Besam >

Çeçenistan Dosyası

Subscribe to RSS feed

Açık Mektup: Boston Olayları ve Çeçenofobi...www.beyazrenkler.com....www.waynakh.com

, , , ...

Açık Mektup: Boston Olayları ve Çeçenofobi


Uluslararası insan hakları organizasyonu “Save Chechnya Campaign” ve Paris merkezli Kafkasya Çalışmaları Derneği (Association d’études Caucasiennes), Boston olayları ve buna bağlı olarak yükselen Çeçenofobi hakkında ortak bir mektup yayımladı.

İşte o mektup:

.

.

Gönderilen:
Amerika Birleşik Devletleri Başkanı, Sayın Barack Obama
Amerika Birleşik Devletleri Başkan Yardımcısı, Sayın Joe Biden
Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı, Sayın John F. Kerry
ABD İçişleri Güvenlik Departmanı Sekreteri, Sayın Janet Napolitano
ABD Adalet Bakanı, Sayın Eric H. Holder, Jr.
ABD Senatosu Senatörleri
ABD Temsilciler Meclisi Üyeleri
Massachusetts Valisi, Sayın Deval Patrick
Boston Belediye Başkanı, Sayın Thomas M. Menino
Medya kuruluşları temsilcileri
İnsan hakları organizasyonları temsilcileri
Amerika Birleşik Devletleri vatandaşları

21.04.2013
Paris

Konu: Boston Olayları ve Çeçenofobi

Sayın Başkan,
Sayın Başkan Yardımcısı,
Sayın Dışişleri Bakanı,
Sayın İçişleri Güvenlik Departmanı Sekreteri
Sayın Adalet Bakanı,
Sayın Senatör,
Sayın Temsilci,
Sayın Vali,
Sayın Belediye Başkanı,
Sayın Bay/Bayan,

Boston’da yaşanan terörist saldırının kurbanlarının yakınlarına en içten taziyelerimizi, yaralananlara ise geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Acınızı ve üzüntünüzü paylaşıyoruz. 1994 yılından bu yana Rus devlet terörizmine onbinlercesi çocuk olmak üzere yüzbinden fazla masum sivili kurban vermiş olmamızdan ötürü, hislerinizi Çeçen halkından daha iyi anlayabilecek başka bir millet yoktur.

Ne yazık ki, şüphelilerin kimliklerinin tespit edilmesiyle birlikte medyada tüm Çeçen halkına yönelik bir linç kampanyası başlatıldı. Oysa şüphelilerin, etnik kökenlerinin ya da dini inançlarının işlenilen bu suçta herhangi bir etkisi bulunmamaktadır ve bireysel olarak işlenmiş kabul edilemez bir hareketten ibarettir. Amerika Birleşik Devletleri’nde daha önce işlenilmiş benzeri terörist saldırılarda şüphelilerin ya da faillerin etnik kimliklerinin böylesine yoğun bir şekilde gündemde tutulduğuna daha önce hiç şahit olmadık. Ancak, yaşanan son terörist eylemde, şüphelilerin kimliklerinin tespit edildiği andan itibaren, yanyana kullanılan “teröristler” ve “Çeçenler” tanımlamalarını dünyanın dört bir yanındaki radyo ve televizyon yayınlarından binlerce defa işittik ve gazetelerden, internet sitelerinden okuduk. Bu tutuma çok sayıda örnek verilebilir olmasına karşın, Amerika Birleşik Devletleri’nin Birleşmiş Milletler’deki eski Daimi Temsilcisi John Bolton‘un medyada yer alan şu sözleri ise genel bilgisizlik ve yoğun nefretin bir simgesi: “Bu insanlar katildir! Bu konuda herhangi bir hata yapılmaması gerekir. Uzun yıllardır Rusya’dan bağımsızlık elde etmek için verilen mücadele ve İslami radikalizm nedeniyle, terörizm, Çeçenya’da bir yaşam biçimi oldu“.

Şüphelilerin ya da faillerin etnik kimliklerini ön plana çıkarmak, sadece kötü önyargıların kalıplaşmasına ve tüm bir ulus hakkında olumsuz düşüncelerin doğmasına yardım etmektedir. Nitekim bu durumun bir yansıması olarak, 19 Nisan gününden bu yana Amerika Birleşik Devletleri merkezli IP adreslerinden onlarca nefret dolu ve intikam amaçlı mesaj aldık. Bu durum, Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşayan etnik Çeçen azınlığın can güvenlikleri konusunda bizleri endişelendirmekte ve onların ırkçı saldırılara maruz kalabileceklerini düşündürtmektedir. Arkadaşları, komşuları, sınıf arkadaşları ya da meslektaşları artık bu ailelere şüpheyle yaklaşacak ve geride kalan tüm hayatlarını, terörist olmadıklarını açıklamak, parçası olmadıkları bir eylemin utancını üzerlerinde taşımak ve sürekli diken üstünde kalmak zorunda olarak geçirecekler.

İnsanoğlu olarak yapımız gereği bilmediğimiz şeylerden korkmaktayız. Yaşanan son trajik olaylar bir kez daha kanıtlamıştır ki, dünya kamuoyunun büyük bir bölümü Çeçenler ve Çeçenya’da yaşanılanlar hakkkında herhangi bilgiye sahip değildir. Ancak şu andan itibaren, bu durumu değiştirmek bizlerin elinde, hep beraber barışı, dostluğu ve insancıllığı inşa etmek için çalışabilir ve her türden radikalizm, terör ya da diğer suçlara karşı birlikte mücadele edebiliriz. Lütfen bir Çeçenofibi’nin oluşmasına müsaade etmeyin, üzerimize bir çizgi çekmek yerine daha iyi bir dünya için bize elinizi uzatın.

Saygılarımızla,

Mairbek Vatchagaev, Kafkasya Çalışmaları Derneği Başkanı (http://www.chechen.org)
A.Burak Öztaş, Save Chechnya Campaign Genel Koordinatörü (http://www.savechechnya.org)

©Waynakh Online

Kafkasya Halklarına Çağrı! (1992)

, , , ...



Kafkasya Halklarına Çağrı! (1992)

Çeçen Cumhuriyeti Devlet Başkanı Dzhoxar Dudaev’in 1992 yılında Rusya’nın emperyalist politikalarına karşı Kafkasya halklarına yönelik yaptığı birlik çağrısı.

Kafkasya Halklarına Çağrı!

Kafkasya’da meydana gelen son olaylar, Moskova’nın emperyalist politikasının değişmediğini açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Sadece taktiksel bir değişme görülmektedir. Rusya yönetimi eskiden olduğu gibi yeniden dev imparatorluk hayaline tutulmuş, ancak, şimdilerde “demokrat” sıfatıyla hareket etmektedir. Rusya’nın gerçek demokratları ise iktidar ve yetkiden uzak kalmıştır.

Gürcü halkının sarsılmaz iradesi, Kafkasya Dağlı Halkları Konfederasyonu’nun kuruluşu, Azerbaycan’daki politik durumun değişmesi ve Çeçenya’nın kesin ve kararlı tutumu karşısında, Moskova, Kafkasya’ya yönelik planlarını hızlandırmaya gayret etmektedir. İşte bunun içindir ki, binlerce sivilin kanını döken 336. Motorlu Piyade Alayı’nın yerine Karabağ’a hava indirme birlikleri sevk edilmiştir. Bundan dolayı da acele bir biçimde, sözüm ona profesyonel bir Gürcü ordusunun kurulduğuna dair beyanatlar verilmektedir. Oysa, bu “profesyonellerin” ne Gürcistan ile ne de Gürcü halkı ile bir ilgisi olmadığını herkes bilmektedir. Aynı nedenlerden ötürü de Çeçenya’ya karşı bir enformasyon savaşı başlatılmış, askeri harekat hazırlıkları hızlandırılmıştır. Çeçen-İnguş topraklarını Rusya senaryosu doğrultusunda bölme çabaları da işte bu gayeden kaynaklanıyor. Bütün bu gayretlerin amacı, Karabağ’daki yangını körüklemek ve bölgedeki askeri çatışmaları Kafkasya’nın tamamına yaymaktır. Rusya yönetimi bu sayede Moskova’daki iktidar mücadelesi devam ederken düşmanlıkları körükleyerek Kafkasya’yı azami ölçüde zayıflatmayı amaçlamaktadır.

Amacımız ve görevimiz, planlanan kanlı çatışmaları önlemek, dışarıdan gelecek tehlikeler karşısında birlik ve beraberliği korumaktır. Bağımsız Kafkasya’nın ve bu bölgede yaşayan halkların geleceği bunu gerektirmektedir. Böyle bir bağımsızlığın güvencesi ise Kafkasya devletlerinin birliği olacaktır.

Bizler, Kafkasya Cumhuriyetleri liderlerini, bu yaklaşan tehlike hakkında görüşmek üzere organize edilecek konferansa katılmaya ve halklarımızın birliği konusunda önemli kararlar almaya davet ediyoruz. Moskova’nın davetsiz temsilcilerinin Kafkasya’dan kapı dışarı edilmeleri, Bağımsız Devletler Topluluğu’na (BDT) bağlı bütün askeri birliklerin bölgeden çıkarılması, BDT’ye katılmama, kendi birleşik silahlı kuvvetlerimizin kurulması, bölgede Birleşmiş Milletler ile eski Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nden (SSCB) ayrılmış devletlerin daimi temsilcilerinin bulundurulması konularında karar alınmasını talep etmeliyiz.

Uyan Kafkasya!
Bugün kaderimizi ve geleceğimizi belirleyen gündür!

Dzhoxar Dudaev
Çeçen Cumhuriyeti Devlet Başkanı

*Kavkazskiy Dom (Kafkas Evi) Gazetesi, Sayı: 5, 15 Mart 1992, Grozny

©Waynakh Online

Sırp Katliamı'nı Belgrad Mahkemesi tescilledi...www.beyazrenkler.com

, , , ...


Karadağ - Bosna-Hersek sınırında bulunan bir köyde 1993'te yapılan katliamdan Sırbistan'ın sorumlu olduğu Belgrad Yüksek Mahkemesi'nin kararıyla tescillendi




Belgrad Yüksek Mahkemesi, çoğunlukla Boşnaklar'ın yaşadığı, Sırbistan'ın güneyindeki Sancak bölgesinde yer alan Priboj'a bağlı Kukuroviçi Köyü'nde, 18 Şubat 1993'de işlenen savaş suçlarından Sırbistan devletinin sorumlu olduğuna karar verdi.

