Tenha Hıçkırıklar

Hiç görmediğim bir sevinç; kapına geldim. Rabbim bir "kim o " de yeter. Kim olmamı istersen o olmaya geldim

Subscribe to RSS feed

Yüzü Simsiyahtı..

Yüzü simsiyahtı Ama kendisi boyamamıştı ki! Kaldı ki, kalbi bembeyazdı. Buna rağmen onu basite alanlar vardı. Dedi ki:

– Ya Resûlallah, yüzümün siyahlığı cennete girmeme mani midir?

– Asla!

– O halde beni niçin insanlar hor görüyorlar,kimse bana niçin kızını vermiyor?

– Amir bin Veheb’in evine git ve “Resûlullah selamı var, kerimeni bana nikahlamanı emretti” de.

Siyah yüzlü genç hemen adrestedir. Kızın yanında babaya selamı aynen tebliğ eder ve teklifi de açıkça anlatır.

Baba kızgın, hemen reddeder. Ancak, teklifi dinleyen kızcağız babasını ikaz eder:

– Babacığım, vahiy gelir de sonra seni mahcup eder.Ne biliyorsun bu olayı Rabbimin emretmediğini? Efendimiz (sav)’in o emri tebliğ buyurmadığını? Hemen git, Resûlullah’tan özür dile ve beni o gence nikâhla. Resûlullah’ın uygun bulduğunu ben de uygun bulurum.

Kızının ikazıyla mescide koşan baba özür diler:

– Söylediğinin doğru olup olmadığını bilmiyordum.Demek ki doğruymuş. Kızımı verdim. Şu anda nikahlısıdır.

Efendimizin gence emri:

– Git, evini hazırla, aile oturacak şekilde döşe.

– Benim ev döşeyecek tek dirhemim bile yok!..

– Öyle ise Ali’ye, Osman’a, Abdurrahman bin Avf’a git. Onlar sana ikişer yüz dirhem versinler.

Uçarcasına gider. Onların her biri, emredilenden fazla yardımda bulunurlar ve sıra çarşının yolunu tutmaya gelmiştir. Bir ev hazırlamak için gerekli para elde mevcut. Hele zevcesi, ümidinin de üstünde bir azizedir âdeta...

Çarşı yolunda hızla giderken kulağına bir ses gelir.Önce anlayamaz, duraklar ve nefesi kesilircesine dinler. Evet, evet yanlış anlamamıştır, doğrudur. Ses herkese ilan etmektedir:

– Ey kendini Allah’a asker bilen Müslümanlar!

Derhal atınıza binin, cihada yönelin. Ordu mescidin dışında beklemektedir. Siz böyle gün için varsınız dünyada! Düşman ani baskın yapacak!

Şimdi ne olacak?.. Cihada mı gitsin, evlenmeye mi?..Yönünü hemen değiştirir, demirciler çarşısına gider.İlk işi bir kılıç, sonra bir zırh, daha sonra da bir at almak olur. Elindeki paranın hepsini de harcamıştır.Ama cihad için lazım olan silahını da tamamlamıştır...

Sıçradığı atının üzerinde kuş gibi uçar, bekleyen orduya toz duman içinde karışır.

– Bu genç, herhalde Bahreyn’den gelen biridir, derler.Ancak onun siyahlığını fark eden Resûlullah Aleyhisselam:

– Sen Saad mısın? buyurur.

– Evet, deyince de dua eder:

– Ceddine saadetler!..

Kumlu çöllerden geçilir, tozlu yollardan gidilir ve nihayet düşmanla müthiş bir savaş başlar... Herkes cesaretle ileri atılır. Ama içlerinden biri herkesten de cesaretle atılır; saldırdığı tarafın adamlarını sağa sola püskürtür. Neden sonra meydan sakinleşir,düşman kaçmış, müşrikler yok olmuşlardır. Şehitler tespit edilirken, bir ses:

– Allahü Ekber! Evlenmek üzere olan Saad da şehit!

