nasıl kalsın…”

Konuk kişi, hemen şair üstadın ellerine sarılır. Gözleri yaş yaş olmuştur.
-Lütfen.. Lütfen, devam edin. O mısralarınıza hayranım. Susmayın ne olur!? Duygunun doruğundayım şuan. Her sözcük, bir güçlü şiir olarak dökülüyor dudaklarınızdan.
Şair; yine dudaklarında tatlı ve esrarengiz bir tebessümle, sözlerine başlar:
-Yapmayın sevgili dostum. Bu kadar yüceltmeyin. Nedir ki yaptığımız? Altı-üstü birkaç mısra okuduk. Bu-nu, herkes yapabilir. Siz bile… Bir de: şairlerin dillendiremediği; iç dünyasını duyabilseniz!.. Asıl, has inciler orada saklı… Dile getirebildikleri, yalnızca onların çakıl taşları… Ahh, birde o has incileri, önünüze serebilsek. Fakat kelimeler, onları anlatmaktan aciz kalıyorlar. Ne edelim; elimizden gelen bu olduğuna göre, bununla yetinmek zorundasınız.
“ O sevgi duvarının ötesinde
Sen de var olmadıkça bilemezsin
Bil ki, gücünün yetmediği yerde
Aciz kalan sözler nasıl anlatsın..”
Konuğuyla söyleşi saatlerce uzadı..Uzadı. Üstat, sevgi deryasına her dalışta, gönüller dolusu sevgiyle konuğuna döndü. Gün; dağların arkasına saklandı. Akşamın karanlığı dalga dalga bahçedeki çiçeklerin mercanlaşan renklerine, zümrütleşen yapraklarına sessizce indi. Konakladı.. Şairin konuğu unutamayacağı bir günün sonunda, şair dostundan ayrılırken, göz pınarlarında toplaşan iki damlacığın, yanakları üstündeki sıcak ürpertisini hissediyordu. Ve; konuğun dudaklarında o son cümle, güne gecenin mührünü vuruyordu.
“ Aciz kalan sözler nasıl anlatsın
? “