İnsan Hakları Fonu'ndan (FHP), konuya ilişkin yapılan açıklamada, yüksek mahkeme tarafından verilen kararın, Sırp askerlerinin 1990'lı yıllarda Sancak bölgesinde işlediği suçlar nedeniyle devleti sorumlu tutan "ilk karar" olduğu belirtildi.

İnsan Hakları Fonu aracılığı ile 9 Temmuz 2007'de, Kukuroviçi Köyü'nden 20 kişi adına yargı sürecinin başlatıldığı, yasal sürecin 5 yıldan fazla sürdüğü ifade edildi.

Açıklamada, devletin sorumluluğunun onaylanmasının yeterli olmadığına dikkat çekilerek, Sırp silahlı kuvvetlerinin neden olduğu zarar için talep ettikleri 293 bin avro tazminatın da karşılanması gerektiği kaydedildi.

MAHKEME SÜRECİ

Hukuki süreç boyunca 12 duruşma gerçekleştirilirken, 10 şahit mahkeme tarafından dinlendi.

Şahitler ifadelerinde, Mayıs 1992'de Müslüman nüfusun yaşadığı bölgeye konuşlanan Sırp askerlerinin halka şiddet uyguladığını, diğer bazı şahitler de Sırp askerlerinin Kukuroviçi'ye havan toplarıyla saldırdığını belirtti.

Şahitlerin dinlenmesinin ardından yüksek mahkeme, 5 yılı aşkın süredir devam eden davaya ilişkin kararını açıkladı.

Yüksek mahkeme, daha önce devletin haklarını korumakla görevli resmi kurumun yaptığı tüm yapılan itirazları ise reddetti.

Temyiz Mahkemesi'nin, Belgrad Yüksek Mahkemesi'nin verdiği kararı onaylaması halinde, yüksek mahkeme tazminat miktarına karar verecek.

KUKUROVİÇİ KÖYÜ

Sırbistan'ın güneyinde, Karadağ, Bosna-Hersek sınırında bulunan ve Boşnaklar'ın yoğun olarak yaşadığı köye ve çevresine, 1992-1995 yılları arasında konuşlanan Sırbistan askerleri, köyde aramalar yapmış, bazı evleri ateşe vermiş ve yakılan bazı evlerde Boşnaklar'ın cesetleri bulunmuştu. Yoğun şiddete maruz bırakılan köylülerin hayvanları da telef edilmişti.
Dünya Bülteni/ Haber Merkezi

Bosna'da Müslüman mezarlığına Sırp oyunu ....

, , , ...

Bosna'da Müslüman mezarlığına Sırp oyunu
Bosna Sırp Cumhuriyeti'nde Müslüman mezarlıklarının kontrolünün Bosna-Hersek İslam Birliği'nden alınması tepkilere yolaçtı...





Bosna Sırplarının Müslüman mezarlığı yönetimine müdahale etmesi yeni gerginliğe neden noldu. Bosna Hersek islam Birliği Bosna Sırp Cumhuriyeti meclisinin Müslüman mezarlıklarının bakım ve yönetimini İslam Birliği'nden alıp yerel yönetimlere veren mezarlıklar kanununu, İslam Birliği'nin işlerine doğrudan müdahale olarak değerlendirdi.

Bosna Sırp Cumhuriyeti Millet Meclisi'nin kabul ettiği kanunla, Müslümanlarla beraber Ortodoks kilisesi ve diğer dini kurumlardan kendi mezarlıkları yönetme ve kendi dini geleneklerine göre düzenleme yetkisini alarak yerel yönetimlere vermesi tepkilere neden oldu.

Başkent Saraybosna'daki İslam Birliği Riyaseti'nde konuya ilişkin basın toplantısı düzenleyen Bosna-Hersek İslam Birliği Din Özgürlüğü Komisyonu üyelerinden Ekrem Tucakoviç, ülke genelindeki Müslüman mezarlıklarının büyük çoğunluğunun İslam Birliği'nin sorumluluğunda olduğunu belirtti.

Bosna'daki savaş süresince çok sayıda Müslüman mezarlığı, türbe, mezar taşı ve kültürel değerin zarar gördüğünü hatırlatan Tucakoviç, bazı mezarlıkların ise yerel yönetimlerin aldığı kararlarla parka dönüştürüldüğünü vurguladı.

Son günlerde Bosna Sırp Cumhuriyeti sınırları içerisinde yeniden İslam Birliği'nin yetkilerinin sınırlandırılmak ve Müslüman mezarlıklarının nasıl görüneceğine ya da mezar taşlarının üzerine neler yazılması gerektiğine yerel yönetimlerin karar vermesinin istendiğine dikkati çeken Tucakoviç, "Bu, İslam Birliği'nin din işlerine doğrudan müdahale demek. Bu kanunla İslam Birliği'nin mal varlığının başına yeni bir yönetici, daha doğrusu belediye yetkilileri getiriliyor" dedi.

Tucakoviç, söz konusu kanunun Srebrenitsa'daki Potoçari Anıt Mezarlığı'nı da etkileyebileceğine işaret etti.

İslam Birliği Din Özgürlüğü Komisyonu Başkanı Cermana Şeta da Bosna Sırp Cumhuriyeti Millet Meclisi'nde kabul edilen kanunun, Bosna-Hersek Din Özgürlüğü Kanunu ile çeliştiğini söyledi.

Söz konusu kanuna göre, devletin Ortodoks kilisesi ve diğer dini birliklerin içişlerine karışma hakkı bulunmadığını vurgulayan Şeta, Bosna Sırp Cumhuriyeti'nde kabul edilen kanunun uygulanmaya başlaması halinde, tüm kiliselerin ve diğer dini birliklerin kanunda öngörülen önlemleri almaları gerekeceği uyarısında bulundu.

Bosna Sırp Cumhuriyeti'ndeki Müslüman mezarlıklarının bakım ve yönetimini İslam Birliği'nden alıp yerel yönetimlere veren kanun mecliste 13 Aralık 2012'de kabul edilmişti.


Dünya Bülteni/ Haber Merkezi

Rabia Kadir'den BM'de Çin'e tarihi ders....www.beyazrenkler.com

, , , ...


BM'de Çin temsilcileri ile Doğu Türkistan, İç Moğolistan ve Tibet temsilcilerinin karşı karşıya geldiği toplantıda Çinlilerin diplomatik nezaketsizliği ve Rabia Kadir'in tarihi konuşması damgasını vurdu





Birleşmiş Milletler'in Cenevre'de tertip ettiği "Çin'de İnsan Hakları" konulu toplantıda Uygur Temsilciler ile Çinli diplomatlar arasında sert tartışmalar yaşandı. Hırvatistan'ın eski dışişleri bakanı Paul Seferoviç'in başkanlığında yapılan toplantıya Çin Halk Cumhuriyeti işgali altındaki Doğu Türkistan, İç Moğolistan ve Tibet'in diasporada faaliyet gösteren temsilcileri iştirak etti. Temsilciler, Çin yönetimince ülkelerinde yapılan baskı, zulüm ve insan hakları ihlallerini örnekler vererek dile getirdi. Bu arada Dünya Uygur Kurultayı Başkanı Rabia Kadir'in konuşması toplantıya damgasını vurdu.

Söz alan Çinli diplomatlar ise Çin'de Doğu Türkistan, İç Moğolistan ve Tibet adında devletlerin bulunmadığını, söz konusu bölgelerin tarihten beri Çin toprağı olduğunu savundu. Tartışmalar üzerine Çinli temsilciler medya temsilcilerinin görüntü ve ses almak için masalarına bıraktığı mikrofonları hışımla aşağıya atarak diplomatik skandala sebep oldu. Çinlilerin tavrı nezaketsizlik olarak değerlendirildi.

Çinli diplomat Vang Li'nin Doğu Türkistan adında bir devletin mevcut olmadığını iddia etmesi üzerine söz alan Dünya Uygur Kurultayı Başkanı Rabia Kadir şu ifadeleri kullandı:

"Tarihte imparatorluk kuran Çarlık Rusyası, İngiltere gibi bütün devletler sömürgeleştirdikleri toprakları işgal yolu ile elde ettiklerini itiraf ederler fakat Çinliler bunu kabul etmezler. İşgal ettikleri topraklara Çinlilerin geleneksel milli ayakkabısı olan eski bir hey gömerler. Birkaç sene sonra ise; oradan hey çıktı, buradan taş çıktı, diğer yerden Çince bir yazı çıktı demagojisi ile bu toprakların tarihten beri Çin toprağı olduğunu iddia ederler. Biz buraya toprağı değil, insan hakları konusunu görüşmeye geldik. Doğu Türkistan sizlerin ileri sürdüğünüz gibi, Tange devri, Şang devri ve Pang devri safsatasını uyduranların değildir. Tarihi, tarihçiler yazar. Sizler tarihçi değil, diplomatsınız. Tarihi de yazamazsınız.Çin Komünist Partisi benim ülkemin tarihini yazamaz. Doğu Türkistan toprakları siz Çinlilerin toprağı değildir. Bu toprakların geçmişi Çinlilere ait değildir. Bugün Doğu Türkistan'da insanlarımızı neden kırıyorsunuz? Tibet halkını, sizin verdiğiniz özerkliğin uygulanmasını istediği için öldürüyorsunuz! Onlar sizden "Özerk Bölge Hak ve Hukukunu" talep ediyorlar. Buna rağmen, siz bunları bölücülükle suçluyorsunuz. Biz Uygurları ve İç Moğolistan'da yaşayan Moğolları doğal ve insani haklarımızı talep ettiğimiz için bölücülükle suçluyorsunuz! Bizim dilimizi konuşmayı, öğrenmeyi ve geliştirmeyi yasaklıyorsunuz. Bizleri asimile ederek yok etmek istiyorsunuz ve bu topraklara tek başınıza ebedi olarak sahip olmak istiyorsunuz. Bu uygulamalarınız dahi bu toprakların size ait olmadığının bir delili değil mi? Tarihte komşu milletler birbirlerinin topraklarını çeşitli nedenlerle işgal edegelmiştir. Topraklar sürekli el değiştirmiştir. Biz Türkler de tarihte Çin'i kaç kez işgal ettik ve yönettik. Bugün bizim ülkemizi siz yönetiyorsunuz. İşgal edilen toprak hiçbir zaman işgalcinin toprağı olmaz. Çin Halk Cumhuriyeti kurulana kadar Çin milleti Cunggu adı ile bir devlet kurmuş değildir. Buna gücünüz yoktu. Siz bizim topraklarımızı 1949'da işgal ettiniz. O zamana kadar bizim topraklarımızı işgal etme gücüne sahip değildiniz. Çin'i tarihte Türkler, Moğollar ve Mançurlar yıllarca idare etmiştir. Sizlerin yine de bizim ülkemizi işgal etmeye gücünüz yoktu. Stalin'in yardımı ile bu istilayı gerçekleştirebildiniz."