Efendimiz onun cesedi başına gelir, mahzun şekilde bakar:

– Seni Havz-ı Kevserimin başında bekleyeceğim!

Bir hayret nidası daha:

– Allahü Ekber!

Sonra döner, oradakilere hitap eder:

– Kılıcını, mızrağını ve atını alın, kendisini gönüllü olarak isteyen kızcağıza verin. Babasına da deyin ki:

– Kızını vermekte tereddüt ettiğin siyah yüzlü gence Allahü Teâla cennet hurilerini lâyık gördü!

Ve hayret nidaları birbirini takip eder:

– Allahü Ekber! Allahü Ekber!..

Saliha Bir Eş İstiyorum

Yaş 25 evlilik zamanı geldi geçti derken annem açtı yuva kurma konusunu.

Read more...

Ağlıyorum Yine

Dort Elif Miktari Uzayan Sevgiler Gibi...

Baş harflerini hatta adını nasıl unutursa insan…unuttum seni yazabilmek için…adımın baş haflerini…..

Ne zaman birine korkuyorum desem ..seni istiyorumdur Türkçe si..nerden bilirdim arayanın aranan olduğunu

Yamacına ilişmiş yaşamların sıradanlığı içinde .. Nasıl unutur insan adının baş harflerini.? …..Seni….
Beni sevda yerimden vurdu bu suç…Bıçaklar gibi hayatı…

Neyin siparişi verildi ki hayatta…kavim göçlerinden bu yana hangi aşkın müsveddesi yumaklanıp atılmış…dört elif miktarı bile uzayamamış..kaç nisan yağmuru kaç güz kaç bahar.

Kaç aşk…Kaç dekolte duygu …kaç yalan ……..vermeye inatçı yanının güvertesinde kaybetmiş kendisini bu elif sevda…
..yumaklanmış…

Bir önsöz bu unutmak ! bütün bir hayat kitabında..güftesi yazılmış bestesiz şarkı…
ve ne istediğini bilmemek bir savaş sonrası hezimetlerinin arasında…varlığın mı yokluğun mu acısı daha bir deler adamı..

..neye sevindiğini bilmemek midir kazanılmış savaştan arta kalan ölüleri saymak..

Yeşiline …alına …moruna …mavisine…sahip çıkılmamış bir yetim saklı şimdi…
.. tuzu alınmış denizlerinin…aklın başka yerde kalmış çıktığın yolculukta…
bu binanın bütün katları senden yapıldı..yıkmadan önce…enkaz kaldırılmadan nasıl unutur insan adının baş harflerini…

Ne zaman birine korkuyorum desem ..seni istiyorumdur Türkçe si..nerden bilirdim arayanın aranan olduğunu…

Baş harflerini hatta adını nasıl unutursa insan…unuttum seni yazabilmek için…adımın baş haflerini…..

Dört elif miktarı uzayan sevgiler gibi…

Aşk Benim Hiç Senim Olmamış

,

Varlığınla yokluğun arasında kalmayacağım artık, sadece olmayacaksın. Sensiz kalma ihtimali olmayacak aleyhine kurulmuş cümlelerimin sonunda. Belki birkaç satır arasında unutulacaksın bir müddet sonra. İçimden olmayacak, boş bir Kağıdın gölgesine sığınmayacak sana sitemlerim. Hani hep kızardın ya “Konuş konuş konuş” derdin, haykırabilir miyim şimdi korkaklığını. Bıraktığın bu mavi düşleriyle avunan yalnızlığı, artık sahiplenilmeyecek olmanın burukluğunu yaşarken, haykırabilir miyim dersin, susar mıyım, gülüp geçer miyim yoksa …?

