Sevgiliye Çapraz Mektupların Birinci Kısmı
Saturday, 17. October 2009, 19:25:49
Bir harf yazmalıyım artık, yoksa hiç başlayamayacam.
Yaşamın acımasız olduğunu bilmek bizim için çok önemli sanırım. Çok güzel yaşamlar çekmesi gerekipte hak ettiklerini bulamayanlar arasına belki bizde katılırız. Hazırlıklı olalım.
Edith Piaf'ı hiç duydun mu? Hayatın acımasızlığına iyi örnek olabilecek bi yaşam sürdürmüş. İzninle onun hayatını biraz anlatayım.
Mutlu başlayıpta kötü sonla biten bir evliliğin arta kalan kırıntısı olan Edit Paif ilk başta annesinin yanında kalıyor. Annesi ona bakmak için sokakta şarkı söylemeye başlıyor tabi bu doğal olarak kendilerini geçindirmeye yetmiyor, çocuk açlıktan perişan bi haldeyken babası gelip onu alıyor. Ne yazıkki türk filmlerindeki gibi babası bir fabrikatör değil de bir sirk cambazı olduğu için kızına bakamıyor ve gene türk filmlerinde olduğu gibi onu bir cami yada kilise avlusuna değilde , bir geneleve teslim ediyor.
nıc nıc nıc diyesi geliyor insanın dimi ama bekle daha kötüsü de var. Devam ediyorum.
Kıza burda çok iyi bakılmasına rağmen kızın gözleri rahatsızlanıp kör oluyor, sonrada kendi kendine iyleşiyor(Allah'ın işi). Babası 2 yıl sonra kızını genel evden alıp sirkte katmaya çalışıyor ama kızın tek bi yeteneği var oda sesi, bunun sonucu olarak 14 yaşında para için şarkı söylemeye başlıyor.
Sokakta para için şarkı söylerken birisi tarafında keşfediliyor(işte bu türk filmlerine benzedi) ve Fransa'nın en ünlü sanatçısı oluyor. Daha ünlü olmadan önce geçirdiği bir trafik kazası yüzünden o güzel sesine yakışmayan bir kamburu hayatı boyunca taşımak zorunda kalıyor. O kamburuna aldırmayıp onu seven birisine aşık oluyor (hemde deliler gibi). Aşık olduğu insan evli olmasına rağmen onu seviyor hatta sevdiği kişinin gizli gizli eşini aramasına bile kızmıyor.
Bir gün sevdiğinden uzaktayken telefonla onu çok özlediğini gemiyle uzun süreceğinden uçakla acilen gelmesini istiyor , sevidği yola çıkıyor ama uçak kaza geçiriyor ve uçaktakilerden kimse kurtulamıyor.Bu olayın etkisiyle o günden ölümüne kadar madde bağımlısı olarak yaşıyor bizim Edit Paif.
Evet yaşam acımasız. Ama Edith'in sadece Fransa değil dünyanın birçok yerinde unutulmazlar arasına girmiş durumda, Polonya'da onun için bi heykel bile dikilmiş. Yaşam ona bu kadar düşmanken bile mutlu olmayı başara bilmiş, kambur bi şekilde dolaşmaya mahkum olduğunda bile insanların kalplerinde sesiyle yer edinebilmiş, en sevdiği insan ölüldükten sonra bile bi şarkıyla kendine gelip "evet bu evet bu" diye bağırıp şarkı söylemeye geri dönebilmiş yani o kadar acıya rağmen mutlu olmayı başarabilmiş.
Sanırım yaşam böyle bi şey Fatma, tersliklerine rağmen mutlu olabilen başarılı sayılıyor ama tökezleyen ,engellere takılan ve geçmişe baktığında pişmanlık duyanlar ise başarısız sayılıyor. Olayların veya insanların seni üzmesine izin verme herzaman için bir yerlere gizlenmiş olan mutluluğu bul ve asla ama asla geçmişe takılı kalma.
Seni çok seven .........
Yaşamın acımasız olduğunu bilmek bizim için çok önemli sanırım. Çok güzel yaşamlar çekmesi gerekipte hak ettiklerini bulamayanlar arasına belki bizde katılırız. Hazırlıklı olalım.
Edith Piaf'ı hiç duydun mu? Hayatın acımasızlığına iyi örnek olabilecek bi yaşam sürdürmüş. İzninle onun hayatını biraz anlatayım.
Mutlu başlayıpta kötü sonla biten bir evliliğin arta kalan kırıntısı olan Edit Paif ilk başta annesinin yanında kalıyor. Annesi ona bakmak için sokakta şarkı söylemeye başlıyor tabi bu doğal olarak kendilerini geçindirmeye yetmiyor, çocuk açlıktan perişan bi haldeyken babası gelip onu alıyor. Ne yazıkki türk filmlerindeki gibi babası bir fabrikatör değil de bir sirk cambazı olduğu için kızına bakamıyor ve gene türk filmlerinde olduğu gibi onu bir cami yada kilise avlusuna değilde , bir geneleve teslim ediyor.
nıc nıc nıc diyesi geliyor insanın dimi ama bekle daha kötüsü de var. Devam ediyorum.
Kıza burda çok iyi bakılmasına rağmen kızın gözleri rahatsızlanıp kör oluyor, sonrada kendi kendine iyleşiyor(Allah'ın işi). Babası 2 yıl sonra kızını genel evden alıp sirkte katmaya çalışıyor ama kızın tek bi yeteneği var oda sesi, bunun sonucu olarak 14 yaşında para için şarkı söylemeye başlıyor.
Sokakta para için şarkı söylerken birisi tarafında keşfediliyor(işte bu türk filmlerine benzedi) ve Fransa'nın en ünlü sanatçısı oluyor. Daha ünlü olmadan önce geçirdiği bir trafik kazası yüzünden o güzel sesine yakışmayan bir kamburu hayatı boyunca taşımak zorunda kalıyor. O kamburuna aldırmayıp onu seven birisine aşık oluyor (hemde deliler gibi). Aşık olduğu insan evli olmasına rağmen onu seviyor hatta sevdiği kişinin gizli gizli eşini aramasına bile kızmıyor.
Bir gün sevdiğinden uzaktayken telefonla onu çok özlediğini gemiyle uzun süreceğinden uçakla acilen gelmesini istiyor , sevidği yola çıkıyor ama uçak kaza geçiriyor ve uçaktakilerden kimse kurtulamıyor.Bu olayın etkisiyle o günden ölümüne kadar madde bağımlısı olarak yaşıyor bizim Edit Paif.
Evet yaşam acımasız. Ama Edith'in sadece Fransa değil dünyanın birçok yerinde unutulmazlar arasına girmiş durumda, Polonya'da onun için bi heykel bile dikilmiş. Yaşam ona bu kadar düşmanken bile mutlu olmayı başara bilmiş, kambur bi şekilde dolaşmaya mahkum olduğunda bile insanların kalplerinde sesiyle yer edinebilmiş, en sevdiği insan ölüldükten sonra bile bi şarkıyla kendine gelip "evet bu evet bu" diye bağırıp şarkı söylemeye geri dönebilmiş yani o kadar acıya rağmen mutlu olmayı başarabilmiş.
Sanırım yaşam böyle bi şey Fatma, tersliklerine rağmen mutlu olabilen başarılı sayılıyor ama tökezleyen ,engellere takılan ve geçmişe baktığında pişmanlık duyanlar ise başarısız sayılıyor. Olayların veya insanların seni üzmesine izin verme herzaman için bir yerlere gizlenmiş olan mutluluğu bul ve asla ama asla geçmişe takılı kalma.
Seni çok seven .........
