Uygur Temsilciler ile Çinli diplomatlar arasında vuku bulan bu sert tartışma ve söz düellosu Birleşmiş Milletler tarihinde ilk kez yaşandı ve katılımcılar tarafından ilgi ile takip edildi.


Dünya Bülteni/ Haber Merkezi

Duyuru: 23 Şubat 1944 Çeçen-İnguş Halkları Sürgününü Anma Programı....www.beyazrenkler.com Waynakh Online

, , , ...


Bu yazı 16 Şubat 2013 Cumartesi tarihinde yazıldı. Şimdiye kadar 95 defa okundu.. Yorum Yok
Duyuru: 23 Şubat 1944 Çeçen-İnguş Halkları Sürgününü Anma Programı

Çeçen-İnguş halklarının topluca Sibirya ve Orta Asya’ya sürgün edilmesinin 69.yıldönümü münasebetiyle İstanbul’da bir anma etkinliği düzenleneceği bildirildi.

Kafkasya Forumu, İstanbul Kafkas Kültür Derneği Gençlik Kolları (İKKD-Genç) ve Apsuvara Grubu tarafından organize edilen anma programı, 23 Şubat 2013 Cumartesi günü saat 20.00′de “Kadıköy Halk Eğitim Merkezi”nde düzenlenecek. Çeçen Cumhuriyeti İçkerya Hükümeti Türkiye Fahri Konsolosu Medet Ünlü’de konuşmacı olarak etkinliğe katılacaktır.

Tüm yurttaşlarımızı ve okuyucularımızı, Çeçen-İnguş halklarının maruz kaldığı sürgünün 69.yıldönümünü anmak üzere bu etkinlikte yer almaya davet ediyoruz.

DOLXUR DATS! DUXUR DATS! DITS A DIYRA DATS!
AĞLAMAYACAĞIZ! YILMAYACAĞIZ! UNUTMAYACAĞIZ!

Nerede: Kadıköy Halk Eğitim Merkezi – Bahariye Cad. No.39 Adliye Yanı Kadıköy/İstanbul
Ne zaman: 23 Şubat 2013 Cumartesi – Saat: 20.00

Not.Etkinlikle ilgili olarak oluşturulan “Facebook” sayfasına BURADAN erişebilirsiniz.