Aslında alıştırmalıyım kendimi hiç dönmeyecekmişsin, dönülmeyecek bir yerdeymişsin gibi farzetmeli, unutmalı. Seni hiç tanımamış gibi yaşamımı sürdürmeliyim. Var olduğum her yer aşk’ın şehri olmalı artık, yeniden sevmenin, sevilebilmenin yeri her yer, zamanı yaşanan ve gelecek tüm zamanlar olmalı benim için. Evet, sayfalardan koparıp bir bir savurmalıyım seni yaşanmış tüm zamanlara, uzaklaşan her adımımla hapsetmeliyim bu anılar sokağına. Kopan takvim yaprakları sensiz geçen Günleri saymamalı, bende yokluğunun güncesini tutmayı artık bırakmalıyım. Her yeni Güne seni getirmedi diye isyan etmemeliyim. Kabullenebilmeli, hazmedebilmeli, aldırmamalı hatta sana hak verebilmeliyim. Bu satırlarla büyümeye başlamalıyım, sırf seni ve çocuklaşan bir aşkı kolayca unutabilmek için. Zira yoksun. Sanki benim hiç senim olmamış, sanki bizi hiç yaşamamışız, sanki aşk denen o hoyrat şarkıyı mırıldanmış ve sonra yarım bırakmışız gibi. Artık yeni bir şarkı söylemenin vakti, Yaşanmışlığına, yitikliğime hiç aldırmadan,
Sanki benim hiç senim olmamış gibi…

İnsanın Bir Eşi Olmalı…


İnsanın eşi olmalı, bakarken yüreğinin kabardığı,
gözlerinden gözlerine yüreğinin aktığı…aşık olduğu bir eşi olmalı!

Sabah gözlerini açtığında, yanında olduğunu görüp,
şükürler etmeli Yaradana. Koklamalı saçlarını.
Uyuyan eşine şefkatle bakıp, usulca dokunmalı yüzüne,
varlığını hissedebilmek için. Parmakları titremeli,
incitirim korkusuyla.
Sürekli çağlayan bir pınar olmalı gönlü…kramplar girmeli midesine,
onsuzluk aklına geldikçe!

Rüzgar onun kokusunu getirmeli, yağmur onun sesini.
Elleri yanmalı ellerini tutabilmek için.
Akşam onu görecek diye, pırpır etmeli yüreği.
Kelebekler gibi olmalı insanın kalbi. Ayakları birbirine
dolaşmalı heyecandan, eve dönerken eşi.
Beklemek asırlar gibi uzun gelmeli.
Gelişi ile sonsuz bir nur dolmalı içine.
Yüzüne baktığında, konuşmadan anlamalı derdini, tasasını,
öfkesini, sevincini, coşkusunu…vs.
Güven duymalı, herşeyiyle. Başını göğsüne koyup,
huzurla uyuyabilmeli, tüm düşüncelerinden arınmış olarak.
Babası, abisi, arkadaşı, dostu, sırdaşı, anası, çocuğu olmalı…
Şımarabilmeli yanında. Kıskanılmalı zaman zaman da…

Bir eşi olmalı insanın!

Sabah yolcularken işine, içi acımalı, daha yollarken özlemeye
başlamalı. Seni şimdiden özledim!

Akşam dönüşünü beklemeli sabırsızlıkla. Gözleri yollarda
kalmalı ve kapıyı çalmadan açmalı…aşkla karşılamalı,
hasretle sarılmalı boynuna, özlemle koklayıp, öpmeli,
yıllarca uzak kalmışcasına! Her günü bir başka güzel olmalı
yaşamın, bir başka özel, bir başka soluklanmalı her anında.
Verdiği hiç bir şeyin yeterli olmadığını düşünüp, kahrolmalı,
daha fazla ne yapabilirim diye düşünmeli.
Mutluluk saçmalı etrafına.

Bir eşi olmalı insanın,
cennetten köşe almışcasına sevdiği,
sakındığı, bakmaya kıyamadığı…Her bir hücresinden aşkın
fışkırdığı, çölde okyanusu yaşadığı bir eşi olmalı!