©Waynakh Online
DÜBAM
Güney Çin Denizinde Sınır Anlaşmazlıkları ve
ABD-ÇHC İlişkileri’ne Etkileri
Musab Eryiğit
Okan Üniversitesi Çince Mütercim-Tercümanlık Bölümü mezunu
Uluslararası İlişkiler son sınıf öğrencisi
Genel Yayın Yönetmeni
Akif Emre
DÜBAM Yayınları
Küresel İletişim Merkezi
Barbaros Bulvarı, Balmumcu / Beşiktaş
Tel: (0212) 274 80 21 – 274 80 22
www.dunyabulteni.net
> DÜNYA BÜLTENİ ARAŞTIRMA MASASI
4
> MAKALE
5
ÇİN-ABD İLİŞKİLERİ <
Yer: Güney Çin Denizi, Spratly Takımadası, Johnson South Kayalıkları
Tarih: 14 Mart 1988, 07:30
… Vietnam Deniz Kuvvetlerinden Onbaşı Nguyen ve Deniz Teğmeni Tren kayalıklara
çıkıp Vietnam bayrağını dikmişti. Yaklaşık 2 aydır kayalıklar çevresinde karşılıklı
bekleştikleri Vietnam donanmasının bu hamlesine Çin donanması da kayalıklara asker
göndererek cevap verdi. Çinli asker Du’nun Vietnam bayrağını indirmek için bayrağa
doğru hamle yapması fırtına öncesi sessizliği bozdu ve açılan ilk ateşte Çin’li Du yaralandı.
Çinli askerler donanmadan gelen geri çekilin emri üzerine yaralı Du’yu da alarak
geri çekildi. Vietnam’lılar Çin’lileri geri püskürttüklerini sanmaya başladıkları an, Çin
donanmasından kayalıklarda bulunan Vietnamlılara karşı ağır silahlarla ateş açıldı. 70
Vietnam askeri hayatını kaybederken, yine Vietnam donanmasına ait 2 deniz zırhlısı batırıldı,
biri ise ağır hasar gördü. Bunun üzerine geri çekilen Vietnam ordusu bölgedeki 7
adacık ve kayalıkları da Çin’e bırakmış oluyordu.1
Güney Çin Deniz, Uzak ve Güney Doğu Asya’nın en stratejik noktalarından bir tanesi,
belki birincisi olma özelliğine sahip. Yukarıda kısaca değindiğim sıcak çatışma bu
denizdeki sayıları yüzlerle ifade edilen ada ve adacık grublarından birinde gerçekleşti.
Hatta bu çatışmanın yaşandığı Johnson South Kayalıkları deniz yüzeyinde bile değildi.
Askerler kayalıkların üzerindeyken, dizlerine kadar suya batmış halde birbirleriyle çatışıyorlardı.
Peki Çin Halk Cumhuriyeti’nin son kara sınırı olan Hainan adasından 1000 km
ötede, su yüzeyinin bile üstünde olmayan kara parçasına asker gönderip sıcak çatışma
içerisine sokan sebep neydi? Aynı şekilde soğuk savaş yıllarında müttefiği olan ÇHC’ye
karşı savaşı bile göze alıp Vietnam Bayrağını bu kayalıklara dikilmesinin Vietnam’a ne
menfaati vardı?
Dünya siyasetinde henüz çok fazla adı anılmıyor olsada, Güney Çin Denizi potansiyel
sıcak çatışma riskinin en yüksek olduğu bölgelerden biridir. Sahip olduğu zengin doğalgaz
ve petrol kaynakları, uluslararası deniz taşımacılığının atar damarlarının bu güzergahdan
geçmesi ve de balıkçılık için elverişli ortam kıyı devletleri için paylaşılamayacak
önemde bir pastayı ifade ediyor. Buralarda çıkacak bölgesel bir çatışmanın dünya ticaretine
yapacağı olumsuz etkileri ABD başta olmak üzere batılı devletleri de bölge üzerinde
1) http://baike.baidu.com/view/1800456.htm
Güney Çin Denizinde Sınır Anlaşmazlıkları
ve ABD-ÇHC İlişkileri’ne Etkileri
Musab Eryiğit
> DÜNYA BÜLTENİ ARAŞTIRMA MASASI
6
yeni planlar yapmaya sevkediyor. Irak ve Afganistan başta olmak üzere Ortadoğu’da Orta
Doğu’da çok fazla enerji ve vakit kaybettiğini fark eden ABD, stratejik rakibi olarak
gördüğü ÇHC’nin arka bahçesi ve zayıf karnı olduğuna inandığı Güney Denizi sorununa
giderek daha fazla müdahil olmaya başladı. Şimdilik ASEAN üzerinden soruna müdahil
olmakla yetinen ABD, Asya- Pasifiğin bir ulusal güvenlik meselesi olduğunu ilk ağızdan
belirtti. ABD’nin bölgeye artan ilgisinden oldukça rahatsız olan ÇHC ise ABD’yi iç işlerine
karışmakla suçluyor ve sorunun ASEAN-ÇHC platformunda tartışılması gerektiğini
belirtip, bölgeden olmayan güçlerin soruna burnunu sokmaması gerektiğini nazik bir dille
ifade ediyordu.
Bu çalışma tüm bu gelişmelerin arka planını analiz etmektedir. Bölgenin coğrafi
ve stratejik önemi araştırılıp, kıyı devletlerin sınır anlaşmazlıkları BM Deniz hukuku
ve tarihi arka plan çerçevesinde sunulacaktır. ASEAN-ÇHC-ABD ilişkilerinin soğuk
savaş sonrası durumundan yakın ve orta vadeye yönelik projeksiyonlarda bulunulacaktır.
Güney Çin Denizi
Güney Doğu Asya’da Çin’in bittiği yerle
pasifik okyanusu arasında, Doğu’da Filipinler,
Güney’de Endonezya ve Malezya, Doğu’da ise
Vietnam arasında kalan deniz sahası Güney Çin
Denizi olarak bilinir.
Uluslararası terminolojide Güney Çin Denizi
olarak geçen bölge diğer kıyı devletlerce farklı
isimlerle de anılıyor. Filipinler bölgeyi Batı Filipinler
Denizi, Vietnam ise Doğu Denizi olarak
adlandırıyor. Bu çalışmada genel kabul görmüşlüğü
esas alınarak Güney Çin Denizi ifadesi
kullanılacaktır. Esasen Çinliler de bölge için
önceleri farklı isimler kullanmış. 2000 yıl önce
Han Hanedanı kayıtlarında ‘Şişkin Deniz’ olarak
adlandırılırken, 500 sene sonraki kayıtlarda
‘ Kaynayan Deniz’ olarak bahsedilmiş. Şimdiki Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) tarafından
da kullanılan Güney Çin Deniz’i ismi ise Çin’in son hanedanlığı olan Qing Hanedanlığından
günümüze kalmadır.2
Pasifik Okyanusu ile birkaç farklı yerden birleştiğinden dolayı bir iç deniz olma-
2) (Hua Linfu), 2006. (An illustrated history of Chinese place names).
(Qilu Publishing), page 197. ISBN 7533315464
> MAKALE
7
ÇİN-ABD İLİŞKİLERİ <
yıp, esasen Pasifik Okyanusu’nun en batıdaki parçasıdır.
Toplamda 3.500.000 metre kareyi kapsayan deniz
Malezya’daki Malakka Boğazı ile Hint Okyanusuna,
Kuzey’de de Tayvan Boğazı’ndan geçip Doğu Çin
Denizi’ne bağlanır. Çin, Filipinler ve Vietnam’ın yanı
sıra Malezya, Singapur, Endonezya, Brunei ve Tayvan
da kıyı devletleridir.
Spratly ve Paracel Takım Adaları
Güney Çin Denizi sayıları yüzlerle ifade edilen
ada, adacık, takım ada ve kayalıklara sahiptir. Yine
bunların dışında deniz seviyesinde yada seviyesinin
hemen altında olan kayalıklara da deniz sahası boyunca
sıkça rastlanır. Bu adaların % 95’i yaşama müsait
olmadığından yerleşim alanı olarak kullanılmamaktadır.
Sadece Spratly ve Paracel Takım Adalarında birkaç
kısmen büyük adada yerleşim bulunmaktadır. Bunun dışındaki ada ve kayalıklarda
deniz ulaşımı ve güvenliği için kıyı devletler tarafından inşa edilen gözetleme kuleleri
ve bilimsel araştırma tesisleri bulunmaktadır.3
Paracel Takım Adaları Vietnam ve Çin’in Hainan Adasından yaklaşık 180 km uzaklıktadır.
15.000 km kare’yi kapsayan bölgede toplam 30 tane adacık, kumsal ve kayalık
vardır. Adalarda en yüksek yerde rakım yalnızca 14 metredir. Sahip olduğu zengin balık
sürüleriyle birlikte deniz yatağında büyük petrol ve doğalgaz yataklarına sahip olduğu
tahmin ediliyor. Adaların tamamı 1974’de Vietnam ile gerçekleşen küçük çaplı bir deniz
savaşının ardından ÇHC egemenliğindedir. 2012 Temmuz ayında ÇHC, önceleri Hainan
adasındaki yerel yönetime bağlı olan bölgenin statüsünü yükselterek Takım Adaları özel
idari yapıya büründürmüş ve yerinden yönetime geçmiştir.4
İkinci büyük takım ada olan Spratly Adaları ise güneyde Malezya ve Filipinlere daha
yakın bölgededir. 425.000 km kare alanda serpilmiş 750’den fazla adacık ve kayalıklardan
oluşan Spratly’deki toplam yüzey alanı ise 4 km kareden azdır. Bu adacıklardan sadece
40 kadarı deniz seviyesinin üstündedir ve en yükse nokta 4 metredir. Aynen Paracel
adaları gibi yerleşime uygun değildir, ancak doğal kaynakları nedeniyle kıyı devletleri
arasında büyük bir çatışma noktasıdır. Takım adadaki adalık ve kayalıkların tamamı kıyı
devletler tarafından işgal edilmiş durumda bulunuyor. ÇHC 6, Malezya 13, Filipinler 14,
3) http://en.wikipedia.org/wiki/Spratly_Islands
4) http://www.dailymail.co.uk/news/article-2178656/China-celebrates-birthday-Sansha-new-city-heart-disputed-
South-China-Sea-course-neighbours-werent-invited.html
> DÜNYA BÜLTENİ ARAŞTIRMA MASASI
8
Tayvan 2 ve Vietnam ise 11 adayı işgal etmiştir. Brunei ise hiçbir bölgeyi işgal etmemiş
olsada adalarda hak iddia etmeyi sürdürmektedir.
Tayvan ve ÇHC arasında konumlanmış ve Güney Çin Denizinin Spratly ve Paracelle
birlikte 3 takım adasından biri sayılan Pratas Takım Adası ise ÇHC ve Tayvan arasında
potansiyel çatışma noktası olma özelliğini koruyor. Halen Tayvan tarafından yönetilen
takım ada, Güney Çin Denizindeki en büyük ada olan Dongsha adasına da ev sahipliği
yapıyor.
Petrol ve Doğalgaz Yatakları,
Uluslarası Deniz Ulaşımı ve Balıkçılık
Uluslararası Deniz Taşımacılığının en
önemli noktalarından biri olan Güney Çin
Denizi, zengin petrol ve doğalgaz yataklarına
sahip olduğu gibi balıkçılık içinde oldukça
elverişli imkanları barındırır.
Başta Çin olmak üzere Güney Doğu
Asya ülkelerinin petrol ihtiyacının çok büyük
bir kısmı deniz taşımacılığı ile sağlanıyor.
Buradaki deniz yollarından tüm dünyadaki
senelik petrol ticaretinin yarısının
yapıldığı belirtilmektedir. Yıllık 10 milyon
varil ham petrol Malezyada Malakka Boğazından
geçerek kıyı devletlerin tüketim ihtiyacını
karşılıyor. Bu hattın ÇHC için önemi
ise paha biçelemez derecede. Son 30 yılda
GDP’sini 4’e katlayarak büyüme rekorları kıran ÇHC’nin petrole olan ihtiyacı da her
geçen gün artmaktadır. ÇHC petrol ithalinin yarısı bu hat üzerinden geçerek ülkeye
ulaşmaktadır. Diğer kıyı devletleriyle birlikte Kore ve Japonya’ya da deniz taşımacılığı
ile giden enerji yine Güney Çin Denizinden geçiyor.
Deniz üzerinde taşımacılığı yapıldığı kadar deniz yatağında olduğu tahmin edilen
yüksek miktardaki petrol ve doğalgaz kaynakları kıyı ülkelerin iştahını kabartacak cinsten.
Ekonomik büyümeleri arttıkça enerjiye olan ihtiyaçları da artan bu devletler Güney
Çin Denizindeki enerji kaynaklarına oldukça önem vermekte, buraları milli mesele olarak
kabul etmektedir. Şimdiye kadar deniz yatağında 7.7 milyar varil petrolun varlığı kanıtlandı.
Toplamda ise bu rakamın 28 milyar varili geçeceği tahmin ediliyor. Yine doğalgaz
yataklarının da 7500 km3 olduğu düşünülmekte. Bu rakamlar Güney Çin Denizi’ndeki
enerji kaynaklarını tüm dünyada 4. Sıraya oturtuyorki, bu durum kıyı devletler için çok
> MAKALE
9
ÇİN-ABD İLİŞKİLERİ <
büyük bir ekonomik gelir ifade ediyor. 2007 de Brezilya sahillerinde 150 milyon varillik
petrol yatakları bulunmasının ardından Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva,
bu buluş da gösteriyorki ‘Tanrı Brezilya’lı’ diyerek sevincini paylaşmıştı. Buradaki petrol
yataklarının Brezilyadakinden birkaç kat daha büyük olduğu göz önüne alındığında,
‘Tanrı’nın Milliyetinin’ kıyı ülkeleri arasında tartışma konusu olmayı sürdüreceği kesin
gibi gözüküyor.5
Güney Çin Denizi’nde diğer bir ekonomik değer ise balıkçılık. Dünya toplam balıkçılığının
8%’i burada yapılıyor. Antik çağlardan bu yana başta Çinli denizciler olmak üzere
tüm kıyı devletler bölgede balıkçılığa önem veriyor. Tahminlere göre deniz altı biyolojik
çeşitlilik olarak dünyadaki tüm deniz altı canlılarının üçte birini barındırıyor. Ancak yapılan
kontrolsuz balıkçılık sonucunda balık sürüleri ya bölgeyi terk ediyor yada yok olma
tehlikesiyle karşılaşıyor.
Deniz taşımacılığı, enerji yatakları ve balıkçılık
gibi ekonomik kaynaklar ÇHC verilerine göre toplamda
1 trilyon doları aşıyor. Bu rakam bölgenin neden
kıyı devletler tarafından paylaşılamadığının da
bir göstergesi.
BM Deniz Hukuku ve
Sınır Anlaşmazlıkları
Deniz eski çağlardan bu yana insanoğlunun
hem yiyecek ihtiyacını karşılamış hem de çoğu zaman
maliyetsiz ekonomik gelir elde etmesine imkan
sağlamıştır. Pusulanın icadı ve büyük ve dayanıklı
gemilerin yapılmasıyla okyanuslar aşılmaya
başlanmış, geleneksel olarak karadan yapılan ticaret yeni bir yol daha kazanmıştır.
Bu yolların güvenliğini ve düzenini sağlamak üzere devletler günümüzdeki kadar
komple olmasa da uluslararası düzenlemelere gitmiştir. Karasuları sınırları top menziline
denk gelen 3 mil olakak belirlenmiş, bunun dışında kalan bölge uluslararası
sular olarak kabul edilmiştir. Bu sular hiçbir devlete ait değildir ve balıkçılık, ticaret
gibi ekonomik girişimler serbesttir. Ancak 20. Yy’ın ortasından itibaren devletler
deniz yataklarındaki enerji kanynaklarını kullanabilmek için yeni düzenlemelere
ihtiyaç duymuştur. 1973’den 1982’ye kadar devam eden uluslararası görüşmelerin
ardından BM Uluslararası Deniz Hukuku Sözleşmesi olarak bilenen sözleşme ortaya
çıkmıştır. 6
5) http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=43778
6) http://www.un.org/Depts/los/convention_agreements/texts/unclos/closindx.htm
> DÜNYA BÜLTENİ ARAŞTIRMA MASASI
10
Bu sözleşmeye göre devletlerin karasuları 12 deniz mili olarak belirlenmiştir. Bu sular
tamamen kıyı devlete aittir ve egemenliğini sınırsız olarak kullanabilir. Karasuların bittiği
yerden denize doğru giden 12 millik alan ise Bitişik Bölge olarak belirlenmiştir. Bitişik
bölgeler hiçbir devletin egemenliği altında değildir ancak kıyı devlet gerekli gördüğü
durumlarda güvenliği sağlamak üzere tasarrufta buluma hakkına sahiptir. Karanın bittiği
yerden itibaren denize doğru giden 200 millik bölge ise Münhasır Ekonomik Bölge olarak
kabul edilmiştir. Bu alan içerisinde balıkçılık yapma, deniz yatağındaki enerji kaynaklarını
çıkarma gibi haklar kıyı devlete aittir. Son olaraksa Kıta Sahanlığı 350 millik
alanda deniz altı kaynaklarını koruma ve çıkarma yetkisini sadece kıyı devlete verir. Şu
ana kadar 162 ülke bu sözleşmeyi onaylamıştır.
Güney Çin Denizi’nde de balıkçılık eski çağlardan bu yana yapılmaktaydı. Kıyı devletlerin
tamamı bölgenin zengin balık sürülerini ekonomik gelire dönüştürmüştür. Ancak
20. yy’ın başında Japonyanın bölgeyi işgal etmesi ozamana kadar bir balık denizi olarak
bilinen bölgeye yeni bir stratejik önem kazandırmıştır. Bölgenin Güney Doğu Asyadaki
merkezi konumu ve yeni yüzyılda deniz yollarına hakim olanın dünya ekonomik pastasının
da büyük kısmına sahip olacağına olan inanç kıyı devletleri yarışa sürüklemiştir.
Birkaç farklı noktada küçük de olsa sıcak çatışmaya kadar yükselen bu yarış, 1982 BM
Deniz Hukuku Sözleşmesiyle birlikte yeni bir boyut kazanmıştır. Her ne kadar Tayvan
haricindeki( BM’de tek Çin politikası nedeniyle temsil edilmiyor) diğer tüm sahildar
devletlerin bu sözleşmeyi imzalamasıyla birlikte Güney Çin Denizi’ndeki soruna da çözüm
bulunacağına inananların hayal kırıklığına uğraması çok uzun sürmedi. Zira kıyı
devletlerinin tamamının münhasır ekonomik bölgesi birbiriyle kesişiyor. Ayrıca sözleşmenin
çok da açık olmayan kısımları kıyı devletleri tarafından menfaatleri doğrultusunda
kullanılıyor. Sözleşmeye göre karasuları egemen devlete ait olan adanın bittiği kara
parçasından itibaren başlamaktadır. Böyle bir durumda denizde sahip olunan adaların
önemini arttırmaktadır. Ancak sözleşmede bu adaların özellikleri belirtilmemiştir. Adaların
insan yerleşimine elverişli olmasının gerekip gerekmediği, hatta deniz seviyesinin bile
altında olan kayalıkların bile bu statüde değerlendirilip değerlendirilmeyeceği net olarak
belirlenmemiştir. Sözleşmedeki bu boşluklardan yararlanan kıyı devletleri menfaatlerinin
peşine düşmüştür. Yine sözleşmeye taraf olmakla birlikte ÇHC, sözleşmenin bazı
maddelerini değiştirilmesi gerektiğini savunmaktadır. Münhasır Ekonomik Bölge’nin
devletlerin egemenliği altında olması gerektiğini belirten Çin yönetimi, bölgedeki transit
geçişin güvenliğinin de bu şekilde sağlanabileceğini savunuyor. Bir adım daha ileri giden
ÇHC, Münhasır Ekonomik Bölge üzerindeki hava sahasının da sahildar devletin hava
sahası olarak tanınması gerektiğini uluslararası toplantılarda gündeme getirmekten geri
durmuyor.
> MAKALE
11
ÇİN-ABD İLİŞKİLERİ <
Anlaşmazlığa Dair Hukuki ve Tarihi Arka Plan
Sınır anlaşmazlıklarının genel bir fotoğrafını çektikten sonra sahildar devletlerin iddalarını
incelememiz gerekiyor. Bölgenin ve de dünyanın en köklü medeniyetlerinden
biri olan Çin’den başlayacak olursak sorunun griftliğini gösteren dinamiklerle karşılaşmak
mümkün.
ÇHC bölgeye yönelik resmi iddalarını tarihsel ve hukuksal gerçeklik üzerine oturttuğunu
iddia ediyor. 2000 yıl önceki Han hanedanlığı kayıtlarında Güney Çin Denizindeki
Paracel ve Spratly adaları dahil olmak üzere bölgenin Çinli balıkçılar tarafından bilindiğini
ve yerleşim alanı olarak kullanıldığını iddia ediyor. Değişen
hanedanlıklara rağmen ÇHC bölgede her zaman egemendi ve aslında
sahildar devletlerde 20. yy’ın ikinci yarısına kadar buna itiraz
etmiyorlardı. Ancak Japonya’nın ikinci dünya savaşında mağlup
olmasının ardından işgal ettiği bu adaları Çin Cumhuriyeti’ne
teslim etmesinin ardından sonra diğer sahildar devletler adalar
üzerinde egemenlik iddia etmeye başladı. Bunun üzerine Çin
Cumhuriyet’i (Qiang Kai-Shek başkanlığındaki Guomingdang
yönetimi. Komünistler kıta Çin’i ele geçirdikten sonra Tayvan’a
kaçtı ve Tayvan’da yeni yönetim kurdu.) Güney Çin Denizi’nde 9
Çizgili Hat( U Şeklindeki Sınırlar) olarak bilinen egemenlik hattını
dünyaya ilan etti. 7
ÇHC kurulmadan 2 yıl , BM Deniz Hukuku Sözleşmesinden
35 yıl önce 1947 yılında ilan ettiği bu kararla Çin Yönetimi, Güney
Çin Denizi’nde sahildar devletlerin karasuları dışında kalan
tüm bölgenin üzerindeki ada, adacık ve kayalıklarla birlikte Çin
egemenliği altında olduğunu dünyaya duyuruyordu. İkinci Dünya Savaşının hemen ardından
verilen bu karar şüphesiz konjüktürel şartlar taşıyordu. 1945’de ABD Başkanı
Truman’ın karasularını 200 mile çıkarma kararıyla birlikte bir anda önemi artan deniz
sınırlarına karçı Çin yönetimi ilk hamlesini yapmış oluyordu. Günümüzde ÇHC, halefi
tarafından ilan edilen bu sınırlara aynen sahip çıkmaktadır. Bu denizin ve üzerindeki tüm
alanın geçmişten beri kendilerine ait olduğunu savunan Çin yönetimi, kıyı devletlerini
BM Deniz Hukuk Sözleşmesini istismar etmekle suçlamaktadır. Çin yönetimine göre
sözleşmeden önce kıyı devletlerin böyle bir iddiaları yoktu. Ancak münhasır ekonomik
alan sözleşmeyle birlikte ortaya çıkınca sahildar devletler yeni ve asılsız iddialarda bulunmaya
başladı.
Başta Filipinler ve Vietnam olmak üzere diğer sahildar devletler ÇHC’nin 9 hatlı
sınırını kabul edilemez ve uluslararası hukukun ihlali olarak görüyor. Kendilerine ayrılan
7) http://www.fmprc.gov.cn/eng/topics/3754/
> DÜNYA BÜLTENİ ARAŞTIRMA MASASI
12
12 millik karasuları dışında kalan tüm bölgenin ÇHC’ye ait olduğu iddiase onlar için
kabul edilemez. Tüm doğalgaz ve petrol yataklarını, balıkçılık sahalarını ve transit geçit
yollarını içine alan bu bölgeyi kayıtsız şartsız ÇHC’ye teslim etmek bu devletlerin hiç de
ulusal menfaatlerine değil. Vietnam Paracel adalarının tarihi ve hukuki olarak kendisine
bağlı olduğu iddiasından önce bu bölgeye coğrafi olarak da en yakın kendisinin olduğunu
belirtiyor. Tıpkı Çinli balıkçılar gibi Vietnamlı balıkçılarda bölgede balık avlıyordu.
Ayrıca 200 millik Münhasır ekonomik bölge gereği paracel adaları hukuken Vietnam’a
ait olması gerekir diyen Vietnam bu zamana kadar Çin’e yaptığı konuyu Adalet Divanına
taşıma tekliflerine red cevabı aldı. 1932’de Fransız
sömürgesi olduğu dönemde ilk teklifi yapan Vietnam,