Bir Ses Olmalı

,

Yalnızlığa dayanırım da, bir
başınalığa asla.
Yaşlanmak hoş değil
duvarlara baka baka.
Bir dost göz arayışıyla.
Saat tıkırtısıyla...
Korkmam, geçinip gideriz biz
mutluluğuyla ,
Ama;
'Günün aydın,akşamın iyi
olsun'diyen biri olmalı bir
telefon sesi çalmalı
arasıra da olsa kulağımda.
Yoksa,
Zor degil, hiç zor değil, demli
çayı bardakta karıştırıp, bir
başına
yudumlamak doyasıya,
Ama:
'Çaya kaç şeker alırsın?'
Diye soran bir ses olmalı ya
ara sıra...

Elif Şebnem Akal

Mavi Gülüm

Seviyorum Seni Senden Habersiz

Seviyorum seni senden habersiz
Hayalimde tutuyorum ellerini
Hayalimde geliyorum göz göze
Hep bende seni diyeceğin günü bekliyorum
ve o gün gelecek biliyorum
Hep uzaktan seyrediyorum seni
En çokta gözlerini
Her yere bakıp da
Beni göremeyen gözlerini…

Oysa sevgimi anlatmak isterdim sana
Ne kadar büyük olduğunu
Ne kadar özel olduğunu
Hani havayı içine çekersin
Nefes alırsın yaşamak için
Hani kana kana içersin ya suyu
İşte öyle bir şey…

Yaşamak vardı seninle bu hayatı
Aynı duyguları hissetmek vardı
Akşamdan kalma sohbetleri uzatıp
Sabahlamak vardı günlerce
Ama yoksun ki…

Bekleyeceğim seni
Ömrüm yettiği kadar
Son nefesimi verene kadar
Hatta daha ötesinde bile bekleyeceğim
Elbet bir gün geleceksin
Adını koyamadığım sevdam…

Gidemem

Ne desem de kurtulsam diye bakarım da kurtulamam...

Göçemem beni bağladığın " sen" ormanından...
Gidemem gözlerinin serce bakışlarından...
Gidemem gönlünün en ince dalından..

Kırsan bile dalımı düşeyim diye,

Sadece ürperirim.

Gitmem hiçbir yere...

Son Mesaj


Gelde Bana Sor

Arş'ın Altında Bir Düğün

Hiç yüzünü görmeden âşık oldunuz mu birine?...