dönemin milliyetçi hükümeti tarafından red cevabı
aldı. Özet bölümünde kısaca bahsettiğim 1988 yılındaki
çatışmanın ardından ilişkileri normale döndürme
adına yine aynı teklifi yaptı ama ÇHC yönetimi krizi
uluslararası arenaya asla taşımayacağını, bölgesel bir
sorunun ancak bölge ülkeleri arasında çözülebileceğini
savunuyordu. Vietnam, ÇHC yönetiminin bu tutumunu
haksızlıklarının kanıtı olarak değerlendiriyor.
Vietnam yönetimine göre hukuken ve tarihi olarak
bölgeninin Çin’e ait olduğunu belirten kesin deliller
olsaydı, Çin yönetimi konuyu Adalet Divan’ına taşımaktan
kaçınmazdı. Yine 9 hatlı sınır için de aynı iddiaları
savunan Vietnam, böyle bir tarifin uluslararası
arenada yerinin olmadığını savunuyor. Nitekim ‘U’ şeklindeki bu sınırlar, enlem ve boylamlarla
belirlenmiş değildir. İddialarını oldu bittiye getirmekle suçladığı Çin yönetimiyle
yaşadığı iki silahlı çatışmanın ardından donanmayı kuvvetlendirmeye öncülük veren
Vietnam, bölgeye yönelik egemenlik iddialarından asla vazgeçmeyeceğini uluslararası
arenada açıkça belirtiyor.
Diğer sahildar devlet Filipinler için de durum pek iç açıcı gözükmüyor. Vietnam gibi
sınırlarının ihlal edildiğini ve bunun kabul edilemez olduğunu savunan yönetim, İkinci
Dünya Savaşından bu yana iyi ilişkilere sahip olduğu ABD’nin desteğini arıyor. Bölgede
düzenli olarak ABD ile ortak düzenledikleri deniz tatbikatlarıyla ÇHC’ye mesaj veren yönetim
gerekirse çatışmayı göze alabileceğini belirtiyor. Filipinler’in ÇHC ile sık sık karşı
karşıya geldiği bölge ise Scarborough kayalıkları olarak bilinen bölge. Hong Kong’dan
470 mil uzakta olan kayalıklar, Filipinler’den ise 124 deniz mili uzaklıkta bulunuyor.
Kayalıklarda bulunan zengin balık sahaları Çin’li balıçıların iştahını kabartıyor. Sık
sık bölgede avlanmaya çıkan Çin’li balıkçılara karşı da Filipinler yönetimi Ekonomik
Münhasır Bölgesi’nde bulunduğu ve adaların kendisine ait olduğu iddiasıyla balıkçıları
> MAKALE
13
ÇİN-ABD İLİŞKİLERİ <
göz altına alıyor ve Çin Donanmasıyla karşı karşıya geliyor. Bölgeye yönelik çıkattığı
avlanma yasağını dikkate almayan balıkçılar yüzünden ÇHC yönetimi ile arası açılan
Filipinler yönetimi, ASEAN ve ABD ile olan ilişkilerini kullanarak ÇHC’yi baskı altına
almaya çalışıyor.
Diğer sahildar devletler Endonezya, Malezya ve Brunei de hem ÇHC ile hem de diğer
sahildar devletlerle sınır anlaşmazlığı yaşasa da bu çatışma Filipinler ve Vietnam’a
oranla biraz daha geri planda kalmış durumda. Bu ülkeler ASEAN’ı kullanarak soruna
diplomatik çözüm peşindeler. Peki ÇHC yönetimin iddia ettiği gibi bölgesel bu sorunu
ASEAN-ÇHC kendi arasında çözebilecek mi? ABD çıkarları doğrultusunda soruna müdahil
olacağının belirtilerini gösterirken 21. yy’ın ikinci yarısında bölgedeki güç dengesi
nasıl şekillenecek? Bu sorulara çalışmanın ikinci kısmında cevap arayağız.
ASEAN-ÇHC-ABD Güç Dengesi
ASEAN, yani Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği, 8 Ağustos 1967’de, ABD’nin Vietnam
mağlubiyetinin ardından bölgede yaşanabilecek olası komünist genişlemeye karşı
kurulmuş bir örgüttür. Kurucu üyeler Filipinler, Tayland, Malezya, Endonezya ve Singapurdur.
Ancak ilerleyen yıllarda soğuk savaşın da bitmesiyle birlikte sırasıyla Bruney,
Vietnam, Lao, Myanmar ve Kamboçya da örgüte üye olmuşlardır.
İkinci Dünya Savaşı’nın ardından iki kutuplu olarak şekillenen yeni dünya düzeninde
Avrupa ve Amerika kıtasının NATO güvenlik şemsiyesine alan ABD, Asya’nın
tamamını komunist güçlere bırakmanın hayati bir hata olacağını anlayarak, Asya kıtasında
Komünist güçlere karşı müttefik ülkeleri örgütleme girişimlerine başlamıştı.
Bu plan çerçevesinde komünist blokun yaramaz çocuğu ÇHC’nin güç alanını kırmak,
Tayvan’ın güvenliği ve komünist genişlemenin engellenmesi için bölge ülkelerinin birlik
olarak hareket etmesi gerekiyordu. 1967’de Bangkok’da yayınlanan deklarasyonda
kurucu ülkeler halklarına ekonomik büyüme, toplumsal ve kültürel gelişim sözü veriyorlardı.
Zira Vietnamdan ülkelerine sıçraması muhtemel ve tüm Güneydoğu Asya’da
domino etkisi yaratacak bir komünist genişlemeden korkuyorlardı. ASEAN bu gerçeklikler
üzerine kurulmuş ekonomik ve kültürel işbirliği örgütü olarak dünya sahnesinde
yerini aldı.
Kuruluş amacı gereği kurulduğu andan itibaren ÇHC ile sorunlu ilişkilere sahip olan
ASEAN, bölge ülkelerinin bir araya gelerek tartışabilecekleri bir platform oluşturmuştur.
Komünizm tehlikesine karşı bölge ülkeleri ortak kararlar almış, tüm bölgeninin kültürel,
sosyal ve ekonomik gelişimi sağlanmaya çalışılmıştır. Bir ekonomik işbiriği örgütü olduğundan,
NATO’nun üstlendiği gibi askeri misyonlar üstlenmeyen örgüt, soğuk savaş
yıllları boyunca psikolojik ve kültürel savaşın bir parçası olmuştur. Bu dönemde devletler
silahlanmaya büyük bütçeler ayırmıştır. 70’ler boyunca hızlı bir silahlanma yarışı içine
> DÜNYA BÜLTENİ ARAŞTIRMA MASASI
14
giren bölgede ASEAN silahlanma için bütçesinden 5%, ÇHC ise 9% pay ayırmıştı.8 Karşılıklı
ticari ilişkiler yok denecek kadar azdı. 1974’de ÇHC’nin Paracel adalarına düzenlediği
operasyon ve adaları işgali bölge için alarm zillerini de çalıyordu. Sahildar ülkeler
arasından tartışmalı olan bölgede yaşanan bu olay, egemenlik hakkı iddası ile devletleri
sıcak çatışmaya düşürebilirdi. Gelecek dönemde Güney Çin Denizi Sorunu olarak ortaya
çıkacak sorunun ilk sahnesi de gerçekleşmiş olmuştu.
Ancak 70’lerin sonlarından itibaren bölge devletlerinin iç işlerinde yaşadıkları gelişmeler
Güneydoğu Asya’daki siyaset kültürünü değiştirmeye başlamıştı. Mao’nun ölmesi
ve yerine Deng Xiao Ping’in gelmesiyle birlikte ÇHC’de büyük reformlar ve dışa açılım
süreci gerçekleşmeye başladı. Bu çerçevede ÇHC, komünist devrimden itibaren kapadığı
kapaları açmaya, yeni ilişkiler kurmaya başladı. Sovyetlerle arası açılan ve komünist birliği
ideolojisinin konjüktür gereği gerçekçi olmadığına karar veren Deng Yönetimi, bölge
ülkelerinin en çok rahatsız olduğu marjinal sol gruplara verdiği maddi desteği keserek,
ASEAN’la ticari ve ekonomik ilişkileri geliştirmeye başladı. ÇHC’ de yaşanan bu gelişmelerler
aynı şekilde bölge ülkelerinde iş başına geçen yeni yönetimlerde Çin’le ilişkileri
geliştirmenin hem kendi devletleri hem de bölge menfaatlerine olduğunu savunuyordu.
Tüm bu gelişmeler bir araya gelince de ASEAN tarafından yıllarca düşman devlet olarak
görülen ÇHC yavaş yavaş ticaret ortağına dönüşmeye başlamıştı.
Güneydoğu Asya’da yaşanan bu gelişmeler Batı’da dikkatle izleniyordu. Sovyetlerle
ÇHC’nin arasının açılmasından oldukça memnun olan ABD yönetimi bir yandan
sovyetlerle ilişkileri geliştirmeye çalışıyor diğer yandan da ÇHC ile diplomatik ilişkileri
kurma hazırlıkları yapıyordu. Tayvan sorunu nedeniyle 1979’a kadar kurulamayan diplomatik
ilişkiler, ÇHC’nin BM’ye Tayvan yerine dahil oluşu ve Güvenlik Konseyindeki
yerini almasıyla farklı bir boyut kazanmıştı. Kendi geliştirdiği iyi ilişkilerle aynı orantılı
müttefiklerinin de ÇHC ile yeni ilişkiler kurmasını isteyen ABD, kuruluşundan bu
yana aktif olduğu ASEAN’ı ilişkileri geliştirmeye sevkediyordu. Güneydoğu Asya ve
Güney Çin Denizi’ndeki gerginliğin daha fazla bölgesel ve küresel çıkarlarına uygun
olmadığına karar veren yönetim yeni pazarlar yaratma peşindeydi. Yıllarca kapalı bir
kutu şeklinde dünyadaki gelişmelerden uzak yaşayan ÇHC’ye giriş için en uygun yer
de hiç şüphesiz ASEAN olacaktı. Esen bu barış rüzgarlarıyla birlikte ticari ilişkiler gelişirken
askeri harcamalarda düşüşe geçti. 90’larda ASEAN askeri harcamlararı 2.8%’e,
ÇHC’nin ise 5%’e geriledi. ÇHC’nin reformlarla birlikte gerçekleştirdiği ekonomik atılım
ise ekonomik işbirliğini düşünülenin ötesine taşıyordu. 80’ler ve 90’lar boyunca her
yıl için ortalama 10%’la büyüyen Çin, ASEAN’ın en önemli ortaklarından biri haline
geldi. ÇHC’nin gerçekleştirdiği bu ekonomik mucize daha önceleri bölge içinde bütünleşme
isteyen ABD’yi ise tedirgin etmeye başlamıştı. Zira ABD yönetimi bölgede sıcak
çatışma riskini minimize ederek, geri kalmış bu bölgelerde ekonomik ve ticari canlanma
8) From “threat” to “opportunity”?, ASEAN, China, and triangulation, Etel Solingen
> MAKALE
15
ÇİN-ABD İLİŞKİLERİ <
yaratma peşindeydi. Bu canlanmanın ise ABD’nin öngördüğü şekilde değilde, ÇHC’yi ön
plana çıkarır şekilde gerçekleşmesi bölgedeki Amerikan çıkarları için potansiyel bir tehdit
oluşturabilirdi. Ekonomik olarak kendisine bağlamak istediği bölgeyi, hiç de hesapta
olmayan Çin mucizesi ile Çin’e kaptırmak anlamına gelen gelişmeler Asya-Pasifik’teki
Amerikan çıkarlarının tehlikeye girmesi demekti.
2000’li yıllara gelindiğinde bölgedeki entegrasyon farklı boyutlara taşınıyordu.
ASEAN ve ÇHC, Serbest Ticaret Bölgesi kurmak üzere 2002 yılında ortak bir deklarasyon
yayınlıyordu. İki taraf için de ilk olma özelliğine sahip olacak STA ile taraflar
arasındaki ticaret ve ekonomik ortaklık bir adım daha ileriye götürülecekti. 10
yıllardır sürdürdüğü ekonomik gelişimi yakın çevresindeki bölgesel barışın korunmasıyla
sürdürülebileceğine inanan ÇHC yönetimi, rakip devletler tarafından zayıf
karnı olarak görülen bölgeyle ilişkilerini çok daha sağlam hale getirmeyi planlıyordu.
Güney Çin Denizinde yaşanan sınır ve egemenlik tartışmalarının gölgesinde bazı üyeleri
istemeye istemeye de olsa ASEAN da bu anlaşmaya oldukça önem veriyordu.
Bölge ülkelerinin Çin’e yönelik ihraç mallarına uygulanacak gümrüğün sıfırlanacak