Ezelde âşık olmuşum sadece bir isme...
" Bu nasıl iştir ?! " demeyin...
Ben de bilmiyorum, ama oldu işte!..
Her an şaşılacak işler olmuyor mu yerde ve gökte?..
Bir ismin peşinde koştum durdum yıllarca ümitsizce...
Acaba kimdir, bilir miyim, yüzünü görür müyüm? diye...
Ansızın karşılaşıverdim O'nunla zamanın bir yerinde...
Yer ve gökte ararken Öz'de buldum,
Sen'de ararken Ben'de buldum derler ya,
İşte öylesine...
Meğer ne de güzelmiş OGül yüzün...
Ey benim nazlı yarim, sevda çiçeğim, aşk bahçem...
Öyle bakma! O bakışın bir hançer, canım Kudret elinde...
Ne yana dönsem, sadece Sen ! Yalnız Sen!
Mecnûnum, aşkından olmuşum bir divâne...
Bir varmış, Bir yokmuş, evvel zaman içinde, zaman hayal içinde
Hani o vakitler çağırmıştın beni, gönülden sessiz ve gizlice ?..
"Çiçeği dalından kim kopardı, seni BEN'den kim ayırdı?
Ben Gül'üm, sen bülbül, dön gel yine BEN'im ol!" diye...
Gelmez miyim Yâr, Belî ! elbette ! elbette !
İşte o gün bir yemin ettim ilâhi aşkımız üstüne...
Sözleştik OArşın altında BİR'leşmek üzere...
Vakit o vakit, bugün neş'e var, aşk var evimizde...
Düğün dernek kuruldu Gül bahçemizde...
Melekler koşuşuyor bir telaş, pür telaş içinde..
Bir o yana, bir bu yana, hepsi de delicesine...
En güzel ilâhiler söylenirken o yüksek burçlarımda...
Güneş, ay ve yıldızlar raks eder semalarımda...
Bir bir çıkarıp attım o eski elbiselerimi de...
Kuğular gibiyim bembeyaz gelinliğimle...
İnciler taktılar sırma saçımın örgüsüne,
Sürmeler çektiler gözümün kısırdöngüsüne,
Gül suları serptiler aşkınla yanan şu zavallı göğsüme,
Hûriler kan kırmızı bir şerbet verdiler elime,
Taze gül yaprakları da dökülmüş üstüne...
Mikâil tatlı bir meltem estiriyor başımda yine...
Cebrâil hayretten secde etmiş, çok şaşkın bu işe,
Ömründe hiç böyle aşk görmemiş mi ne?!..
İşte duyuyorum defler çalınıyor bir yerlerde,
Sevdiğim sesleniyor, ''BirAN'da, ansızın geliver! '' diye...
Ne duruyorsun İsrâfil, artık şu Sûr'a üfle!
Varsın kıyamet kopsun külliyen alemde, bundan kime ne?
Aşk ileBİR olacağız, kâinat duysun ezelden ebede...
İşiten, gören, bilen herkes dâvetli bu düğüne...
Selâmu aleykum Azrail !
Çok sevindim seni gördüğüme...
Hazırım, gidelim...
Örtün artık şu duvağı yüzüme!

Sonsuzluk-Sen

Bir adım uzağımdasın sanki..

Atsam adımımı
Sana geçecek ruhum..

Konuşsam…
sözcüklerim Sen olacak

Sussam
Suskunluğum..

Her yol sana çıkacak..
gitsem..

Kalsam..
yine Sen..

….

Açıyorum
kalemimin ucunu…

yazdığım bir şey yokken, henüz
bitiyor ucu,
düşünürken Seni..

O kadar çoğalıyorsun içimde
o kadar çok yazılıyorsun,
zihnimde..

Beyaz bir kağıda çizilen
mavi bir düş oluyorsun

Pembeye doyuyorum
Seni düşününce...

Uçuk bir renge boyanıyor
ellerim sonra

Belki bir müzik,
sessizlikte..

Bir nefes uzağımdasın sanki..

Tutsam nefesimi
Sana geçecek yaşamım
Bıraksam
Sen olacak hayat

Ve biliyorum ki,

Her yol
yine
Sana çıkacak

Bir adımla
Bir nefesle

Sonsuzluk,
Sen olacak
...

Unutmadım Unutamam Kara Sevdam Merak Etme



Yitirilmiş, kaybedilmiş duygulara takılı kalıp
hayatımdan eksilen ne varsa onları yüreğime gömüyor ve
üzerinde açan mutluluk ve hüzün çiçeklerini her hatırladığımda
ise onları yağmurlara inat göz yaşlarımla suluyorum.

Hayat o kadar zamansız duygular yaşatıyor ki
sen bu zaman denilen kavramın içindeki en değerli andın.
Hüzün çiçeklerimi soldurup
yüreğime mutluluk tohumları ektim seninle,
sonra sarıdan çaldım,yeşilden,maviden ve siyahtan,
hayat bu renklerden ibaretti sende;
rengarenk tablolar resmettim hayatın duvarlarına ve
her renkte sen vardın.

Zamansız duygular;
ama zamanı beklemezmiş yaşamaya değer şeyler ben sende bunu anladım.
Zamansız gelmiştin bana,
baharı yaşamamış çöl gibiyken yüreğim senin yağmurunda ıslandım.
Çiğ damlası oldu bakışların,
gözlerinin neminde ise hiç yaşanmamış bir iklim ısıttı kalbimi,
çorak toprağıma ektiğin filizler çiçek açtı.
Yemyeşil bir dünya oldun içimde..