olması ASEAN için yeni ticari fırsatlar anlamına geliyordu. Bu anlaşmayla aynı sene
ASEAN ve ÇHC arasında imzalanan diğer bir deklarasyon olan Güney Çin Denizi’ndeki
Sorunların Çözümüne Yönelik Yol Haritası karşılıklı güveni geliştiriyordu.
Her ne kadar hukuki bir bağlayılıcılığı olmasa bile bu deklarasyonla birlikte taraflar
sınır anlaşmazlıklarını sıcak çatışmaya dönüştürmeden diplomasi masasında çözmeye
yönelik iradelerini ortaya koymuş oluyordu. Deklarasyonla sorunlar çözülmüş değildi
tabiki, ancak serbest ticaret bölgesi başta olmak üzere daha ileri ortaklıkların önü bu
sözleşmeyle açıldı diyebiliriz. Zira Güney Çin Denizi’ndeki güvenlik bölge ülkeler
için oldukça önemli. ÇHC’nin ithal ettiği petrol ihtiyacının büyük bölümü bu denizden
geçerek ÇHC’ye ulaşıyor. Dünya petrol ticaretinin 25%’i ise bölgedeki deniz yollarından
geçiyor. Ekonomisi büyüdükçe enerjiye olan ihtiyaçları da gittikçe artan bölge
ülkeleri için enerji yolları birer kan damarı haline gelmiş durumda. Kan damarlarının
tıkanması halinde ise dönen çarklar duracak, işsizlik tehlikesi baş gösterecek. Bunun
için ÇHC başta olmak üzere bölgesel devletler enerji yollarının her halükarda açık ve
güvenli olmasını istiyor.
Bununla birlikte çok yönlü politikalar üreten ÇHC yönetimi ASEAN üyeleriyle ayrı
ayrı imzaladığı güvenlik, ekonomik ve enerji anlaşmalarıyla enerji yollarının çoğaltmanın
peşinde. Myanmar ile yapılan ve hayata geçirilmek üzere olan doğalgaz ve petrol
boruları projeleriyle ÇHC yönetimi Güney Çin Denizi’ndeki yollara alternatif yollar üretiyor.
Orta doğu petrollerinin Malakka boğazına girmeden Myanmar’daki Arakan bölgesinde
kurulacak tesisler yoluyla karadan direk Çin’e ulaştırılması hedefleniyor. Ayrıca
Myanmar hükümeti ile imzaladıkları anlaşma ile Çin yönetimi Arakan ve açıklarında
petrol ve doğalgaz çıkarma hakkını elde etti. Aynı şekilde Pakistan ve Tayland’da da pet>
DÜNYA BÜLTENİ ARAŞTIRMA MASASI
16
rol ve doğalgaz tesisleri kurararak denize olan bağımlılığını azaltmayı hedefleyen ÇHC
yönetimi, Orta Asya’dan enerji ithal etmek üzere yeni anlaşmalar peşinde.
Güneydoğu Asya’da bu gelişmeler yaşanırken New York’ta gerçekleşen 11 Eylül
saldırıları Amerikanın dikkatini Ortadoğu Asya’ya çevirdi. İslamcı ‘terörist’ ve radikalleri
beslemek ve onlara askeri destek vermekle suçladığı Irak ve Afganistan saldırılarıyla
bölgede fiziki varlıklarını konuçlandıran Amerikan yönetimi, aynı zamanda bölgeye demokrasi
getirmiş de oluyordu. Kısa süren düzenli ordu savaşlarının ardından geçen yıllar
boyunca halen devam eden gerilla savaşları ABD ekonomisine ağır bir yükü de beraberinde
getiriyordu. 2007 yılında yaşanan finans krizi ve 2009’da patlak veren Avrupa borç
krizi etkisinden kendini kurtarmaya çalışan ABD yönetimi yeni yeni Asya- Pasifik bölgesini
ihmal ettiğini itiraf ediyor. ÇHC 2000’li yıllar boyunca düşman yaratmak yerine yeni
dostlar üretip, ekonomik gelişimin ve enerjinin peşine düşerken; ABD yönetimi Ortadoğu
ve Afganistan çöllerinde İslamcı savaşçı peşinde para, vakit ve enerji harcıyordu. Yine
2000’li yıllar boyunca ÇHC yönetimi hem ayrı ayrı hem de bir bütün olarak ASEAN
ile yeni gelir kaynakları oluşturup bölgesel ekonominin canlanmasını sağlarken, ABD
yönetimi ticaret ve ekonomi ihraç etmek yerine demokrasi ihraç etmeye başlamış, oluşan
ekonomik boşlukta borç batağına saplanan en yakın müttefiki Avrupa Birliğinin kendisini
de batağa çekme tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır.
Günümüzde artık Asya-Pasifik’te ÇHC menfaatine olacak her gelişme ABD için
bir kayıp anlamına geliyor. Bölgede güç dengesinin korunmasını, tek güçlü hegemon
bir devlet yerine çok devletin söz sahibi olduğu yönetim arzusunda olan ABD yönetimi
için ÇHC zaten oldukça güçlenmiş hale gelmiştir. Şanghay İşbirliği örgütü ile
Orta Asya ülkeleri ve Rusya ile yaşadığı sınır sorunlarını minimize ederek güvenlik
problemini çözen Çin, Pakistan, Afganistan ve hatta Hindistan ile ilişkileri geliştirerek
tüm dikkatini Güney Çin Denizi’ne vermeyi planlıyor. ABD için bir diğer tehdit ise
bölgeden geçen deniz yollarının güvenliği. Her ne kadar ÇHC yönetimi serbest geçişin
garantisini verse de, Amerika, Güney Çin Denizi’nden geçen yolların Çin hakimiyetine
geçmesini milli menfaatlerine olduğunu düşünmüyor. Deniz yollarını kontrolü
altına almış, bölge ülkeleriyle serbest ticaret anlaşmaları kurmuş bir Çin egemenliği,
ABD’nin bölgeden çıkartılması anlamına geliyor. Bütün bunlara karşın ABD yönetimi
demokrasi, insan hakları gibi evrensel söylemlerle bir yandan ÇHC’yi eleştirip bölge
ülkelerine bana muhtaçsınız mesajı verirken diğer yandan bölgeden çıkması halinde
bölgenin terörist gruplar için bir üs haline gelebileceği haberlerini yayarak bölgedeki
varlığını korumaya çalışıyor.
> MAKALE
17
ÇİN-ABD İLİŞKİLERİ <
Genel Değerlendirme
Gelinen noktada Asya- Pasifik tarihte hiç olmadığı kadar dünya gündemini belirleyecek
hale gelmiştir. Yüzyıllar boyunca çekik gözlü insanların balık avladığı Güney Çin
Denizi, sahip olduğu enerji kaynakları ve stratejik önemi nedeniyle şimdilik sakin olsa da
sıcak çatışma potansiyeli en yüksek deniz haline gelmiştir. Kıyamet senaryaso çizip, 3.
Dünya Savaşının buradan başlayacağını söyleyecek değilim ancak yakın ve orta vadede
ÇHC ile diğer sahildar devletler arasında küçük caplı çatışmaların yaşanması bizim için
sürpriz olmayacaktır. Bu çatışmaların tüm bölge ülkelerini içine alıp ASEAN-ÇHC savaşına
dönüşme riski ise oldukça düşük. Zira ASEAN içinde ÇHC ile sınır anlaşmazlığı
yaşayan sadece 4 devlet var, ki bunlar; Filipinler, Vietnam, Malezya ve Brunei. Malezya
ve Brunei’in hem tarihi hem de hukuki iddaları göz önüne alınıp konjüktürel şartlarla
birlikte değerlendirildiğinde ÇHC ile sıcak çatışma içerisine girmesi pek mümkün gözükmemektedir.
Filipinler ve ÇHC arasında ise son dönem de sıkça duyduğumuz Scarborough
kayalıklarında yaşanan gerilim artarak devam edecektir. Zira son zamanlarda Filipinler
donanmasını modernize etmeye başlamıştır. Ancak ABD destekli bu modernizasyon
ÇHC ile baş edebilecek boyutlarda değildir. Elden düşme veya ikinci sınıf sahil güvenlik
gemi ve botları ile ÇHC ile mücadele edecek kadar gözü kara olmadını umduğum Filipinler
yönetimi, ABD gücünün bölgedeki seyrine bağlı olarak politika üretmeye devam edecek.
Aynı şekilde Vietnamla da geçmişte yaşanılan türden çatışma riski oldukça yüksek.
Ama gerek Vietnam gerekse de Filipinler tek başlarına ÇHC ile mücadele edecek güce
sahip değiller. Egemenlik iddaları doğrultusunda ABD ile ilişkileri iyi tutmaktan başka
çaresi kalmayan bu iki ülke ileride seçim yapmak zorunda kalabilir. Geçtiğimiz aylarda
Kamboçya’da gerçekleşen ÇHC ve ABD’nin de dışişleri bakanları düzeyinde katıldığı
ASEAN zirvesinde Güney Çin Denizi’nde yapılan sınır ihlalleri doğrultusunda ÇHC’ye
yönelik yazılması planlanan ortak deklarasyonun örgüt tarihinde ilk kez aykırı sesler çıkması
sebebiyle yapılamaması ÇHC’nin ASEAN içindeki etkisini de gözler önüne seriyor.
Bu da ilerleyen zamanlarda Filipinler ve Vietnam’ın ASEAN içinde yalnız kalabileceği
ve hatta biraz daha uzak vadede ASEAN’ın Amerikan etkisinden çıkarak ÇHC etkisi
altına girebileceği şeklinde yorumlanabilir.
> DÜNYA BÜLTENİ ARAŞTIRMA MASASI
18
Kaynaklar
1- China, the United States, and South-East Asia , Sheldon W. Simon, Evelyn Goh
2- International Relations of Asia , DAVID SHAMBAUGH
3- China-Southeast Asia Relations: Trends, Issues, and Implications for the USA, CRS Report for Congress
4- China’s Maritime Territorial Claims: Implications for U.S interests, CRS Report for Congress, http://wikileaks.
org/wiki/CRS-RL31183
5- Çin ve Hindistan’ın Deniz Stratejisi ve Hint Okyanusu’nda Güç Mücadelesi, Ömer ATAGENÇ
6- Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi, http://www.unicankara.org.tr/doc_pdf/denizhukuku.pdf
7- Paracel Adalarında Çin- Vietnam deniz kuvvetlerinin çatışması: http://www.militaryphotos.net/forums/
showthread.php?157294-Real-footage-China-massacred-64-people-with-37mm-anti-aircraft-guns/page10
8- China and Souteast Asia, Evelyn Goh , http://www.fpif.org/articles/china_and_southeast_asia
9- Güney Çin Denizi başlıklı Çin Dışişleri Bakanlığı Açıklamaları: http://www.fmprc.gov.cn/eng/topics/
3754/
10- Historical Proofs of Vietnamese Sovereignty of Paracel and Spratly Islands, http://eyedrd.org/2011/08/
historical-proofs-of-vietnamese-sovereignty-of-paracel-hoang-sa-and-spratly-truong-sa-islands-since-
17th-century.html
11- China Holds Undisputed Sovereignty over Huangyan Islands, http://english.cntv.cn/special/huangyan_island/
homepage/index.shtml
12- China Trumps ASEAN in the South China Sea, Nicholas Clement, http://www.2point6billion.com/
news/2012/07/18/china-trumps-asean-in-the-south-china-sea-11389.html
13- Çin’in İçişlerine Katılmak ABD’ye Zarar Verir, http://turkish.cri.cn/781/2012/07/30/1s142009.htm
14- 2002 Declaration on the conduct of parties in the South China Sea, http://www.aseansec.org/13163.htm
15- http://baike.baidu.com/view/1800456.htm
16- http://baike.baidu.com/view/16187.htm
> MAKALE
19
ÇİN-ABD İLİŞKİLERİ <
> DÜBAM DUNYA BÜLTENİ ARAŞTIRMA MASASI
> DÜBAM
DÜNYA BÜLTENİ ARAŞTIRMA MASASI
Güney Çin Denizinde Sınır Anlaşmazlıkları
ve ABD-ÇHC İlişkileri’ne Etkileri
DÜBAM Yayınları
Küresel İletişim Merkezi
Barbaros Bulvarı, Balmumcu / Beşiktaş
Tel: (0212) 274 80 21 – 274 80 22
www.dunyabulteni.net

İSLÂM GENEL KONGRESİ BEYANNAMESİ 1931..Prof. Martin Kramer..Islam Assembled..www.beyazrenkler.com/forum...Dünya Müslümanları Konfederasyonu

, , , ...

http://www.beyazrenkler.com/forum/index.php/topic,19617.0.html

İSLÂM GENEL KONGRESİ BEYANNAMESİ 1931..Prof. Martin Kramer..Islam Assembled

6 Şaban 1350 / 10 Aralık 1931 Salı günü düzenlenen dördüncü oturumda Kongre tarafından bu beyanname kabul edilmiştir:



Madde 1: Dünyanın her yerinden Müslümanların katılımıyla düzenli ve genel bir kongre düzenlenecek ve bu kongre İslam Genel Kongresi olarak anılacaktır.



Madde 2: Kongrenin hedefleri şunlardır:

a) İslam inancını ve değerlerini yaymak için etnik köken ve mezhep ayrımı yapılmaksızın Müslümanlar arasındaki işbirliğini ve genel İslam kardeşliğini geliştirmek.

b) Müslümanların menfaatlerini savunmak ve kutsal mekânlar ile toprakları herhangi bir müdahaleye karşı korumak.

c) Müslümanlar arasındaki Hıristiyan misyonerlerin çabalarına ve kampanyalarına karşı savaşmak;

d) İslam inancı birliği için üniversiteler ve akademik kuruluşlar açmak; Müslüman gençlere Arapça dilinin öğretilmesi için Kudüs’te Mescid-i Aksa Üniversitesi isimli bir üniversite açmak;

e) Müslümanlar ile ilgili önem taşıyan diğer İslami konuları incelemek…



Madde 3: Sonraki kongrelerdeki katılımcılar şu kişilerden oluşacaktır:

a) Birinci kongreye katılanlar;

b) Hazırlık komitesi tarafından sonraki kongrelere bireysel veya İslami kuruluşların temsilcileri olarak davet edilenler;

c) Kongrenin oturumları esnasında Kongre tarafından bizzat davet edilen Müslümanlar…



Madde 4: Bir kişi Müslümanlar adında kayda değer kültürel veya maddi çeşitli hizmetlerde bulunmuş ise bu kişi oturumlarda bulunmasa bile Kongre tarafında bir üye olarak tanınabilir.



Madde 5: Kongre her iki yılda bir kere toplanacaktır. Arada geçen zaman içinde beklenmedik bir gelişme meydana geldiği takdirde, yönetim kurulu dörtte üçlük bir çoğunlukla, Kongre’yi toplantıya çağırabilir.



Madde 6: Kongrenin toplanma yeri Kudüs’tür. Kongre faaliyetleri için başka bir mekân seçilebilir; her oturumda, bir sonraki oturumun yeri belirlenebilir. Olağanüstü durumlardaki oturumların yeri yönetim kurulu tarafında belirlenir.



Madde 7: Oturum süresince Kongre’yi başkan, dört delege, dört gözlemci ve dört sekreterden oluşan bir kurul yönetir ve bu kurul, Kongre’nin iç tüzüğüne uygun olarak seçilir.



Madde 8: Oturum süresince Kongre, eğer gerekirse, projeleri incelemek ve rapor düzenlemek görevleri için bazı komiteler oluşturabilir.



Madde 9: Kongre, mümkün olduğu kadar çok Müslümanı temsil eden 25 üyenin oluşturduğu bir yönetim kurulunu kendi üyeleri arasından seçecektir. Yönetim kurulunun görevleri şunlardır:

a) Kongre kararlarını uygulamak; komiteleri ve şubeleri denetlemek;

b) Bir sonraki Kongre’yi düzenlemek için gereken düzenlemeleri yapmak ve bu Kongre’nin gündemini belirlemek;

c) Müslüman topraklarda şubeler açmak ve Kongre’nin hedeflerini anlatmak için yurtdışına çeşitli heyetler göndermek.



Yönetim kurulu, çalışmasını, oturumları ve para durumunu düzenlemek adına iç tüzük oluşturacak ve bu tüzük, Kongre’nin bir sonraki toplantısında sunulacaktır.



Madde 10: Yönetim kurulu, Kongre üyeleri arasından 7 kişilik bir büro seçecektir. Bu kişiler; bir genel sekreter, yardımcı genel sekreter ve mali yöneticiden oluşacak ve bu kişilerin görevleri şunlar olacaktır:

a) Yönetim kurulunun kararlarını uygulamak;

b) Sekreterlik ve muhasebe işleri ile ilgilenmek;

Genel sekreter, büronun toplantılarını düzenleyebilir ve toplantı kararlarını uygulayabilir. Bürodaki kişilerin tamamı, yönetim kuruluna karşı sorumludur.



Madde 11: Kongre başkanı, toplantıların ve yönetim kurulunun başkanıdır.



Madde 12: Yönetim kurulu ve büro, bir sonraki Kongre’de yeni bir yönetim kurulu ve dolayısıyla yeni bir büro seçilecek olan bir sonraki Kongre zamanına kadar göreve devam edecektir. Yönetim kurulunun ve büronun üyeleri yeniden seçilebilir.



Madde 13: Kongre’nin mali ihtiyaçları, üyeliklerden, bağışlardan ve diğer kaynaklardan temin edilecektir.



Madde 14: Mali işler yöneticisi, Kongre’nin bağışlarından, muhasebesinden ve mali işlemlerinden sorumludur. Bütün bunlar her yıl yetkili bir muhasebeci tarafından denetlenecektir.



Madde 15: Kongre adına üyelerin veya komitelerin herhangi biri tarafından alınan bağışlar, defterdara teslim edilmek zorundadır. Masraflar, Kongre’nin ve yönetim kurulunun kararlarına uygun olarak ve yalnızca büronun izni ile onaylanır. Kongre’ye gelen bağışlar, büro tarafından Genel İslami Kongre adına açılan bir hesapta tutulur. Defterdar dahil olmak üzere iki büro üyesinin imzası olmadan hiçbir bağış hesaptan çekilemez.



Madde 16: Bir üye, Kongre’ye karşı bir plan kurarsa veya engel olmaya çalışırsa, mevcut üyeler arasındaki üçte ikilik bir çoğunlukla, Kongre bu kişiyi üyelikten çıkarabilir. Suçlu kişi, kendisini bizzat veya bir temsilci aracılığıyla savunma hakkına sahiptir.



Madde 17: Bu beyanname yalnızca Kongre üyelerinin katılımında sağlanacak üçte ikilik çoğunluğun kararıyla ve söz konusu değişiklik ile bu değişikliğin amacı, Kongre’den en az iki gün önce Kongre üyelerine bildirilirse değiştirilebilir.

Çeçen Cumhuriyeti İçkerya Bayrağınızı Alın!..ALLAHIN DAĞLARI ÇEÇENİSTAN DOSYASI

,




http://www.beyazrenkler.com/forum/index.php/topic,19279.new.html#new

Waynakh Online başlattığı yeni bir kampanya ile herkesin Çeçen Cumhuriyeti İçkerya bayrağı sahibi olmasını sağlıyor.

Bilindiği üzere dünyanın dört bir yanına dağılmış Çeçen halkının oluşturduğu diasporalardaki yurttaşlarımızın ve Çeçen halkına desteğini göstermek isteyen dostlarımızın eksikliğini en çok hissettiği hususlardan birisi de “Çeçen Cumhuriyeti İçkerya” bayrağını temin etmek. Waynakh Online, kendisine ulaştırılan e-postaları dikkate alarak bu konuyu çözüme kavuşturacak bir çalışmayı hayata geçirdi. İtalya merkezli ünlü bayrak üreticisi “Flags Online*” ile gerçekleştirilen işbirliği sayesinde bundan böyle istediğiniz boyutta ve adette “Çeçen Cumhuriyeti İçkerya” bayrağına sahip olabileceksiniz.

Kampanya kapsamında hazırlanan bayraklar ve indirimli fiyatları şöyle:

Ekonomik Bayrak

Boyut: 100×150 cm – KDV dahil Fiyatı: 10,00 Euro

Süper Kalite Bayraklar (%100 Nautical Polyester)

Boyut: 20×30 cm – KDV dahil Fiyatı: 18,00 Euro
Boyut: 35×50 cm – KDV dahil Fiyatı: 27,00 Euro
Boyut: 70×100 cm – KDV dahil Fiyatı: 32,00 Euro
Boyut: 100×150 cm – KDV dahil Fiyatı: 49,00 Euro
Boyut: 150×225 cm – KDV dahil Fiyatı: 81,00 Euro
Boyut: 200×300 cm – KDV dahil Fiyatı: 342,00 Euro
Boyut: 300×450 cm – KDV dahil Fiyatı: 410,00 Euro

Nasıl satın alacaksınız?

Bayraklarınızı internet üzerinden sipariş verecek ve tercihinize göre “ekspres kargo” ya da “hızlı posta” ile adresinizde teslim alacaksınız. Ödemeyi ise siparişiniz sırasında “Paypal” ya da “Kredi Kartı” ile gerçekleştirebilirsiniz.

Sayfa İngilizce olduğu için aşağıda sipariş süreci adım adım açıklanmıştır:

1. Waynakh Online’da yer alan LİNKİ tıklayarak sipariş sayfasına gidin.

2. Ekonomik bayrak için “way92946“, süper kalite bayraklar için ise “way92943” şeklindeki “İNDİRİM” kodunu yazarak onaylayın.

3. Satın almak istediğiniz bayrağı seçin, istediğiniz miktarı seçin ve “add to cart” butonunu tıklayın.



4. Satın alma yönetiminizi ve kargo tercihinizi yapın:
a-Kredi Kartı
b-Paypal ve Hızlı Posta
c-Paypal ve Ekspres Kargo



5. Siparişinizi sonlandırın

*Flags Online: 80 yılı aşkın süredir ürettiği bayraklarla adını duyuran İtalya merkezli üretici ve Waynakh Online bu proje için işbirliği içerisinde olduğu firma.

https://twitter.com/#!/BEYAZRENKLERcom