Artık rüyalara gerek duymuyordu bedenim,
çünkü ruhum yaşıyordu seninle sen canımdan
içimden bir parçaydın öylesine bir bütün olmuştun ki
düşünmek bile istemediğim tek şey senden kopma korkusuydu.
Ve koptun... Ve ben... öldüm.....(...ve... uzun bir sessizLik..)

Artık zamansız değil duygularım,
sensizliğin acısı zaman dinlemiyor.
En beklenilmedik en umulmadık zamanı bile beklemiyor her an..
her saniye..her dakika.. gözlerimi sensizliğin acısına kilitliyorum.
Yaşamaya değer şeyler zamanı beklemediği gibi
acılarda vuracağı kalbin çığlıklarına aldırış bile etmeden
darbelerini en derine indiriyor Ve ben sensiz yok olup ölüyorum...

Hayatın duvarlarına resmettiğim o rengarenk duygularım,
gözlerime inen o fırtınalı yağmurla akıp giderken ve
ben bu bomboş bedeni sokaklara taşıyıp yorgun ayaklarımla,
yağmurların hırpaladığı kaldırımlara serilirken
akıp giden bu deli yağmurla ağlıyorum.
Ellerimde artık kül rengi kaldı.
Bomboş bir tuval var şimdi önümde
ve ben ellerimde kalan kül rengiyle
ancak bu yitirilmişliği bu sensizliği anlatabilirim...

Ben bu cümlelere sığınarak anlatamam seni
bu cümleler bu kelimeler anlatır mı..?
sanıyorsun...
Unutulmuşluğu,unutmayı,unutabilme- - yi
kısacası unutmak adına ne varsa hepsini hepsini unuttum...
Unutulmamayı,unutmamayı,unutabilememey- - i öğrendim yokluğunda,
beni çeken hayalin gözlerime perde gibi indiğinde ellerimde ellerinin sıcaklığını hissettim.
Avuçlarımda o ipek saçların dolaştı,
ve ben yokluğunda hayal ettiğim gözlerine gözlerimi kilitledim..
Ben sana olan bu sevgimi unutmayı değil,
bir ömür boyu ölümsüzleştirmeyi dilerdim.
Ve ben ben dudaklarımda ezberlediğim şarkının her kelimesini göz yaşlarıma ekledim....

Ama Benim Ciğerim Yanar..
Ten Oyalanır CAN Kanar..
İki Gözüm İki Çeşme Haberin Yok....
İçerime İçerime Akar...

UNUTMADIM UNUTAMAM KARA SEVDAM MERAK ETME YAŞAMAKSA YAŞADIM
LAKİN CANIMIN ÇOĞU KALDI SENDE...

Unutmadım unutamam
Kara sevdam merak etme
Yaşamaksa yaşadım lakin
Canımın çoğu kaldı sende

Pişman mıyım asla
Güzelleştim yasla
Sevmedim mi sevdim evet
Senden sonra ihtirasla

Ama benim ciğerim yanar
Ten oyalanır can kanar
İki gözüm iki çeşme
Haberin yok içerime içerime akar

Benim ciğerim yanar
Ten oyalanır can kanar
İki gözüm iki çeşme
Haberin yok içerime içerime akar

Unutmadım unutamam
Kara sevdam merak etme
Yaşamaksa yaşadım lakin
Canımın çoğu kaldı sende

Ama benim ciğerim yanar
Ten oyalanır can kanar
İki gözüm iki çeşme
Haberin yok içerime içerime akar

Benim ciğerim yanar
Ten oyalanır can kanar
İki gözüm iki çeşme
Haberin yok içerime içerime akar

Unutmadım unutamam
Kara sevdam merak etme
Yaşamaksa yaşadım lakin
Canımın çoğu kaldı sende.